Islık
06.06.2026
Islık
06.06.2026
Birazdan yeniden doğacağım.
Küllerim ve yağmurlarım beni sıcacık bir çamurdan yoğuracak. Kendimi kendi ellerimle şekillendirip yeniden yaratılacağım.
Dünya hayatımın bilmem neresidir bu balkon, bu mum ışığında yürüyen gece, bilmiyorum.
Bilmeyişimde saklıdır esrar.
Fakat mumları üfleyecek olan yorgun dudaklar değil, bir şiirdir bu kez.
26 yıl boyunca söylemiş olduğum tüm şiirler, toplanın.
Dünya kanımda.
Sizi bir öpücükle uğurluyorum.
Başka türlüsü saçlarıma akça yıldızlar bırakır. Ellerime gülümseyişlerden bir damla kan bulaşır.
Bulanık bir bellekte zaman düğümünün bana işleyen narı kırılır orta yerinden.
Kalbime bir bulut çizip onu ağlatarak yok ettim.
Şimdi sakin ve ölümsüzüm.

07.06.2026
İçinden konuştu benimle, ellerini bir kuşu okşar gibi yaparak; tuttu güvercin göğsünü.
Aniden gülümsetildim, bir güneşli sabaha.
Şiirlerimden bir sepet ördün sen. İçine anılarımın suda yansıyan, o hepimize yansıyan, anılarımıza nazaran hiç olmayacak hayaller yutturan ağzına doğru bir serçeye su uzattı avuçların.
İçtim sularından zemzem, ben içerken sen kana.
Kıskandığım savaş güzellerini topla, onlara birer altın güneş vereceğim.
Senin ela ovaların benim karlı dağlarımda gizlenedursun.
Sana bir vadinin sessizliğini okuyayım, kırıksa da mavi sesimden.
Sen uzak denizleri anlat bana içinden.
Seziyorum gülümseyişini dudaklarımın kenarında.
Aynı esintide kıpırdanmış ruhlar, yükselen bir dalgada yok olmaya ve zerrelerde birbirine karışmaya mahkûmlar.
Sessiz uzayan mektuplar ve ayak seslerin.
Sayfalarca taşarak bana, bozkırın o dikenli sıkıntısına ve belki ezip geçerek tekdüze hayatı, can sıkıntısını, yaban arılarını; Anadolu’ya, oradan Sahra’ya ve yine bana, benim nemli kirpiklerime ulaşabilir de.
Dün ölmüştüm.
Bugün gelip bir ıslık kondurdun uykularıma.
Kendime verdiğim sözü tutayım diye, yeniden doğayım diye, serçelerime sırtındaki yaraların oyuklarında su verdin.
Ben şimdi hangi güneşi çağıracağım sana?
Ağzımdaki kan sırtındaki yaradan başka da olsa kadere inanmak isterim.
Doğduğum gün, öldüğüm gün birdir benim.
Belki bir pazar günü sabahıdır kalbime inanmak.
Biraz yürüyelim, dağ yollarından kıyısız sulara.
Birimiz İnşirah, diğeri şiir okusun yolların adımlarla kavuşmasına.
Nazım söylesin:
“Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayale. Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var ve asi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile.”
Senin şehrini terk edeli iki yıl oldu.
Ayrıyım dalımdan.
Ve beyaz cansız bir hayali — kuş seslerim gelip de — bu sıkıntı ovasını, yaz mahmuru gözlerini, hatta benim sıcak, senin hiç bilmediğin sahraya kadar uzanan eski saçlarımı kurtaracağını yalnız sana söylüyorum.
Dilimin dönüşündeki asılsız yolculuk, attığım tüm o zararsız kuşunlar tam buraya, kendimden çok kadere inanışımın ortasında bir yere düştü.
Annemle sesini dinledik bir pazar kahvaltısında.
Senin şakaklarında şimdi kırmızı günbatımları parıldamakta.
Sezdim ki beni dost elinle savunmaktasın.
Ey şairler ortağı, beni sez.
Beni uzak rüzgârlardan hatırla, eski türkülerden.
Bil ki, serçelerin rızkını uzatan ellerin Rabbinin hükmüdür.
Ellerine dualarla…
-h
메타데이터
- post_id
- 100b99ef9960
- slug
- islık-100b99ef9960
- url
- https://mediumturkiye.com/isl%C4%B1k-100b99ef9960
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/isl%C4%B1k-100b99ef9960
- author_url
- https://medium.com/@tmrche
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-12 07:40:50