Sınıf Pikniği
Parkta yürüyüş yaparken çektiği gül fotoğraflarının üzerine ayetli cuma kutlamaları yazıp vatsap durumuna koyan başörtülü hanım dinginliği…
Sınıf Pikniği
Parkta yürüyüş yaparken çektiği gül fotoğraflarının üzerine ayetli cuma kutlamaları yazıp vatsap durumuna koyan başörtülü hanım dinginliği ve şükrüyle uyandım bu sabah. Çünkü sınıf pikniği var.
Photo by Michael Evans on Unsplash
Ben de bir orman insanıyım ve yemek yemek için yaşıyorum. Ceteris Paribus varsayımına göre benim yaşam alanım tam da burasıdır. Ancak ideal koşulları sağlamak her zaman mümkün olmuyor ve benim ekmek teknemi döndürmem gerekiyor. Bu yüzden oğlumu bırakıp eve döneceğim. Öğleden sonra tekrar gideceğim.
Bize düşen hazırlıkları yaptım. Oğlumun elinden tutup toplanma yerine gittik. Sınıf annesi de dahil bir iki kadın erkenden gelip yer tutmuşlar ancak suratlarından düşen bin parça! Meğer komşu sınıf da aynı yere gelmiş ve 7 masa tutmuşlar Sayın Olmazolsunbudoyumsuzlukdiyenler! Bizim sınıfa sadece iki masa kalmış. 20 tane minik birinci sınıf çocuğu ve en fazla 10 anne gelse bile 7 masa işgal etmek imkansız. Belediye iftar çadırı gibi upuzun dizmişler bi de!
Ben çok önemli görmedim bu problemi. “Aman n’olcak yerde oturulur” diyorum, “Çocuklar on dakikadan fazla oturamaz zaten, ayakta yesinler” diyorum. Ama sesim duyulmuyor. O ortamda yokum adeta. Sürekli bu konu üzerine kafa yoruyorlar, hesaplama yapıyorlar. Yarım saat sonra öğretmen gelince onunla da paylaşıyorlar bu durumu. Öğretmen de “N’apalım artık, böyle oluversin” diyor.
Bitmiyor.
Olmazlar, sığamayızlar, başka bir çözüm bulalımlar…
Benim şu hayatta sorunlara iki tür yaklaşımım vardır: Önce bir soruna bakarım sorun mu diye, sonra bi de çözüme bakarım mümkün mü diye. Eğer sorunu çözmek mümkün değilse, üzerinde düşünmeyip yok saymayı ilke edinirim. Yani saçlarımın parlaklığını ve cildimin pürüzsüzlüğünü buna borçlu olduğumu düşünüyorum.
Konuda bir yere varılamıyor, her gelen yeni bir yorum getiriyor.
Benim elim ayağım titremeye başladı. Kendi ruh ve beden sağlığım için “Ben isteyeyim mi bir masa?” diye çok çılgın bir giriş yaptım.
Toplumun dikkatini çekmeyi başarmıştım ama bu sefer de bunun uygun olup olmadığına karar veremedik. Ayıp mı olur, yüz yüze bakıyoruz, aman da onlar çok erken gelmiş, olur muydu olmaz mıydı.
Yani insan hiç olmazsa çantalardaki poğaçaların, pastaların, salataların adına biraz mutlu olur. Bu ne negatiflik! Demek ki insanın elinin altında her zaman bunlar varsa, marjinal faydası düşüyor ancak benim gibi ayda yılda bir görenler için bu ortamda hiçbir şey neşemi çalamaz.
Kadınlara bakıyorum. Çiçekli elbiseler giyilmiş, tatlı ojeler sürülmüş, hafif makyajlar yapılmış, püfür püfür bir hayat neşesi akıyor yüzlerinden. Dertleri yokmuş gibi… Sonra bi de kendime bakıyorum — beni bilenler bilir kendimi övmeyi hiç sevmem ama sık sık mecbur kalıyorum — suratım kösele gibi olmuş; gevşemiş. Göbeğimi en rahatsız etmeyen haşortmanı geçirmişim, üzerine siyah tüşört, siyah şapka. Şu güne dair ulaşmayı umduğum tek hedef elmalı kurabiye!
Üstelik çocuğunu birazdan bırakıp gidecek ve pikniğe sadece havlu peçeteyle ıslak mendil sağlamış biri olarak masa sorunu için çirkefleşecek tek cazgır ben gibi görünüyordum. Üzerimize düşeni yapacaktık. Görevden kaçacak değildik.
“Ben” dedim, “Bi masa isteyip geliyorum. siz burada durun.” Ben yürümeye başlayınca öğretmen de arkamdan geldi. O gelince sınıf annesi de koşup yetişti. Onunla birlikte bir iki kişi daha…
Biz de baya kalabalık olduk.
