← Back to list

Gölgesi Kendinden Ağır

Mehmet Ali Gumus in Türkiye Yayını · 2026-07-12 11:33 · 0 claps · 8.6 min read
#türkçe #turkish #turkey #medium-turkish #medium-turkce
Open on Medium ↗

Gölgesi Kendinden Ağır

Dünya’nın en kalabalık şehirlerinden birinde, halka zulmün en yoğun olduğu bölgelerden birinde imamlık yapmak. Herkesin aklına benzer denklemler geliyor onu ilk gördüğünde. Ya hürmetle selam vermek ya da ‘bu da asgari ücretle çalışan insanlara şükür öğretiyor işte’ bakışı. Dünyadan münezzeh olması gereken cami, siyasete bürünmüş. Öyle garip bir siyaset ki Allah’ın zalim olarak gösterdikleri, Allah’ın ayetleri ile hutbe okutuyor burada. Hak yemeyin yazıyor yılda milyarlarca dolarlık bütçeye sahip kurum. Sapkın akımlardan bahsediyorlar. Televizyondan, sosyal medyadan. Katılmıyor değilim de sapkınlık denince aklıma ilk gelen depremi ve her mağlubiyeti bunlara hiçbir hazırlık yapmadan Allah vergisi göstermek geliyor. İşlemediği suçlardan hapse atılıp 8 ay sonra ‘yanılmışız. hakkınızda delil de yok. serbestsiniz’ denen bir kadının, o hapisteyken alzheimer olan babası ile yüzleşeceği ilk an geliyor aklıma. O basit acılarından ve zevklerinden daha fazlası gibi bunlar. Ama ne vatanseverim diyen savunur haklarını, ne dindarım diyen ne de bir başkası. Kul hakkı hassasiyeti bir illüzyon yani. Zalimle zalimlik eden, zalimliğe duyarsız olan milletin sonu iyi olur mu?

  • Tabi orası öyle.

Yani hoca hiç mi insiyatif alamaz arkadaş. Okuma şunların hutbesini. Allah’ın ayetlerine itirazımız haşa yok zaten.

  • Ne yapacaklar? İşinden olur biri şikayet etti mi adam.

Orası öyle de bir şey söyle yani ya da kısa kes. Şükürden, aza tamah etmekten, hainlikten bahsedecekler.

  • Sen nasılsın abi?

İyiyim yani idare ediyorum. Şu aradığımız Fransızca kitap setinden siparişlerini geçtim. Hepsi birinci baskı ya da baskısı yok. Onları görmek hoşuma gidiyor. Saat koleksiyonu, araba koleksiyonu derken iyice hastası olduk.

  • Bunlar hemen neşelendiriyor seni. Ama ne diyordu film miydi kitap mıydı? Koleksiyonculuk ölüme ve hayata karşı nesneleri kalkan etmektir. Senden önce var olan, başkalarına ait olan bir sürü nesneyi alıyorsun. Sana anıların, hayatın, yaşanmışlıkların kanıtı oluyor. Mesela sen aşık olduğun kadının sana verdiği çikolatanın ambalajını saklıyorsun hala. O gün bitti. O kadın gitti. Kimsenin, hiçbir yaşanmışlığın uçup gitmesine engel olamazsın. Ama eşyalar hep buralarda duruyor olacaklar. Sen gideceksin. Ölümü hatırlatıyor. Yani bu koleksiyonlar, unutulmana engel olmayacaktır.

Oslo, 31 Ağustos.

  • Heh, evet. Hocam ben sana çok doluyum. Başka bir şey konuşmak istemiyorum. İçimi boşaltmak için geldim bugün. Sen hep derdin ya. Açık olun, net olun, direkt olun diye. Ben sana çok öfkeliyim. Kardeşinin intiharına çok öfkeliyim. Senin tepkilerine, tepkisizliğine…

Buyur buyur.

  • Mesela imamda cesaret arıyorsun. Sen cesur musun abi? Sen bugünü yaşayamayan, bugünden korkan birisin. Sen kimseye duygularından bahsedebildin mi? Kimseye özenle düzenle dokunabildin mi? Hayattan, bağ kurmaktan kopuksun. Sen şimdiyi bile yarının bir hatırasına dönüştürmek için yaşıyorsun. Geleceği düşüne düşüne geçmişte takılı kalıyorsun. Ömründen ölüme avans vermişsin sen.

Doğru söylüyorsun. Ben de kendime çok cesur demezdim.

