Daron Acemoğlu: Nobel Almanın Dayanılmaz Hafifliği
Dünya yeni bir sistem arayışında. II. Dünya Savaşı’nın ardından Amerika liderliğinde kurulan müesses nizam çatırdıyor. Küresel savaş…
Daron Acemoğlu: Nobel Almanın Dayanılmaz Hafifliği
Dünya yeni bir sistem arayışında. II. Dünya Savaşı’nın ardından Amerika liderliğinde kurulan müesses nizam çatırdıyor. Küresel savaş kapıda. Ekonomik rekabet kızıştı. ABD doları, rezerv para olma özelliğini yitiriyor. FED (Amerikan Merkez Bankası) altın stokluyor. Peki, dünyanın üstüne kasvet gibi çöken bu kara bulutlar ne zaman dağılacak? Bay Acemoğlu’na Nobel ödülünü getiren ‘‘kapsayıcı’’ kurumlar tezi, yeni dünya sisteminin kuruluşuna ışık tutabilir mi?

Milan Kundera ‘‘Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği’’ kitabında, “Hayat ne kadar ağırsa yere daha yakındır, daha gerçek ve daha dürüsttür ancak hayat ne kadar hafifse daha özgür ama yarı gerçek bir varoluşla yuvarlanıp gidersiniz ve sonra da varoluşun dayanılmaz hafifliğine düşersiniz” der.
Daron Acemoğlu ve James Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabı, son yılların en popüler ekonomi politik anlatılarından biri. Kitabın ana fikri o kadar basit ve akılda kalıcı ki, bu başarısı hiç de şaşırtıcı değil. Yazarların temel argümanı şu: Bir ülke zenginleşmek istiyorsa önce Batı tipi “kapsayıcı” kurumlar kurmalıdır. Eğer kurumlarınız “sömürücü” ise, yani gücü küçük bir grubun elinde topluyorsa o ülke gerilemeye mahkumdur. Bu fikir ilk bakışta mantıklı gelse de Batı’nın yüzyıllardır dünyayı sömüren karanlık yüzünü örtmeye yarıyor. Zira, Bay Acemoğlu, Kundera’nın deyimiyle yarı gerçek bir varoluşla argümanını savunuyor. Batı’nın zenginliği iyi kurumlarından değil, yüzyıllar boyunca süren sömürgeleştirme faaliyetlerinden geliyor. Kanla beslenen bu savaş makinesi; Afrika’nın kaynaklarıyla, Asya’nın emeğiyle, Güney Amerika’nın topraklarıyla kendi refahını inşa etti.

Acemoğlu yıllardır şunu söylüyor: “İyi kurumlar varsa kalkınma olur. Yoksa olmaz.” Yani önce mülkiyet hakkı, temiz bürokrasi gelecek, sonra zenginlik. Batı tipi hukuk, piyasa, demokrasi… Reçete: Batı’yı kopyala, zenginleş! Sanki tarih boş bir sayfa. Sömürge yok. Darbe yok. Ambargo yok. IMF reçeteleri, Dünya Bankası kredileri, “demokratikleşme” dayatmaları… Acemoğlu bu gerçeklerden habersiz mi? Elbette değil. Nobel almak ve ABD’de kariyer sahibi bir profesör olmak için söylemesi gerekenleri söylüyor. Hepsi bu.
Johns Hopkins Üniversitesi’nden Yuen Yuen Ang, How China Escaped the Poverty Trap (Çin Yoksulluk Tuzağından Nasıl Kurtuldu?) kitabında Acemoğlu’nun tezini temellerinden sarsıyor. Ang’a göre kalkınma, Acemoğlu’nun iddia ettiği gibi düz bir çizgi değildir; devlet ve pazarın birbirini etkileyerek değiştiği bir süreçtir. Çin, işe “mükemmel Batılı kurumlarla” başlamadı. Tam tersine, Acemoğlu’nun “zayıf” veya “yozlaşmış” diyeceği yöntemleri (kişisel ağlar, esnek kurallar) kullanarak pazarı inşa etti. Yani önce zenginleştiler, kurumlar sonra güçlenmeye başladı. Ang, Çin’i anlatırken başka bir şey söylüyor. Birlikte evrim (co-evolution) kavramını ortaya atarak önce zayıf da olsa elindekiyle piyasayı kurmaktan bahsediyor. Yönlendirilmiş doğaçlama (directed improvisation) kavramıyla, devletçilikle atılım yapan karma ekonominin başarısını anlatıyor. Üretimi artırmadan ve zenginleşmeden kurumların olgunlaşamayacağını ifade ediyor. “Önce düzen, sonra refah” demiyor. “Her şey kuralına uygun olsun” da demiyor. Diyor ki: Devlet, kendi yolunu açtı. Kuralları kopyalamadı. İhtiyaçlara baktı, somut duruma göre planlama yaptı. Bazen kirli, bazen dağınık ama iş gören bir sistem kurdu. Püriten ahlakla hareket etmedi cesur davrandı. Sonunda yoksulluktan kurtulmayı başardı.

