BİR DÖVME HİKAYESİ
Sonunda benim de Gülşah Karaca imzalı bir dövmem oldu. İşte önce kalbime sonra bedenime yerleşen tasarımın yıllara yayılan hikayesi…
BİR DÖVME HİKAYESİ
Sonunda benim de Gülşah Karaca imzalı bir dövmem oldu. İşte önce kalbime sonra bedenime yerleşen tasarımın yıllara yayılan hikayesi…
Maillerimde aradım, en erken 2019’a kadar izini sürebildim, ama bence benim Gülşah Karaca’nın peşine düşmem daha da eskilere dayanıyor. İlk ne zaman eserleriyle karşılaştım ve vuruldum onu tam hatırlamasam da Berlin’e yerleşmesinden br hayli önceydi, bundan eminim. Onun yaptığı işlere bakınca; rengiyle, dokusuyla ve hatta neredeyse sesiyle boyut kazanan tüm o dövmeler, tam da her şey olması gerektiği yerde hissi uyandırıyordu bende. Ve benim bedenimde bir yerler de o renklere ayrılmıştı, bunu biliyordum.
Sonra karar verdim, sol omuzuma nasıl bir dövme istediğimin anahtar kelimelerini bir Portekiz seyahati dönüşü yazdım Gülşah’a. Yıl 2019. Buluşamadık. Yıllar yılları kovaladı, bir türlü olamadı. Tarıyorum kayıtlarımı, 2022’de bir kez daha yazışmışız, Kapadokya’da buluşmak mümkün olur mu diye bakmışız, olmamış yine. Ben de hep arzuladığım o omuz dövmesi için başka bir sanatçıya gitmemişim, o da ilginç bence. Çünkü o kadar sabırlı biri olarak tanımlamam kendimi, hatta hiç. Ama her şeyin bir zamanı var ya işte, bazen bir şeyler olmuyor gibi dursa da oluyor. (Bunu da Gülşah dövme ‘set-up’ını hazırlarken Studio Yule’de masada duran Büyük Panda ve Küçük Ejderha kitabından öğrendim ve hatta kitaptan tam alıntıyla: “’Hiçbir şey olmuyor’ dedi Küçük Ejderha. ‘Belki de önce içten içe oluyordur,’ dedi Büyük Panda.)
— — -
Neyse işte, derken bu sene, hayatımda her şey yavaştan bir kez daha rayına oturunca -ya da belki hayat hep rayında ya da hiç değil ama ben öyle sanınca- türlü ayrılıklar olsun, yeniden düzen kurmalar olsun, hayat bir kez daha son hızla başka bir istikamete doğru akarken…. Bir de baktım kutumda bir e-posta. Gülşah Karaca İstanbul’a geliyor ve randevu isteyen var mı diye soruyor. Yanıtla tuşuna basıp randevumu almam saniyeler almıştır olsa olsa.
Genel prensiplerde anlaşınca birtakım anahtar kelimeler verdim ben ona. 7 Nisan (2025) Pazartesi için sözleştik. Pazar akşamı eser gelen kutumdaydı. Benim varsayımıma göre çizimi açacak ve gördüğüm anda da vurulacaktım, bunca yıllık bekleyiş bu sezgiselliğe gebe olmalıydı; gelin görün ki tam da öyle olmadı. Hayatım boyunca üzerimde taşımak istediğim görsel bu değildi. Sevdiğim şeyler vardı, bu çizgilerden vazgeçmek istemiyordum ama bende tam olmayanın adını da koyamıyordum bir türlü. O gece ve sabah saatlerce yazıştık. Benim stres seviyem giderek yükseldi, süre daralıyordu ve olmuyordu işte olmuyordu. Gülşah’ı yormanın ağrısı da ekleniyordu hepsinin üstüne, sesindeki yılgınlıktan anlıyordum. Tam oluyor gibi oluyordu, tasarım gelir gelmez paylaştığım ve arkadaşımın “geyik, gece, yeşil ve