← Back to list

Google I/O 2026 bize ne söylüyor?

19–20 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Google ın etkinliğinin ilk günü bitti ve notlarımı aktarmak istiyorum.

Erkan Ceran · 2026-05-20 05:55 · 0 claps · 9.9 min read
#googleio #yapay-zeka #agentic-ai #dijital-pazarlama
Open on Medium ↗
Wiki topics: AGT · AI Agents 🧘 · Spirituality

Google I/O 2026 bize ne söylüyor?

19–20 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Google ın etkinliğinin ilk günü bitti ve notlarımı aktarmak istiyorum.

Bir teknoloji etkinliğini izlerken bazen yeni özellikleri not alırız.

Yeni model çıktı. Yeni arayüz geldi. Yeni ajan duyuruldu. Yeni plan açıklandı.

Ama Google I/O 2026’nın ilk bölümlerinde benim gördüğüm şey bundan daha büyük.

Google artık yapay zekayı bir ürün özelliği olarak anlatmıyor. Yapay zekayı, aramanın, kodlamanın, alışverişin, içerik üretiminin, kişisel verimliliğin ve kurumsal iş akışlarının ana işletim katmanı olarak konumluyor.

Bu küçük bir değişim değil.

Çünkü bugüne kadar birçok şirket yapay zekayı mevcut ürünlerin içine eklenen bir yardımcı gibi düşündü. Bir metin yazdıran araç. Bir görsel oluşturan sistem. Bir chatbot. Bir kod tamamlayıcı. Bir doküman asistanı.

Google’ın anlattığı yeni çerçevede ise yapay zeka artık ekranın kenarında duran yardımcı değil. Arka planda çalışan, bağlam toplayan, araç kullanan, görevleri bölen, takip eden, karar anında öneri sunan ve gerektiğinde sizin adınıza aksiyon hazırlayan bir iş katmanı.

Bu yüzden I/O 2026’yı sadece “Gemini ne duyurdu?” diye okumak eksik kalır.

Asıl soru, hangi model daha güçlü değil, soru: insan, kurum ve marka bu yeni yapıda nerede duracak? olmalı.

Yapay zeka artık kullanım sayılarıyla değil iş yüküyle ölçülüyor.

Sundar Pichai’nin verdiği token sayıları, etkinliğin en güçlü sinyallerinden biriydi.

İki yıl önce Google servisleri genelinde ayda 9,7 trilyon token işleniyordu. Geçen yıl bu sayı yaklaşık 480 trilyon token’a çıktı. Bugün ise ayda 3,2 katrilyon token seviyesinden söz ediliyor.

Bu rakamları sadece “büyük sayı” olarak okumamak gerekiyor.

Token, yapay zeka sistemlerinde işlenen temel veri birimi. Her token, bir sorunun, bir görevin, bir analiz parçasının, bir kod satırının, bir arama niyetinin ya da bir karar sürecinin küçük bir temsilidir.

Yani bu büyüme bize şunu söylüyor.

Yapay zeka artık insanların arada bir denediği bir teknoloji olmaktan çıkıyor. Günlük işlerin içine yerleşiyor. Daha fazla insan, daha fazla görevini modellere taşıyor. Öğrenciler sınava hazırlanıyor. Sanatçılar üretim yapıyor. Geliştiriciler kod yazıyor. Aileler doktor ziyaretlerini anlamlandırıyor. Kurumlar operasyonlarını hızlandırıyor.

Burada kritik nokta; yapay zeka benimsenmesi, artık kullanıcı sayısıyla değil, devredilen iş yüküyle ölçülmeli.

Bir kurum için de aynı şey geçerli.

Kaç çalışanın AI hesabı var sorusu artık yeterli değil. Daha doğru soru şu olmalı.

  1. Hangi iş akışları yapay zekaya devredildi?
  2. Hangi karar süreçleri yapay zeka ile destekleniyor?
  3. Hangi operasyonlarda insan sadece kalite hakimi olarak kalıyor?
  4. Hangi süreçlerde model, araç ve veri birlikte çalışıyor?
  5. Hangi görevlerde hız, maliyet ve hata oranı ölçülebiliyor?

Bu bakış değişmezse, kurumlar yapay zekayı kullanıyor gibi görünür ama iş yapma biçimleri değişmez.

Gemini Omni ile üretim değil gerçeklik tasarımı konuşuluyor

Gemini Omni duyurusu, etkinliğin yaratıcı üretim tarafındaki en büyük başlıklarından biriydi.

