Yürürken Bir Apartmana Girdim: Çember Apartmanı,
Sesli Kitaplar ve Biraz da Mazi
Yürürken Bir Apartmana Girdim: Çember Apartmanı,
Sesli Kitaplar ve Biraz da Mazi

🎧 **Bir Kitap mı, Bir Şehir mi, Yoksa Kalbe Yazılmış Bir Mektup mu?**
“Yağmur bastırmıştı. Temrin Yokuşu’ndan Dolapdere’ye, içinde çalı çırpı sürükleyen seller akıyordu yine. İstanbul, gri bir perdenin ardında yitip gitmişti. Tam da bana lazım olan dekordu bu. Kalemi elime aldım. İnce mavi mektup kâğıtlarımın kırışıklıklarını elimle düzelttim. Yazdıkça Leyla’yı daha çok düşünüyor, onu düşündükçe daha çok yazmak istiyordum. Böyle bir çemberin içinde bulmuştum kendimi. Belki de matemin panzehriydi aşk.”
📖 Uzun zamandır sesli kitap dinleme eylemine mesafeliydim. Çünkü ben, dinlediğim bir sese kolayca kapılıp başka düşüncelere savrulurum sanıyordum. Ya da karakterin zihnimdeki sesiyle, anlatıcının sesi örtüşmezse diye bir tedirginlik… Cesaret edememiştim bir türlü. Ben has okurlar gibi okurdum çünkü. Sayfaları çevire çevire. Altını çize çize. Sayfaların kokusunu çeke çeke. Kitaba gözümle dokunmadan, elimle hissetmeden “okudum” diyemezdim. Öyle bağlıydım bu hâle.
Ama sonra bir sabah… Karar verdim. Madem Amerika’da Türkçe kitap bulmak zor, madem ben illa kendi dilimde okuyacağım diye diretmekteyim; e-kitaplara, e-publara, sesli kitaplara alışmalıydım artık. Giydim spor ayakkabılarımı. Taktım kulaklıklarımı. Açtım “Çember Apartmanı”nı. Başladım yürümeye… ve dinlemeye.
Ve o an… İşittiğim ses beni İstanbul’a, Taksim’e, Beyoğlu’na ışınladı. Yağmur yoktu belki ama o büyü vardı işte.
Anlattığı eski İstanbul, benim gençliğimin İstanbul’u değildi belki ama benim Beyoğlu’mun üzerinden de neredeyse yirmi yıla yakın bir zaman geçti. AKM’nin henüz yıkılmadığı, sanatçıların Borsa Restoran’da buluştuğu, Oda Tiyatrosu’nun, Büyük Sahne’nin koridorlarında ayak izlerimi bıraktığım zamanlar. Sözleşmeli yeni mezun bir oyuncu olarak, Taksim Sahnesi ile AKM arasında mekik dokuduğum günler. Gezi Pastanesi’nde tatlı yediğim, prova sonrası Gezi Parkında bir banka oturup soluklandığım yıllar. Bir gün orada bunların yaşanacağı aklımın ucuna bile gelmezdi. Yaşadığımız onca kayıp ve hayal kırıklığından sonra ayaklarımın gitmek istemediği Taksim… Bir zamanlar her köşesini bildiğim, her adımını hissettiğim şehir. İstanbul. Kitapta adı geçen sokaklar, mahalleler, dükkanlar… hepsi bana bir şey fısıldıyordu: “Hatırlıyor musun?” bir de ben binbir duygu ile boğuşurken o bir duygu iliştirdi yakama: Küskünlük.
🎧 Kulağımda Tayfun Eraslan’ın o tok ve sıcak sesi, adımlarım Florida’nın nemli sabah toprağında. Ben mi hikâyeye kapıldım, yoksa hikâye mi adımlarımın ritmine büründü, bilmiyorum. Ama bir anda kendimi, Çember Apartmanı’nın o eski kapısından içeri girerken buldum.

Photo by Gemini
📚 İlk kez Defne Suman’ın “Emanet Zaman” kitabıyla tanışmıştım. Göçmen Kitapseverler olarak dünyanın dört bir yanından okuyup, Defne Suman’la kitabı ve yazma serüvenini konuşmuştuk. O buluşmada adı en çok geçen kitaptı “Çember Apartmanı”. Ve şimdi iyi ki merak edip dinlemişim diyorum.
Kitapta 75 yaşındaki İstanbullu Rum Periklis, pandemi günlerinde geçmişini yazmaya başlıyor. Ama bu geçmiş… sadece onun değil. Sanki bizim de geçmişimiz. Mahalleler tanıdık, kokular tanıdık, karakterler sanki birazdan bir sokak köşesinden çıkacak gibi.
Ve sonra… Leyla giriyor o büyülü hikâyeye.Sadece Periklis’in değil, bizim de içimize usulca sızıyor.

