← Back to list

YÜRÜYÜŞ

Mahir, sabahın göz alıcı ışığında uyandı; ilk iş etrafını kontrol etti. Ayılmak için kahve içmeye, elini yüzünü yıkamaya veya biraz…

Arslann · 2026-07-02 13:48 · 0 claps · 4.0 min read
#felsefede-mevzular #philosophy #science-fiction #dystopia
Open on Medium ↗
Wiki topics: PHI · Philosophy 🔬 · Science · General ✍️ · Writing & Creative

YÜRÜYÜŞ

Mahir, sabahın göz alıcı ışığında uyandı; ilk iş etrafını kontrol etti. Ayılmak için kahve içmeye, elini yüzünü yıkamaya veya biraz bakınmaya hakkı yoktu. Yürüyüşleri başlayacak ve geride kalırsa, “şüpheleri olsa bile”, sonunun kötü olacağını düşünüyordu. Gece uykuya dalmadan önce, zifiri karanlıkta pek fark etmek mümkün olmamıştı ama ağaçların boylarının gittikçe kısaldığını fark etti. O daha küçük bir çocukken ağaçların ucu görünmez derecede uzundu ama şimdi elini uzatsa ucuna değecek boydalardı. Yanındaki arkadaşı Ahmet, oturmuş çantasını karıştırdığını fark etti.

Mahir: Diğerleri nerede? Hemen bulmak lazım. Neden beni uyandırmadın?

Ahmet: Uyandıktan sonra şu hallerin canımı sıkıyor. Şu anda herkes bize ne yapacaklarını düşünüyor; yarım saatimiz dolmadan kararı verecekler ve bizi bırakacaklar. Yoksa unuttun mu, aptal!

Mahir: Böyle davranmana gerek yok. Sabahları hafıza problemleri yaşıyorum; yapabileceğim bir şey mi var, lütfen söyler misin?

Ahmet: Kusura bakma ama mesele sabahta değil, senin bu tavırlarında. O söylediklerinden sonra, senin yüzünden başımıza gelecekleri düşünmeden edemiyorum. Kusura bakma.

Mahir, çok vakit kaybettiklerini anlamış olacak ki kalkıp, “Düşünmenin faydası yok, hemen bu sorunu çözmeli,” diye geçirdi içinden. Onun bu şaşılası cesaretini gereksiz bırakarak, konsey üyeleri ağaçların arasından teker teker belirdi.

Asil üye: Mahir ve Ahmet, kararınız idamdır!

Bunu duyar duymaz ikilinin rengi, etrafı aydınlatacak bir renge büründü; birbirlerine bakakaldılar. Mahir’in aklından, “Değer miydi?” sorusu, sanki biri kulağında bağırıyormuşçasına yankılandı.

Ahmet: Asil üye, benim ne suçum var? Yalvarırım, benim suçumu söyleyin! Sahip size sormaz mı, “Bu çocuğun ne suçu vardı da onu da bu kafirle bir tuttunuz?” diye.

Yalan yok, Mahir için bu beklenmedik değil gibiydi. Ne de olsa ailesi bile ondan rahatsızlık duyuyor ve bunu belli etmekten de hiç çekinmiyorlardı. Mahir, topluluğun gözünde Sahip’in gözden çıkardığı, rahatsız edici sorular soran biriydi.

Mahir’in ilk cümlesi:

Asil üyelerim, doğrudur; Ahmet’in bir suçu yok, onu ben teşvik ettim. Konuşacaklarımı konseye yolda söyleyeceğim.

Asil üye: Aptal! Seni bu tavırların bu hale getirdi. Hâlâ bir karar hakkın var mı zannediyorsun?

Mahir: Asil, vakit daralıyor. İdam şeklimi seçmeye hakkım var, değil mi?

Asil: Senin hiçbir şeye hakkın yok, adi şerefsiz. Diğer gruptaki Asiller, seni daha ilk çıkıntılığında bu kararı o an verirdi.

Başka bir Asil yaklaşıp saniyeler kaldığını belirtince, bu işi geceki yarım saate bırakmaya karar verildi. Bu topluluk; yemeden, içmeden, yürümekten hiç usanmadan nesillerdir yürüyüşünü eksiksiz tamamlamalarıyla bayağı bir övünç duyardı.

Bu yürüyüş nedir diye soracak olursan şöyle cevap veririm: Başlangıcı bilinmeyen bir zamanda Sahip, oturmak, uzanmak harici şeylerin yasak olduğu cahil bir toplumu iyileştirmek istedi ve onları sonsuz yürüyüş ile akıllandırdı. Asillere soracak olursan, bu bir lütuftur. Bizimkilerin suçu da sorulmaması gereken bir soru oldu. Asiller, olay duyulmadan Mahir ile Ahmet’i susturmak istedi ama aile büyükleri duyduktan sonra kaç yazar? Olay duyuldu. Bu bölünmüş gruplar olarak yürüyen topluluğun bir baş grubu vardı ve emirleri, kararları onlar verirdi. Mahir’in bu sorgulamalarını, annesinden duyduğu, sadece Yüksek Asillerin bildiği şu hikaye başlatmıştı:

BİR İDEAL OLMADAN SAVRULMAK

Hayatta bizi biz yapan kişiliğimizdir. Bizim kişiliğimizi yaratan etmenler; başlıca aile, çevre veya doğuştan gelen dış görünsel özelliklerimiz olsa gerek. Unutmamak gerekir ki insanı bir hayvandan ayıran temel olay, bir varoluş sancısı çekmesidir. Farklı yorumlamalar olsa bile, herkes sahip olduğu düşünceyi, ideali, kendinin seçtiğine inanmalıdır ki sahiplensin. Kaderin çarkı, durdurmaya inancı olan birileri var olduğu sürece işleyemez.