Google bunu, herhangi bir girdiden herhangi bir şeyi yaratabilen yeni bir model ailesi olarak konumlandırıyor. Metin, görsel, video, fiziksel simülasyon, düzenleme ve çok modlu üretim aynı zeminde birleşiyor.

Burada önemli olan sadece video üretmek değil.

Omni’nin asıl mesajı şu, yapay zeka içerik üretiminden gerçeklik simülasyonuna doğru ilerliyor.

Bu ne demek? Eskiden bir modele şunu söylüyorduk: “Bana bir görsel üret.” Sonra şunu söylemeye başladık: “Bana bir video üret.” Şimdi konuşulan şey daha farklı.

“Bu sahneyi anla, fiziğini koru, hareketini simüle et, nesneleri değiştir, karakter ekle, açıyı dönüştür, anlamı bozma, üretimi düzenlenebilir hale getir.”

Bu, yaratıcı ekipler için büyük bir kırılma.

Dijital pazarlama tarafında bunun etkisi çok net olacak.

Bugün bir kampanya filmi, sosyal medya görseli, ürün videosu veya anlatıcı sahnesi üretmek için ekipler birçok aşamadan geçiyor. Brief yazılıyor. Moodboard hazırlanıyor. Görsel konsept çıkarılıyor. Çekim veya prodüksiyon planlanıyor. Revizyonlar yapılıyor. Alternatif versiyonlar üretiliyor.

Omni benzeri sistemler olgunlaştıkça bu süreç tamamen ortadan kalkmayacak ama ağırlık merkezi değişecek.

Yaratıcı ekiplerin değeri “üretimi yapmak”tan “doğru sahneyi tarif etmek, doğru duyguyu kurmak, doğru bağlamı yönetmek ve marka tutarlılığını korumak” tarafına kayacak.

Bu noktada pazarlama ekipleri için yeni beceri alanı ortaya çıkıyor.

Prompt yazmak değil. Sahne düşünmek. Bağlam kurmak. Marka hafızası oluşturmak. Üretim kalitesini denetlemek. Doğru varyasyonu seçmek.

Bu yüzden üretken video araçlarını sadece “daha ucuz prodüksiyon” olarak görmek kısa vadeli bir okuma olur.

Asıl değişim, içerik üretiminin hız ve hacim bakımından yeni bir ölçeğe taşınmasıdır.

SynthID ve içerik doğrulama güven katmanı haline geliyor

Üretim gücü arttıkça güven problemi de büyüyor.

Google’ın SynthID ve İçerik Kimlik Bilgileri Doğrulaması tarafında yaptığı duyurular bu yüzden önemli. Çünkü yapay zeka ile üretilen ya da düzenlenen içerikleri ayırt etmek giderek zorlaşıyor.

Etkinlikte paylaşılan bir veri dikkat çekiciydi, insanların kaliteli deepfake videoları doğru tespit etme oranının yaklaşık yüzde 25 seviyesinde olduğu belirtildi.

Bu oran, çıplak gözle doğrulamanın artık güvenilir olmadığını gösteriyor.

Pazarlama ve medya dünyası için bunun anlamı büyük.

Markalar artık sadece içerik üretmeye değil, içeriklerinin güvenilirliğini göstermeye de ihtiyaç duyacak. Bir görselin gerçek mi, düzenlenmiş mi, yapay zeka ile mi üretildiği sorusu tüketici güveninin parçası olacak!

Özellikle haber, finans, sağlık, kamu iletişimi, kriz yönetimi ve marka güvenliği alanlarında bu konu daha hassas hale gelecek.

Burada işin sadece teknik tarafı yok.

Markalar şunu düşünmek zorunda kalacak. (Şirketinizde bu soruları kendiniz için sorun)

  1. Yapay zeka ile üretilen içeriklerde şeffaflık politikamız nedir?
  2. Hangi içeriklerde bunu açıkça belirtmeliyiz?
  3. Kriz anlarında sahte içeriklere karşı nasıl doğrulama yapacağız?
  4. Görsel ve video üretiminde kurum içi onay mekanizması nasıl çalışacak?
  5. Ajanslar ve içerik üreticileri hangi standartlara uymalı?

Google’ın SynthID’yi Arama ve Chrome’a genişletmesi, bu alanın sadece platform içi bir özellik olarak kalmayacağını gösteriyor. İçerik doğrulama, web deneyiminin temel parçası haline geliyor.

