← Back to list

İbrahim Neden Halil? (İyi ki Kırdınız-3)

Hz. Yusuf kıssası, Ahsenül Kasas, kıssaların en güzeli… Çocukluğumdan beri büyüleyici bir masal gibi gelir. Dalıp giderek dinlerim, hele de…

Kübra SAYGl in Türkçe Yayın · 2026-05-29 07:32 · 167 claps · 4.4 min read
#ibrahim #kurban #ateş #türkçe #din
Open on Medium ↗

İbrahim Neden Halil? (İyi ki Kırdınız-3)

Hz. Yusuf kıssası, Ahsenül Kasas, kıssaların en güzeli… Çocukluğumdan beri büyüleyici bir masal gibi gelir. Dalıp giderek dinlerim, hele de storryteller iyiyse şeker tadını almamak mümkün değildir..

Fakat Hz. İbrâhim kıssası öyle değil. O sarsar. Tekrar dikkatle düşündüğüm her seferinde çarpıcı bir detayı fark eder, tokat gibi dersimi alır arzı hürmetle geri çekilirim eşiğinden. Bunu daha önce nasıl böyle düşünmedim diye hayıflanarak. Katman katman açılan bir hikaye, katman katman bir hayat. Sare’nin fedası, Hacer’in teslimiyeti, İsmail’in akıl almaz itaati İbrahim gibi bir dostu çepeçevre kuşatan lütuflar olsa gerek. Hayatında lütuf izi göremeyenlerse dostluğunu sigaya çekse gerek…

Hikaye uzun. Ve her anekdot ayrı hikaye gibi. Hepsini bütünlüklü şekilde yazabilmeyi çok isterim. Şimdilik birkaçı:

“Batıp Gidenleri Sevmem!”

Sonu olmakta bana benzeyen şeyler, güneş ve ay bile olsalar kaç yazar… Benim ta’zimimi hak edecek zat öyle biri olmalı ki; benim gibi olmasın. Muhtaç olmasın, aciz olmasın, zamanla mukayyet ve zamanda hapis olmasın… Ne güzel bir bakış; bu bakışla eşitlenmez mi varlık. Değil mi ki sen de benim gibisin; sen kimsin? demez mi insan cümle aleme. Böyle bir kulluk, sultanlık değil midir?… Kendini de başkasını da secdeye layık görmemek böylelikle mümkün olmaz mı? Kimden medet isteyeceğini kime de gereğinden çok ehemmiyet vermeyeceğini bilmez mi insan bu nazarla bakarsa varlığa. İbrahim'in istiğnası ve isyanı dostluğunun delilidir.

Alayına İsyan!

Hem babasının hem de Nemrud’un otoritesine başkaldırır İbrahim. Tabi ki toplumsal otoriteye de, her devrimci gibi… Sadece bir otoriteyi sorgusuz sualsiz kabul eder ki, malum. İmanın teslimiyet boyutunun vurgulanıp gerekene hatta bazen alayına isyan boyutunu görmezden gelen sinik, pısırık Müslümanlık pratiklerinin buradan alacağı çok şey olsa gerek. İbrahim otoriteye baş kaldıramadığı, korktuğu, nemalandığı, boyun eğmeye alıştığı… için değil tek ve gerçek bir otoriteyi kabul ettiği için emir karşısında boynu kıldan incedir. O sebeple kurbandaki teslimiyeti Nemruda isyanıyla birlikte okumazsak hikaye noksan kalır. Nemruda kafa tutamayan kurban imtihanında da bıçağı alamazdı eline. Kime başkaldıracağını bilen ancak, kime boyun bükeceğini de bilir. Ve ikisi birlikteyken anlamlıdır. İbrahim'in isyanı da itaati kadar dostluğunun delilidir.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinden tarih öncesi baltalar

Anadolu Medeniyetleri Müzesinden tarih öncesi baltalar

Gönlümü Put Sanıp Da Kıran Kim?

