← Back to list

Güç Zehirlenmem 12 Yaşında Başladı

İlkokul 5'e giderken, yılda bir gün denk gelen ve okulun en önemli görevlerinden biri olan nöbetçi öğrenci olma sırası bana gelmişti...

Batuhan Gültepe · 2026-07-14 22:05 · 0 claps · 4.4 min read
#okul #anı #çocukluk-anılarım #eğitim #siyaset
Open on Medium ↗

Bugünlerde iş-ev arası mekik dokuyan bir hayat akışı içinde sürükleniyorum. Kimi zaman -spor salonlarının en ağır şeyi olan- kıçımı kaldırıp, oturmaktan DNA’larındaki hareket kabiliyetini yitirmeye ramak kalmış kaslarımı şaşırtıyorum ve spora gidiyorum. Kafamı dağıtmak için bazen arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum, kendimizce keyifli olduğunu düşündüğümüz aktiviteler yapıyor ve bu aktiviteleri gerçekleştirirken yaptığımız sohbetler ile günü geçiriyorum. İstisnasız her sohbette konu ülke gündemine ve ekonomik problemlerin kıyısına yaklaşıyor. Zaten dipsiz kuyu olan bu problemlerin nasıl çözülmesi gerektiğini mülahaza ediyor ve bazen “Abi aslında Sokrates haklı, öyleli-böyleli bir devlet modeli yapacaksın varyaa…!” gibi çıkışlarda bulunuyoruz. Ben de bu çıkışları yaparken “Beni o koltuğa koyacaklar, verecekler yetkiyi görecekler etkiyi, kalkınmanın anahtarı benim oğlum.” diyerek kolları yeniden siyasete sıvıyorum. Yanlış anlaşılmasın bizim bir siyasi kimliğimiz, geçmişimiz olduğu için böyle iddialı konuşuyoruz yaanii.. Neyse yeri gelmişken; beni de o koltuğa koydular, verdiler yetkiyi hem de 12 yaşında. Öyle 23 Nisan merasimi falan da değildi şaka yapmıyorum. Vaktiniz varsa anlatayım…

İlkokul 5'e giderken, yılda bir gün denk gelen ve okulun en önemli görevlerinden biri olan nöbetçi öğrenci olma sırası bana gelmişti. Bir arkadaşımla beraber o gün okulun tüm giriş çıkış kapıları, resepsiyon kayıtları ve misafir karşılama işleri bizdeydi. Ek olarak diğer öğretmenlerin ve idari personellerin evrak işleri, ıvır zıvır koşturmalarından da biz sorumlu idik. Yanlış hatırlamıyorsam bir mart gününün öğle saatlerinde güneşin tam tepede olduğu vakitler… Ders saatinde ben ve arkadaşım okulun giriş kapısındaki bize tahsis edilen özel divanımızda oturup makara muhabbet boş sohbetler çevirmekteydik. O sırada çok sevdiğim (dipnot: o hocam da beni çok severdi, hatta aynı dönem bana bilgisayar sınıfının anahtarlarını teslim edip kendisi yokken 1 ve 2. sınıf öğrencilerine yol yordam göstermemi istemişti, bana da bilgisayarı sevdiren çok değerli biridir kendisi, başka bir yazıda kendisine daha detaylı yer vereceğim.) bilişim teknolojileri hocam heyecanlı ve panik bir halde koridorda yanıma geldi ve “Batu hadi hazırlan toplantıya gidiyoruz.” dedi. O an ne olduğunu anlamadan çok sevdiğim hocamın peşine takıldım. Arabaya geçtik ve yola çıktık. Yolda “Hocam arkadaşım yalnız kaldı benim de eşyalarım orada vs.” dedim. Kendisi de “Çok sürmeyecek geleceğiz, ilçe milli eğitim toplantısı var ve sen de bu saatten sonra okul başkanısın.” dedi. Ne olduğunu o an anlamayıp büyük bir şok içinde çok sevindim. Ve işte siyasetin ilk adımlarını orada atıyordum…

