Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek
Günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlar neredeyse yok sayılmakta, kuralların yerini güç almaktadır. Gücü elinde bulunduranlar…
Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek
Günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlar neredeyse yok sayılmakta, kuralların yerini güç almaktadır. Gücü elinde bulunduranlar adeta güç zehirlenmesi yaşamakta ve tüm dünyaya meydan okumaktadırlar. Bu zalim kişiler menfaatleri doğrultusunda istedikleri ülkelere saldırmakta, binlerce masum insanın ölümüne neden olmaktadırlar. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu bu vahşi dünya düzeninde çatışmalar ve savaşlar kaçınılmaz hale gelmekte, insan hakları ihlal edilmektedir.
Bunlarla birlikte insani ve ahlaki değerler erozyona uğramakta, ahlaki çöküş gittikçe derinleşmektedir. Suç ve suçlu sayısında ciddi artışlar yaşanmakta, insan hayatı hiçe sayılmaktadır. Haram ve helal önemini yitirmekte, sevgi ve saygı azalmaktadır. Gösterişe ve şatafata daha çok önem verilmekte, bilinçsiz tüketim ve israf gittikçe artmaktadır. Doğaya ve çevreye büyük zararlar verilmekte, ekosistem bozulmaktadır.
Siyaset millet için değil, menfaat elde etmek için yapılmaktadır. Adalet yasalara göre değil, emir ve talimatlara göre dağıtılmakta, adil olmayan kararlar alınmaktadır. Atama ve görevlendirmelerde liyakat göz ardı edilmekte, sadakat öne çıkmaktadır. Rüşvet ve yolsuzluk çığ gibi büyümektedir. Hakka değil, kula kulluk edilmektedir. İtirazın yerini, itaat ve biat almaktadır. Doğruya yanlış, yanlışa doğru denilmektedir. Çıkarları korumak için her yol mübah sayılmakta, milli ve manevi değerler oldukça fazla istismar edilmektedir.
İnsanlar ayrıştırılmakta ve ötekileştirilmektedir. Hoşgörü iklimi yerini korku iklimine bırakmaktadır. Toplumun temelini oluşturan aileler dağılmakta, kardeşler arasına nifak sokulmakta, akraba ve komşuluk ilişkileri gitgide zayıflamaktadır. İnsanların birbirlerine olanı güveni azalmakta, yardımlaşma duygusu yok olmaktadır. Değer yargılarımızı, örf ve adetlerimizi alt üst eden bazı diziler ve magazinsel programlar reyting rekorları kırmaktadır. Çocuklarımız teknolojinin tuzağına düşmekte, en değerli zamanlarını sosyal medyada gezinerek harcamaktadırlar.
İşsizlik artmakta, yoksulluk giderek yaygınlaşmaktadır. İş bulamayanlar kendilerine ve çevrelerine büyük zararlar vermektedirler. Ülkede değer görmediğini ve hakkının verilmediğini düşünenler başka ülkelere gitmenin yollarını aramaktadırlar. İşten kaçmak veya kaytarmak bir hünermiş gibi anlatılmakta, hakkı olmayana el uzatmak hakmış gibi görülmektedir. Kolay para kazanmanın derdine düşülmekte, etik ve ahlaki sınırların dışına çıkılmaktadır.
Kötülüğün sıradanlaştığı günümüzde birçok kimse “Biz böyle değildik, bu hale nasıl geldik?” sorusunu sormaktadır. Ancak kötülük sadece günümüzün bir sorunu değildir. Kötülük insanlık tarihi kadar eskidir. Ve içinde insanın olduğu bir dünyada kötülük hiç bitmeyecektir. Yazar Marquez “Kötülük dünyada değil, insanların yüreğindedir.” derken, başka bir yazar William Golding “İnsan, arının bal üretmesi gibi kötülük üretiyor.” der. Çevremizde ve tüm dünyada bunca kötülük yaşanırken, bizler bu yaşanılanlara seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Çünkü şair Özdemir Asaf’ın “Çokça yağmur yağsa, temizlenir mi şu kirli dünya?” dediği bu dünyada hep beraber yaşıyoruz. Bu dünyayı başkaları değil, biz kirlettik. Kirlettiğimiz bu dünyayı hep birlikte temizlemeli, geleceğe daha yaşanılabilir bir dünya bırakmalıyız.
