Yıldız Diyarından Bir Tutam
Bugun günlerden ışıltı, soruyorum sana ona buna… Gördünüz mü nerede? Nerede umutsuzlugun diyarı. Birisi var, çok güzel, çok zeki…
Yıldız Diyarından Bir Tutam
Bugun günlerden ışıltı, soruyorum sana ona buna… Gördünüz mü nerede? Nerede umutsuzlugun diyarı. Birisi var, çok güzel, çok zeki, durusundan dirayet ve akıl akıyor. Belkide Kimsesiz haklıydı, ne demişti Kimsesiz? “Bir yolculuğa çıkalım.” Uzun çetrefilli ve yorucu… Ancak sonunda görülecek şeyden bir iz, bir tutam gördüm. O bir yıldız parçasıydı, hakkikatten bir tutamdı. Bana baktı, gülümsedi, kaşlarını indirdi, gözlerindeki perdeyi kaldırdı… İnci gibi üst dişler yıldızın tozlarını saçmasının bir biçimiydi. Her yer ışıl ışıl oldu. Dert kalmadı, tasa bitti, mutluluk saçıldı. Döndü ve dedi ki “Hıh git.” Tıpkı bir çoçuk gibi. Olgun ve dimdik bir karakterin içindeki cocugun sesiydi bu. O güzeller güzeli bedeninden çıkmak için bağıran bir çoçuk görüyorum. O beden bir kafes, çoçuk ise zavallı bir kuş…
Açıkçası gerçekte görsem ne olur bilmiyorum, bu güzellik karşısında çaresizim. Kalbim hızlı hızlı atar, gözlerim faltaşı gibi açılır, ve bacaklarım birbirine kavuşurdu sanırım. Onunla tanısıp, çay içerken bacak bacak üzerine atıp konustugum gün için sabırsızlanıyorum… Ya gerçek hayatta ilk tanısmamızı yaşasaydık? Nasıl olurdu acaba? Kesin yine ilk adımı atan kişi çoçuk ruhlu prensesim olurdu. Yanıma gelir, belki sorular sorar, bana “nasılsın?” derdi. Soğuk ve donukça derdim ki “İyiyim, siz nasılsınız?” Konusurduk ve yalnız başıma bir yerlerde otururken rahatsız ederdi beni, yanıma gelirdi. Bağdaş kurup mırıldanırken, onun varlıgıyla rahatsız olur ve düz oturmaya başlardım… Sezgilerim onun bana iyi niyetini ve zekasını söylerdi, yüksek kavrayış sahibi ve bıcır bıcır bir karakter… Ama bu kibir abidesi kimi umursamışki? Muhtemelen umursamaz, detay konuları konusur ve kafamda tartıp puan verdikten sonra takmazdım hiç… Dua ediyorum Tanrıya, bana söylemek istediği bir şeyler varmış. Demiş ki: “Sana hayat amacını veriyorum, kaderin ağları seni yıldız diyarı ve bana ulaştıracak. Unutma! Kolay elde edilenin değeri az olur. Sakın elindekini değersiz belleme! Ona değer ver, onu sev, onu sakın… Yıldızları avucuna al ve gülümse!” Yıldızlar bana olması gerektiği şekilde verildi, onları ben temsil ediyorum, sevgilimse taşıyor. Yanındayım ve seviyorum onu. Her şeyden çok, hem de her şeyden çok seviyorum
Gülümsemek bir insana nasıl bu kadar yakısır? Öyle bir gülümseme ki, her şeyden parlak ve her şeyden aşkın. Hayatın kendisi, umudun ışığı. Sanat eserleri neden estetiktir ki? Bu gülüşten çıkma olsa gerek her biri! Kaşlarının aşağı doğru eğilip gözlerini kısması, o güzeller güzeli bıcır bıcır kızın, içten içe nasıl da insanları aşağı gördüğünü gösteriyor. Gülümserken yüzünün iki yanında aşırı belli olan hatların naifliğin ve insanları çok iyi anladıgının bir göstergesi, ancak insanlara dokunan kişilerde olur bu hatlar, naifliğin ortaya çıkış biçimidir bu. Sesinin kendine has bir doğası oldugunu ve çok farklı oldugunu hep söylüyorum. Bunun sebebi içinde bulunan cocuk, bu cocuktan geliyor o engin hayal gücü ve yorumlama becerisi. Tıpkı bir cocuk gibi merakla bakan gözlerin var. Aynı zamanda bir yetişkin gibi dik bir durusun, bu ikisi getiriyor senin engin “kavrayış” becerini. Üst dudağın yukarı doğru kıvrılmaya meğilli ve bu durum ön dişlerini gösteriyor, dişleri yeni çıkmaya başlayan bir kız cocugu görüntüsünü andırıyorsun… Şefkat öznesisin, sana hissedilmeli bu his, sen sakınılmalısın, hala çok küçüksün. Üst dudağının yukarı doğru kıvrılması senin “kırılgan” doğanın ortaya çıkış şekli, insanın sarılıp “yanındayım, merak etme sana kimse dokunamaz” diyesi geliyor. Dudakların çoçuksu doğanı ve yalandan