Yol bitti ve başka bir okula geldik. Bu okulu ilçede örnek bir okul seçmişler ve ilçe milli eğitim müdürü, birçok yetkili, öğrenciler, öğretmenler tam bir curcuna halinde okula akın etmişti. İlçedeki diğer okullara göre eli yüzü nispeten daha düzgün ve bakımlı idi. Yemekhanesi falan vardı öyleli el yüz düzgünlüğü, hani el yüz düzgün kalmamış, manikürünü ve jawline estetiğini yaptırıp gelmiş resmen. Önce yemekleri yedik ardından geniş bir konferans salonuna aldılar bizi. Orada ilçedeki diğer okullardan gelen okul başkanları vardı. Kendileri dahil herkes onlara temsilci diyordu ancak ben atanmışlığın verdiği bir güç zehirlenmesi ile kendime “başkan” demeye çoktan alışmıştım. Toplantıda her okulun temsilcisine sırayla söz hakkı veriliyor ve okullardaki problemleri dile getirmesi isteniyordu. Neyse ki ilk sıra bende değildi ve o güne kadar kendi okulumla ilgili hiçbir problem düşünmediğim için sıra bende olsaydı verecek cevabım yoktu. Birkaç temsilci problemlerini dile getirdi, (aralarında liseler de vardı ve büyük sınıflar görece daha aklı başında problemler bildiriyordu.) ben de birkaç tanesini kendi okulumda da var mıydı lan bunlar diye düşünüp sentezleyip birkaç cümle ve cevap hazırladım. Sıra bana geldiğinde okulumun adı söylendi ve kendimi tanıtmam istendi. Çünkü listede temsilci olarak adı olmayan 3–5 okuldan biri de biz idik. Bu durumu hiçbir şekilde bozuntuya vermedim, güç zehirlenmesine devam etmeliydim çünkü ben atanmıştım.

Okulumla ilgili tuvaletlerin pis olduğunu ve aidat alındığını belirttim. Aidat almak yasakmış ve bununla ilgili demeç vermemem gerekirmiş (ilk toplantı sonrası okul yönetimi tarafından bu konuda tembihlendim çünkü.) Bu iki çok büyük problemden sonra eklemek istediğim bir şey var mı diye soruldu ben de “hayır efendim okulumuz ilçemizdeki öğrenciler için çok güvenlidir, liyakatli eğitim kadrosu ve güler yüzlü personelleri ile örnek olmaya adaydır…gerçi yemekhanesi yok ama(!)” diye kendimden emin bir şekilde cevap verip yerime oturdum. İlk toplantı bitmiş ve okula geri dönmüştüm. Dönüş yolunda hocam bana bu toplantılar ayda bir olacak, hazır olmakta fayda var sen çizgini bozma minvalinde şeylerden bahsetti. Okul “başkanı” olduğum arkadaşlarım ve öğretmenlerim arasında yayılmaya başladı. Toplantılarda hep aynı 2 problemden bahsediyordum ancak iğne ucu kadar bir değişim-gelişim göremiyordum. Gel zaman git zaman bu 2 problemlerden biri olan aidat mevzusu bir anda silinmeye bastırılmaya başlandı. Öğretmenler tarafından bu konuyu dillendirmemem, daha farklı ve ilginç problemleri -konferans salonundaki projeksiyon cihazının kablolarının olmaması gibi- söylemem gerektiği söylendi. Ben de daha fazla sistemin kurucularına baş kaldırmadım ve bu problemi söylemedim. (zaten dönem içinde 4 veya 5 toplantı olmuştu.) Ancak sesimin çıktığı kadar tuvalet problemini dile getiriyordum ve “Sayın müdürüm bizim okulda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok, yerler ıslak kalıyor ve ayakkabılardan dolayı çamur oluyor.” diyordum. Bu problemi çeşitli argümanlarla destekliyor ve süslüyordum çünkü okulumuzun en büyük problemi bu idi(!), ben de ilkokul 5'e gidiyordum..! Bu problem zaman zaman halk tarafından alaya alınmam ve benimle dalga geçilmesi ile sonuçlanıyordu. Bazı arkadaşlarım bana “Batu ya tuvaletler çok pis kanka ne yapmak lazım??” tarzında kinayeli şeyler söylüyordu oysa ben halkımın problemlerini ilgili makamlarda dile getirmek ve çözüme kavuşturmak için göreve atanmış bir okul “başkanı” idim.