Güney Afrika eski Devlet Başkanı Nelson Mandela “Dünyamızda yoksulluk, adaletsizlik ve büyük eşitsizlik devam ettiği sürece, hiçbirimiz gerçekten huzur bulamayız.” der. Vicdan ve merhamet sahibi olup ta, bu dünyada huzurlu olduğunu söyleyen var mıdır? Bence yoktur. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan zulüm, vicdanımızda büyük yaralar açmakta ve bizi huzursuz etmektedir. Bizler aynı gemide yolculuk eden farklı din, dil ve milletten oluşan yolcularız. Hepimiz farklı mesleklere ve ünvanlara sahipiz. Kimimiz zengin kimimiz fakiriz. Eğer bu gemi su alır ve batarsa hepimiz zarar görürüz. İçinde bulunduğumuz bu geminin sorunsuz bir şekilde limana ulaşması en öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu hedefe ulaşılması için herkes imkanları ölçüsünde elini taşın altına koymalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Çinli filozof Chuang Tzu “İçinde başkalarına yer ayırmayan kişi, onların halinden anlayamaz ve halden anlamayan biri için de herkes birer yabancıdır.” der. Aynı dünyada yaşıyoruz, aynı gökyüzüne bakıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz ancak birbirimizden bihaber yaşıyoruz. Sadece “canı” düşünüyoruz, “cananı” unutuyoruz. Şair Sabahattin Ali “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek ve koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” der. Önemli olan sadece yaşamak değildir, yaşarken yaşatmayı da bilmektir. Yani dertli olanların dertleriyle dertlenmek ve yaralarına merhem olmaya çalışmaktır. Bunun için kendi kabuğumuzdan çıkıp başkalarına dokunabilmeli ve onların hayatında olumlu izler bırakmalıyız. Yaratılışın ve yaşamın anlamı tam da budur.
Ancak kendisine faydası olamayan biri, başkalarına da faydalı olamaz. Kendini değiştiremeyen, başkalarını hiç değiştiremez. Hindistan’ın bağımsızlık hareketinin lideri Mahatma Gandhi “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.” der. Dünyayı değiştirmek istiyorsak, değişime önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için kendimizi yakından tanımalıyız. Tıpkı bir kitap okur gibi, kendimizi okumalıyız. Okurken eksiklerimizi görebilmeliyiz, hatalarımızı ve yanlışlarımızı fark edebilmeliyiz, potansiyelimizi keşfedebilmeliyiz. Ve sonra bizi biz yapmaktan alıkoyan neler varsa hepsinden kurtulmalıyız. En başta “Benden bir şey olmaz”, “Ben yapamam” tarzı olumsuz düşüncelerden sıyrılmalıyız. Sonra hedeflerimize odaklanmalıyız. Başarılı olmak istiyorsak, kendi sınırlarımızı aşmalıyız.
Westminister Manastırı’nda bir din adamının mezar taşının üstünde şu ifadeler yer almaktadır. “Genç ve hürken, düşlerim sonsuzken çevremdeki her şeyi değiştirmek isterdim, dünyayı bile. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi azaltarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim.” Hayatımıza ışık tutacak bu ifadeler, “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.” diyen ünlü yazar Tolstoy’u destekler niteliktedir. Dolayısıyla değişime önce kendimizden başlamalıyız. Aksi halde hiçbir şeyi değiştiremeyiz.
Yazar Rutger Bregman tarafından yazılan “Çoğu İnsan İyidir” adlı kitapta şöyle bir alıntıya yer verilmektedir. Dedesi torununa, “içimde bir savaş sürüyor, iki kurdun savaşı. Biri kötü, öfkeli, açgözlü, kıskanç, kendini beğenmiş ve korkak. Diğeri ise iyi, sakin, sevecen, mütevazı, eli açık, dürüst ve güvenilir. Bu kurtlar senin içinde de, diğer bütün insanların içinde de savaşıyor,” demiş. Torunu biraz düşündükten sonra, “Hangi kurt kazanacak?” diye sormuş. Yaşlı adam gülümseyip cevap vermiş: “Beslediğin kurt.” Biz de içimizdeki iyi olan kurdu beslemeli ve büyütmeliyiz. Aksi halde kazanan hep kötü kurt olacaktır.
Çamurda oynayan bir insan temiz kalamaz. İçinde kötülük olan bir insan da iyi olamaz. Ünlü yazar Goethe “İnsan kalbinde ne taşırsa dünyayı da öyle görür. İnsan yüreğinde ne taşıyorsa karşısındakine onu verir. İnsan aklında ne taşıyorsa hayatına onu katar.” der. Biz yüreğimizde iyilik taşımalıyız, merhamet taşımalıyız, sevgi taşımalıyız, hoşgörü taşımalıyız, adalet taşımalıyız. Biz adil olmadan başkalarının adil olmasını bekleyemeyiz. Başkalarını adil olmadığı için eleştiremeyiz. Bu yüzden tutum ve davranışlarımızla önce örnek bir insan olmalıyız. Sonra dünyayı değiştireceğimize inanmalı ve yola öyle çıkmalıyız.
