Hayat ağacım
Senden bi kalem olsun istiyorum.
Hayat ağacım
Senden bi kalem olsun istiyorum.
Kimse giremesin oraya sen istemedikçe. Gamzen yatağım olsun mesela
Gülüşün manzaram
Gözyaşlarım yağmurum olsun
Bazen korkutsun beni
Bazen de huzurla doldursun içimi
Gözlerin güneşim olsun
İçimi ısıtsın bakışların
Kolların yorgan olsun
Sarsın beni sımsıkı
Kokun havam olsun
Hayat bulayım içime çektikçe
Kalbin sobam, dudakların ateşim olsun
Hayat ağacım benim.
Dallarımın arasına ördüğüm güven salıncağımın, kendi ellerimle iplerini nasıl kestiğimi anlatacağım size.
O, benim Hayat Ağacım’dı.
Bu bir metafor değil, var oluş biçimimdi. Onunla tanışmadan önce, ruhum rüzgarda savrulan, köksüz bir tohum gibiydi. Sonra o geldi ve beni avuçlarının arasına aldı. Sevgiyi toprak, güveni su, sabrı güneş yapıp beni büyüttü. Köklerim onun sözlerine dolandı, dallarım geleceğe onunla birlikte uzanacak sanıyordum.
O kadar ki, “Senden bir kale olsun istiyorum, kimse giremesin oraya sen istemedikçe” diyen bendim. Ve o, o kalenin tek bekçisi oldu. Gamzesi yatağım, gülüşü penceremden baktığım tek manzara, kokusu ciğerlerimi dolduran hava oldu. Onun kolları, en derin uykularımı sardığım yorganımdı. Kalbi, içimi ısıtan sobamdı.
Ağacım o kadar gürdü ki gölgesinde her şeyi unuttum. Dünyayı, insanları hatta kendi karanlık yanlarımı, zayıflıklarımı bile. O, o kadar saf bir ışık kaynağıydı ki kendi gölgelerimi göremez olmuştum.
Ta ki kendi içimde kaybolana kadar.
Yaptığım hataların bizimle, onunla, en kutsal bildiğim şeyle bir ilgisi yoktu. Onlar benim içimdeki fırtınaların, kendi tabularıma isyanımın, kendime ettiğim ihanetin sonucuydu. Sadece kendimi yıpratıyordum. Ona hiç dokunmayacaktım. İçimde, kendi karanlık bahçemde yaşanmış ve ölecek şeylerdi.
Ama olaylar vicdanımında sesiyle gün yüzüne çıktı o amansız bekçi, beni rahat bırakmadı. Ona itiraf etmek zorunda kaldım. Bu kadar acıtacağını hiç düşünmemiştim.
O itirafı yaptığım an, fark ettim ki: Hayat Ağacım’ı ben sulamıyordum, ona zehir veriyordum.
O andan sonra her şey değişti. Gözlerindeki o mutlak güven ışığı söndü. Yerine, benim yüzümden yerleşmiş bir şüphenin gölgesi geldi. Artık hiçbir şey aynı değildi.
· Gülüşü artık bir manzara değil, bir yargıydı.
· Kokusu hâlâ havamdı, ama artık ciğerlerimde bir acı bırakıyordu; pişmanlığın keskin kokusuydu bu.
· Kalbi hâlâ bir sobaydı ama sıcaklığı artık bana ulaşmıyordu. Aramıza, benim ördüğüm görünmez bir duvar örülmüştü.
En acı olanı şuydu: O hâlâ benim Hayat Ağacım’dı. Köklerim ona dolanmıştı ve onları koparmak kendimi yok etmek demekti. Ama artık o kökler, benim getirdiğim zehri emiyor, dallarımı kurutuyordu.
Ona asla ihanet etmemiştim, sadece kendime etmiştim. Ama itirafım, onun bana olan güvenini söndürdü. Ve o sönünce ben de söndüm.
Hayat Ağacım hâlâ ayakta, görünüşte sağlam. Ama ben onun gölgesinde artık huzurla uyuyamıyorum. Çünkü o gölgeyi kendi ellerimle nasıl lekeler hale getirdiğimi biliyorum.
Ve anlıyorum ki, bir kalenin en zayıf noktası; düşman değil, bekçisinin getirdiği zehirdir. Bir ağacın en ölümcül yarası, onu sulayan elin getirdiği gerçeklerdir.
O gidince anladım: Bir insan sadece bir insanı değil, bir evreni de götürür beraberinde. Gamze dediğim o yatak soğuk bir çukura, gülüşünün manzarası gri bir duvara, kokusu ise boğucu bir sessizliğe dönüştü.
Şimdi buradayım. Toprağım çorak, gökyüzüm bulutlu. Onun gölgesinde uyumaya alışmıştım, şimdi güneş bile yakıyor. Bir zamanlar “Hayat Ağacım” diye sarıldığım her şey şimdi bana “Bak, seni besleyen bu kökler artık yok” diye fısıldıyor.
Ve en acı olan şu: Ona olan sevgim hiç bitmedi. Sadece artık yaşayacak bir toprağı kalmadı. O gitti ve ben köklerimi taşıyamayan bir ağaç gibi, rüzgarda savrulup duruyorum.
Ve bunun suçlusu gene benim.
메타데이터
- post_id
- 0cd2f015c7fa
- slug
- hayat-ağacım-0cd2f015c7fa
- url
- https://medium.com/@skuru2273/hayat-a%C4%9Fac%C4%B1m-0cd2f015c7fa
- canonical_url
- https://medium.com/@skuru2273/hayat-a%C4%9Fac%C4%B1m-0cd2f015c7fa
- author_url
- https://medium.com/@skuru2273
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-17 00:25:38