Acemoğlu’nun fikirleri, ABD merkezli hegemonyanın akademik bir kılıfıdır. “Önce kurumları düzeltin” demek, yüzme bilmeyen birine ‘‘önce havuz yap sonra yüzersin’’ demek gibi bir şeydir. En nihayetinde kalkınma, tek tip bir elbise değildir. Herkese aynı bedeni giydiremezsiniz. Terzi işi gerekir. Oysa 1930'ların Türkiye’si ve SSCB’si ile 2020'lerin Çin’i ve Vietnam’ı başka yollardan geçti. Bu ülkeler önce egemenlik dedi. Önce devletçilik dedi. Sonra kurumlar geldi. ABD emperyalizmi bu gerçeği sevmez. Çünkü çok kutuplu dünya demek, “artık benim dediğim olmaz” demektir. Anayasalarını bile ABD’nin hazırladığı ve onun güvenlik şemsiyesi altında bir zamanlar sanayileşmiş olan Almanya ve Japonya’nın hızlı düşüşü görülmüyor mu? Ne demiş atalarımız: ‘‘Emanet ata binen tez iner’’.
Atatürk ne yaptı? Osmanlı çöktüğünde hazır bir Batı modeli almadı. “Liberal anayasa kopyalayalım” demedi. Önce tam bağımsızlık dedi. Kapitülasyonları çöpe attı. Devleti kurdu. Sanayiyi planladı. Türkiye’ye özgü gelişme modelini altı okla gerçekleştirdi. Hukuku, eğitimi, ekonomiyi kendi şartlarına göre şekillendirdi. Reçete ithal etmedi. Kendi ilacını yaptı.
Bugün Türkiye’nin sorunu tam da bu. Batı’dan akıl almaya fazla meraklıyız. Daron Acemoğlu ve Özgür Demirtaş gibi Batı’nın ezberlerini sayıklayan ekonomi profesörlerini kutsayanlar var. Sıfat sahiplerini pek severiz. Onlardan bazıları kendilerini daha çok sever. Ama Atatürk’ü yeterince anlamazlar. Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye, Batı’nın borç bataklığına saplanmış, kurumları çökmüş bir ülkeydi. Atatürk, Batı’nın kapısında “bize kurum ihraç edin” diye beklemedi. İzmir İktisat Kongresi ile yerli üretimi ve milli sermayeyi hedefleyen, tam bağımsız bir ekonomi modelini devreye soktu. Batı merkezli fikirlerin esiri olmak yerine, Türkiye’nin gerçeklerine uygun karma ekonomi modelini yaratarak mucizevi bir kalkınma başlattı. Yurdu demir ağlarla ördü, her fabrikayı bir kale yaptı. Batı’nın emperyalist dayatmalarını reddetti ama Batı’nın bilimini, tekniğini aldı. Kendi şartlarımıza uyarladı.
Türkiye, bugün Batı merkezli saplantılı fikirlerden kurtulmadan ilerleyemez. Çok kutuplu dünyayı doğru okumadan yol alamaz. Atatürk bunu yüz yıl önce yaptı. Bugün de yapılabilir. Mesele Nobel değil. Mesele kimin aklıyla düşündüğündür. Eğer yeniden şahlanmak istiyorsak, önce zihnimizdeki Batılı prangalardan kurtulmalıyız. Çünkü bağımsızlık, önce cephede değil zihinlerde kazanılır. Artık kendi hikayemizi yazmanın zamanı gelmedi mi?
메타데이터
- post_id
- 0b0d7b7623cb
- slug
- daron-acemoğlu-nobel-almanın-dayanılmaz-hafifliği-0b0d7b7623cb
- url
- https://medium.com/@emrealbayrak1990/daron-acemo%C4%9Flu-nobel-alman%C4%B1n-dayan%C4%B1lmaz-hafifli%C4%9Fi-0b0d7b7623cb
- canonical_url
- https://medium.com/@emrealbayrak1990/daron-acemo%C4%9Flu-nobel-alman%C4%B1n-dayan%C4%B1lmaz-hafifli%C4%9Fi-0b0d7b7623cb
- author_url
- https://medium.com/@emrealbayrak1990
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-31 14:16:40