  • Özür dilerim sana çok doluyum. Bende emeğin de çoktur ama kardeşini hiç düşünmedin mi? Kardeşin, sen okulun bahçesinde öğrencilerle konuşurken…. Nasıl başa çıkabiliyorsun?

Çıkamıyorum.

  • Düşünmüyor musun? Senin olduğun yerde, hayatı da çok kötü değilken neden diye?

Düşünüyorum tabi. Çok kızıyorum. Niye her şeyden vazgeçti? Beni mi protesto etti diye.

  • Başkalarını ettiğiniz kadar niye kardeşinizi ziyaret etmiyordunuz hocam?

Biz çok kopuktuk duygusal olarak. Babamdan mı geçmiş bilmiyorum. O da öyle kurmazdı bizde. Ailecek sözcüklerle aramız iyi değildi. Ben nefret ederdim kardeşimden. Hayvana benziyor derdim. İnsan nasıl her hareketini hiç düşünmeden yapar hayret ederdim. O babamı çok sevmezdi. Ben de her geçen gün babama benzerdim. Yargılayıcı, otorite. Ses tonumdan belli olurdu. Üstten üstten. Düşünüyordum nasıl yapabilirim. Bazen yumuşatıyordum tonumu. Ama yine sanki doğal olmuyordu. İnsan kardeş olduğu için birbirini ziyaret etse ne olur? Doyurucu olur mu. Biz iyi ilişki kuramadık, iyi dost olamadık. Ama çok güzel günlerimiz de oldu. Ayda otuz bin kazanıp iki kardeşimi lüks restorana götürdüğüm zamanlar. Onların alaycı gülüşü. Birbirimizi çok düşünmezdik biz. Gerektiği zaman orada olurduk sadece…

  • Yetmiyormuş demek he hocam. Her gerektiğinde olamıyormuşuz demek. Sizi hep yüce biri görürdüm ben. Yüce bir merhamet figürü. Şimdi bile. Buyur buyur derkenki halinizde, o sahte merhamet tavrı…

Ben sana ne olduğunu söyleyeyim. Ben senin mesleğinde çok iyi olmanı sağladım. Hayatta iyi olmanı sağladığımı düşünüyorsun, onu ben yapmadım. Ben fikir atmışımdır onları sen yoğurdun. Kardeşim seni çok severdi sen de onu. Onun ölümü sendeki imajımı sarstı. Artık neye inanıyorsan ona zarar verdi. Ben o değildim.

  • ‘‘Taş sütunların arasındaki boşluklardan çıkan berrak su onları etkilemişti.

Aslında abisi ile de kardeşi ile de iyi anlaşıyordu. Bir intihar girişiminde bulunacağını kimse beklemiyordu. Abisi, onu gördüğünde kafasıyla selam verdi. Yanına gitmek yerine enstitüdeki bir öğretmenle sohbet ve flört etmeyi tercih etmişti. Kardeşi de kendi arkadaşlarına dönmüştü.

Derken arkadaşından bir haber geldi. Bu haber önce küçük kardeşe ve sonra abiye verildi. Enstitüde, bahçede arenaya benzettiği genişçe alanın köşesinde ayakta durmuş öğrencilere ilham verirken. Kardeşinin intihar ettiği söylendi. Hemen beş dakika mesafedeki, enstitüde çalışmalar yaptığı boşluğa bırakmıştı kendini. Abi dumura uğramıştı. Haberi aldığında sadece beş dakika kardeşinin yanına gitmeyi tercih etseydi belki olmayacaktı hiçbiri. Ama önce ağır gelen bu değildi. Kafasına yerdeki sütunlar gibi çarpan gerçek, kardeşinin kendini bir boşluğa bırakarak hayatına son vermesiydi…..’’ Daha okumayacağım. Ne bu şimdi?

Neyse o… Acımı, korkumu sözcüklere dökmeye çalıştım. Ya gerçekten en büyük kusur bendeyse… Annem eski eşime söz verdirtmişti. Kardeşleri bir arada tutacaksın. Sana vasiyetim bu diye.

  • Demek sizin olduğunuz yerde hiçbir şey bir arada durmuyor be hocam.

