← Back to list

Erkekler Melek Olur / Hamdi Koç

Erkekler Melek Olur romanını bitirdim. Yaramaz bir tat bıraktı damağımda. Detayları merak ediyorsanız, haydi başlayalım!

Mürekkep · 2023-08-22 21:00 · 0 claps · 6.0 min read
#erkekler #melek #kitap-i̇ncelemesi
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🛠️ · Crafts & DIY

Erkekler Melek Olur / Hamdi Koç

Erkekler Melek Olur romanını bitirdim. Yaramaz bir tat bıraktı damağımda. Detayları merak ediyorsanız, haydi başlayalım!

Her şeyi kaybetme riskinin hazzı

20'li yaşlarda yaşanamayanlar Muratların içinde kalır. Kim yaşanmamış bir hayatta ölmek ister ki? İş ve aile ortamında stabiliteyi yakaladıklarında fokur fokur kaynamaya başlar içlerinde kalanlar. Sorgulamalar, eskiden yapabildiklerine özlem, ayağındaki prangadan kurtulma arzusu, takdir edersiniz ki büyüktür evli+çocuklu standart hayattan. Heyecan ağır basar. Hele ki gizli bir şeyi yaparken duyulan o haz! Karısından, patronundan, babaannesinden, arkadaşlarından, iş çevresinden korkarken yapılan özgürlük denemeleri, özgürken tadılan özgürlüklerden çok daha değerlidir. Robinson Crusoe’un Cuma’nın varlığıyla var olması gibi, evli olmama fikri evli olmakla birlikte anlamlı. Evlilik bir yanda dururken bekarlığa bir önizleme yapmak nefes kesici olabilir, Muratlar için. Kitap özetle erkekler için hayatın işte böyle bir dönemini tüm çıplaklığıyla sorguluyor. Sadece psikolojik ve sosyal dinamikler değil, hormonlar, beyin kimyası, cinsel dürtü hatta sperm sayısı bunun yok sayılamayacak kadar gerçek bir dönem olduğunun ispatı.

Ahlakçı bir gözle okursanız…

Erkekler Melek Olur, bir erkeğin ağzından birinci tekil bir anlatı. Anlamak zor değil erkekleri. Manzara bu. Ahlakçı bir gözle okursanız mutsuz olursunuz. Feministler bu kitaba zamanında iyi saldırmışlar, ellerine sağlık, ama kız kardeşlerim unutmayın gerçeği değiştirmek zor.

Kısa bir internet araştırmasına göre kitabı okuyan okuyucuların %70’inin kadın olduğunu görmek beni şaşırtmadı. Murat’ın yuvasını, karısını ve çocuklarını bırakarak sersefil olma ihtimaliyle katarsis yaşama hayalleri suya düştü. İçimizin yağları erimedi. Neden mi, Muratlara hiçbir şey olmaz da ondan. Hatta yazara göre melek olurlar.

Bad boy olmanın kışkırtıcı çekiciliği

Bad boylar sadece kendilerine değil, çevrelerine de özgüven sergiliyor. Kuralları çiğnemek ve toplumsal normlara meydan okuma fikri havalı. Bu isyan kendi hayatları üzerindeki kontrol ve bağımsızlık hissini güçlendiriyor. Riskli ve geleneksel olmayan davranışların heyecanı ise paha biçilemez. Bad boy imajı medya tarafından da romantize edilen bir kavram. Kendileri ve çevreleri üzerindeki kontrol ve hakimiyet hissi eminim enfes bir duygudur bad boylar için. Oysa paradoksal şekilde, geçmişte kırılgan deneyimleri olan bazı Muratlar düşük özsaygı ya da bir eksikliği, bir yoksunluğu bastırmak için bad boy imajını savunma mekanizması olarak da kullanabilirler. Çünkü bu güçlü imaj, onları eleştiri ve reddedilmekten koruyan muhteşem bir kalkandır. Murat özelinde bu fikre nasıl mı vardım? Hayatındaki kadın modelinin sağlıklı olmamasından. Gelin birlikte bakalım Murat’ın hayatındaki kadınlara.

