Sessizlik
sessizlik bugünlerde “aa biraz kafa dinleyeyim” falan değil, bildiğin premium paket. bugünlerde! these days. (seviyorum bunu söylemeyi) bir…
Sessizlik

Francis Bacon — “The Measure of Excess”
sessizlik bugünlerde “aa biraz kafa dinleyeyim” falan değil, bildiğin premium paket. bugünlerde! these days. (seviyorum bunu söylemeyi) bir zamanlar ezilenlerin mecburi suskunluğu olan o boşluk, şimdi yüksek duvarlı sitelerin, ses geçirmeyen arabaların ve “ruhsal inziva” diye satılan pahalı kaçışların ürün kataloğuna girmiş durumda. sana “sus” diyor ama üstüne bir de “huzur satıyorum” diye fatura kesiyor. rezalet ama şık paketli. zizek pek güzel anlatır bunu da instagram reelslerinde beş bin kere pazarlandı. bulursunuz. ayrıca eskiden susturulmak öfke yaratırdı. şimdi “bilinçli sessizlik” diye övülüyor. öfke evcilleştiriliyor. hayvanat bahçesi gibi. 90lı yıllarda meşhur olmuş popçunun oyuncu karısı geldi aklıma durduk yere. benim de en az sizin kadar beynim kirli.
tarihin en iyi anlam kaymalarından biri olabilir sessizliğin anlamının laçkalaşması. sessizlik eskiden direniş ihtimaliydi, şimdi decoration aesthetic pinterest şukusu. “dijital detoks”, “kendi içine dön” tayfa var ya… onların olayı da yangını söndürmek değil, story’ye filtre atıp “yangın vibe” yapmak. dışarısı cayır cayır yanıyor, bunlar “ben biraz içime döndüm” falan. pahalı bir içe dönüş bu bu arada. paran yoksa içe de dönemiyorsun, dışarda kalıyorsun direkt. üstadın da dediği gibi “e bu milet nereye…” sonra biz de “kendimizi keşfediyoruz” sanıyoruz ama aslında politik alanı boşaltıyoruz. tertemiz, steril, kimseye bulaşmayan, her şeyi “alt kültür sorunu” diye küçümseyen bireyler… iktidarın en sevdiği manzara, uzaktan bakıp keyif yapmalık. ohhh.
ben bir önceki yazıda “durmak”tan bahsediyordum ciddi ciddi. ama bu başka bir şey. biri gerçekten geri çekilip bakmak, diğeri sana hazır paket olarak “durma deneyimi” satılması. eğer durmak sistemin çarkına çomak sokmuyorsa, sadece yağlıyor o çarkı. sessiz sessiz dönsün diye. heh işte pascal’ın odasında oturan adamı var mesela. e o adam dışarıda ne olduğunu bilmiyordu. içerisi dışarıyı bir nebze dışlıyordu. bugün biz odamızı dev ekranlarla, bedenimizi akıllı telefonlarla kaplıyor ve “dünya burası” diye kendimizi kandırıyoruz. yakında gözlerimizi kullanacakmışız. yapak zekasızlık gelişiyor. sıkılacak gibi olunca hop bir video, hop başka bir akış. dopamin baby. iç ve dış birbirine karışıyor. gerçekten de hiçbir yerde rahat değiliz.
tüm bunlar sessizlik değil. sessizlik de sessizlik değil. bu, gürültünün beyaz gürültüye dönüşmüş hali. görünmüyor ama çalışıyor. hatta spotify’da playlisti var. white noise. anlamıyorum. noise music diye bir tür var mesela. bir arkadaşım seviyor diye yanımda açtı dinledik beraber, ruhum türlü endüstriyel aparatın altında ezildi. on dakika sıkıcı bebop jazz dinlettim anlaması için.
hasılıkelam, belki de en büyük yanılgımız, sessizliği bir huzur limanı sanmamız. oysa gerçek sessizlik huzurlu değil; aksine, son derece rahatsız edici, kışkırtıcı… ve pascal’ın o meşhur odasındaki gibi insanı kendi boşluğuyla yüzleştirdiği için dehşet verici. o spa müziği eşliğinde tütsü yakan steril versiyonunu değil, bizi yerimizden kaldıracak kadar ağır, kaçamayacağımız kadar yoğun olanını seçmek lazım. ama ne gam. baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.
메타데이터
- post_id
- 16346da09b4e
- slug
- sessizlik-16346da09b4e
- url
- https://medium.com/@taciturnus_/sessizlik-16346da09b4e
- canonical_url
- https://medium.com/@taciturnus_/sessizlik-16346da09b4e
- author_url
- https://medium.com/@taciturnus_
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-11 17:03:31