Yürümenin yasak olduğu zamanlarda Sahip gelip bize bu nutku çekmiş ve bizi aydınlatmıştı. Artık dogmalara sahip değil, özgür olan insanlardık. Geçmişte yaşamış, şimdiye kemiklerden başka bir şey bırakmamış isimsiz, zayıf bir adam vardı. Kendisi, Sahip’i bizzat tanımış, aynı kandan olma hakkına sahip şanslı azınlıktan biriydi ama o aptal, bunun değerini pek bilememiş olacak ki Sahip’le sıklıkla bir tartışma içerisinde dönüp dönüp durmaktaydı ve Sahip’i kıskanırdı.

İsimsiz adam da aslında yürümeye karşı olunmasından, her şeyi robotların yapmasından rahatsızdı. Oturmak, arada uzanmak dışında bir şeyler yapmak istiyordu. Sahip ile ayağa kalkmak hakkında uzun uzun konuşurlardı. Konuşmalar arasında, sandalyelerde her geçen gün oturmanın daha da zorlaşması da bir mevzu olmuştu. Paralarını, oturdukları yerden on dakikada bir basmaları gereken tuşa vardiyalı basarak kazanırlardı.

Gel zaman git zaman, isimsiz zat, koskoca Sahip dururken kendisi ayaklanmaya karar verdi. Sahip durdurmak istedi ama oralı olmadı. Kalktığı gibi yığıldı yere; öldü gitti. Sahip, o an ruhani bir bilgelik ile doldu ki ayağa kalkması gerektiğini anladı. Kalktı da. Diğer herkesi de kurtarmaya dair attığı ilk adım buydu.

Bu hikayede temel alınması gereken şey, bir sorun varsa ancak ve ancak Sahip kanından olanlar sorunu çözebilir. Geri kalan, bir kurtarıcı beklemeli veya gelmiyorsa da gerek olmadığındandır. Gereksiz kahramanlık girişimleri topluma, inançlarımıza bir hakarettir; daha da kötüsü, özgürlüğümüzün Sahibi sayesinde kurtulduğumuz kişiye bir hakarettir.

Mahir, daha ilk kısmında bu hikayede bir sorun olduğunu düşündü ama kendisinin seçilmiş kişi olmaması da bir gerçekti. Sorgulaması gereken kendisi değil, Sahip’in kanından çocuklarıydı. Bir şeyler yolunda değil gibi hissedip, içi içini kemirince sormaması gereken soruyu sordu:

“İlk ayağa kalkan olmasaydı Sahip ayağa kalkar mıydı?”

Annesi beyninden vurulmuşa döndü. Bunca zaman nasıl böyle bir hain yetiştirmiş olabilirdi? Hikayeyi asla anlatmaması gereken birine anlatmış ve duyulursa cezasız kalmayacağını çok iyi biliyordu. Oğluna bir tokat attı.

“Hemen kendini toparla. İsmi bile bilinmeyen bir adam nasıl Sahip’e yol gösterebilir? Sen kendini ne zannediyorsun?”

Mahir, hayatında yediği ilk tokadı pek içerlemiş gibi değildi. Aklında bir şey vardı; çok belli. Annesi de bunu sezdi ve aralarında kalması için söz aldı. Mahir, sözü yalandan verdiğini biliyor; annesi ise sözün yalandan olduğunu anlıyordu. Bir kişi bir kere o soruyu sordu mu geri dönüş olamaz.

Tekrar bizim olaylara dönecek olursak, yürüyüş başlamış ve her zamanki çile, “bizimki için”, devam ediyordu. Bir anlık duraksama bile ihanet olacağından, Mahir’in idamı geceye kalmıştı. Mahir’in aklında tek bir şey vardı: durmak, hatta geriye doğru koşmak.

Mahir kafaya taktı; koşacak. Hızlı nefes alışverişler ile göğsü deli gibi inip kalkıyordu. Zaten atmış olan rengi iyicene kaçmıştı ve bir anda BAM! BAM! BAM! Koşma sesleri… Sanki yer inliyor, gök gürlüyordu. Mahir, geriye doğru koşarken fark etti ki bunların hepsi kendi aklının oyunuydu. Hiçbir şey olmamıştı. Ne yere yığılmış ne de öteki dünyada Sahib’in azabı vardı. Belli ki daha da hızlandı, hızlandı, hızlandı ve bu sefer gerçek bir patlama sesi…

Bu sesin duyulmasıyla beraber Mahir yıkıldı yere. Kanlar içinde, son nefesiyle geriye baktı ki Ahmet’in elinde bir tüfek. Canına kıyan kişi, eski can dostu Ahmet’ti. O an fark etti ki o artık Mahir değil, isimsiz haindi…


메타데이터
post_id
34d67f54b2ff
slug
yürüyüş-34d67f54b2ff
url
https://medium.com/@arslann72.11/y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F-34d67f54b2ff
canonical_url
https://medium.com/@arslann72.11/y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F-34d67f54b2ff
author_url
https://medium.com/@arslann72.11
status
ok
fetched_at
2026-09-05 15:47:48