Dedim ya siyasette köklüyüm diye. O yılı böyle pis tuvaletler, toplanmaya devam eden aidatlar, örnek okulun lezzetli yemekleri, hocamla arabadaki keyifli-tatlı sohbetlerim ve birkaç ilginç anı ile kapattım. Bir sonraki sene tekrar dönem başladı ben artık ortaokul 6'ya gidiyordum. (dipnot: bizim zamanımızda 4+4+4 yoktu 5–3 vardı eğitim sisteminde)Dönem başladıktan yaklaşık iki ay sonra okul temsilcisi seçimleri vardı. Geçen seneden elde ettiğim kendi destekçilerim, yakın arkadaşlarım ve birkaç beni seven hoca aday olmam için ısrarcı olmuştu. Yaklaşık altı yüz kişilik okulda 4 aday çıktı fakat ben aday olmadım, artık büyümüştüm ve sistemi değiştirmenin 13 yaşında mümkün olmadığının farkına varmıştım. Seçim dönemi

“okula havuz yaptıracağız”,

“kantinden ücretsiz su”,

“gezileri artıracağız”,

“tuvaletler temiz olacak”

gibi komünist, kapitalist adaylar varmış be dedirten cinsten vaatler duymuştuk. Son vaati duyduğum zaman “Aha, yol gösterici olabilmişim birilerine.” dedim. Mesele halk ise vaatim de söylemim de çalınabilir yeter ki işe yarasın. Seçimi kazanan arkadaşım son sınıf öğrencisiydi ve hatrı sayılır bir oy alarak başkan olmuştu. Okul dergisi, etkinliklerin artması ve gezilerin organizasyonu gibi birtakım vaatlerini gerçekleştirdi. Muhtemelen toplantılara daha ciddi bir hazırlık ile katılım sağladı ve her toplantıdan çözümcü şeyler ile okula geri döndü. Bana hikayemin sonuna bir bağlam ekleme fırsatı veren -bundan 13 yıl önce gerçekleştirdiği şeyler için- arkadaşıma teşekkürü borç bilirim.

Yıl 2026. Bahsettiğim anı 13–14 yıl öncesine ait. “Beni o koltuğa koyacaklar, verecekler yetkiyi görecekler etkiyi, kalkınmanın anahtarı benim oğlum.” gibi şeylerin çalışmadığı, gerçekten yaptığı işe gönül vermiş inanmış insanların o koltuğu hak ettiğini düşünüyorum. Atanmışlar yerine seçilmişlerin o koltuklarda oturmasını, hak ettikleri gibi inandıkları şeye hizmet etmeleri için de arkalarından yürümenin doğrulunu savunuyorum. Bırakalım güç zehirlenmesini onlar yaşasın da “başkan” unvanını sonuna kadar taşısınlar.


메타데이터
post_id
2a1c7c2d546f
slug
güç-zehirlenmem-12-yaşında-başladı-2a1c7c2d546f
url
https://medium.com/@batuhangultepee/g%C3%BC%C3%A7-zehirlenmem-12-ya%C5%9F%C4%B1nda-ba%C5%9Flad%C4%B1-2a1c7c2d546f
canonical_url
https://medium.com/@batuhangultepee/g%C3%BC%C3%A7-zehirlenmem-12-ya%C5%9F%C4%B1nda-ba%C5%9Flad%C4%B1-2a1c7c2d546f
author_url
https://medium.com/@batuhangultepee
status
ok
fetched_at
2026-08-02 16:05:45