Ancak bu yol uzundur ve meşakkatlidir. Dünyayı değiştirmek, tıpkı kıraç topraklarda gül yetiştirmek gibidir. Yani çok zordur. Bazen güneşin altında terlemek gerekecek. Bazen elimize ve ayaklarımıza dikenler batacak ve canımız yanacak. Bazen bu topraklarda gül yetişmez diyenler çıkacak. Bizi, bu işten vazgeçirmeye çalışacaklar. İşte dünyayı değiştirecek olanlar bu zorluklara katlanacak olan fedakâr insanlar olacaktır. Önemli olan dünyayı değiştirmek değil, dünyayı kirleten insanları ve bu insanlar tarafından kurulan sistemi ve düzeni değiştirmektir.
Bu, zor ancak imkansız değildir. İstersek ve buna inanırsak başarabiliriz. Herkes evinin önünü güzelce süpürürse sokaklar güzelleşecek, şehirler güzelleşecek ve en sonunda dünya güzelleşecektir. ABD’li ünlü düşünür Martin Luther King “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.” der. Biz de bulunduğumuz yerlerin en iyisi olmalıyız. Ressamsak en iyi resmi biz yapmalıyız. Doktorsak en iyi tedaviyi biz uygulamalıyız. Yargı mensubuysak en adil kararı biz vermeliyiz.
İngiliz tarihinin önemli devlet adamlarından biri olan Winston Churchill “Geçimimizi kazandıklarımızla sağlar, ama hayatımızı verdiklerimizle inşa ederiz.” der. Biz alarak bedenimizi, vererek ruhumuzu doyururuz. Hayatın amacı almakta, anlamı ise vermekte saklıdır. Sahip olduklarımızı (para, sevgi, yetenek, zaman vb.) başkalarıyla paylaştığımızda hem mutlu oluruz hem de mutlu ederiz. Yazar Anthony Robbins “Yaşamanın sırrı vermektir.” der. Önemli olan varlıkta değil, yoklukta verebilmektir.
İnsan olmanın özünde iyilik yatar. İyilik ruhun ilacıdır. İyilik yaptığımızda kendimizi iyi hisseder ve mutlu oluruz. İyilik iyidir ve bulaşıcıdır. Biz iyi olursak etrafımızdakiler de iyi olur. Biz başkalarına iyilikte bulunursak, onlarda başkalarına iyilikte bulunur. Yapılan her bir iyilik, suya atılan taş gibi dalga dalga büyüyerek çoğalır. Peygamber Efendimiz (sas) “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” buyurmaktadır. İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak anlamına gelen “emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker” dinimizin bizlere yüklediği önemli vazifelerden biridir. Şunu unutmayalım, iyi insanlar sonunda mutlaka kazanır. Şems-i Tebrizi “Kalbinde iyilik biriktirenin yolu hep açıktır.” der.
Yazar Rutger Bregman “Çoğu İnsan İyidir” adlı kitabında; bilimsel deneylerle, tarihsel olaylar ve örneklerle insanların kötü olduğu düşüncesine karşı çıkmakta ve çoğu insanın iyi olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. İyi insanların varlığı ve bu insanların yaptığı iyilikler azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak yeterli değildir, yeterli olsaydı muhtemelen dünyada bu kadar kötülük olmazdı. İyiliğin olduğu yerde kötülük can çekişir ve sonunda ölür. Mısırlı filozof Plotinus “Kötülük iyiliğin yokluğudur.” der. Kötülüğün panzehiri olan iyiliği çoğaltalım ki, kötülük kendine alan bulamasın.
