SIRRI’NIN SIRRI!
Sırrı Süreyya Önder’in gerçek rolünü, terör örgütü PKK içindeki muhalifler ifşa etti. Herkes Sırrı’yı “barış güvercini” zannediyordu. O…
SIRRI’NIN SIRRI!

Sırrı Süreyya Önder’in gerçek rolünü, terör örgütü PKK içindeki muhalifler ifşa etti. Herkes Sırrı’yı “barış güvercini” zannediyordu. O, ülkeyi yangın yerine çeviren mesajı taşıyan posta güverciniymiş
Sureti haktan görünen pek çok ismin aslında rejimin sadık kulu.
Devletin kadrolu veya kaşeli elemanı.
Posta güvercini!
Bunun en çarpıcı örneği Sırrı Süreyya Önder’dir.
Sırrı Süreyya Önder’in gerçek kimliğini, Öcalan’ın AKP ile yürüttüğü pazarlıktan rahatsız olan örgüt içi muhalifler ifşa etti.

O konuya gelmeden önce biraz geriye gidelim…
PKK ile devlet içindeki karanlık yapıların ilişkisi yıllardır konuşulur. Uğur Mumcu, Öcalan’ın MİT ile bağlantısını araştırıyordu. Emekli askerî savcı Baki Tuğ, Mumcu’ya açıkça “Öcalan’ın MİT görevlisi olma ihtimali yüksek” demişti. Mumcu belgeye yaklaşmıştı. 1993’te “Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak belgeler açıklayacağım” diye yazdı. On altı gün sonra arabasına yerleştirilen bomba ile susturuldu. Bombayı yerleştiren örgütün Tevhid-Selam (Kudüs Ordusu) olduğu ortaya çıktı.

Öcalan’ın eski eşi Kesire Yıldırım’ın babasının MİT mensubu olduğu da bilinen bir gerçek. Mumcu bu bağlantının, Öcalan’ın geçmişte bazı davalardan kolayca sıyrılmasını açıkladığını düşünüyordu.
Zülâl Kalkandelen, Mumcu’yu anlattı: “Gerçek aydın, cesur gazeteci, devrimci kalem”
1999’da Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirildiğinde “ülkeme hizmete hazırım” diyen Öcalan, her dönemde kullanışlı bir piyon oldu. AKP iktidara gelir gelmez, AB sürecinin açıldığı dönemde “serhildan” emrini avukatı aracılığıyla Kandil’e iletti. Askerlerin ve istihbaratın kontrolü altındaki İmralı gibi sıkı denetimli bir yerden talimat ancak izinle çıkar.
Bugün iktidar reddetse de o yıllarda TSK içindeki birçok klik darbe planı yayıyordu. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz… AKP’yi darbeyle indirmek, Gülen Hareketi bitirmek, 28 Şubat’ta post-modern darbe yapan kliğin hedefiydi.

Bu yapılara karşı Ergenekon operasyonları başladı. İddianamelerde bu yapı “ülkede kaos ve anarşi yaratmak, kamu düzenini bozarak hükümeti işlevsiz kılmak, halkı silahlı isyana teşvik etmek ve nihayetinde darbe ile yönetimi ele geçirmek”le suçlandı. Hiyerarşik, gizli, hücre tipi bir örgüt olarak tanımlandı. Askerî, sivil, mafya ve terör kolu bulunan, kendini “derin devlet” diye niteleyen yasadışı bir yapı olduğu ileri sürüldü. 2013 karar gerekçesinde de “silahlı terör örgütü… Gladyo/Kontrgerilla karşılığı” denildi.
KCK operasyonları da aynı derin yapının PKK ile içli dışlılığını ortaya çıkarmaya çalışıyordu. İstihbarat teşkilatı eliyle kurulan haber ajansları bile belgelendi. Sonra ne oldu? Operasyonlardan bunalan derin yapılar ve terör örgütü, iktidarla anlaşmanın yolunu buldu.
AKP, Ergenekon unsurlarıyla ve PKK ile anlaşarak bu operasyonları tasfiye etti. Fatura ise Gülen Hareketine kesildi. Mumcu nasıl susturulduysa, cemaat de aynı yöntemle yok edildi: terör örgütü ilan edildi, yüz binlerce insan kamu kurumlarından ihraç edildi, kurumlarına el kondu, adeta üzerinden tankla geçildi. Ergenekon ve KCK operasyonlarında görev yapan polis ve yargı mensupları tutuklanarak terör örgütü mensuplarının çıkarıldığı hapishanelere konuldu.
KCK operasyonları durdurulurken, terör örgütü PKK ile “çözüm süreci” başlatıldı. 2013’te başlayan süreç 2015 başına kadar devam etti. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de hükümet ile HDP ortak açıklama yaptı. Öcalan silah bırakma çağrısı gündeme geldi. Ülke seçimlere gidiyordu. Ancak sürece yeterince kamuoyu desteği yoktu. Bunu gören Erdoğan kısa süre sonra “siyasi anlamı yok” diyerek süreci sabote etti. İmralı görüşmeleri kesildi.
Süreçte patlayan yolsuzluk dosyaları AKP’yi iyice sarstı. 17–25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıyla köşeye sıkışan Erdoğan, “kandırıldım” diyerek Ergenekoncu ve ulusalcı yapılara günah çıkardı. Ergenekon ve KCK operasyonlarını o zaman paralel yapı olarak nitelendirdiği “Cemaatçi polis ve savcıları”n yaptığını savundu. 27 Nisan bildirisinin ardından açık destek veren, Anayasa Referandumunda AKP’lilerden daha fazla çalışan Gülen Hareketini, İslamcı, Ergenekoncu yapılarla ve terör örgütü PKK unsurlarının önüne attı. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü Selam Tevhid davası başta olmak üzere çok sayıda dosya kapatıldı. Faili meçhul cinayetler de Cemaatin üzerine yıkıldı!
Sonra zincirleme olaylar:
20 Temmuz Suruç katliamı → 22 Temmuz Ceylanpınar’da iki polisin evinde uyurken öldürülmesi → çatışmaların yeniden başlaması → “özyönetim” ilanları → hendek ve barikat dönemi.
PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı il ve ilçelerde Ağustos ayında “öz yönetim” ilan edip barikatlar kurdu. Suriye’deki iç savaştan (özellikle YPG/PYD yapılanmasından) edindiği şehir çatışması tecrübesini Türkiye’ye taşıma girişiminde bulundu.
SEFA SÜRENLER PROGRAMI SIRRI SÜREYYA ÖNDER: BİLİNMEYENLER, TARTIŞMALAR VE SİYASİ SERÜVEN
İmralı’dan çıkan hendek savaşı kararını Kandil’e ileten kişi Sırrı Süreyya Önder’dir. Bunu bizzat bir PKK’lı itiraf etmiştir. Sağcısından solcusuna, dindarından Kemalist’ine herkesin “sevgi pıtırcığı” muamelesi çektiği Sırrı Süreyya, örgütün şehir savaşı emrini taşıyan posta güvercini oldu.