Murat’ın hayatındaki kadınlar

İlk kadın, annesi. Uyurdu. Depresyondaydı. Değil bebeğe kendine bakacak hali yoktu. Murat’ın dedesi “Gelin gelin, hadi kalk artık. Bebek ağlıyor” dese de anne uyumaktan kendini alamazdı. Dedesi kıyamazdı Murat’a. Üst kata çıkar, Murat’ı alır, bakımını verir, onunla ilgilenirdi. Zaten Murat’a bakamayan annesi ister doğal seleksiyon deyin, ister sosyal darwinizm, oyun dışı kaldı. Anne koltuğuna babaanne oturdu. Gerçek şu ki babaanneler anne değildir.

İlginçtir, Selma da sabahları uyurdu. Hatta seviştikten sonra arkasını döner uyurdu. Murat bilinçdışında bu uykulara meydan okuyordu, olabildiğince erken kalkıyordu. İşe de ofistekilerden erken giderdi. Çünkü uyku zayıflıktı. Kendisine ihanet eden ilk kadının yaptığıydı.

Selma karakterine baktığımda, Murat’ın narsizmini besleyen harika bir borderline kadın profili çizdiğini görüyorum. Şehvet, tutku, yanan çıralar gibi alev alev. Özellikle üniversite yıllarını inekleyerek geçiren, 20’li yaşların acısını sonradan çıkaran bir erkeğin faka basmasıdır borderline kadınla ilişkisi. Bir yanda uçuran bir seks, bir yanda Selma’nın karadelik soruları: Beni seviyor musun? Bu gece başka biriyle çıkacağım. Beni hiç bırakma tamam mı? Eski sevgilim Erol’dan para alıyorum. Beni seviyor musun diye sormuş muydum?

Murat’a bebekken annesi bakmamış. Selma da iki abisinin olduğu evde öylece büyüyüvermiş ilgisiz. İkisinde de ebeveyn eksikliği var. Sağlıklı ilişkilere doğmamışlar ve sağlıklı ilişkiler doğuramamışlar. Sonuç: Patolojik bir ilişki.

Romanın ikinci yarısında Selma’nın pek de yer almaması, bu gibi hikayelerin çok net bir özeti. Bu kadın modeli Muratlar için bir yere kadar. Tutku arızaya bağladığında bye bye. Bir süre karşılıklı ihtiyaçlar doyuruldu sonra yollar ayrıldı. Tabii bu senaryonun en çok üzüleni Murat’ın karısı, çocuklarının annesi Gül oldu.

Murat gece eve gitmeyeceği için karısına, “Auditçilerin işleri çok sıkıştı. Bu gece ofiste kalmam gerekiyor. Sen yat, beni bekleme.” diye yalan söyleyip Selma’ya gidiyor. Karısının durumu çakacağını da tahmin ediyor. Yazar bu iç sesi “Karım bana sen adi bir yalancısın diyemezdi Selma’nın rahatlıkla diyebileceği gibi” satırlarıyla ifade etmiş. Selma’nın Gül’e olan üstünlüğünü görmek ahlakçıları, hedonistleri, fonksiyonelcileri, faydacıları, muhafazakarları birbirine girdirecek kadar controversial.

Gül aldatıldığını seziyor. Fakat Murat bu doğal üzüntüye saygı duymak bir yana tahammül bile edemeyecek kadar kadın öfkesiyle dolu. Nasıl mı?

