Seranara
“Güzelliği taşlara bile öğret.”
Seranara

“Güzelliği taşlara bile öğret.”
“Güzelliği taşlara bile öğret." Önümde kocaman bir bahçe, üzerinde tırnak içinde bir cümle. Hayır, tabela yok, ışıklandırılmış bir yazı da değil. Bir bahçeye yazılmış, çiçeklerle... Burası neresi? Bilmiyorum. Nasıl geldim? Bilmiyorum. Zaman ne, saat kaç? Bilmiyorum. Ama dikkatimi çeken şeyler var: her yer yemyeşil. Kuş sesleri geliyor, gereksiz gürültü yok, insanlar bir şeylere yetişmeye çalışırcasına koşuşturmuyor. Sehrin gelişmişliğine rağmen. Garip... çok garip, Oysa dünya böyle değildi, bu gördüklerim, alışık olduğum gibi değil. Hava, her zaman soluduğum gibi değil, temiz, ve güzel. Ve ben burada, bir yabancı, bir fazlalık gibi hissetmiyorum. Aidiyet duygusu var içimde. Sanki düşlediğimi bulmuşum gibi, sanki zaten burada olmam gerekiyormuş gibi...
Ne kadar oldu bilmiyorum, ama uzun zamandır buradayım. Bu süreçte insanlarla da tanıştım, bazıları isimsizdi. Burada insanlara ismini sormadan varlığıyla tanışıyoruz. Bugün birisi benimle tanışmak istedi, beni tanımak istedi. Dedi ki: "Adını öğrenebilir miyim? Ya da... kalbinin nasıl bir yer olduğunu.." İnsanlar ömürleri boyunca kendilerine daha doğmadan verilmiş isimler taşımıyorlar. Doğuyorlar, karakterleri oluşuyor, hayatlarının güzergahına göre, kalplerindeki ışığa göre bir isim kazanıyorlar, ve herkesin eninde sonunda bir ismi oluyor. Çünkü herkes ruhunun sesini dinleyebiliyor. Amaçsız insanlar mı? Hayır, yok. Çünkü her ruh bir amaca bağlanır. Buraya nasıl geldim, nereden geldim bilmiyorum. Ama sanırım gitmek de istemiyorum Bu satırları, yazıyorum, çünkü unutmaktan korkuyorum, Dünyada günlük tutardım. Burada henüz bir günlüğüm yok. Bir dostumdan aldığım birkaç kağıdım ve bir kalemim var. Her şeyi yazacağım. Başıma kötü bir şey gelir korkusuyla değil, unuturum korkusuyla. Çünkü biliyorum, burada beni kötülük bulamaz. Çünkü burada kötülük yok, kötülüğü doğuracak sebep olmadığı için. Hiçbir kalp kötü doğmaz. İnsan doğar, ve kötülükle tanışır. Burada insanlara doğumlarından itibaren iyi olan aşılanmış. Yaşlılar çocuklara, gençlere üstten bakmıyor mesela. Ya da küçükler büyüklerini ezmek istemiyor. Herkes arkadaş, herkes birbirini anlıyor. Burada ilk arkadaşım on yaşında bir çocuk oldu, ismi Fimeyra. Anlamı "’hayat ırmağı". Burada her şey insan eli ile inşaa edilmiyor. Eğer bir güzellik adına bir arzun varsa, gerçek oluyor. Fimeyra bir ırmak dilemiş, yeşil artsın diye, çorak bir toprakta. Ve ırmak etrafına yeşili getirmiş, Mor-movi çiçekler açmış her köşede. Fimeyra ismini almış sonra . Dedim ya, ismin seni anlatıyor burada, ve her ismin var bir hikayesi.