Bu da markalar için yeni bir sorumluluk demek.

Gemini 3.5 Flash bize model stratejisinin değiştiğini gösteriyor

Etkinliğin en stratejik başlıklarından biri Gemini 3.5 Flash oldu.

Google bu modeli sadece güçlü bir model olarak değil, hız, maliyet ve ajan iş akışları için optimize edilmiş bir model olarak konumlandırdı.

Kurumlar genelde yapay zeka stratejisini “en güçlü modeli kullanalım” yaklaşımıyla kuruyor. Bu yaklaşım ilk bakışta mantıklı görünür ama ölçek büyüdükçe maliyet hızla kontrolden çıkar.

Ajan tabanlı sistemlerde bu daha da belirginleşir.

Çünkü ajanlar tek yanıt üretmez. Plan yapar. Araştırır. Araç çağırır. Kod yazar. Kontrol eder. Hata alır. Yeniden dener. Alt görevlere böler. Her adım token tüketir.

Bu yüzden ajan tabanlı yapılar, klasik chatbot kullanımından çok daha fazla token harcar.

Google’ın verdiği örnek bu açıdan önemliydi. Büyük şirketlerin iş yüklerinin yüzde 80’ini daha uygun maliyetli ve hızlı bir modele taşıması durumunda yılda 1 milyar dolardan fazla tasarruf edebileceği söylendi.

Bu iddia Google’ın kendi fiyatlama ve müşteri ölçeği bağlamında değerlendirilmelidir. Yine de stratejik çıkarım net.

Kurumlar artık tek model seçmeyecek.

Model portföyü yönetecek.

Basit özetleme için ayrı model. Derin muhakeme için ayrı model. Kodlama için ayrı model. Görsel analiz için ayrı model. Gerçek zamanlı ajan işleri için ayrı model. Hassas kararlar için daha kontrollü model.

Bu noktada yeni bir mimari disiplin gerekiyor.

Model seçimi değil, model yönlendirme konuşulmalı.

Hangi görevin hangi modele gideceği, hangi maliyet sınırında çalışacağı, hangi kalite kontrolünden geçeceği ve ne zaman insana döneceği tasarlanmalı.

Bu, özellikle büyük kurumlarda AI maliyet yönetiminin merkezine oturacak.

Antigravity ve ajan tabanlı geliştirme yazılım üretimini yeniden tanımlıyor

Google Antigravity tarafındaki demo, teknik ekipler için etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biriydi.

Bir işletim sisteminin 12 saat içinde, 93 alt ajan, 15.000’den fazla model isteği ve 2,6 milyar token ile sıfırdan işlevsel hale getirildiği anlatıldı. Üstelik bunun 1.000 dolardan daha az API kredisiyle gerçekleştiği belirtildi.

Burada meseleyi abartmadan okumak lazım.

Bu, “artık yazılımcıya gerek yok” anlamına gelmiyor.

Tam tersine, yazılım ekiplerinin rolünün değiştiğini gösteriyor.

Eskiden yazılım geliştirme büyük ölçüde şu akışla ilerliyordu.

İnsan planlar. İnsan kod yazar. İnsan test eder. İnsan düzeltir. İnsan tekrar dener.

Ajan tabanlı geliştirmede akış değişiyor.

İnsan hedefi tarif eder. Ajan planı böler. Alt ajanlar paralel çalışır. Kod yazılır. Test oluşturulur. Hatalar yakalanır. Yeniden denenir. İnsan mimariyi, güvenliği ve kaliteyi denetler.

Yani insan ortadan kalkmıyor. Daha kritik bir yere geçiyor.

Pipeline mimarı. Kalite hakimi. Güvenlik denetçisi. Ürün sahibi. Bağlam yöneticisi.

Bu değişim yazılım ekipleri için ciddi bir beceri kırılımı yaratacak.

Sadece kod bilen değil, işi doğru parçalara ayırabilen, ajanlara görev verebilen, test stratejisi kurabilen, çıktıyı okuyabilen ve sistem mimarisini denetleyebilen mühendisler öne çıkacak.

DevOps tarafında da benzer bir değişim var.

Ajanlar kod ürettiğinde asıl sorun kodun yazılması değil, güvenli şekilde çalıştırılmasıdır. Sandbox, test ortamı, erişim kontrolü, loglama, gözlemlenebilirlik, rollback, feature flag ve güvenlik politikaları daha önemli hale gelir.