Evi terk ettikten bir süre sonra Murat biraz vakit geçirmek için çocukları alıyor. Para onda. Duygusal bütünlük onda. İlişkisel bir acısı yok. Zaten istediklerini yapmış. İstediği diğer her şeyi yapma özgürlüğü var. Bad boy olduğu için bu gayet de hayatın olağan akışı. Toplum için erkeğin elinin kiri, öylesine de normal bir şey. Çocuklar “Annem Uludağ’ı iptal etti. Çünkü üzgün. Bayıldı” diyor. Murat’ın tepkisi şu: “Adi aşşağılık karı! (Çift ş ile belirtilmiş) Çocukların yanında isterik kadın numarası yaparsın ha. Sormam mı ben lan sana. Bu kadının kulağını çekmek gerek. (Karısını dövmeyi fanteziliyor) Kaşındı kaltak. Karım ifade verebilecek hale gelinceye kadar benden şikayetçi olmanın akılsızlık olacağını anlayacak ve susacak tüm mazlumlar gibi. Sen misin lan benim her şeyime karışan, sen misin babanneme surat eden… sen misin giderayak ekstra bir kadını ağız tadıyla sikmeyi çok gören. Bayılmak nasıl olurmuş gör!” Sen ihanet ederken sorun yoktu, karın üzüldüğünde mi sorun var? Bu ikiyüzlülüğü açıklarken yazar oldukça cömert davranıyor: “Beni affet ama terk etme. Bilirsin erkeklerin malum ikiyüzlülüğü” Affetmezsen de “Vay kaltak, vay orospu!”

Ustaca bir anlatım dili

Hikayenin kendisi ters köşe, twist bir hikaye değil. Kitabı okuyan bir okur internette “İşte klasik bir erkek hikayesi.” diye yorum yapıyor. Oysa kitabı özel kılan anlatım dili. Günlük dil. Akıcı. Cümleler kısa ve vurucu. Uzatmadan. Net. Erkek gibi. Evet tam bir erkek dili.

Benim okuduğum baskıda edicem, gidicem, başlıcam gibi yaşayan dilde kullanılan sözcükler vardı. Yazar edicem yerine edeceğim yazsaydı bu kadar doğal olmazdı. Üstelik yazar, krema tabakadan bir beyaz yakanın dilinden Türkçe karşılığı serserice tınlamayacak sözcükleri ustaca kullanmış: Phone sex, showy şey, fuck! gibi. Belirtmeliyim ki argo kullanımı çok tadında. Bu bad boy naralarının içi boş değil. Ağız dolusu. Cümleler birbiri ardına seri bir şekilde sıralanırken, tüm o öfkeyi imgelemek mümkün. Yazarın bu romanı wordy yazmayı tercih etmemesi, karakteri gözümde ete kemiğe bürüdü.

Beyaz yaka dünyası, hele ki CEO katında muhteşem tanımlanmış. Yazar, CEO katını asla sterotipleştirmeden müthiş bir doğallıkla anlatmış. Daha önce CEO’larla yakın temasta çalışmıştım, yazarın anlatımını hayranlıkla okudum.

Kitabın aurası

Bana Fatih Öcal’ın Mayıs romanından esintiler getirdi. Başarılı argo kullanımı, hikayenin Nişantaşı’nda geçmesi, hastalanan karakterlerin Amerikan Hastanesi’ne uğramaları, erkek karakterin anne modelinin olmaması, hayatta bir şekilde voleyi vurmuş keyifli ve zengin bir hayat yaşıyor olmaları, iyi eğitim almış olmaları, patrona yakınlıkları, haklı çapkınlıkları, kendilerine bir ev tutup evi döşemeleri, son olarak bir yazar fantezisi olarak kitaplarına kavuşan erkek. Okuyacak, yazacak, kendine dönecek. Konuları ayrışsa da Murat ve Ayhan arkadaş olsa iyi anlaşırlardı.

Yazarın yerinde olsam hikayeye “taze et” eklerdim.

Yazar Gül, Selma, Pınar’la kadınların yaşlarını yüksek tutmuş. Oysa bu koca kurtlar taze ete bayılır!

Belki de 24 sene önce, sosyal medya ve anlık mesajlaşma yokken böyleydi bu mevzular, bilemem. Yazar ben olsam iki kadın daha eklerdim hikayeye. İki kadın daha kaldırırdı hikaye. Genç kadınlar olacak. Muratlar jonglör gibidir, rahat 5 kadın döndürebilir.

