Samimi Vergiler
Japon balıkları gibi ağzını eğip büküyordu ama ben bir şey duyamıyordum. Onun mercekli fanusu, benim masabaşı işim arasında; boyutların…
Samimi Vergiler

Japon balıkları gibi ağzını eğip büküyordu ama ben bir şey duyamıyordum. Onun mercekli fanusu, benim masabaşı işim arasında; boyutların, frekansların ötesinde, dalga boyu ile ölçülemeyecek mesafeler vardı sanki. Bir an Interstellar filmine döndü kafamın içi.
İşaret parmağıyla kulağını işaret etmeye başladı bu sefer. Ay, deli mi ne? Önümdeki pembe kartonlu dosya yığını bile kazulet gibi gövdesini kapatamadı. “Kalk git be adam, ne dikiliyorsun? Sevmemm” diye Seda Sayan gibi konuşuyordu gözlerim o sırada, eminim.
Bir ara “Hanımefendi, vergilerimizle buradasınız.” cümlesini duydum. Sanki hipnozdaydım ve uyandırma cümlesini duymuş gibi irkildim. Hemen kulağımda var olduğunu unuttuğum kulaklığımı çıkardım. Hande Yener’in kaldığı yerden kazulet konuşmaya devam ediyordu. Konuş kazulet, şimdi ikimiz de dünyalıyız.
“Hanımefendiiii… Alooo…” diye bağırmaya devam ediyordu.
“Tamam, uyandım aman ay; duyuyorum sizi, bağırmayın artık canım.” diye bir atarlandım.
“Vergilerimizle buradasınız.”
“Onu duyduk… Hatta bugün üç ayrı arkadaş, beş ayrı kişiden duyduk da siz niye buradasınız?” dedim.
“Evrakları içeri verdik, hâlâ bir cevap gelmedi. Memurlar yaşıyor mu bir gelip bakayım dedim.” dedi üstten üstten.
“Valla devlet dairesi mi, cinayet mahalli mi burası belli değil… Öldürüp dönüp dönüp geri geliyorsunuz.”
“Geçen başka bir devlet dairesine gittim; oradaki yaşlıca bir memur, ‘Bumerang gibi dönüp geliyorsun.’ dedi yeğenim, ‘Bravo, gençlik bir başka’.”
Ses tonum normal bir insan desibeline indi ve “Sağ ol dayı, okumuş insanın hali başka oluyor tabi. Okuyoruz biz de işte; evrak sormaya gelen vatandaştan fırsat bulunca… Tolsyoveski okuyordum tam sen gelmeden önce inanır mısın, dosyaları siper edip.”dedim.
“Siper edip derken, Savaş ve Barış mı okuyorsun yeğenim?” dedi o da artık sakin.
“Yok dayı, Suç ve Ceza işte; cinayet mahalline dönüp gelme… Şşşş, anladın?” diye bir gözümü kırptım, çaktın mı manasında.
“Köftehor seni… Yamanmışsın deli kız… Nerelisin hele sen? ”
“Malatyalıyım dayıcan, sen nerelisin? ”
“Vay yeğenim, kan çekti; hemşehriymişiz meğer, ben de Iğdırlıyım.”
Kayısı memleketi Malatya mı Iğdır mı çekişmesi; çökelek, kömbe, çarşı, Pazar fiyatları derken muhabbet koyulaştı. Koyulaştıkça dayının arkası da ödediği vergilerin hesabını memurdan çıkarmaya gelen insanların homurtularıyla doldu.
Ne ara dayı-yeğen olduk, ne kadar zaman geçti hiçbir önemi yoktu… Zira devlet dairelerinde zaman mefhumu yoktu… Saat ya sabah 08.00’dir ya akşam 17.00.
“Neyse dayı, ver sen şu evrağını bakayım ne aşamadaymış.” deyip evrağı elimde evirdim çevirdim. Sonra gerisin geri uzatırken:
“Beyefendi, bu evrağın burayla ilgisi yok.” dedim.
“Ne demek yok hanımefendi? Sabahtan beri boşuna mı bekliyorum sırada ben?” dedi.
“Bırakın bu devlet dairesini, tamamen bakanlık farklı… Hiç mi bakmıyorsunuz elinizdeki evrağa canım! Nüfus Müdürlüğüne gideceksiniz, anlatabiliyor muyum? Sıradaki!” dedim.
“Vergilerimle gelmiş akşama kadar oturu…” diye çıkışa doğru söylenerek gidiyorken sıradaki vatandaşın evrağıyla ilgilenmeye başlamıştım bile.
“Görüyorsunuz, akşama kadar kimlerle muhatap oluyoruz… Buyurun, siz sağdaki kapıya geçin… ”
메타데이터
- post_id
- 2a3445cd26fc
- slug
- samimi-vergiler-2a3445cd26fc
- url
- https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/samimi-vergiler-2a3445cd26fc
- canonical_url
- https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/samimi-vergiler-2a3445cd26fc
- author_url
- https://medium.com/@pinaricka
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-18 00:10:23