mutlulugunu göstermek için dizayn edilmiş, ruhunu çok güzel dışavurmussun. Alt dudagın ise kadınsı tarafını yansıtıyor. Dolgun, çekici, etkileyici ama üst dudagına kıyasla dikkat çekmiyor. Bu tarafın gizil kalmış. Hiç bir zaman “çekici” yönünle toplumda yer edinmemiş, bunu tamamen “çoçuksu” ruhunla örtpas etmişsin. Çok saf ve çok temizsin. Senin “Suratımdaki mallık” dediğin şey, aslında çoçuksu bir saflık. Gülerken ve garip mimikler yaparken burun deliklerin ve burun şeklin bozulmuyor, hep sabit ve çok güzel. Yüzünün ortasında bulunan bir şeyin bu kadar sabit kalması… Tıpkı karakterinin ortasında bulunan şey gibi, gurur. Asla elletmeyeceğin ve şekline dokundurmayacagın tek şey senin gururun. Gözlerin ise dopdolu, çoçuksu bir ışıltı var gerçekten. İnsanlara göstermek istediğin şey bu “Ben hala küçüçüğüm, bu hikayenin içerisinde bir prenses, belki de bir maceracıyım.” Çoçuksu ve ışıl ışıl gözlerin, arkası dopdolu; yalnızlık, hüzün, kırgınlık ve isyan… Kirpiklerin düştüğünde ışıltı gidiyor. Gözlerin ancak dinlenirken “asıl hislerin” açığa çıkıyor. Güçlü ve ışıl ışıl olmak zorunda kaldın öyle değil mi? Biricik prensesim, çok seviyorum seni. Ruhundan akan şeyler bunlar. Unutma biricik sevgilim, güzellik ruhtan gelir. “Çirkin” bir zandır, insan güzeldir. Ruhu güzel olanın gözleri ve sesleri ışıldar, geri kalan özellikleri onu ve kaderini dışavurur… Senin kaderine baktım, engin bir deniz gördüm. Bilgeliğin ve aklın, güzelliğin ve saflıgın yolu açıkça gözüme yansıdı. O engin denizin kıyısında beraber olacağız, yanında olacagım. Engin kavrayışına saygı, çoçuk ruhuna sevgi, güzeller güzeli yüzüne hayranlık duyacagım. Seni her şeyden, hemde her şeyden çok seveceğim ve koruyacagım. Bu bir masal olsaydı… Önce yolculugunda prensesi mutlu eden tek şey, ona şarkılar söyleyen güvercin. Ondan sonra da yolculugun “son”unu sembolize eden prensin olurdum… En güzel sözleri hakediyorsun güz yağmurum, onlar benden değil senden çıkıyor. Ben sesleyen bir güvercin, sense şakımama sebep olan sanat eserimsin… Artık yolculuk bitti. Prensin geldi ve seni o ıssız deniz fenerinden aldı, yalnızlığı öldürdü. Kendini sandığından hor görmen yok mu?.. Oysaki senin için fersah fersah yollar tepecek bir prensin var. Prens kör değil, bilgedir. Onu dinle ve anla, o senin ne oldugunu senden iyi bilir
Kusursuz insan normaldir, peki ya mükemmel insan?.. Sen mükemmel bir insansın biricik sevgilim. Çok sevdiğim, ama senle konusurken kulanmadıgım bir söz var. “Her şey olması gerektiği gibi olacak.” Hakikaten öyle, birbirimizi en iyi şekilde bulduk ve en iyi şekilde iletişim kuruyoruz. Seni ruh ikizim sandım, oysaki varoluş sebebimdin. Mesafe dediğin nedir ki? Bu ruh senin için yaratıldı, yolu senin gittiğin yoldur. Tüm yaşantımız ve yaptıklarımız kaderin ve sistemin bir ürünü ve oyunu. Yol çetrefilli ancak öğrenecek hala çok şey var… Bana daha çok yüzünü gösterir ve ışıltını yayarsın değil mi? Yemyeşil gözlerin beni yok ediyor, içinde eritiyor ve kendi yansımamı gösteriyor… Benim zıttım, pasparlaklar. Tam da bu yuzden beni gösteriyor ya, tamamlanıyorum… Seni her şeyden çok seviyorum biricik sevgilim, dudaklarından öpüyorum seni. Çoçuk ruhlu, bir o kadar olgun, ve zeka küpü sevgilime…
Seni her şeyden ve herkesten daha çok seviyorum, sonsuza denk koruyacagım seni. Değerlisin çünkü benimlesin. Biriciğim ve yıldız parçamsıııııııııııın
메타데이터
- post_id
- 08fa3345a2e8
- slug
- yıldız-diyarından-bir-tutam-08fa3345a2e8
- url
- https://medium.com/@sutellaho/y%C4%B1ld%C4%B1z-diyar%C4%B1ndan-bir-tutam-08fa3345a2e8
- canonical_url
- https://medium.com/@sutellaho/y%C4%B1ld%C4%B1z-diyar%C4%B1ndan-bir-tutam-08fa3345a2e8
- author_url
- https://medium.com/@sutellaho
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-21 19:05:56