← Back to list

Olmadı, Olduramadım

Tatilde sadece uyumak, reddedilme mailleriyle başa çıkmak ve “yetememe” paradoksu üzerine bir dertleşme.

Ferizerusen · 2026-01-30 22:16 · 1 claps · 3.5 min read
#yetersizlik #mükemmeliyetçilik #duygular
Open on Medium ↗
Wiki topics: CUL · Culture & Media 😂 · Humor & Satire

Olmadı, Olduramadım

Merhabaa! Arayı uzun tutmayalım dedim ama yazasım da pek gelmedi. Anlarsınız ya, yoğunluktan yazacak bir şey bulamıyordum. Tatil başladığından beri sadece uyuyorum… Başlamak istediğim tüm hobi projelerini, eğitimleri, spor macerasını bıraktım bir kenara ve döne döne uyudum. Nasıl geçtiğini anlayamadığım koskoca iki haftayı uyuyarak devirdim. Bir daha olsa, yine uyurum; hatta daha çok uyurum. Umarım sizlerin de tatili bol dinlenmeli geçiyordur, birkaç arkadaşımın okulu başladı bile (ben sizin yerinize de uyurum canım).

Yazma hevesi nereden geldi diye soracaksınız, yine bir iş yaparken esti. Portakal kabuğunu kurutmayı çok seviyorum. İçinin beyazını bıçakla kazıdım ve ince ince kıydım, kaloriferin üstüne koydum. Kuru portakal kabuğunu pankek, revani, kek, kurabiye gibi tatlıların içine kullanıyoruz. Hem şifadır, kış çayında da güzel olur. Bu süreçte düşünmek için bol bol zamanınız oluyor… Başlıyorum takılı kaldığım noktaları kafamda çevirmeye: “Beni niye eğitime/staja kabul etmediler” , “Ulan bu özgeçmişi boşuna doldurduk.” , “Benim sanırım bağlanma problemlerim var.” , “Niye hala aklımdasın ki?”… Böyle uzayıp gidiyor. Hepsinin ana teması da aynı, yetersizlik. İşte bundan güzel bir dertleşme konusu olur dedim ve aldım hemen bilgisayarımı. İronik olan kısım, bilgisayarımın şarjı bitmiş… Bu konuyu yazmaya şarjım bile yetmedi yahu!

Linkedln, Kurtlar Sofrası:

Staj başvuruları, aday stajyerlikler başladı ve Linkedln hem ilanlar hem de kabul alanların sevinçleri ile dolmaya başladı. Bu dönem biz onların içinde değiliz ne yazık ki, başvurduğum her yerden aldığım tek geri dönüş “Maalesef sınırlı kontenjandan dolayı başvurunuzu olumsuz olarak değerlendiriyoruz”. Üst üste 4–5 kere alınca koyuyor bu durum; biz de insanız, bizim de hislerimiz var. Sonrasında bir bakıyorum Linkedln’e, aynı programa kabul alan kişilere Herkes bir yerde işini kurmuş, girişimcilik yapmış, 3 farklı staj yapmış, sertifikaları toplamış, yöneticilik yapmış, gönüllülük projesi yürütmüş… Oho, neler neler. Normalde, özgüvenli ve tutkulu bir insanım ama bunlar beni bile zedelemeye yetti. Açtım baktım özgeçmişime, ben ne yaptım bu zamana kadar? Boş durmadık canım, yaptık bir şeyler. Denedik, yanıldık, onaylanması beklenen bir iki proje çıkardık, gönüllülük yaptık, sektörel eğitimlere katıldık. Çabaladık yani, ama sanırım yetmedi.

Peki, ne zaman yetecek? Ben hiçbir zaman yetiremeyecekmişim gibi hissediyorum. Yaptıklarım tatmin ediyor, mutlu oluyorum ve kendimi tebrik ediyorum ama daha fazlasını yapmadığım sürece bu hayatta var olamayacağım. Mükemmelliyetçiliğin biraz törpülenmiş hali bu. Kendimi biraz toparlamak ve moral bulmak için Linkedln’de gezmeyi bıraktım.

Herkes mükemmel ama biz un çuvalı!

Ben niye bu kriterlerin peşinden koşup duruyorum yahu? diye sormadan edemedim. Şimdilik bu süreci; sektörün beklentilerini anlamak ve onlara göre kendimi geliştirmek için bir adaptasyon yolu olarak görüyorum. Yetemiyorsam da, eksik kaldığım noktaları doldurup kurtlar sofrasında kendime bir tabak koymak için çabalayacağım. Denemediğim sürece sonucun ne olacağını bilemem, sonuna kadar gidip kendim bir görmem lazım. Sonucunda yerlere de düşebilirim, omuzlar üstünde de gezebilirim. Bu düşünce şekli yüzünden başıma gelmeyen kalmadı ama olsun, denemeye değer şeyleri öylece salamayız. Hele geleceğimiz için dolduracağımız 2–3 satır başvuruyu hiç kaçıramayız. O yüzden silkelenip devam ediyoruz yolumuza.