denizi görünce Turgut Uyar’ın geyikli gece şiiri geldi” yazan mesajını hatırlıyordum; kafam ve duygularım karışıyordu; tamam o zaman geyikli olanı yapalım bitsin bu iş hissi geliyordu. Gülşah içime sinmediğini anlıyor ve biz bir kez daha döngüsel bir kaosta boğuşuyorduk. Derken… Yavaş yavaş belirdi bana ait olan. Randevumuza saatler kala. Görünce tanıdım. Sesimin tonundan Gülşah da anladı aradığımın bu olduğunu, onun içime tam uyduğunu.
Artık 7 Nisan öğleden sonra, duru bir zihinle dövme stüdyosuna adım attığımda kuşlar gibi hafif ve teslim olmaya hazır hissediyordum. Sonrası, her ilişki gibi üçüncü kişilere anlatılsa da asla tam aktarılamayacak bir hikaye. Çünkü hayat orada ve o anda mevcut olanlar arasında akar. Dövme sandalyesine oturunca ve teslim olduğun kişi sana hayatın boyu üzerinde taşıyacağın bir iz bırakırken başka bir şeyler oluyor. Bence o yüzden sana dokunan ellerin kim olduğu önemli ve kıymetli. Benim dövmem tam 2 güne yayıldı ve toplamda 8 saat sürdü. Bir insanla baş başa yakın temasta geçirilen 8 saat. Terapi olsa, haftada 1 saaten 2 ay eder! 8 saat masa başında geçen süre hem de sadece, bunun öncesi var, sonrası var, kahvesi var, yemesi-içmesi var, sohbeti var, kahkahası var; var da var. Ama es geçmek istemem elbette, hepsinin temelinde bir de yoğun bir acı var. Renkli ve kocaman bir dövme, öyle kolay iş değil arkadaşlar… Ama şu var ki o acıya tahammül edince -tıpkı hayatta olduğu gibi- bunun bir armağanı da geliyor; o acıya karşılık bedenden salgılanan hormonlar; ki onlar inanılmaz bir deneyim yaşatıyor insana. Bu sabah, tarifi imkansız bir mutlulukla dolup taşmam, evde müzik dinlerken içimde patlayan renkler ve Allahım hayat ne güzel dedirten bir hormon festivali, boşuna değil elbette; o acıların bir karşılığı var!
Diyeceğim o ki, Gülşah’la kah sustuk kah konuştuk, kah anılarımızı kah sessizliğimizi paylaştık, anbean yakınlık hissi içinde kelimelerle başka başka coğrafyaların sınırlarından geçtik. Bence ikimiz de birbirimize iyi geldik. Yazsam daha da neler yazarım, çünkü “dövülürken” uzun bir meditasyonda gibiydim, aklımdan ne düşünceler, ne ilham perileri, ne hayaller geçti. Ama burada duracağım ve teşekkür edeceğim hayata. Çünkü 8 Nisan itibari ile hem harika bir dövmem hem de harika bir kadın arkadaşım olmuş gibi bir his var içimde.

Mailime düşen ilk tasarım

Yazışmalar sonrası vardığımız güncelleme

Mandala için farklı formla ararken sondan bir önce

Önce kalbime sonra bedenime yerleşen final tasarım

Ve artık o hep benimle….
메타데이터
- post_id
- 147cfd390f4e
- slug
- bi̇r-dövme-hi̇kayesi̇-147cfd390f4e
- url
- https://medium.com/@tanglay.yoga/bi%CC%87r-d%C3%B6vme-hi%CC%87kayesi%CC%87-147cfd390f4e
- canonical_url
- https://medium.com/@tanglay.yoga/bi%CC%87r-d%C3%B6vme-hi%CC%87kayesi%CC%87-147cfd390f4e
- author_url
- https://medium.com/@tanglay.yoga
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-20 09:01:03