Ben kavgaya kalabalık girmeyi hiç sevmem. Çünkü illa ki biri aşırı kibar olur, fazla kibarlık hedefe ulaşmayı engeller. Biri “ayyy herkezzz sakin olabiler miaaa acabağğ” diye bağırır. Birileri küser. Birileri takım arkadaşına ihanet eder “Canım sakin ol, boş ver” diyerek kavgacı kişinin otoritesini sarsıp onu minik bir finoya çevirir.
Kavgacı başı olarak benim beklentim araya girilmesin, konuşmamın seyri değişmesin, benim hakimiyetim sarsılmasın. Ben de hedef odaklı gidip bel altı vurmadan, kalp kırmadan alacağımı alayım.
Bugüne değin istatistiklerimizi gözden geçirdiğimizde görülüyor ki tek başıma olunca daha etkin sonuçlar alabilmişiz. Ancak biz daha olay mahalline gitmeden kalabalıklaşmıştık bile.
Arkamdaki güruhun git gide artacağını tahmin ettim ve o yüzden ilk 12 saniyede masayı kapmam gerektiğini hesapladım. Aksi halde konuşma büyüyecek ve belki de tartışmaya evirilecekti. Herkesin tadı kaçacak, günün şeytanı olacaktım. (17 yaşındaki bana not: Ay kız görüyor musun, ne kadar akıllanmışım? Hiç beklemezsin diğ mi? O diğer şeyleri de kafana takma, her şey olacağına varıyor.)
Kadınlar masayı ciddi manada vermek istemedi. Öğretmenleri de aradan çekildi. Kadınlar aralarında halletsin diyor. Parka ilk gelen kadın bir türlü ikna olmuyor. 12 saniyelik o kritik süreyi geçmiştik ve bizim takım “Bizimkiler de çocuk, lüften, rica ediyoruz” yalvarmalarına başladılar, “Aha” dedim “Zaman tükendi. eksiye düşmeye başladık. daha fazla devam ederlerse bizim masaları bile kaptırırız.”
Araya girip ‘belediye’nin masalarını onların ‘rıza’sıyla almayı arzuladığımızı, aksi halde bizim de çocukların da bu güzel gününün heba olacağını ifade eden çok kısa açıklamalar yaptım ve en sondaki masanın başına geçtim. Bizim gruptakilerden yardım istedim. Oldubittiye getirip bir masayı sırtlandık.
Bizim sınıf annesi geride kalıp “Allah razı olsun, hakkınızı helal edin, çok naziksiniz” gibi toparlama işleri yapsa da orası benim işim değil. Atı alan Üsküdar’ı geçti.
Ben vazifemi ifa etmenin rahatlığıyla çocuğumu onlara emanet edip evime döndüm. Öğleden sonra gittiğimde minik bir selamlaşmanın ardından ikramların olduğu masaya kondum. 3 kilo fazlam yokmuş ve iki hafta içinde vermem gerekmiyormuşçasına gönlümce yedim.
Yeteri kadar sakinleşince kadınların yanına gittim. Mevcut sınıf annesi ve öğretmen benim seneye sınıf annesi olmamı istediklerini tebliğ ettiler. Her ne kadar kulaklarımı kapatıp dilimle lalalalala yapsam da, “Ayyy tünele girdim duyamadım.” desem de benim cevabıma ihtiyaçları olmadıkları açıktı. Vahiy gibi indiriverdiler üzerime.
Ben çok yoğun olduğumu, bir singıl ana olarak bana daha fazla yük yüklemelerinin hiç hoş olmadığını ifade ettim. Öğretmen “Zaten o yüzden diyorum, sınıf anneliği sizin için ne ki?” demesin mi?
Piknik bitmek üzereyken yan taraftaki kafede kahve içelim diye anlaştılar. Ben calendar’ıma unexpectedly gelen bir notification’la, çok urgent bi call set edildiğini express ettim ve çocuğumu kaptığım gibi evime döndüm.
Yani tamam ben de orta vadede kamu hizmetimi devlet prezidenti olarak ifa etmeyi planlıyordum ve en dipten başlamam gerektiğini biliyordum ancak en azından makam araçlı, çift maaşlı ve özel uçakla yurtdışı seyahatlerine gideceğim bir makam hayal etmiştim.
Ben muhtarlık tekliflerine bile sıcak bakmayan bi insanım da sınıf anneliği de nedir?!
메타데이터
- post_id
- 2ed906752fbf
- slug
- sınıf-pikniği-2ed906752fbf
- url
- https://mediumturkiye.com/s%C4%B1n%C4%B1f-pikni%C4%9Fi-2ed906752fbf
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/s%C4%B1n%C4%B1f-pikni%C4%9Fi-2ed906752fbf
- author_url
- https://medium.com/@sarhoskurbaga
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-19 14:44:42