Duygusal Yetersizlik, Altın Kafesimiz:

Yetersizlik ne yazık ki sadece akademik anlamda değil, biraz da duygusal anlamda da var. Bu sefer yetinemeyen taraf benim. Bazen konuşmalar çok sığ geliyor, zevk vermiyor, çabuk sıkılıyorum, bağlanmak istemiyorum, rahat hissetmiyorum. İçinde bulunduğum insan ilişkileri bana yetmiyor ve daralıyorum.

Koskoca altı sene boyunca altın kafesteki bülbül misali sadece elimdekiler ile yetindim. O kafesten zor bela kendimi dışarı atmışken şimdi bir yenisini inşaa ediyormuş gibi hissediyorum… Oluşturmaya çalıştığım konfor alanı bile beni daraltıyor. Yıkmak istiyorum, “Sıktınız ulan!” diyip gitmek istiyorum ama beceremiyorum. Acaba benim sıkılmama sebep olan şeyler sadece takıntı haline getirdiğim noktalar mı diye düşünüyorum. Sırf bu hipotezi doğrulamak için biraz daha bekleyeyim diyorum ama nereye kadar? Birisinde karar vermem bir senemi almış, şu anda verebileceğim bir senem var mı bilmiyorum. Şu anlık rafa kaldırdığım bir konu burası, nihayetinde hala ne istediğini bilmeyen ve ütopik istekleri olan birisiyim. Bu sorunun kendi kendine çözüleceğini hissediyorum.

Zamanın Göreliliği:

Bir şey daha var, zamanı da yetiremiyorum artık. Koskoca bir dönem her şeye vakit ayırabildim, şimdi 2 saati zor buluyorum. Vakit de yetmiyor anam! Uyandın, spor yaptın, kahvaltı yaptın, biraz dizi izledin veya akademik işlerle ilgilendin desen saat beş olmuş! Sonrasında yemek telaşesi, aile vakti derken gece oluyor. Uyku öncesi bir kitap alıyorum elime ve saat olmuş iki. Ee, o saatte uyuyan insan tabii geç uyanır ve hiçbir şeyi yetiştiremez gündüz.

Neyseki diğer iki konumuz gibi bunun çözümü karmaşık değil. Erkenden uyansam tüm her şeyi yetiştireceğim. Ama ben bunu istiyor muyum? Kimse kusura bakmasın, tatildeyken uykumdan kesemem. Düzgünce dinlenmeden yeni dönemin uykusuzluk maratonuna başlamak istemiyorum. Zaten odadan mıdır nedir, uyuduğum uykunun da kalitesi yok ki yurtta. Evde, kendi odamda, canım yatağımda ölü gibi uyuyorum. Uyuduğum ve uyandığım bir oluyor. Anneannemin bir lafı vardı, çok haklıymış kadın “Ana evinde uyu kızım, iki gün sonra yaban ellerde uyutmazlar seni.”. Ben de saldım akışına, nasıl istiyorsa öyle devam etsin dedim. Biraz zor oluyor, planlı bir hayattan bir anda spontane akışa geçince bu da ayrı bir stres yarattı. Bu stres döngüsüne de yaranamıyoruz zaten. Uyusak yetmiyor, uyumasak da yetmiyor; çalışsam olmuyor, çalışmasam da sıkılıyorum yahu! Belki de akış benim için efektif bir yöntem değildir. Siz yine de bir deneyin, belki size uyar.

Konuyu toparlamak gerekirse ben şu iki haftada olduramadım. MFÖ misali evde “Ne yaptım ne ettimse olduramadım!” diye geziyorum. Bu da dert paylaşma, derdinize ortak olduğumu söyleme yazısıydı. Hala beni okumaya devam ettiğiniz için sonsuz teşekkürlerimi sunarım sizlere. Aklımda ne çılgın planlar var, yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Umarım bir dahaki yazımız bu çılgın kararların kötü sonuçlarından aldığım dersler hakkında olmaz!

Dip Not: Sadece biz kendimize yetemiyor değiliz, dünya da bize yetemiyor artık. Temiz suyumuz bile bitiyor. Bu noktada hepimizin elini taşın altına koyması lazım. İşin büyük, küçük oyuncuları başka bir yazıda tartışılır ama biz elimizden geldiğince idareli kullanalım ve insanlık görevimizi yerine getirelim.


메타데이터
post_id
1417e97ead2f
slug
olmadı-olduramadım-1417e97ead2f
url
https://medium.com/@ferizerusen2004/olmad%C4%B1-olduramad%C4%B1m-1417e97ead2f
canonical_url
https://medium.com/@ferizerusen2004/olmad%C4%B1-olduramad%C4%B1m-1417e97ead2f
author_url
https://medium.com/@ferizerusen2004
status
ok
fetched_at
2026-06-23 17:05:31