BABA
Ba-ba heceleri birçoğumuzun anne’den önce çıkarttığı ilk kelimelerdir. Doğduğumuz günden beri kurduğumuz bağa her gün yeni bir ilmek atarak…
BABA
Ba-ba heceleri birçoğumuzun anne’den önce çıkarttığı ilk kelimelerdir. Doğduğumuz günden beri kurduğumuz bağa her gün yeni bir ilmek atarak büyüttük kendimizi. Sevsek de sevmesek de çözülmeyen bağların iki ucundan birindeyiz biz de…

Photo by Juliane Liebermann on Unsplash
Babanızla ilgili hatırladığınız en eski anınız ne diye sorsam size? Bir taraftan size sorarken diğer taraftan kendim de düşünüyorum…
Babasıyla çok anısı olan çocuklardan biri olduğumu düşünüyorum. Çünkü babayla anı çocuklukta yapılır. Yani baba olmuş insan artık kendine ait sayfaların yanında minik bir parmağın olduğunun da farkında olmalıdır. Benim hayatım, benim dertlerim, benim hassasiyetlerimin önüne ağzında emzik, burnunda sümük minik bir yoldaş gelmiş ve dur demiştir.
Babanın büyümesi, olgunlaşması, iyileşmesi, sakinleşmesi derken birçok çocuk gençliğe adım atıp kendi defterini çizmeye başlar. Kendi hikayesini yazmaya başladıktan sonra elinde silgiyle bekleyen babanın fırsatları geri getirmesi ve geçmiş sayfalara kendi satırlarını yazması imkansızlaşır. İşte bu yüzden ebeveyn dediğimiz, hayatımızın ana karakterlerinin gelişimimiz üzerimizde etkisi bu kadar büyüktür. Dünyaya hazırlanan bir birey sırt çantasını ailesinden aldıklarıyla doldurur. Kimisi için her sıkıştığında elini atacağı can yelekleriyle kimisi için de onu dibe batıracak ağır taşlarla…
Benim babamla ilk anılarım kocaman bir kucak ve tebessümlerle dolu. Babam hiçbir zaman çok varlıklı bir insan olmadı. Hayatımız ekonomik olarak orta direk kıvamında, inişli çıkışlı arada batışlı şekilde seyretti. Babamı önce bir fabrika işçisi sonra da bazen pazarcı, manavcı en son da şoför olarak tanıdım. Babam bizi her çalıştığı yere arada bir götürdüğünden yaptığı işlere ait tüm anılara sahibim.
Dört beş yaşlarımda babamın işten gelmesini kız kardeşimle dört gözle bekler o geldikten sonra kucağına atlardık. Ve her akşam o kapı açıldığında babamın bize nasıl kucak açtığını hala çok iyi hatırlıyorum. Kollarını kocaman açar, ikimize de sarılır ve bizimle en az yarım saat oynadıktan sonra oturabilirdi. Havaya atmalar, dizine bindirip takla attırmalar, gıdıklamalar… Annem yorgun, bitmiş, tükenmiş olsa da bu duruma o da laf etmez gülümseyerek bakardı. Yorgunluklar, çatışmalar, kırgınlıklar, kavgalar benim için hayatın arka planındaki kısık bir fon gibiydi. Her şey olabilirdi ama her zaman babam kapıdan bize kucağını açarak girerdi. Bu benim için yeterliydi…
Hafta sonları babamı ev darlardı, ya hep beraber pikniğe gidilecek veya babam dağda yürüyüşe çıkacaktı. Hiç kahvehane veya sigarası olmayan bir yörük olarak dağlar onu çağırırdı. Anneme sorar, piknikse gidene kadar haber verebildiği herkese haber verir orda yine tüm yeğenlerini eğlendirir, güldürür oynatırdı.
Kendi arkadaşlarıyla yaptığı gezilerde beni de yanına alır annemin yükünü hafifletir, benim de ruhumun özgürlüğünü beslerdi. Beni tabi gittiğimiz yerlerde de kendi başıma bırakarak rahat bir insan nasıl olur bunu da öğretmiş oldu. Pikniğe veya geziye giderken gördüğü ilk su birikintisine girecek, dağda bulduğu ilk karla da kar topu oynayacak ve oynatacak kadar mutlu ve kolaydı. Araba kayar mı, buraya girer mi, burada durar mı gibi endişelerden uzak bazen tehlikeyle kol kola ama her zaman mutlu olmayı bilen bir insandır.
Babam bize hiç mi kızmadı. Veya hiç mi kötü tarafı yoktu derseniz…
Elbette ki evdeki tüm bireylerin bakış açısı farklıydı. Ama hiçbirimiz babamı gergin olarak tanımlayamazdık. Haklı olduğu ve taştığı anlardaki yüzünün karanlığını hayatımda birkaç kez görmem benim için yeterli olmuştu. Çünkü bu yüzün mimarı hayal kırıklığıydı.
Gerçek keşif yolculuğu yeni manzaralar aramak değil, yeni gözlere sahip olmaktır.
Proust
Proust “Kayıp Zamanın İzinde” kitabında kaçan zamandan ziyade duyguların, hislerin ve an’ların nasıl birer göze dönüştüğünü anlatıyor. Ve bireyin hayat yolculuğunda sahip olduğu gözlerin onu nasıl etkilediğini.
Bir insana yeniden bir çocukluk verilemeyeceğine göre, yetişkinliğinde istediğiniz manzaraları verseniz de ona yeni bir göz veremezsiniz. Onun gözü çoktan, mutsuzluğu, kaygıyı, gerginliği ve tatsızlığı kendine perde yapmıştır.
Ben iki kızımın da ilk adımlarının şahidi, ilk pedallarının yoldaşıyım. Babamın bana tattırdıkları benim de rehberim oldu. Daha dağlarda, yarlarda kilometrelerce yürütemesem de onlarla mutlu olmanın yollarını arıyorum. Sadece onların mutlu olması değil onlarla mutlu olmanın yolunu beraber arıyoruz.
Yıllar sonra çocuklarımız ilk anılarına dönüp baktığında, sıcacık kucaklarımızla, gülen çehremizi kendi gözlerinde bulsunlar diye tüm çabamız…
Çocukluğumun kahramanı ve tüm anılarımın mimarı olan sevgili babacığımın babalar gününü bu yazı vesilesiyle kutluyorum.
[embed]
메타데이터
- post_id
- 2ea4f844ec4d
- slug
- baba-2ea4f844ec4d
- url
- https://mediumturkiye.com/baba-2ea4f844ec4d
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/baba-2ea4f844ec4d
- author_url
- https://medium.com/@zalihaa
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-22 12:55:45