Dünyayı daha yaşanır hale getirmek için bugün ne yaptım? Yarın ne yapabilirim? sorusunu her gün kendimize sormalıyız. Her gün basit ancak anlamlı eylemlerle insanların hayatında büyük farklar yaratabiliriz. Ve unutmayalım, büyük değişimler küçük adımlarla başlar. Araştırmacı yazar Prof. Dr. Alev Alatlı “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan kurtarır.” der. İyi niyetle atacağımız küçük adımlar belki öngöremediğimiz çok büyük sonuçlar doğuracaktır. Örneğin; tebessüm etmek, merhaba demek, hal hatır sormak, kibar ve nazik olmak, çöpleri çöp kutusuna atmak, ulaşım araçlarında büyüklere yer vermek, para ihtiyacı olan birine yardımda bulunmak, sokak hayvanlarına bir kap mama vermek, giymediğimiz kıyafetleri ihtiyacı olanlara ulaştırmak, yolun ortasında duran taşı kenara koymak, boş akan suları ve gereksiz yanan lambaları söndürmek, trafik kurallarına uymak, bir fidan dikmek…
Kendi küçük ama anlamı ve etkisi büyük bu eylemleri çoğaltmak mümkündür. Bu küçük eylemlerin yanı sıra bir de yaptıkları önemli çalışmalarla hem bilime hem de insanlığa büyük katkılar sağlayan bilim insanlarımız bulunmaktadır. Bu kişiler buluş ve icatlarıyla insanların hayatını kolaylaştırırken, dünyaya yön vermektedirler. Hayat hikâyeleri ve bilimsel çalışmalarıyla insanlara ilham kaynağı olan bu kişilerin sayısı arttıkça dünya daha yaşanılabilir hale gelecektir.
Daha yaşanılabilir bir dünya inşa etmede en büyük görev ve sorumluluk kuşkusuz bizi yöneten yöneticilere düşmektedir. Kötü yöneticiler doğru politikalar üretemezler ve doğru kanunlar çıkaramazlar. Dünyada yaşanan birçok sorunun temel nedeni kötü yönetimdir. Çinli filozof Konfiçyus “Hükümdar adil olursa kanuna gerek yoktur; hükümdar adil değilse kanunun anlamı yoktur.” der. Devletler liyakat ve sorumluluk sahibi, dürüst yöneticiler tarafından yönetilmelidir. Yöneticiler kendi çıkarlarından ziyade, devletin ve milletin çıkarlarını gözetmelidirler. Ayrıca sözleri, davranışları ve yaşantılarıyla topluma örnek olmalıdırlar. Bulundukları önemli görevlerden dolayı, yöneticilerin toplum üzerinde bıraktıkları etki oldukça yüksektir. İyiler olumlu, kötüler ise olumsuz etki bırakırlar. “Baş nereye giderse, ayak da oraya gider.” atasözü bu durumu gayet iyi özetlemektedir.
Ancak şunu unutmayalım, toplumu oluşturan bizler iyi olursak, iyileri seçeriz ve iyiler tarafından yönetiliriz. Peygamber Efendimiz (sas) “Sizler nasıl (kimseler) olursanız öyle yönetilirsiniz.” buyurmaktadır. Bizi yönetenler toplumun aynasıdır. Onlar bizi yansıtırlar. Eğer hak ettiğimiz gibi yönetilmiyorsak önce dönüp kendimize bakmalı ve kendimizi düzeltmeliyiz. Zalim Haccac’a atfedilen bir anekdot vardır. Bir şahıs, Emevi Valisi Haccac’a Hz. Ömer’in adaletinden bahseder. Haccac da ona şu manidar cevabı verir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer olurdum.” İyi insanlar iyilerle, kötü insanlar kötülerle yol yürürler. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim?” atasözü bu duruma ışık tutmaktadır.
İnsan hakları savunucusu Nelson Mandela “Eğitim, dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silahtır.” der. Eğitim bireylerin kişisel gelişimine önemli katkıda bulunurken, toplumların refah seviyesini de arttırır. Eğitimli kimseler dünyayı daha iyi okuyan ve dünyada yaşanan sorunlara kayıtsız kalmayan kimselerdir. Bu kimseler sorun değil, çözüm üretirler. Bilim insanı Prof. Dr. Celal Şengör “Eğitimi özgürlüğe bırakmayacaksın, zorla yapacaksın. Çünkü senin cahilliğin, benim yaşamımı etkiliyor.” der. Eğitimin olmadığı yerde cehalet vardır. Büyük düşünür Sokrates “Cehaletten daha büyük bir kötülük yoktur.” der. Eğitimin niteliğini arttırarak, daha donanımlı ve nitelikli bireyler yetiştirmeliyiz.
Ancak her şeyden önce “iyi bir insan” yetiştirmeliyiz. On yaşına kadar tüm çocuklara sadece “iyi bir insan nasıl olunur” adlı eğitim verilmelidir. Eğitimin içeriğini “insani ve ahlaki değerler” oluşturmalıdır. Bu eğitimi verecek öğretmenler, öğrettiklerini yaşayan idealist kimseler olmalıdırlar. “Geçmişini bilmeyen, geleceğine yön veremez.” sözünden hareketle, çocuklara tarihimiz anlatılmalı ve tarih şuuru kazandırılmalıdır. Kitap okumayı sevdirmek, eğitimin amaçlarından biri olmalıdır. Çocuklar bu eğitimden sınava tabii tutulmamalıdır. Çocukların bu değerleri özümsemeleri ve yaşantılarına yansıtabilmeleri amaçlanmalıdır. Çocuklara görev ve sorumluluklar verilmeli, bunları yapıp yapmadıkları kontrol edilmelidir. Meşhur bir Çin atasözü “Bana balık verme, balık tutmayı öğret.” der. Eğitici durumunda bulunan herkes, bu sözü hayat felsefesi haline getirmelidir.