Ben kendime bunları söylemiyor muyum sence? Kardeşimle ilgili kendimi suçlama çetelem var benim. Ta 40 yıl önceden başlıyor. Yirmilerimin ortasında onarma çalışmalarına başlamıştım kendimce. Demek ki kolay olmuyor. O ortancaydı bir kere. Annemler önce benim dertlerimle hastalıklarımla uğraştılar. Tam beni azıcık toparladılar derken annem üçüncüye hamile kaldı. Bu sefer onun koşturması derken… Çocuk zaten birden geldi 13–14 yaşına. Liseye geçti. O zamanlar hepimiz içe kapanıktık. O daha kapanıktı. Önceden böyle değildi ama. Eğlenceliydi. Babamın favorisiydi. Sonra anne-baba çatışmaları. Abi-kardeş çatışmaları. Birbirimizden iyice uzaklaştık. Ben yirmi altı yaşına gelmiştim anca biraz biraz konuşabiliyorduk. O da çok güzel hissettiriyordu. Sonra ne ben tutabildim bağı ne o bir ucundan tutmak istedi. Niye istesin çocuk? Ama hiçbir şey, onun güzelliğinin böyle bitmesine değmezdi. Benim gibi değersiz bir şey… Hiç. Çok iyi arkadaştı bence. Kardeşim çok güzeldi. Keşke daha çok konuşsaydım onunla. Sevmese de konuşsaydım. Hep bir kolundan tutsaydım rahatsız edercesine. Herkes herhalde biraz çocuk kalıyor. Ve bazı kararları çocuklara bırakmamak lazım. Bazen de onlara kulak vermek. Keşke onlara çok kulak verseydim. Şimdi ölünün cevaplarını biz yaşayanlardan bekliyoruz.

  • Küçük kardeşiniz konuşmuyor mu sizinle?

Çok az. Bazen bir saat, bazen on dakika. Bana katlanma eşiği ne kadarsa o gün. Ben merak ediyorum, kardeşim neden bunca yıl değil de orta yaşlarında yaptı bunu. Çok acı çektik de hayatımızın en sakin, geçmişle en barışık olduğumuz dönemleriydi. Hiç mi dokunamadım ona, acılarına. Ya da sadece bağ kurarak hiç haberim olmayan yaralarına merhem olamadım mı? Bende öyle olurdu. Babam çok sıradan bir şey yapardı. Oturup sohbet etmek, bir sohbet açmak, gülmek gibi. Ben bazı yaraları kapanmış hissederdim. Hiç mi barışmadı benimle acaba. Ne düşünsem boş. O şimdi yok. Bu yükü de atamam üzerimden. Şimdi diyorsun ya. Nasıl duyarsızım kardeşime. Belki çok da duyarlı olsam aynı sonuca varacaktık bilmiyorum. Sadece insanım. Ona çok dokunduğum da oldu. Çok bir başına bıraktığım da. Ama o yetişkin olduğunu, kendi kararlarını vereceğini çok önceden öğrenmiş biriydi. Beni cezalandırmadı. Çok acı bir şey söyleyeyim sana. Okulda intihar etti. Çünkü ben oradaydım. Başka bir yerde belki yapamayıp korkacaktı. Ama orada ben vardım. Belki düşene kadar abim beni tutar diye kendini kandırmak istedi. Abim burada, sorun yok diye kendini ikna etmek için. Düştüğümde de ölümü abim toplar diye…

O an ne seni düşündü. Ne beni. Her şey bitsin istedi. Yıllarca peşinden koştura durduğu sevgilisi mi suçlasın kendini. Kardeşim mi, ben mi. Bende öyle bir yara açtı ki ben intihar edemeyecek kadar bitmişim. Ve kendimi böyle cezalandırıyorum. Onun gibi her ihtimali kendimle birlikte öldürme cesareti yok bende. Ama acı eşiğim yüksek. Her gün acı çekeceğim her gün. Ne o memnun olsun diye ne sen, ne de senin gibi düşünen kimse. Benim kadar sevemezsin. Bir faydası olmasa da onu benim kadar sevemezsin. Ben ihmalkarım. O bana kızmadı çünkü anlatıyorsun ya işte, sen yaşamıyorsun diye. Ben kendimi de ihmal ederim. Başka türlü yaşamak bilmiyorum. İz bırakmak tabi isterim. Ama yanılıyorsun. Ben eşyaları sadece hatırlanmak için biriktirmiyorum. Hatırlamak için de… Tabi kaçıyorum. Çünkü ben de o da gördük ki arzularımız sahicilik vermiyor. Sahicilik olmadı mı da ruh doymuyor. Ben kendimi tamamen koparıp bir alan yarattım kendime. O, insanları benden daha çok severdi. Benimki gibi tek tük insanın geçtiği bir alan yaratmazdı. Sevdikleri gelip geçince, gençliğinden beri peşinden koştuğu her türlü arzu artık ona etki etmeyince. Bence bundan bıraktı kendini. Not da bırakmadı. Hiç anlaşılmak gibi bir derdi yok değil mi. Ama biliyor da unutulmayacağını. Kendini çok çok zor açardı. Sen sakin ol. Daha çok insan kaybedip suç payı bulacaksın kendinde. Ama ne olursa olsun tutun. Tutun ki birilerine dokunabilesin. Hatırlanmak için değil. Ruhun için. Ağla, ağla. Önemli değil. Daha kırk beş gün geçti. Bir kırk beş daha geçecek. O kırk beşlerin içinde ne güleceksin. Bazı aralar durup kendine hayret edeceksin. Başını öne eğeceksin. Kalkıp sırıtmaya devam edeceksin. Hala gidiyor musun cuma namazlarına?

