← Back to list

Açelya

DEBBIE DEMET WHITE · 2024-04-25 22:10 · 105 claps · 4.1 min read paywalled
#türkçe-yayın #kadin #kadına-şiddet #türkçe #öykü
Open on Medium ↗

Açelya

Saatine baktı, “Kahretsin” dedi dişlerinin arasından, eve yine geç kalacaktı. Bakalım bu sefer nasıl bir tantana kopacaktı? Bilmiyordu sanki iki semt arası trafiğin halini akşamın bu saatlerinde. Hem çalış eve para getir, hem de evdeki hiçbir iş aksatmasın, hayat saati saatine yaşansın istiyordu sevgili kocası. kalkma saati, yatma vakti, yemek zamanı hep belliydi. Sofra bir kaç dakika önce hazırsa bile, saati gelmedi diye oturmazdı.

Sevgili!? Yüreği cız etti. Evliliklerinin ilk yıllarında “Sevgilim” diye bahsederdi arkadaşlarına, “Sevgilim şöyle dedi”, “Sevgilimle şuraya gittik”. Sevgili, sevgilim…

Hayallerinin tuz buz olduğunu böyle saklamaya çalışırdı. Hem utanır hem de korkardı demeye bir başkasına, evdeki adamın hastalıklı ruh hallerini.

Utanırdı, çünkü annesi sıkı sıkı tembihlemişti evinde, evliliğinde olanları hiç kimseye anlatmaması için. “Ayıptır kızım, kan kussan kızılcık şerbeti içtim diyeceksin, idare edeceksin. Yoksa yürümez evliliğin, hem biliyorsun babanı, dönüş yok bu yoldan.”

Korkardı çünkü, kocası; her kavganın sonunda, “aklını başına devşir, yoksa cenazen çıkar bu evden” diyordu. Babası; “Gelinlikle çıktın, kefenle dönersin, sakın unutma bunu!” diye fısıldamıştı kulağına, düğün günü evden çıkarken. Nasıl bir çıkmaza düşmüştü böyle?

Nişanlandıklarında, teyzesinin annesine “Aman ne de meraklı evliliğe, etekleri zil çalıyor bu kızın, hayırlara vesile olsun” demişti. Hiç bir şeye vesile olamamıştı bu evlilik, ne mutluluğa ne de bir çocuğa.

VektorelCizim.net

VektorelCizim.net

Daha ikinci ayında başlamıştı gariplıkler. Bir akşam, yemeği beğenmemiş, bir akşam, pijamasını yerinde bulamamış, bir akşam, çay iyi demlenmemiş gibi incir çekirdeğini doldurmayacak bahanelerden kavga çıkarıyor, saatlerle, yorulup sızana kadar konuşuyordu kocası. Vır vır vır… Evvelsi günü, geçen haftayı, aklına gelen herhangi bir olayı ekleye ekleye, çığ gibi büyütüyor, uzuyor da uzuyordu konuşması. Sesini çıkartmamaya çalışıyor, sadece sorulana cevap veriyordu. Vermese; “kime konuşuyorum ben?” deyip elinde ne varsa duvara, yere fırlatıyor, arkasından da “kalk temizle şimdi bak nelere sebep oldun yine,” diyordu.

Başlarda bunun “bir anlık öfke kriz(i/leri)” olduğunu sanmıştı. İşinde bunaldı, canı bir şeye, biri(ne/lerine) sıkıldı herhalde gibi bahanelere sığınmaya çalışmıştı. Hatta hatayı kendinde aramış, neyi yanlış yaptığını, ya da yanlış anladığını bulmaya çalışmıştı. Sevgili kocası, nasıl isterse öyle yapmaya çalışıyor ama bir türlü beğendiremiyordu ne kendini ne yaptıklarını. Nasıl anlayamamıştı bu hallerini? Hiç mi açık vermez insan, arkadaşken, nişanlıyken.

Bir seferinde mutfak alışveriş paralarından arttırdıkları ile aldığı gece mavisi üzerine yıldız desenli nevresim takımını hevesle yatağa sermişti. O akşam kocası eve gelip, üzerini değiştirmek için yatak odasına girip de gördüğünde, yırtarcasına yataktan yastıktan çıkarmış, “Beyaz olacak bunlar bembeyaz anladın mı” diye avaz avaz bağırmış ve yine tüm gece susmamıştı. Maviyi de sevmiyordu takıntılı kocası. Tüm heveslerine yaptığı gibi kaldırmıştı takımı da en görünmez bir yere. Evliliğe dair her şey kursağında kalmıştı.

