Zamanında Edilmemiş Bir Veda
Sevgili Turuncu Montum,
Zamanında Edilmemiş Bir Veda

Sevgili Turuncu Montum,
Bugün hayaletine rastlar gibi oldum bu şehrin özür dilemeyen, rüzgarlı sokaklarında. Seni ilk gördüğümde saçlarım da bakırdan arta kalanla yetinen bir turuncuydu. Gençken, hayallerimizin ortaklaştığı bir hedefe soluksuz yürürken birlikte yorulduk tepelerde. Şimdi yokuşsuz yürüyorum, anımsayarak. Seni başka hayatlara sürükledikten sonra telaşla hatırladım terk edişimi. Oysa bendim çamurda lekesiz yürü diye adımlarına emek emek taş döşeyen; iki bavulla havaya uçurdum köprülerini.
Kafamın içinde büyüdüğüm zaman ellerimin dolandığını bilirsin. Nereye sığdıracağımı bilemem. Derken telaşsız düşürdüm yıllarca biriktirdiklerimi. Nasıl da saçılıp dağılmadı, kaybolmadı. İşte evin ortasında duruyorlar. Kaldırmadım, toplamadım. Uzun baktım her birine, hiçbiri sen değilsin. Bazen üstünden atlıyor, bazen etrafından dolaşıyorum. Korkma, dikkatli yürüyorum, ayaklarım yaralanmıyor. Kimse görmüyor; avuç içlerimi hep saklıyorum.
Ellerimi yeniden sıcak ceplerine daldırmak, aşina yollarında sapmasız yürümek istiyorum. Yıllarca aşındırdığımız kapıya varıp “bu şehir benim” diyerek tanıdık yüzlere bakmak. Senden sonra dolaplarım karıştı; hiçbir ceket üstüme oturmadı. Alıştım, sevdim, öğrendim sandım; ama bu şehir benim değil, bu lisan değil, bu rüzgar hiç değil. Bu gurbet benim.
Bugün bir şarkının ucundan duyumsadım senin bakışlarındaki tasasız kıpırtıyı. Hani Çengelköy yokuşundan inerken dinlerdik; elimizde kitaplarla az sonra vapura biner, bir çay içerdik. Evet, Refik Halit Karay’ın kitaplarındaki vapur sahneleriydi okuduğumuz. Beni artık orada bulamazsın. Çınaraltı’nda da. Çengelköy’deki evimizden uzaktayım şimdi.
Eve dönmek, hiç var olmamış bir halkın dilinden söylenirmiş. Geri dönmenin sözcüğü bile gerçek bir dile ait değilmiş. Demek yuvaya ancak hiç konuşulmamış bir lisanda varılıyormuş. Bu tılsımı fısıldasam, şimdi Fethi Paşa’da karşılaşır mıyız tekrar? Söylenmemişleri konuşup, kendimize yeni bir dil yaratır mıyız? Hani kitaplarda belirsiz yol ayrımlarında tesadüfen iyi insanlara rastlanır; koruyan, gözeten, halden anlayan. Nerede o hayatı bilen iyi insanlar? Sen onların varlığına inanırdın. Bu yüzden Gandalf tarafından kandırıldın.
Tutunacak hiçbir şey kalmadığında, virajlarda yalnızca ayaklarınla dengede durmayı öğrenmiştin. Çocukluğumuzdan kalmaydı bu; eller dolu bisiklet sürmekten tecrübeli sayılırdık. Öyle derdin. Ayakta, desteksiz köprüden karşıya her geçişinde, Kuzguncuk sahilindeki hayaline uykulu gözlerle el sallardın; ellerin ve selamların başka bir zaman akışında buluşacağına inanarak. Sen hep böyleydin zaten ısrarlı şeyler yapardın. Tuhaftın biraz.
Biliyorsun, ben doğunca ağlamamış, morarıp kalmışım bir zaman. Gerçekten bu yüzden nefesimi tutuyor olabilir miyim şimdi? Ciğerlerimi hissetmek için bir ateş yakmak istiyorum. Hayır, oksijen al karbondioksit ver. En sağlıklısı bu. Soğukta nefes almayı deniyorum. Örtüsüz. Oysa sen sarıldığım en tanıdık kumaştın.
Artık hep böyle melankolik değilim. Hâlâ çatlaklardan kahkahalarım sızıyor. Bakışlarımda neşem parlıyor. Doğruyu da söylemedim üstelik. Alıştım, sevdim, öğrendim… Bu mektup, zamanında edilmemiş vedamdır. Ondan bu satırlardaki ıslaklık.
Dantelli cümleler kurmaktan yoruldum.
Seni özledim.
Hoşça kal.
Ben
메타데이터
- post_id
- 1e57bb8fc07c
- slug
- zamanında-edilmemiş-bir-veda-1e57bb8fc07c
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/zaman%C4%B1nda-edilmemi%C5%9F-bir-veda-1e57bb8fc07c
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/zaman%C4%B1nda-edilmemi%C5%9F-bir-veda-1e57bb8fc07c
- author_url
- https://medium.com/@ffeyza
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-28 10:39:35