  • Gidiyorum. Dayanamıyorum hocam.

Silme göz yaşını ağla ağla. Ben bir tek yalnız başıma ağlıyorum. Yine bir filmde vardı bak. Dayanılmaz olan tek şey hiçbir şeyin dayanılmaz olmamasıdır diyordu. Ben ölümle çok erken tanıştım. On sekizimde dedemi yıkadım. Öptüm. En sevdiklerimin, en konfor alanım olanların, en güven duyduklarımın ölümüne nasıl dayanacağım diye çok acı çektim. Ne kadar doğru bir söz. Dayanmak istemiyordum ama o günlerden sonra, dayanıyordum. Dayanıyorum. Kardeşimden bir sürü iz toplayacağım şimdi. Ne yapmış, ne çizmiş, ne isterdi. Ama sonra farklı yaşayacağım. Onun adına bir şeyler yapacağım. Belki dokunursam onun adına birilerinin hayatına, çok ufak bir tesellim olur…

Hadi bir yüzünü yıka beraber gidelim namaza.

  • Tamam hocam…

-Mustafa Bey hoşgeldiniz. Başınız sağolsun tekrardan.

Sağolun…….

-Hocam benim kız da şimdi mimarlık okuyor. 4. sınıf. Ona sizin adınızı söyledim tanıyor musun diye. Tabi tanıyorum dedi. Bir gün hocam, siz müsait olduğunuzda sizinle bir tanıştırsam.

Tabi, olur. Bu ilkokulun karşısındaki pastaneye getir yarın akşam. Murat da gelir.

  • Olur hocam. Çok sağolun.

+Selamlar hocam. Tekrar başınız sağolsun.

Aleykümselam. Sağolasın…..

+Sadık Abi, bizim imam da uyuşturucudan bahsediyor. Yazık adama. Kendi oğlu uyuşturucu bağımlısı da hocam. Ya bazen insan demeden edemiyor. Sen kendi çocuğuna şifa olamamışsın diye.

-Adam ne yapsın. Bir yerden sonra insanın içinde bitiyor her şey.

+Öyle tabi abi de, millet içerde gülüyor adama kikir kikir. Samimi gelmiyor kimseye. Bir de hocam siz daha iyi bilirsiniz. Mesela Nijerya’da imamların maaşı yoktur. Herkesin kendi bir işi var. Adam hem çiftçi hem imam mesela. Namaz vakti geliyor namazını kıldırıyor, sonra işe devam. Allah’ın Nijeryası. Bunlara devlet lojman veriyor, maaş veriyor. Her gün bir de bir bağış mevzusu. Konuşmak güzel de gerçek hayattan çok haberleri yok. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor. Hem buradan maaş, hem bunun kendi işletmesi var, oradan. Ama işte Allah bir yerden çıkartıyor. Kimin hakkını yedi de kim bilir çocuğu böyle oldu.

Ne alakası var canım. Adama biraz merhamet edin. Neyine gülüyorlarmış ki. Allah göstermesin senin çocuğun bağımlı olma ihtimali yok mu?

+Var hocam tabi Allah göstermesin. Çevre de çok önemli.

Şimdi herkesin sınavı farklı değil mi? Bir insan, evladıyla sınanıyor diye böyle hak konularına girmek, gülmek olur mu? Bir de aynı değil herkes ben biliyorum. Buradaki iki imam hep buradalar. Çocuklara ücretsiz Kur’an öğretiyorlar. Bu İsmail’in babasının adı neydi şimdi hatırlamadım.

+Mahmut Hoca.