Antigravity’nin “Agent Harness” yaklaşımı bu yüzden önemli. Ajanın gerçek dünyada görev yapabilmesi için görünmez bir yürütme çerçevesine ihtiyaç var.

Kurum içinde de aynı şey geçerli olacak.

AI ajanı kurmak, sadece modele prompt vermek değildir. Ajanın hangi araca erişeceği, hangi veriyi okuyacağı, hangi işlemi onaysız yapamayacağı, nasıl loglanacağı, hata durumunda nasıl duracağı ve ne zaman insana döneceği belirlenmeli.

Gemini Spark kişisel asistan değil, arka plan işçisi

Gemini Spark duyurusu, tüketici tarafında ajan çağının en net örneklerinden biri olarak anlatıldı.

Spark, kullanıcının adına çalışan kişisel yapay zeka ajanı olarak konumlandırıldı. Google Cloud üzerindeki özel sanal makinelerde 7/24 çalışıyor. Dizüstü bilgisayar kapalı olsa bile görevleri sürdürebiliyor. Gmail, Dokümanlar, Takvim, Slaytlar ve ileride üçüncü taraf araçlarla çalışabiliyor.

Yani yapay zeka artık sadece bir sohbet penceresinde bekleyen sistem olmayacak. Arka planda görev takip eden bir katman olması hedefleniyor.

Bir e-posta taslağı hazırlayacak. Katılım listesini güncelleyecek. Takvimdeki toplantıları bulacak. Belgelerden bilgi çekecek. Sunum oluşturacak. Hatırlatma gönderecek. Görevleri bölecek. İş parçacıklarını yönetecek.

Bunun şirketler için yansıması çok daha büyük.

Bugün birçok ekipte zamanın ciddi bölümü koordinasyon işlerine gidiyor. Bilgi toplama, toplantı notu çıkarma, dosya bulma, e-posta yazma, takip hatırlatma, rapor güncelleme, sunum hazırlama, görev dağıtma gibi işler insanların zihinsel enerjisini tüketiyor.

Spark benzeri ajanlar bu işlerin önemli kısmını devralabilir.

Ama burada dikkatli olmak gerekir.

Ajanın arka planda çalışması verimlilik sağlar. Aynı zamanda risk üretir.

Çünkü ajan e-postaya erişir. Takvimi okur. Dokümanları tarar. Kişisel ve kurumsal bağlamı işler. Bazen taslak oluşturur. Bazen aksiyon hazırlar. Bazı senaryolarda ödeme ya da satın alma gibi daha hassas işlemlere yaklaşır.

Bu yüzden kurumlar için asıl mesele “ajan kullanalım mı?” değil.

Ajanın yetki sınırlarını nasıl çizeceğiz?

  1. Hangi verilere erişebilir?
  2. Hangi aksiyonları sadece taslak olarak hazırlar?
  3. Hangi işlemler için insan onayı gerekir?
  4. Hangi işlemler loglanır?
  5. Hangi departmanlarda önce denenir?
  6. Hata durumunda sorumluluk kimdedir?

Ajan çağı, sadece teknoloji değil, yönetişim meselesidir.

Arama artık cevap veren yer değil, deneyim üreten yer oluyor

Google Arama tarafındaki duyurular, belki de en köklü değişimi temsil ediyor.

Arama kutusu artık sadece kelime yazılan bir alan değil. Metin, görsel, dosya ve video ile soru sorulabilen, soruyu genişleten, bağlamı koruyan ve takip sorularıyla derinleşen bir yapay zeka arama deneyimine dönüşüyor.

Bu değişim SEO ve dijital pazarlama açısından çok kritik.

Çünkü kullanıcı artık sadece bağlantı listesi aramıyor. Yanıt, özet, karşılaştırma, plan, tablo, görsel, simülasyon, alışveriş önerisi ve hatta mini uygulama bekliyor.

Google’ın gösterdiği üretken arayüz örnekleri bunu netleştiriyor.

Kullanıcı kara deliklerin uzay-zamanı nasıl etkilediğini soruyor. Arama sadece metin vermiyor, etkileşimli görsel oluşturuyor. Kullanıcı hafta sonu planı istiyor. Arama kişisel takvim, hava durumu, çocukların ilgi alanları ve restoran bilgileriyle planlayıcı oluşturuyor. Kullanıcı uzun süreli bir görev başlatıyor. Arama bunu takip edilebilir bir deneyime dönüştürüyor.