Birkaç durak kalmıştı, trafik milim milim ilerliyordu. Minibüsün camından dışarı baktı, herkes bir telaşe içindeydi. Kim bilir kimin başka daha ne dertleri var? Üzerimize geçirdiğimiz maskelerle çıkıyoruz sokaklara hep. İçi seni yakar, dışı beni misali. Atalarımız, her bir duruma uygun ne doğru laflar etmiş. Dağına göre mi veriyorlardı dertleri? Ben dümdüzüm oysa. Benim de çekerim bu demek ki diye geçirdi içinden. Ama ne zaman kadar? Bir gün bitecekti, bitmeliydi, böyle devam edemeyeceğini biliyordu, ama nasıl biteceğini kestiremiyordu? Gizli gizli biriktirdiği biraz parası vardı kenarda. Bir cesaret edebilse, çekip kapıyı gitmek istiyordu aslında, ama nereye ve nasıl bir türlü yolunu bulamıyor, aklı ermiyordu. Doluya koyuyor dolmuyor, boşa koyuyor almıyordu.

Evin durağında indi. Hızlı hızlı yürüyor, içinden “lütfen bu akşam bağırıp çağırmasın saatlerce,” diye bildiği duaları ediyordu. Sokağın başındaki çiçekçinin önünden geçerken gördü açelyaları, dizi dizi, renk renk. Durdu birden, hiçbir hesap yapmadan en açmış, en parlak kırmızı olanını seçti, parasını ödedi, kucakladı, gülümseyerek yürümeye devam etti. Mutlu olmak bu kadar basit ve kolaydı aslında.

Kapıya geldiğinde elindeki torbaları ve çiçeği bırakmaya, anahtarı çantasından çıkarmaya üşendi, zile bastı. Kapıyı da açıversin bir zahmet, benden en az iki saat önce geliyor eve diye geçirdi içinden. Açan olmadı, bir daha bastı, kulak kesildi gelen var mı diye, ses yok. Gelmedi mi acaba? diye geçirirken içinden, bir yandan da elindekileri merdivene bırakıyordu ki duydu içeriden kocasının sesini;

“Neredeysen bu saate kadar oraya git, geç kaldın yine, almıyorum seni eve.”

Duyduklarını anlamazlıktan geldi, anahtarı buldu, taktı, çevirdi, iteledi. Kapı açılamadı, zincirin şıkırtısı duydu, durdu.

Sese gelen adam, dört parmaklık aradan bakıp,

“Duymadın mı? Geç kalmayacaksın dedim sana kaç kere, yine geç kaldın. Saate bak, on dakika geç kaldın. Git nereden geldiysen oraya şimdi.”

“Sadece on dakika, biliyorsun akşam trafiğini, söz bir daha geç kalmam, konuşurum Selma Hanım’la. Hem nereye giderim bu saatte?”

Aralıktan bakan adam, gözlerinin içine baka baka kapıyı kapattı. Zincirin açılış şıkırtısını beklerken, tak tak, tak… Kapıyı duvarın içine oturtulmuş çerçevesine, üç bir yandan kilitleyen çelik kapının emniyet kilidinin sesi geldi.

Gidecek yeri yoktu bu saatte. “Açar birazdan, siniri geçsin hele” dedi kendi kendine seslice. Otomat söndü, karanlıkta merdivenin duvar tarafına oturdu, beklemeye başladı. Televizyonun sesi açıldı, en sevdiği dizi başlamıştı. Açelyayı aldı kucağına, yapraklarına dokundu hafifçe, gülümsedi, sarılıp saksısına biraz daha bekledi. Dizinin geçen hafta özeti bitti, yeni bölüm için reklamlara girdi. Reklamlar da bitti. Kapı açılmadı. Oturduğu taş merdivende iyicene üşümüştü. Yavaşça kalktı, trabzana tutunarak. Beli, sırtı kolları nasıl da ağrıyordu. Bugün cam kapı silme günüydü, iki katlı evin, dört odasının, salonun, mutfağın, balkonların camları kapıları, bir sabunlu bir duru suyla silip, kurulamıştı.

Çantasını omuzuna taktı, elindeki torbaları kapının koluna taktı, açelyası kucağında çıktı apartmandan. Başını yukarı çevirip evinin camlarına baktı son kez. Kocası camdan ona bakıyordu. Nereden anlamıştı ki apartmandan çıktığını, bilemedi. Camı açtı,

“Tamam, cezan bitti, gelebilirsin” dedi.

Meral, gülümsedi sevgili kocasına, karanlıkta görmüş müydü? Bilmediği şeylere ekledi bunu da.

Bedenini dikleştirip,

“Bu sefer değil…” dedi, dönüp yürümeye başladı ne olacağını bilmediği ama daha da kötü olamayacağını hissettiği yeni hayatına.

D. Demet White

Apeiron Dergi/ Aralık 2023


메타데이터
post_id
abdd4a8ea9e3
slug
açelya-abdd4a8ea9e3
url
https://medium.com/@missddw68/a%C3%A7elya-abdd4a8ea9e3
canonical_url
https://medium.com/@missddw68/a%C3%A7elya-abdd4a8ea9e3
author_url
https://medium.com/@missddw68
status
ok
fetched_at
2026-06-27 23:56:40