O nasıl cesaret… Hayran kalmamak elde değil. Kitlenin taptıklarını paramparça etmek her devirde mangal gibi yürek ister. Sen git paramparça et hepsini, baltayı da as en büyük puta, soranlara da ‘bana değil buna sorun’ deyip mesajını ver :) Bir Hz. Ömer’in kabına sığmazlıkları çok güldürür beni, bir de İbrahim’in bu çıkışı (Bir de Ebu Zer’in ciğersuz hikayesi vardır ki hem ağlar hem gülerim. Eline baltasını alıp, peygamberden sonra kat kat evler yapma telaşına düşenlerin evlerini yıkmaya gider… Ve netice; ‘yalnız yaşar, yalnız ölür’ tam da müjdelendiği gibi… Belki bir ara tüm bu baltaların izini sürmeli…) Ne kadar muhtacız bu dik duruşa, hakikati eğip bükmemeye, baltalarımızı, kırmamız gerekenleri ve gerektiğinde kırılmayı da hatırlamaya…

Somut putlar somut baltalarla kırılır. Ya bir duyguysa, zaafsa, kibirse, yaşam tarzıysa, alışkanlıksa nasıl kırılacak? Kendindeki putları kıramayanın elalemin putlarıyla savaşı nafile. Bazen de kendi kendindeki putları görmez insan, görse de kıramaz. Böylesi zamanlarda birinin kırması gerekir, bu sebeple ara ara kırılmak iyidir… İbrahim; gönlümü put sanıp da kıran kimse ellerine sağlık! Ben bu kadar temiz iş çıkaramazdım doğrusu. İnsan kendine kıyamaz, kendini kıramaz. İşte o vakit seni kıracak, görünüşte olmasa da hakikatte, dostlara ihtiyaç olur. Bazen onlar bile anlamadan olur olan biten…

ibrahim içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı ibrahim güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrahim gönlümü put sanıp kıran kim”

Asaf Halet Çelebi

Benden Sonraya Bir İz

Salih evlatlar dünyaya getirme arzusu ve duaları var İbrahim’in. Ardında, kendindeki güzel izleri aktardığı güzel insanlar bırakarak varoluşunu hüsnü hatimeyle tamamlama ihtiyacı. Bunlar biyolojik, psikolojik, evrimsel anlaşılabilir beklentiler. Bu mesele, gündemdeki ‘evlat sahibi olmayı istememek’ furyasıyla bir okunabilir. İlk elde söylenmeli ki; evlat sahibi olmak istemeyen olmamalı, buna zorlanmamalı, teşvik falan da edilmemelidir. Konuşmaya bile gerek yok. Sosyoekonomisi, psikolojisi, kültürü buna uygun olmayan hiç kimse bir evladın başını yakmamalı, herkes anne baba olamaz, olmamalı. Zaten, bu dünyaya (dünyanın şu zamandaki haline) bir insan daha getirmeyi istememek son derece anlaşılabilir bir sebeptir. Ve sorumluluk sahibi olup da mevcut durumu iyileştiremeyenlerin bu kararı değil eleştirmek, üzerine konuşma hakları dahi yoktur. Fakat yine de söylemeden edemeyeceğim: İbrahim’in salih evlat duasının kabulü İsmail; salih nesil duasının neticesi ise ‘en sevgili’dir… Bazı şeyler duayla izah edilir… İbrahim'in hem duaları hem dualarının en güzel şekilde kabulü dostluğunun delilidir.

Ateşle İmtihan

Simya; alelade maddeleri ateşe maruziyetle altın eder. Saflaşma ateşle olur. Jung da ilgilenir simyayla, psikolojik bir metafor olarak da kullanır. Ateşten geçmeyen yol noksandır. Bu elbette her hikayede fiziki ateş değildir. ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ halkası; ateşe uğramadan, zorluklarla yüzleşmeden, mücadele edip savaşmadan kapanmaz. Ateşle yüzleşmeyen kahraman dönüşüp gelişemez. Travma karşısında gereken dayanıklılık gül bahçelerinde kazanılmaz… Ama bir kazanılırsa her yer gibi ateşi de gül gülistan edebilir. Herkesin ateşi kendince, belki de kendi içinde. Ateşe bile bile gitmek akılla izah edilemez. Zira bazı şeyler aşkla izah edilir. İbrahim'in ateşe bağrını açıp teslim olması dostluğunun delilidir.