Photo by: İstanbul Şehir Arşivi
📜 Bu sadece sıradan bir yaşlı adam — genç kadın aşkı hikâyesi değil.
Bu, İstanbul’un hikâyesi. Bu, unutulmuş insanların, bastırılmış anıların, görmezden gelinmiş tarihlerin hikâyesi. Bu… biziz. Bizim kökümüz, bizim kayıplarımız.
Yürürken dinlemek, Perikles Efendinin düşüncelerinde kaybolmak, onu anlamaya çalışmak, İstanbul’un kalabalık sokaklarında olmasa bile, onun o güzelim hatıralarında dolaşmak gibi bir şeymiş meğer. Nasıl olurdu, bir tarih o ülkenin coğrafyasında doğan bizden böylesine saklanırdı? Tarih kitaplarında bu yaşananlardan nasıl olurda hiç bahsedilmezdi? Ben çok sonra üniversite yıllarımda kendi çabamla öğrenmiştim yaşananları. O da hepsini değil, kulak dolgunluğu olacak kadar. Konusu böyle olan kitaplar okudukça, filmleri izledikçe çok derinden bir yerden etkileniyorum. Vay be diyorum tarih boyunca insan insana neler yapmış. Kavimler kavimlere, ülkeler ülkelere, ülkeler vatandaşlarına..
2025 yılından yazıyorum bu tarihte de aynı şeyler yaşanıyor, tüm dünyanın gözleri önünde. Yanı başımızda. Kimse sesini çıkaramıyor. Canlı yayında naklen izliyoruz üstelik. Haber programlarında, gazetelerde sıradan bir haber gibi anlatılıp geçiliyor. Kitap hakkında konuşacak çok şey var ama ben tadı damağımda, hissi kalbimde bir süre daha kalsın istiyorum. İzmir’de doğdum, İzmir’de okudum. İstanbul’da yaşadım, çalıştım. Ama şimdi oğlumun elinden tutup “bak burada doğdum, burada okudum, burada çalıştım” diyebileceğim bir yer yok. Çünkü her şey yıkıldı. Yenisi yapılacak diye söz verildi, ama hep daha kötüsü inşaa edildi.
Benim öfkem de burada büyüyor. Biz… kültürü değil, betonu seven insanların elinde, hafızasını yitirmiş şehirlerde yaşıyoruz.
🎧 Ama işte bir sesli kitap, bana o hafızayı geri verdi. Bana gençliğimi, sokaklarımı, sahnelerimi, hayallerimi anımsattı. Ve önyargımı da yıktı.
Tayfun Eraslan’ın sesi… Sadece kulağımda değil, kalbimin tam ortasında yankılandı. O artık bir anlatıcı değil, hikâyenin kendisi, Perikles Efendiydi.
Bazı cümlelerde yürümeyi unuttum. Yürümek zor geldi. Bir ağaca yaslandım. Bazı yerlerde gözlerim doldu, bir banka oturdum sadece dinlemek istedim. Tarih denen şey… ne kadar çok bizden saklanmıştı. Ama iyi ki hikâyeler, romanlar, diziler, filmler var. Onu bize unutturmuyor, yeniden hatırlatıyor. Belleğimizi tazeliyor. Onu dinç tutuyor.
🎧 Eğer sen de sesli kitaplara mesafeliysen, seni çok iyi anlıyorum. Ama belki de mesele kitap değil… Mesele doğru kitap, doğru anlatıcı ve doğru an.
“Çember Apartmanı” benim için o doğru an oldu. Hem özlediğim eski İstanbul’a, hem kendi içime, hem de kalbimin hassas köşelerine açılan sıcacık bir kapıydı.
📍Yürümek bir alışkanlık. Okumak da öyle. Peki ya dinlemek? Belki de o da yavaş yavaş oluşan güzel bir alışkanlık.
Ve bazen insan, bir sabah yürüyüşünde hiç ummadığı bir apartmanın kapısından içeri girer. Sonra da bir daha asla aynı kişi olarak çıkmaz.
🖋 *Hale Şenözgen Buruş Nisan 2025 / Florida*
메타데이터
- post_id
- 0c14fd05da4d
- slug
- yürürken-bir-apartmana-girdim-çember-apartmanı-0c14fd05da4d
- url
- https://medium.com/@halesenozgen/y%C3%BCr%C3%BCrken-bir-apartmana-girdim-%C3%A7ember-apartman%C4%B1-0c14fd05da4d
- canonical_url
- https://medium.com/@halesenozgen/y%C3%BCr%C3%BCrken-bir-apartmana-girdim-%C3%A7ember-apartman%C4%B1-0c14fd05da4d
- author_url
- https://medium.com/@halesenozgen
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-04 20:13:07