Bu, dijital pazarlama için şu anlama gelir; Web sitesi trafiği tek başarı metriği olmaktan çıkıyor.

Markanın, yapay zeka tarafından nasıl anlaşıldığı, hangi bağlamlarda önerildiği, hangi kaynaklarla desteklendiği, hangi sorulara yanıt olurken göründüğü ve hangi ajan görevlerinde tercih edildiği daha önemli hale geliyor.

Klasik SEO’da hedef neydi ? Arama sonucunda görünür olmak.

Yeni yapıda hedef daha karmaşık.

Yapay zeka yanıtlarında güvenilir kaynak olmak. Marka adının doğru sıfatlarla birlikte anılması. Ürün bilgilerinin makine tarafından anlaşılır olması. Kullanıcı niyetlerine göre yapılandırılmış içerik üretmek. Forum, inceleme, uzman yorumu ve otorite kaynaklarında bağlam oluşturmak. Alışveriş grafiği, harita, video ve içerik ekosistemlerinde tutarlı varlık göstermek.

Bu yüzden yeni dönem sadece SEO değil; Marka temsili mühendisliği.

Google’ın arama ajanları, bilgi ajanları ve üretken arayüzleri devreye aldıkça içerik stratejisi de değişecek. Artık içerik sadece okunmak için değil, ajanlar tarafından bulunmak, özetlenmek, karşılaştırılmak, doğrulanmak ve eyleme bağlanmak için üretilecek.

Agentic commerce pazarlamanın en sıcak kırılmalarından biri olacak

Alışveriş tarafındaki duyurular, dijital ticaret için ayrı bir başlık açıyor.

Google’ın Universal Commerce Protocol, Agent Payments Protocol ve Universal Cart yaklaşımı, ajan tabanlı ticaretin altyapısını kurmaya yönelik.

Kullanıcı ürünü aramayacak, sepeti kendisi yönetmeyecek, fiyat düşüşlerini tek tek takip etmeyecek, stok durumunu kontrol etmeyecek, ödeme kartı avantajlarını hatırlamayacak.

Ajan bu işleri arka planda izleyecek.

Bunun e-ticaret ve performans pazarlaması için etkisi büyük.

Bugüne kadar dijital ticarette rekabet, kullanıcının dikkatini çekmek üzerine kuruluydu. Reklam göster, tıklama al, landing page’e getir, sepete eklet, checkout’a götür, terk ederse yeniden hedefle.

Ajan tabanlı ticarette bazı kararlar insan ekran başında değilken şekillenecek.

Kullanıcı sınırları verecek. Ajan seçenekleri izleyecek. Fiyatı takip edecek. Stok bilgisini kontrol edecek. Uyumluluk sorununu yakalayacak. Doğru anda satın alma önerisi getirecek. Belirlenen sınırlar uygunsa işlem hazırlayacak.

Bu durumda markalar için yeni soru şu olacak.

Ajan beni tercih edecek mi?

Bu tercih sadece reklam bütçesiyle belirlenmeyebilir. Ürün verisi temiz mi? Fiyat bilgisi güncel mi? İade koşulları açık mı? Yorumlar güvenilir mi? Teslimat bilgisi makine tarafından okunabilir mi? Ürün açıklaması doğru bağlamları içeriyor mu? Marka güven sinyalleri yeterli mi?

Dijital pazarlamacılar için bu yeni bir çalışma alanı demek.

Feed optimizasyonu, yapılandırılmış veri, ürün içerikleri, yorum yönetimi, fiyat rekabeti, stok doğruluğu, marka güveni ve ödeme deneyimi daha fazla birbirine bağlanacak.

Performans pazarlaması sadece reklam optimizasyonu olmaktan çıkacak. Ajanların karar verebileceği güvenilir ticaret verisi üretmek de işin parçası olacak.

Kurumlar için asıl mesele toolset değil mimaridir. Bugün bunu bir kez daha teyid ettim.

Araçlar hızla çoğalıyor.

Gemini Omni. Gemini 3.5 Flash. Antigravity. Gemini Spark. AI Search. Search Agents. Universal Cart. AP2. UCP.

Ama kurumların asıl ihtiyacı daha fazla araç listesi değil.

Doğru mimari. Önce düşünce, sonra yetenek sonrada araç mimarisi oluşturmak süreci izlenmelidir.