Ne güzel kul ne güzel örnektir/ İbrahim tek başına ümmettir

Dikilir zalimin karşısına/Gül toplar ateş bahçelerinden…

https://music.youtube.com/watch?v=PPrBL3PW1A4&si=3NsT0HoG7aeOHJz

En Sevdiklerini Kime Emanet Ediyorsun İbrahim?

Cevap: “Daha çok sevdiğime, en sevdiğime” olsa gerek. Çölün ıssızlığı, vahşiliği hiç mi korkutmadı seni. Bu kadar mı eminsin emanet ettiğinden. Peki biz buna bakıp hıçkıra hıçkıra ağlamayalım mı: Biz bu kadar mı emin değiliz emanet ettiğimizden de; kontrol etme, koruma telaşıyla mahvedip duruyoruz her şeyi. Karışıyor, karıştıkça karıştırıyoruz işleri. İbrahim'in en sevdiğini emanet edişi, emanet ettiğine emniyeti dostluğunun delilidir.

O Emrettiyse…

Bunu anlayamıyorum diyemeyeceğim; bunu anlıyorum ve anlamak beni çok üzüyor. Sorgulama yok, diretme yok, işi yokuşa sürme yok, mantık çalıştırma yok, izah beklemek yok, itimat etmemek yok, alternatif önermek ama demek yok… “O emrettiyse git, O bizi zayi etmez” bu nasıl bir yakınlık, nasıl naz makamıdır… Hacer'in dostuna kayıtsız şartsız itimadı onun dostluğunun delildir.

Daha çok mesele var malum, bitmez… Dediğim gibi her baktığımda bana ayrı mesajı olan bir kıssa İbrahim’in hayatı. Yazılacak şey çok ama hem hepsi buraya yazılamaz hem de yazı uzayacak. Hikayeler farklı sebeplerle bizi iyileştirir. İbrahim hikayesi ise; her ayrıntısıyla ne olamadığımızı, neden olamadığımızı tekrar tekrar gösterip adeta haddimizi bildirir. Sen kendini ne zannediyorsun demenin, zirveyi göstermekten daha zarif bir yolunu bilmiyorum. Bu kıssa bana hep bunu soruyor… Ben de karınca diyorum, karınca zannediyorum kendimi. Hani malum; İbrahim’in ateşine su taşıyan karıncayı görüp gülerler senin taşıdığın sudan ne olacak diye. O da ‘hiç değilse tarafım belli olsun’ der ya… Benimki de o hikaye… Hiç değilse…

Kurban duası:

Neyi kırmam gerektiğini görmeyi,

ne zaman kırılacağımı ne zaman kırılmayacağımı bilmeyi,

neden kırıldığımı anlayıp da kendime çeki düzen vermeyi,

gönlümdeki putları Halil bir baltayla tarumar etmeyi,

İbrahim Halil’in dostluğundan tek bir zerreyi istiyorum.


메타데이터
post_id
15fcf20e2f98
slug
i̇brahim-neden-halil-i̇yi-ki-kırdınız-3-15fcf20e2f98
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87brahim-neden-halil-i%CC%87yi-ki-k%C4%B1rd%C4%B1n%C4%B1z-3-15fcf20e2f98
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87brahim-neden-halil-i%CC%87yi-ki-k%C4%B1rd%C4%B1n%C4%B1z-3-15fcf20e2f98
author_url
https://medium.com/@kubraugursaygi
status
ok
fetched_at
2026-06-10 21:21:38