Bir Türlü Yakalayamadığım Kargalar
Bir Çeşit Beni Tanıyın Yazısı
Bir Türlü Yakalayamadığım Kargalar
Bir Çeşit Beni Tanıyın Yazısı
Kargalar. Bize ölülerimizi gömmeyi öğreten, Odin’in habercileri, bilgeliğin ve iki dünya arasındaki haberleşmenin sembolü olan kargalar…

Baharın başlarıydı. Uzunca bir süre bahçeden garip karga sesleri gelince merak edip balkona çıktım. Henüz doğru düzgün ayakta bile duramayan bir yavru karga yere düşmüş, bir kedi de bu yavrunun peşine takılmış. Kedi yavruya yaklaşınca bir büyük karga kedinin hemen önünden geçerek dikkatini dağıtıyor, kedi ona yaklaşınca bu sefer başka bir yetişkin karga aynı şekilde kedinin önünden geçerek yönünü değiştiriyordu. Bu olay çok uzun süre tekrarlayarak devam etti.

Konunun nereden açıldığını hatırlamıyorum. Bir gün salonda otururken ben nasıl biriyim? diye sormuştum. Sonrasında babam, “Kararsızsın. Başladığın bir işi bitirmiyorsun. Burada bir şeye başlıyorsuunn (eşzamanlı olarak kafasını sağa çevirir), aaa burada ne varmış biraz da buna bakayım (kafasını sola çevirir), biraz da şunu yapayım derken daldan dala atlıyorsun hiçbiri tamamlanmıyor.” diye cevap verdi. Babamın bu cevabı hayatım boyunca yaptığım seçimleri gözden geçirmemi sağladı.
İşte, babamla yaptığımız bu kısa konuşma -özellikle kafasını bir sağa bir sola çevirmesi- bana bu kedi ve kargaları hatırlattı. Şimdiye kadar peşine düşüp bir sebeple sonuçlandırmadığım her şeye karga adını verdim o günden sonra. Yarım bıraktığım hobilerim, vazgeçtiğim hedeflerim… Hepsi kargalarım oldu. Artık ne zaman bir işi tamamlasam kendime işte bu sefer kargamı yakaladım, diyorum. Bu tabiri kullanmayı oldukça seviyorum.
Bir tarafta da zatenler var. Tam peşinde olduğumuz kargayı yakalayacağımız sırada diğer taraftan gelen dikkatimizi dağıtan çıtırtılar, rüzgar sesleri.
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusunu duymaya başladığımda, bu soruya cevabım çok netti. Doktor olmak istiyordum. Bana göre doktorlar birer süper kahramandı! Hasta insanları iyileştirmekten daha güzel bir süper güç olabilir mi? Hatta uzmanlık alanıma bile karar vermiştim: nöroloji. Bu kararımda dedemin alzheimer hastası olduğunu öğrenmem de biraz etkili olmuştu. Zaman ilerleyip biraz büyüyünce nörolog olabilmek için çok uzun yılların geçmesi gerektiğini ve muhtemelen dedeme faydalı olamayacağımı fark ettim. “Zaten” liseye geçince notlarım da düşmüş, tıp kazanabileceğime dair olan inancım azaltmıştı.
Evet, lisede notlarım düşmüştü, fakat iyi olduğum yeni bir alan keşfetmiştim. Yabancı diller! Okulda en sevdiğim dersler İngilizce, Almanca ve biyolojiydi. İngilizce ve Almanca derslerinden hem keyif alıyordum hem de yeteri kadar başarılıydım. Durum böyle olunca, ben de farklı diller öğrenmekle ilgilendim. Yeni kelimeler öğrenmek, bu yeni kelimeleri farklı dillerdeki önceden bildiğim eski kelimelerle bağdaştırmak çok zevkliydi. Tıpkı yap-boz yapmak gibi. Bir kelime öğreniyorsunuz, bu kelime bana bir yerden tanıdık mı geliyor sanki, acaba bir bağlantıları var mı diyorsunuz ve gerçekten bağlantılı çıkıyorlar. Ama çoğu şeyde yaptığım gibi bunda da ipin ucunu kaçırdım. En sonunda beynimin içinde bir yığın kelime vardı fakat hiçbirinin anlamını ya da hangi dilde olduğunu bilmiyordum. “Zaten” üniversiteye hazırlanıyordum ve hiç kimse tercüman ya da filolog olma fikrime sıcak bakmamıştı.
Almanca ve İngilizce derslerinden umudu kesince en sevdiğim diğer derse, biyolojiye yüklendim. Dünyayı tanımak, hayatın nasıl işlediğini öğrenmek çok büyüleyiciydi. Fakat bu sefer de işsizlik, ekonomi, politika gibi daha az büyüleyici kavramlarla tanıştım. Bu durumda, biyoloji okumak mümkün, fakat biyolog olup hayalini kurduğum şeyleri yaparak ülkeden ayrılmadan para kazanmam mümkün değildi. Yani en azından bana söylenen buydu.
Sonra birden tatlı bir kafe açma fikriyle kendime geldim. Şirin bir muhitte, ferah, rahat, ucuz, vegan bir kafe açacaktım. Kafemin mükemmel kahveleri ve vasat tatlıları olacaktı.

Arkada hafif bir müzik, duvarlarında boydan boya kitaplık… Bu fikri o kadar sahiplenmiştim ve bunu yapmak istediğimden o kadar emindim ki, kafemi açabileceğim yerleri araştırmaya bile başlamıştım. Gün boyunca kahve yapma hayali bana çok cazip geliyordu ve bunun için dört sene üniversite okumama gerek yoktu. Ama liseden sonra okumama fikri bana da aileme de pek hoş gelmezdi. “Zaten” öğrenci olmayı seviyordum, sorun mezun olduktan sonra yapacağım işin ne olacağıydı.
Ben de yalnızca konu hakkında akademik düzeyde bilgi edinmek için hobi olarak üniversite öğrencisi olmaya karar verdim ve sınava girdim. Sonuçlar geldiğinde biraz ilgimi çektiğinden, biraz da puanıma uygun olduğundan -ama en çok da çevremdeki insanların teşvik etmesiyle- hukuk okumaya başladım. Şimdi hukuk fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim. Bu konuda diğer hedeflerime göre daha ciddi adımlar attığımı söyleyebilirim. Okula başladıktan bir süre sonra hukukçu olmak hoşuma gitti ve kafe açma planım da tıpkı ondan öncekiler gibi zihnimin tozlu rafları arasındaki yerini almış oldu.
Zatenlere takılıp kalmadığımız, peşine düştüğümüz kargaların bizlere bilgelik ve huzur getirdiği günleri görebilmek dileğiyle.
메타데이터
- post_id
- 726951604df5
- slug
- bir-türlü-yakalayamadığım-kargalar-726951604df5
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/bir-t%C3%BCrl%C3%BC-yakalayamad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m-kargalar-726951604df5
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/bir-t%C3%BCrl%C3%BC-yakalayamad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m-kargalar-726951604df5
- author_url
- https://medium.com/@seymainal
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-27 10:45:18