Mindset olmadan kurum, yapay zekayı sadece maliyet düşürme aracı sanır. Skillset olmadan ekipler, araçları verimli kullanamaz. Toolset mimarisi olmadan her departman kendi içinde dağınık denemeler yapar.

Sonuçta şirket içinde yapay zeka kullanımı var gibi görünür ama ortak mimari yoktur.

Dijital pazarlama ekipleri için yeni oyun alanı

Bu duyurular dijital pazarlama ekipleri için özellikle önemli.

Çünkü pazarlama, yapay zekadan en hızlı etkilenen alanlardan biri. İçerik üretimi, medya planlama, segmentasyon, kişiselleştirme, SEO, video üretimi, CRM, e-ticaret ve müşteri hizmetleri aynı anda değişiyor.

Google’ın çizdiği resim bize şunu söylüyor.

Pazarlama ekipleri artık sadece kampanya üreten ekipler olmayacak.

Bağlam yöneten ekipler olacak.

Markanın hangi sorulara yanıt olduğunu belirleyecekler. Ürün verisini ajanların anlayacağı hale getirecekler. İçerik stratejisini AI Search’e göre yeniden kuracaklar. Kreatif üretimi hızlandırırken marka tutarlılığını koruyacaklar. Müşteri yolculuğunu ekran üstünden ajan üstüne taşıyacaklar. CRM’i statik segmentlerden canlı görev ajanlarına doğru genişletecekler.

Örneğin bir perakende markası için yakın gelecek şu olabilir.

Müşteri “hafta sonu çocuklarla dışarı çıkarken rahat giyeceğim, yağmurda sorun çıkarmayacak, 3.000 TL altında bir ayakkabı istiyorum” dediğinde, ajan sadece ürün aramaz. Yorumları okur. Stok kontrol eder. Fiyat geçmişine bakar. İade koşulunu kontrol eder. Kullanıcının önceki alışverişlerinden beden tahmini yapar. Markalar arasında kıyaslama yapar.

Bu durumda markanın kazanması için sadece reklam vermesi yetmez.

Ürün bilgisi doğru olmalı. Yorum kalitesi yüksek olmalı. Teslimat verisi güvenilir olmalı. İade politikası açık olmalı. Fiyat rekabetçi olmalı. Marka bağlamı güçlü olmalı. Ajanın okuyacağı veri temiz olmalı.

Bu pazarlamanın teknikleşmesi değil, pazarlamanın daha fazla sistem düşüncesi gerektirmesidir.

İnsan nerede kalıyor?

Bu kadar ajan, model ve otomasyon konuşulunca akla aynı soru geliyor.

Bana göre insanın yeri azalmaz. Ama değişiyor.

İnsan artık her işi yapan kişi olmaktan çok, işin yönünü belirleyen kişi haline gelir.

Hangi problemi çözeceğiz? Neyi inşa etmeye değer buluyoruz? Hangi işi otomasyona verebiliriz? Hangi kararda insan kalmalı? Hangi veri güvenilir? Hangi çıktı markaya uygun? Hangi hız, hangi riski doğurur? Hangi sistem müşteriye gerçekten değer sağlar?

Bu sorular hala insana ait.

Etkinliğin açılışındaki cümlelerden biri bu yüzden önemliydi.

Önemli olan neyi inşa etmeyi seçtiğimizdir.

Yapay zeka bize daha fazla üretim kapasitesi veriyor. Daha fazla kod, daha fazla video, daha fazla içerik, daha fazla analiz, daha fazla otomasyon.

Ama daha fazla üretmek, otomatik olarak daha iyi sonuç anlamına gelmez.

Kurumların asıl ihtiyacı daha çok çıktı değil, daha doğru çıktı.

Pazarlamanın ihtiyacı daha çok içerik değil, daha anlamlı temas.

Teknolojinin ihtiyacı daha fazla araç değil, daha sağlam mimari.

Bugün toplantılarda ana gündemde mutlaka bunların konuşulması gerekiyor.


메타데이터
post_id
0cdf36f280cb
slug
google-i-o-2026-bize-ne-söylüyor-0cdf36f280cb
url
https://medium.com/@erkanceran/google-i-o-2026-bize-ne-s%C3%B6yl%C3%BCyor-0cdf36f280cb
canonical_url
https://medium.com/@erkanceran/google-i-o-2026-bize-ne-s%C3%B6yl%C3%BCyor-0cdf36f280cb
author_url
https://medium.com/@erkanceran
status
ok
fetched_at
2026-06-09 15:37:30