Hikayeye ekleyeceğim genç kadınlardan ilki Murat’ın narsizmini besleyecek ona hayran, submisive bir profil olurdu. Murat bu neşeli kadını (genç kızı mı demeliyim?) bir sivrisineğin kana doyması gibi kana kana doya doya kaynak olarak kullanırdı. Genç kadın Murat’a kapılıp gitmeliydi. Hayatın hazlarını Murat’la tattığı için illüzyon dünyaya aldanmalıydı. Murat için onu elde etmek heyecanlı olurdu. Cinselliği pek de doyurmayan bu ilişkiyi rahatlıkla geride bırakırdı Murat. Sonuçta ona heyecan veren, gizli bir şey yaparken korkmak değil miydi?

İkinci genç kadın ise güce yaklaşan, tuzu kuru, zengin bir ailesi olan, muhtemelen ebeveynleri ergenliğinde yolları ayırmış, kırbaççı bir tanrıça olmalıydı. Erkeklerin melek olduğu yerde bu kadın kara melek kanatlarıyla heykel gibi kudretli olmalıydı. Tanrı Murat’ın Tanrıça sevgilisi olmak, off leziz! Murat bu ilişkide narsistik kırılma yaşayacak, kara meleğe ayak uyduramayarak yine borderline Selma’ya doğru yol alacaktı. Selma’nın borderline sorularından sıkılıp Pınar’ın imkansızlığında seyrü sefer yapacaktı. Belki bir de karısıyla sevişirdi arada. Karısı “birlikte” bir sigara yakmanın hayalini kurarken, Murat kara meleğin ağzından esrarlı cigaranın dumanı çekerdi.

Murat’ın hayatıma girmesini ister miydim?

Murat arafta. Bad boy olduğu için arafta oluşunu cool anlatıyor elbette ama seçimi onu daha olgun yapabilir ya da prematüreleştirebilirdi. O yol ayrımında dopamini seçti. Oysa ayarsız dopamin insanı çöken bir bedene doğru boyalı bir yolculuğa çıkarır. Murat’ın bir kavram karmaşası var: Haz ve tatmini karıştırıyor. Haz tükettikçe değeri azalan bir şey. Tatmin ise tükettikçe değeri artan bir şey. Haz odaklı olunca bağımlı beyin, daha dürtüsel çalışıyor. Murat’ın trafik polisine çatmasını düşünün, karısına saydırmasını, vermeyi uzatan metresine orospu deyişini, babaannesinin doktorunun ağzını burnunu kırmak istemesini; dürtü reaktif. Bu da kısa vadeli hazlar için iyi bir zemin hazırlasa da benim tercihim uzun vadede yıllanan şarap gibi lezzetlenen ilişkiler olurdu. Murat şansını hazda denedi. Halbuki hayat tatmin ve hazların doğru kombinasyonudur. Cevabımı merak ediyorsanız, büyük konuşmaktan çekinerek söyleyeyim, Murat’tan patron olur, mentor olur, girişimci olur, iyi baba olur, ama yol arkadaşım olmasını tercih etmezdim. İlişkilerini seçme biçimini matür bulmadım ve bence insan aldatmanın rasyonelize edilebilecek bir yanı yoktur, zevkperestlik bunun istisnası da bahanesi de değildir.

Sonuç olarak,

Hamdi Koç’un Erkekler Melek Olur kitabı, hayatın ikinci yarısında mutlaka şans verilmesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Erkekler duygularına tercüman cümlelerle empatinin dibine vuracak, boşanan kadınlar yer yer öfkelenecek, evli kadınlar acaba mı diyecek, feministler isyan bayraklarını çekecek, beyaz yaka “aynen” diyecek. Bu hedef kitlelerden hangisinde olursanız olun, akıcı ve gerçekçi diliyle Erkekler Melek Olur’dan keyif alacaksınız. İyi okumalar!


메타데이터
post_id
24fe8b359ecc
slug
erkekler-melek-olur-hamdi-koç-24fe8b359ecc
url
https://medium.com/@murekkep/erkekler-melek-olur-hamdi-ko%C3%A7-24fe8b359ecc
canonical_url
https://medium.com/@murekkep/erkekler-melek-olur-hamdi-ko%C3%A7-24fe8b359ecc
author_url
https://medium.com/@murekkep
status
ok
fetched_at
2026-06-29 01:02:39