Gücü elinde bulunduran ve bu gücü maalesef kötüye kullanan liderler bulunmaktadır. Bu liderler aldıkları kararlarla dünyayı büyük bir felakete sürüklemektedirler. Sadece bu liderlerle değil, kötü olan herkesle mücadele edebilmek için onlardan daha güçlü olmalıyız. Ülkelerin en değerli güç kaynağı insandır. Bundan dolayı insana yatırım yapmalıyız. İnsana yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Düşünen, sorgulayan ve üreten insanları takdir etmeli ve desteklemeliyiz. Bu insanların desteğiyle, katma değeri yüksek teknolojik ürünler üretmeliyiz. Hem bireysel hem toplumsal açıdan ne kadar güçlü olursak dünyada o kadar çok söz sahibi oluruz. Güçlü olduğumuzda hakkı ve haklıyı daha çok savunur, mazlumu ve mağduru daha çok koruruz. Kötülüğe engel, iyiliğe yol oluruz. Dünyanın en güçlü ülkeleri iyi insanlar tarafından yönetilmiş olsaydı, dünyada bu kadar çok savaş olur muydu? Bu kadar çok insan ölür müydü? Bu kadar çok kötülük işlenir miydi? Eminim bunların birçoğu olmazdı.
Hayat başı ve sonu olan bir yoldur. Önemli olan bu yolda nasıl ilerlediğimizdir. Bu yolda gül olmakta var, diken olmakta… Biz gül olmalıyız. Bize taş atana biz gül atmalıyız. Kim olursa olsun yolda düşene el uzatmalıyız. Yolunu kaybedene yön göstermeliyiz. Yalnız kalana yoldaş olmalıyız. Yükü olana omuz vermeliyiz. Öyle bir hayat yaşamalıyız ki, bizi tanıyanlar “Dünyada böyle insanlar da varmış.” demeli. Peygamber Efendimiz (sas) “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” buyurmaktadır. İyi olmaya ve iyi yaşamaya gayret edelim.
Büyük mütefekkir Mevlana “Herkes ölüp gidiyor bir sen mi kalacaksın? Ha iki gün fazla, ha iki gün az yaşayacaksın. Ateşte kül toprakta gül olacaksın. Mühim olan yaşarken insan olacaksın.” der. Evet, insan olmalı ve insan kalmalıyız. Ne pahasına olursa olsun insanlığımızdan ödün vermemeliyiz. Yüreğimize sevgi, barış ve kardeşlik tohumları ekmeliyiz ve bu tohumların filizlenip meyve vermesi için de ne gerekiyorsa yapmalıyız. Üstad Necip Fazıl “Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!” der. Yaptığımız tüm iyilikler, bizim en büyük mirasımız olacaktır. Bir gün ölüp gideceğiz, geriye sadece yaptığımız iyilikler kalacaktır. Zaten asıl mesele, “Baki kalan bu gök kubbede hoş bir seda bırakmak” değil midir?
Yazımı tamamlarken, kötülük yapanlara ve kendi menfaatleri için dünyayı yaşanmaz hale getirenlere Pablo Neruda’nın umut dolu o muhteşem sözüyle seslenmek istiyorum: “Tüm çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.” Her şeye rağmen hayallerimizi diri tutalım, umudumuzu yitirmeyelim ve heyecanımızı kaybetmeyelim. Bunu başardığımızda, beklediğimiz o bahar bir gün gelecek ve çiçekler tekrar açacaktır.
메타데이터
- post_id
- 16b2005b7cd2
- slug
- daha-yaşanılabilir-bir-dünya-i̇nşa-etmek-16b2005b7cd2
- url
- https://medium.com/@osmncy/daha-ya%C5%9Fan%C4%B1labilir-bir-d%C3%BCnya-i%CC%87n%C5%9Fa-etmek-16b2005b7cd2
- canonical_url
- https://medium.com/@osmncy/daha-ya%C5%9Fan%C4%B1labilir-bir-d%C3%BCnya-i%CC%87n%C5%9Fa-etmek-16b2005b7cd2
- author_url
- https://medium.com/@osmncy
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-26 03:39:16