Mahmut Hoca kaç kişiye tüm günlerini ayırıp burada öğretmiştir mesela. Kendileri zorlanıyor diye Allah’ın sözünü mü paylaşmasınlar. Belki o söz başkasının hayatını kolaylaştırır.

+Doğrudur hocam hakkını yemeyelim.

Bir kendi kapımızın önünü temizleyeceğiz elden geldiğince. Ondan sonra düşmüş varsa el uzatacağız. İnsan kınamamız neye yarar.

-Hocam sen boşver bunu. Bu zaten namaz da kılmaz. İşi gücü polemik. Polemik sever bu.

Neyse. Yaşamadığınız şeyler hakkında konuşurken yaşamadığınızı bilerek konuşun. Bir gün ya hayat vurur ya yaşayanın cümlelerine tanık olursunuz. O zaman anlarsınız. Yaşamakla, hissetmekle konuşmak arasında çok fark var.

+Haklısınız hocam valla. Neyse ben kaçayım Allah kabul etsin abiler.

-Kaç kaç tabi.

  • Abi, sen imamı mı savundun?

İmam insan değil mi Murat? Kusurlu olmaya hakkı yok mu? Geçin bunları hadi hadi.

  • Doğru diyorsun abi.

Yarının Hatırası

Sen benim en eski düşmanımdın, sonra en eski dostum oldun. Çocukken birbirimizden kaçardık, kaçacak yerim kalmadı.

Senin oyuncaklarımızı fırlattığın çatı, Pencere ve çatı arası boşluk. Kardeşim, kardeşini kaybetmek çocukluğunu ikinci kez kaybetmekmiş. Çocukluğumun şahidini kaybettim.

Kim bilir varlığın nerede yankılanıyor. Annem bizi aynı yerden öper, aynı duaları ederdi. Bir öpüş kaldı eksik. Hiçbir görkemi olamayacak son söz.

Hangi rüzgar aldı götürdü kırılgan ruhunu. Neden ellerim senden eksik kaldı. Daha nereye götürebilirim seni. Annem tutuyor mu elinden.

Beni neden o çatıdaki oyuncaklar gibi kimsesiz bıraktın. Yoksa ben hep mi oradaydım. Şimdi o evimizin penceresi ve çatı arasındaki boşluk. Hani hep geçerek oyuncaklarımızı kurtarmak istediğim.

O boşluktan geçeceğim günü bekliyorum ben de. Evime dönmeyi. Belki bir oyun daha oynarız seninle. Belki bir özürle veya bir oyuncakla sığınır çocuk merhametine, alabilirim gönlünü. Benim sonsuz dostum.

Bir gün adımı rüzgâra sorarsan, söylemesin, kalsın biraz, Bazı isimler susunca büyür, konuşunca eksilir biraz. Ben seni bugünde değil de yarında sevdim en çok; Yarın dediğin de dün olur, insan gecikir biraz.

Bir su aktı avuçlarımdan, döndü de deniz olmadı, Bir kuş geçti gökyüzümden, kanadı iz olmadı. Biz birbirimizi kaybetmedik aslında sevgilim, Kalbimiz aynı evdi de kapıyı çalan olmadı.

Dediler: “Her bahar yeniden açar dallar.” İnandım. Her çiçeği ölümsüz sandım, her vedayı yalanladım. Meğer en uzun yolculuk iki insan arasındaymış; Bir adım atamadım sana, ömrümce yol aldım.

Şimdi ne senden kalan ses var ne de benden kalan iz, Bir yağmurun hafızasında bekleşen iki deniz. Eğer bir gün hatırlarsan, gözlerini kapat yeter; İnsan bazen bir bakışta yaşar ömürlük sessizliği.

Ömrüm, kırık bir kandildi rüzgârın avuçlarında, Alevim hep yarın içindi, bugün kaldı ardımda. Şimdi anlıyorum; en büyük ayrılık ölüm değilmiş, Yaşarken dönüşmekmiş yalnız yarının hatırasına.


메타데이터
post_id
2a73dd1b6e8e
slug
gölgesi-kendinden-ağır-2a73dd1b6e8e
url
https://mediumturkiye.com/g%C3%B6lgesi-kendinden-a%C4%9F%C4%B1r-2a73dd1b6e8e
canonical_url
https://mediumturkiye.com/g%C3%B6lgesi-kendinden-a%C4%9F%C4%B1r-2a73dd1b6e8e
author_url
https://medium.com/@mehmet.aliigumus
status
ok
fetched_at
2026-07-13 06:23:13