Sonuç: 7 Haziran’da 258’e düşen ve tek başına hükümet kuramayan AKP, hendek kanı ve güvenlik operasyonları sayesinde 1 Kasım’da 317’ye çıktı. İktidarını pekiştirdi.
Neyin karşılığı? Resmi rakamlara göre 793 güvenlik kuvvetleri şehit verdi. Öldürülen terörist sayısı 4 bin 500’ü geçti. Türkiye İnsan Hakları Vakfı raporuna göre en az 310 sivil öldü.

Devlet Bahçeli’nin “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” çağrısıyla yeni bir açılım süreci başladı. Terör örgütü PKK, 5–7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği kongre doğrultusunda kendini feshettiğini ve silahları bıraktığını duyurdu. Bu durum, örgüt içerisinde farklı bir tartışmanın fitilini ateşledi. Örgüt içindeki sürece muhalif isimler “Apocuların” ilişkilerini faş etmeye başladı. Sırrı’nın sırrı da böyle ortaya çıktı.
2019 seçimleri öncesi postacılık yapan Ali Kemal Özcan bir açıklamasında Sırrı Süreya Önder’in devletle çalıştığını “Allah da kul da biliyor” diye bir açıklama yapmış. Ancak biz kullar bilmiyorduk. Böylece öğrenmiş olduk…
Sırrı öldükten sonra Devlet Bahçeli’nin tabutunu okşayan fotoğrafı medyaya yansımıştı. Milliyetçi partinin genel başkanı, Kürtçü partinin milletvekilinin naşına neden bu kadar hürmet gösteriyordu? Torbacıların öldürdüğü Ülkü Ocakları eski Başkanı Sinan Ateş’ten esirgediği sevgiyi Sırrı Süreyya Önder’den esirgemiyordu? Anlamak zordu. Şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Çünkü aynı merkezin elemanlarıydı.
Biri koalisyonu sabote ederek, diğeri şehir savaşını başlatarak görevini yaptı.
Herkes Sırrı’yı “barış güvercini” zannediyordu. Ülkeyi yangın yerine çeviren bir çatışmanın fitilini ateşleyen bir posta güverciniymiş!
Devlet dersinden geçti, devlet töreniyle gömüldü. Hendek Savaşları’ndan geriye ise Ece Ayhan’ın ünlü “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirindeki gibi cesetler kaldı:
“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında Bir teneffüs daha yaşasaydı Tabiattan tahtaya kalkacaktı Devlet dersinde öldürülmüştür.”
Hatırlayın… Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Başkanı olduğu yıllarda (1 Ekim 1995) bir konuşmada nasıl bir görev adamı olduğunu şöyle ifade etmişti:
“Eğer benim emir komuta merkezim bana papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.”
Aynı durum sanırım başka siyasetçiler için de geçerli.
Maskeli balo devam ediyor.
Sahte yüzler hâlâ alkışlanıyor.
메타데이터
- post_id
- 04bdf7eaf4aa
- slug
- sirrinin-sirri-04bdf7eaf4aa
- url
- https://medium.com/mertnews/sirrinin-sirri-04bdf7eaf4aa
- canonical_url
- https://medium.com/mertnews/sirrinin-sirri-04bdf7eaf4aa
- author_url
- https://medium.com/@halilmertalkan
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-09-06 05:37:46