Gelin biraz dedikodu yapalım
Çoğunluk Safsatası : başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.
Gelin biraz dedikodu yapalım:
Çoğunluk Safsatası : başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.
Sahip olduğunuz şeyleri düşünün. Bu şeyleri gerçekten mi istediniz yoksa insanların buna sahip olduğunuzu görmesini mi istediniz? Kalkın ya, o kadar sert vurmadım. Topluma dahil olmak için, geri kalmamak, eksik hissetmemek, kabul görmek için edinmiş olabilir misiniz mesela? Ohoo kaldıramayacak gibiyiz bu konuşmayı. Tamam siz değil, ben de değil, başkası. Şurada gördüğümüz bir adam, kadın, birey. Tamam şu an görmedik, görmüştük bir ara bir yerde. Siz değil, ben tamam. Ben anlatayım benim gördüğüm insanı. Sizi günaha sokmayayım.

kendiyle başbaşa kalan bir ad populumcu
Ben bu insanı bir ara bir yerde görmüştüm. İyice bakmıştım ona. Baktığım bu kişinin isteklerinin neredeyse hiçbiri kendinin değildi. Biraz daha dikkatli baktığımda isteklerine, edimlerine hepsinin ödünç kimlikler olduğunu ivedilikle fark ettim. Evet ivedilikle. Eşini, kariyerini, gittiği konserde çalan grubu, izlediği diziyi, geçen gün arkadaşlarıyla otururken uzun uzun anlattığı hayalini, az önce kargo paketini açtığı çantasını aldığı gibi edinmişti: kabul görmek için. Edinebildiğini bilmek ya da bildirmek bile yetiyordu bazen.

nevi şahsına münhasır bireyleri topluma kazandırma projesi
İnsanlara bakıyordu, onlar nasıl mutlu oluyorlar diye. Bir arkadaşı gezmeyi seviyordu, dur dedi ben de gezeyim. Bir diğeri kitap severdi, kitaplar aldı içi çekmeye çekmeye. Ötekisi sevgilisiyle çok mutluydu, o da gözüne birini kestirdi ve idare eder bir ilişki kurdu. Sevip sevmediğini bile bilmiyordu bu kişiyi. Sevgili ne yapmalı diye internetten bakıyor, elindeki uyuyorsa teşekkür ediyor, uymuyorsa çok da ideal olmayan sevgilisiyle çabuk çabuk tartışıyordu. Tabii ki başkaları gibi tartışıyordu. Beriki ev almıştı, araba almıştı. Mecbur o da aldı. Diğerlerinin aldığı yerden. Ama içinde hep bir telaş vardı. Kesin bir yerlerde birileri bir şeyleri istiyor ve ediniyordu onun haberi olmadan.
Herkese benzedi birden, kendisi hariç. Sahi kendisi nasıl birisiydi? Aman canım bunu düşünüp riske girmeye ne gerek var? Baksana herkese, herkesin içinde bir yere aitti o da işte: çoğunluğa. Ya da azınlığa. İşte o dönem hangisi revaçtaysa o kesime. Bazen havalı ve zor beğenen biri olması gerekiyordu, bazen şirin. Gerçekten başkası olmak çok zordu ama kendi başına tercihler yapmak daha zordu. Bazen üzülüyordu; mesela sevmeye alıştığı şarkıcının, dizinin, eşyanın, kavramın sevilmeme zamanı geliyordu. O biraz daha sevmek isterdi tabi ama kitleyi bırakmaya gelmezdi. Ya da gözüne takılan bir yazı görmüştü, okumak istemişti ama kimsenin daha önce okumadığını fark etmişti. Ne yani, zihninin kendi tercihiyle okuduğu bir yazının etkisinde kalıp bulanmasını mı göze alsaydı? “Çok iyi bir yazıysa başkaları okur sever ya da sevmez, ben de gelirim okurum o zaman” dedi ve zihninin spot ışıklarını söndürdü. İnsanları ismen tanıyor, çoğunluk tarafından kabul görmelerine oranla yakınlaşıyordu onlarla. Toplumdan dışlanacak gibi olduğu an uzaklaşıyordu bulduğu insandan. “Belli ki” diyordu “bu kişi az takdir ediliyor, insanlığın kilometre taşlarını yerine getirmiyor”, ufak ufak uzama vakti geliyordu o yüzden.
Buraya kadar eleştirdiğimiz şeyin popülarite olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Eleştirdiğimiz şey, kişinin popüler olanlar ya da popülerin tam karşısındaki şeyler arasında seçime giderken, iradesini ve kişiliğini yok sayması. “Ben ne severim, ne sevmem” gibi basit bir soruyu kendine sormaması.
Bir kişilik istiyordu kendisininki hariç. Kötü anlamda göze batmadan ama fark edilerek yaşamak istiyordu. Bir görüşü olsun istiyordu ama herkesin o görüşü destekleyeceğinden emin olması gerekiyordu önce.
Silinip giden ruhunun ardından bakarken kaybettiği vakitte, olduğun kişiyle barışık olmanın methedilmeye başlandığını öğrendi. Beş dakika önce öngörseydi bunu bir iki huyunu tutardı elinde. Gerçi bunu niye dert etsindi ki, başkasının olduğu kişiyi, kendi olduğu kişi yapardı ve onunla barışık olurdu. Hem topluma entegre olmak kendiyle vakit geçirmekten hep daha kolaydı.
İşte hepsini görmüştüm ona bakarken. Kimseye yani. Dedikodu bitti. Bu kişiye üzülmeyelim. Değişeceğini bilseydim kendisini dünyanın insan kaynakları ofisine çağırıp, şöyle söylerdim : Herkesin ruhu bambaşkadır, kendimize elalemin ruhunu dayatıp eziyet etmeyelim. Belki iç sesimizi dinlersek bizden çok daha güzeli çıkacak bu ruhların. Ne insanlığı ne kendimizi, kendimizden mahrum etmemeliyiz, derdim ve eklerdim: başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.
메타데이터
- post_id
- 3601d349214a
- slug
- gelin-biraz-dedikodu-yapalım-3601d349214a
- url
- https://medium.com/@babelfishtr/gelin-biraz-dedikodu-yapal%C4%B1m-3601d349214a
- canonical_url
- https://medium.com/@babelfishtr/gelin-biraz-dedikodu-yapal%C4%B1m-3601d349214a
- author_url
- https://medium.com/@babelfishtr
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-23 14:22:47