Cebime Attıklarım
Küçükken kulağımda bir ses vardı:

Cebime Attıklarım
Küçükken kulağımda bir ses vardı:
“Niye 100 almadın?”
Sanki 90 almak kötüydü. Sanki yine başaramamıştım. Başarı, sadece 100 almak mıydı? Yaptığın işte en iyisi olmak mıydı?
Ama çocuksun. Ailende gördüğünü doğru kabul ediyorsun. “Evet, başarılı olamadım. Çünkü 100 almam gerekiyordu.” deyip bunu cebine atıyorsun.
Ve bunun gibi birçok örnek…
Hepsini anlatmak isterim ama cebime attıklarım artık ağır geliyor.
Şöyle bir görsel düşünün: Pantolonunuzun cebi dizlerinize kadar uzanıyor. “Öyle cep mi olur, çoktan yırtılırdı.” diyebilirsiniz.
İşte yırtılmayan o cep aile oluyor.
Nasıl bir ailede doğduğunuz o kadar önemli ki bu konu üzerine serilik kitaplar yazılır. Burada bahsetmek istediğim şey; umutlu bir ailede mi, yoksa her şeyden şikâyet eden, mutsuz bir ailede mi doğduğunuz ve bunun üzerinizde bıraktığı izleri nasıl iyileştireceğiniz.
Şimdi içinizden bazıları, “Kaç yaşına geldin, hâlâ bunları mı takıyorsun?” diyebilir.
Ama bugün şöyle bir şey yaşadım.
Uzun zaman sonra anneme tatlı yaptım. İşten geldiğinde mutlu olsun istedim. Şu sıralar elimden gelen şey bu çünkü. Ayrıca onu mutlu etmeyi seviyorum.
Masadaki tabaklara baktı. Dört tabak vardı. Bir tanesi biraz fazla dolmuş, azıcık taşmıştı.
İlk söylediği şey:
“Bu taşmış.”
Ben ise mutlu olacağını sanmıştım.
Bir anda sanki dejavu yaşadım.
Koşarak eve getirdiğim 90 aldığım sınav kâğıdını yine beğenmemişti.
Yine başaramamıştım.
Yine tam not alamamıştım.
Belki gereksiz gibi görünen bir cümleydi ama beni yıllar öncesine götürdü.
O an bunu belli etmesem de canım acıdı.
Tabii ki bunu kötü niyetle söylemediğini biliyorum. Ama bazen bazı şeyler bizi geçmişe götürür ve canımızı acıtır.
Eski ben olsaydım sanırım bunu içselleştirir, saatlerce hatta günlerce düşünürdüm. Kendimi aşağı çekmek için elimden geleni yapardım.
Ama bu kez farklı oldu.
Kendime şöyle dedim:
“Ben gayet güzel yaptım o tatlıyı.”
Kendime teşekkür ettim.
Olay tatlı değil dostlar.
Ne yaparsanız yapın, ne kadar kötü olursa olsun, önemli olan sizin nasıl hissettiğiniz.
Belki diyeceksiniz ki:
“Ben o tatlıyı yaptığımda da kötü hissediyorum. Hiçbir şey tam olmuyormuş gibi geliyor. Başkaları daha iyi yapıyor gibi hissediyorum.”
İşte burada kendinizle kurduğunuz ilişkiyi değiştirmeniz gerekiyor.
Çünkü olay sizde başlıyor.
Yıllarca beklediğim onaylanma… Üstelik bunu uzak birinden değil, ailemden bekliyorum.
Ama o bile olmuyor.
Demek ki her şey dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:
Kendimin kendime yeterli gelmesine.
Bu kafa yapısına ulaştığınızda başarısızlıklarınız çıkardığınız derslere dönüşüyor. Başarılarınızın büyük ya da küçük olması önemini yitiriyor.
Ve şöyle diyebiliyorsunuz:
“Bunlar benim başarılarım.”
Sonra kendinize nazik davranmayı istemsizce yapmaya başlıyorsunuz.
Dilinizden “Ben yeterliyim.” sözleri çıkıyor.
İlk başta siz bile şaşırıyorsunuz.
Sonra bu sizin gerçeğiniz oluyor.
Bugün yine bir şeyi fark ettim.
Bu fark ettiğim şeyi sizinle paylaşmak istedim.
Sonra da leziz tatlımı yedim.
İşte bu da benim başarım.
Sağlıkla kalın.
günün şarkısıdır :)
[embed]
메타데이터
- post_id
- 278d4f009e2a
- slug
- cebime-attıklarım-278d4f009e2a
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/cebime-att%C4%B1klar%C4%B1m-278d4f009e2a
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/cebime-att%C4%B1klar%C4%B1m-278d4f009e2a
- author_url
- https://medium.com/@kendime
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-16 19:09:56