Başka konulara değinelim. Burada insanlar; insanları, hayvanları, hiçbir canlıyı "bir şey" olarak değil, bir "can” olarak görüyorlar. Bu bilinçte oldukları için de zarar vermiyorlar. Hiç suç olmuyor diyemiyorum. Tabii ki oluyor. Ama her suçun bir sebebi olduğuna inanılıyor. Ve tabii ki bu sebeplerin bir sonucu oluyor. Ceza yok, sonuç var, empati var. Burada suç işleyen insanlar bir mahkemeye çıkıyor. Yargı mahkemesi değil, empati mahkemesi. Çünkü yargılama, sadece suçu körükler. Önce faile bir ekran veriliyor. Fail, eylemi gerçekleştirirken neler hissettiğini ve etkilediği kişinin neler hissetmiş olabileceğini yazıyor. Sonra bir makineye bağlanıyor; "his makinesi." Bu makine, failin eylemi karşısında diğer kişilerin nasıl hissettiğini, faile hissettiriyor. Empati kurabilsin diye. Aslında vicdanıyla yüzleşmiş oluyor ve pişman oluyor. Şimdiye kadar pişman olmayan kimse olmamış. Çünkü herkesin vicdanı vardır. Ve vicdan sessiz kalmayı bilemez. Sonra faile soruluyor: "Kalbinde yeşermeye başlayan kötülüğün filizini daha fazla kök salmadan söküp atmak ister misin?" Fail bir düşünce seçiyor, iyilik adına, ve bu düşünceyi eyleme geçiriyor. Çünkü her kalpte iyilik vardır. Ve iyi bir kalpte, vicdan atar.
Başka bir gündem merhaba. Buraya ilk geldiğimde, güzel gülümsemeli bir teyze demişti ki: " Burada bir evin olsun, bedenin için. Kalbin zaten burayı yurt bilmiş." Demiştim ya, burada iyilik adına bir şey dilerseniz, gerçek olur. Teyzenin cümlesinden sonra, önümüzdeki topraklardan bir ev oluştu. Bir anda değil. Yavaş yavaş, sakin, ve dingin. Küçük, iki katlı bir ev. Buradan gitmeyi hiç istemiyorum.
Bugün bir şeyler satın almam gerektiğini düşündüm. Şimdiye kadar ihtiyacım olanları hep birileri vermişti, ama sonsuza kadar böyle süremez. Öncesinde yeni tanıştığım bir arkadaşıma uğrayacağım, burada işlerin nasıl ilerlediğini öğrenmem gerek. ...
Arkadaşım öyle şeyler anlattı ki... Burada belli bir para birimi yokmuş. Eğer ihtiyacın varsa, fazlasına sahip olan insana bir iyilik yapıyorsun, o da sana ihtiyacını sunuyor. Bu iyilik bir tebessüm de olabilir.
Bulunduğum yerin ismini öğrendim : Serenara. Burada iyilik sadece bir düşünceden, bir istekten ibaret değil. Burada iyilik yaşam biçimi. Gökyüzü gibi sakin, içi parıldayan ülke. Arınmışların ülkesi... Kötülükten. Üstünlük yok, kötülük yok, rekabet yok. Rekabet yok. İnsan insana hükmetmiyor. Bir yönetici yok, bir otorite yok. Doğa var, ve insanlar. İnsanlar doğaya ayak uyduruyorlar, çünkü yüzyıllar içinde buna mecbur olduklarını anlamışlar. Doğa, insana sonsuzca sunuyor; insan, doğayı incitmeden ondan faydalanıyor. Ona uyum sağlamayı biliyor. Zaten uyumun, barışın olduğu bir diyarda, iktidara neden ihtiyaç duyulsun ki? Her yerde çocuk sesleri yankılanıyor. Geldiğim yerde çocuklar sokağa çıkmaya korkardı oysa. Burada çocuklara ayrılmış oyun alanları yok. Burada her yer çocuklara uygun. Zorla dayatılan eğitimler yok. İstedikleri zaman, istedikleri yaşta karar verebiliyorlar yapacaklarına.
O zamana kadar tek görevleri: iyiliği yaymak, çoğaltmak. Buna zorunlu oldukları için değil, gerçekten istedikleri için yapıyorlar. Kendi dünyamı olduğu değil, olabileceği haliyle seviyordum. Bu dünyayı her haliyle seviyorum.
