Kandil
Beni tanıyanlar Ferdi Özbeğen’e olan düşkünlüğümü çok iyi bilir. Bu yazımı, kendisinin ‘Kandil’ şarkısını dinlerken yazmaya karar verdim…
Kandil
Beni tanıyanlar Ferdi Özbeğen’e olan düşkünlüğümü çok iyi bilir. Bu yazımı, kendisinin ‘Kandil’ şarkısını dinlerken yazmaya karar verdim. Hiçbir şarkı, bana Ferdi Özbeğen’in şarkılarını dinlerken hissettiğim hisleri vermiyor. Uzun zamandır neden böyle olduğuna dair düşünüyorum fakat bu düşünceleri kelimelere aktarmak o kadar da kolay olmuyor. Bugün, size bu hissin tarifini, şarkılarının dokunduğu o en derindeki ‘bam’ telimizi -dilim döndüğünce-anlatmaya çalışacağım.
Öncelikle Ferdi Özbeğen’in şarkılarında bir doku var ki, bu doku 1980'lerden kalma bir duvar saatinde, eski püskü bir halının püskülünde, babanızın tıraş kolonyasının kokusunda, annenizin yumuşacık yanaklarında var olan ortak bir şeylerin ürünü. Bazen dinlediğinizde kendinizi hiç yaşamadığınız imkansız bir aşkın misafiri, bazen de ömür boyu sürmüş müthiş bir aşkın kucağında bulursunuz. İşte Ferdi Özbeğen şarkıları bu kadar tezat duyguları sırasıyla, renkten renge bir gökkuşağı misali geçerek sunar size ve yadırgamadan, usulca yaşarsınız onları. Öyle ki şarkı bittiğinde kendinizi hüzün ve mutluluk dolu bir havuzda asılı kalmış olarak bulursunuz.
Peki neden seviyoruz bu duyguyu? Yani mutluluk ve hüzün, neden kekremsi, ilginç bir hoşnutluk yaratıyor zihnimizde? Hayatın lügatının bu oluşundan mı, yoksa insanlar olarak mazoşistlikte zirveye oynadığımız için mi? Bu sorulara cevap vermek zor zira herkesin kendi mantığına uygun bir cevabı, bir yaşanmışlığı olmalı bu konuda. Bana gelirsek, ben en çok benden öncekileri anlattığı için seviyorum hüzün ve mutluluğu. Çünkü günümüzde o kadar azaldı ki hüzün ve mutluluk. Artık asla bir araya gelmiyorlar gibi sanki. Ya hüzün duyuyor ya da mutlu oluyoruz, ya ağlıyor ya gülüyoruz. Her şey net bir duvarla öylesinde ayrıldı ki birbirinden, Berlin Duvarı halimizi görse kıskanırdı muhtemelen. Mutluluktan ağlamak diye bir duygu vardı mesela, var mı hala yaşayan? Ya da umutla gözlerin dolması? Soğuduk insanlıkça, üstelik de öğle vaktinde, gün ışığındayken.
Benim için Ferdi Özbeğen’in ve şarkılarının çok başka bir anlamı daha var tabi ki: sevgili Babacığım. Bana bu sevgiyi aşılayan, şarkıların tamamen hakkını veren, beni Ferdi Özbeğen ile tanıştıran bizzat kendisidir. İlk başlarda birkaç kadeh yanında kendisine Ferdi Özbeğeni eşlikçi olarak getirdiğini düşünmüştüm, tıpkı Müslüm Gürses, Ümit Besen, Halil Sezai gibi. Fakat sonra fark ettim ki babam, Ferdi Özbeğen’i gerçekten ‘dinliyordu’. Tıpkı görmek ile bakmak arasındaki fark gibi. Onun şarkılarında kendi anılarını, geçmişini bunun yanısıra geleceğini ve yaşanmamışlıklarını da buluyordu. Ondaki bu tutku, beni çok etkiledi. Babamla alakalı çoğu şeyde olduğu gibi bu tutku bana da sirayet etti ve bu sayede babamdan bana güzel bir miras olarak kaldı Ferdi Bey.
Onu dinlediğim, sevdiğim ve yaşadığım için o kadar minnettarım ki. Bir sanatçının ulaşabileceği en yüksek mertebelerden birindedir gözümde. Şarkıları nesilden nesile, kalpten kalbe iletilecek eminim yıllarca. İyi ki de iletilecek. Milyonlar belki de aynı hisleri hissedecek notalarında.
Yazımın sonunda Ferdi Özbeğen’in ‘Kaderimde Hep Güzeli Aradım’ adlı şarkısının sözlerini sizlerle paylaşmak isterim:
Kaderimde hep güzeli aradım
İçimdeki sazlar başka,söz başka
Hayalimde canlanırken muradım
Duvardaki resim başka,sen başka
Gökyüzünde otağ kurdum oturdum
Yeryüzünde hayat başka, ruh başka
Bu sevdadan artık ben de yoruldum
Yaz yağmuru, kış yağmuru bambaşka…
메타데이터
- post_id
- 2a974b7e7c29
- slug
- kandil-2a974b7e7c29
- url
- https://medium.com/@yagmurfaiz/kandil-2a974b7e7c29
- canonical_url
- https://medium.com/@yagmurfaiz/kandil-2a974b7e7c29
- author_url
- https://medium.com/@yagmurfaiz
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-26 03:39:34