Bugün yeni biriyle tanıştım. İsar... Sakin, derin, dingin bir insan. Buradaki görevi; insanları anlamak, onları dinginleştirmek. Kalbi, bir nehir gibi temiz. Dedi ki: "Ben seni hatırlıyorum, ama daha önce hiç tanımadım." Bazı ruhlar ezelden aşinadır birbirine, ve bir ruh, bir kalbi ilk görüşte değil ilk hissedişte tanıyabilir. Isar’ın kalbi bana çok tanıdık. Çok yakın. Bazen bir kalp, bir insanı henüz dokunmadan sarar. Belki önceki bir hayattan, belki sadece uzun süredir özlenen bir histen. Bu bir tanışıklık değil, bir yoldaşlık. Ona geldiğim yerden bahsettim. Herkesin konuştuğu, ama kimsenin kimseyi duymadığı dünyadan. Nereye varacağını bilmeden bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalışan, mutlu görünmek, güçlü görünmek için yorulan insanlardan. Sevginin şartla olduğu, bir çocuk kalbindeki güzelliğin bile kurutulduğu dünyamdan. Sakince dinledi beni. Dedi ki: "İçeride bir güzellik varsa, dışarıdan görülmemesi onun eksikliği değil, dünyanın körlüğüdür." Sonra kendinden bahsetti, amaçlarından, ruhundan. Benim dünya için istediklerimi, o, Serenara’da gerçekleştiriyor. Onunla aynı yolda, aynı gökyüzünün altında, ve belki de Dünya için kurduğum hayallerimi burada gerçekleştirebilirdim. Ama ya geldiğim gezegen; oradaki çocuklar, sessizler, masumlar...
Bugün Isar anlattı, nereden, ne zamandan geldiğini biliyor. Nasıl geldiğim hala meçhul. Benim dünyam asırlar öncesinde kalmış. Belki de artık sorgulamayı bırakmalıyım. Zaman, her şey gibi bunu da gösterecek, öğretecektir.
Demiştim ya, burada iyilik adına bir şey isterseniz, gerçek olur. Bir "kalp evi" inşa ettim. Kalpten gelen güzellikler girebilsin diye.
İlk oda "Umut". Bu oda hep mavi, mavi oldukça yeşil. Umutla başlar her şey, ve umut her zaman yeşermeye hazırdır. Bu oda, karanlıktan geçenlere ışığı hatırlatacak.
Yanındaki oda "Ekmek". Dünyada aç kalan her çocuk için buradan bir ekmek düşecek, ve orada gülen çocuk için kalp evinin bahçesinde bir çiçek büyütecek.
Bir diğer oda "Kötülük (Örtülen)". Kalbinin gücü yeten gelsin, ve dünyadaki bir kötülüğü örtebilsin diye. Her örtülen kötülük, her kabul edilen karanlık, bir ışığa dönüşsün diye. Ben sadece bir iyilik taşıyıcısı değil, karanlığın içinden de ışık çıkarabilen bir rehber olacağım.
Dördüncü oda "Sessizlik Odası". Burada hiç konuşulmaz, susarak anlar insan insanı, kalbin ne demek istediğini herkes duyar. Ve yalnızlık, artık yalnız değildir.
Beşinci oda "Oyun Odası". Çocuklar için, ve yetişkin kalpler çocuk yanlarını bulabilsin diye...
Son Odası "Şûrâ". Anlamı, danışma. Burada henüz bir adım var mı bilmiyorum ama dünyadaki ismim Şura. Dünyada bana danışmak isteyen bir dostum olduğunda, ben bu odaya fısıldayacağım, ve sözcüklerim bir sarılma gibi düşecek dünyadaki dostumun aklına. Söz yankıya dönüşüyor, ruha değen. Kalbini açarsan, kelimeler Serenara’yı aşıp oraya yol buluyor.
Bu eve gelen herkes, önce kendini dinleyecek, sonra başkalarını duyacak, ve birlikte bir hikaye olacaklar...
Ve ben biliyorum artık. Dünyada kötülüğü yok edemem ama belki başka bir dünyadan oraya iyiliği yayarım, ve kötülük son verir yeşermeye. Dünyam zor bir yer ama ben kolaylaşmasını beklemedim hiçbir zaman. Ben, zor olanın içinde güzellik büyütmek istedim. Umut olsun diye.
Dünyayı değiştiremem belki, ama bir çocuğun kalbini iyilikle boyayabilirsem, işte o zaman evrenin rengini değiştirmiş olurum.Bazen bir yerin ütopya olması için, önce biri o güzelliğe inanmaya devam etmeli.
Ben her şeye rağmen inanıyorum ve bu, kendi dünyamda bir ütopya yaratabilir.
메타데이터
- post_id
- 0e2c07fb44fc
- slug
- seranara-0e2c07fb44fc
- url
- https://mediumturkiye.com/seranara-0e2c07fb44fc
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/seranara-0e2c07fb44fc
- author_url
- https://medium.com/@SuraPala_
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-24 23:31:39