Bohem Yaşama Övgü : My Salinger Year!(Salinger Yılım)
-“Ne kadar yapmacık olursa olsun..Lanet duygularını dünyaya göstererek etrafta dolaşamayacağını öğrendim. Çoğu insan çoğu zaman senin ne…
Bohem Yaşama Övgü : My Salinger Year!(Salinger Yılım)

- -“Ne kadar yapmacık olursa olsun..Lanet duygularını dünyaya göstererek etrafta dolaşamayacağını öğrendim. Çoğu insan çoğu zaman senin ne düşündüğün ve ne hissettiğini hiç umursamıyor. Ve bir zayıflık görürülerse.. duygularını göstermek neden zayıflık olacaksa.. hemen üzerine atlıyorlar değil mi? Hemen suratına çarpıyorlar ve gerçekten bir şeyler hissetmenden zevk alıyorlar”
- -“Lanet duygularını dünyaya göstererek etrafta dolaşamazsın. Ama duygularını dünyaya göstermeyeceksen o zaman onları ne yapacaksın?
My Salinger Year, Joanna Rakoff’ın “Salinger Yılım” isimli kitabından uyarlanmış harika bir film. Film yazar olmak isteyen bir genç kızın kendi sesini bulmasını, kendisine özgü bir tarz ve üslup geliştirme serüvenini anlatmakla birlikte yayıncılık, edebiyat dünyasının karanlık, kimsenin dile getirmediği cephesine de göndermelerde de bulunmaktadır.Ve aşkı bulmasını da…
J. D. Slinger’in “Çavdar Tarlasındaki Çocukları” romanını bilmeyenimiz yoktur. Açıkçası kitapla lisans yıllarımdan beri daima karşılaşıyorum ancak henüz okuyamadım. (Sanırım artık okumanın vakti geldi:))Bu kitapla giriş yapmamın nedeni filmin kahramanı olan Joanna’nın Amerikalı yazar J.D.Salinger’ın edebiyat ajansında bir nevi sekreter olarak işe başlamasıdır.
Philippe Falardeau’nun Senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı film temmuz 2021’de vizyona girmiş. Joanna karakterine can veren oyuncu ise Margaret Qualley’dir. Margaret rolünün hakkını veren bir oyuncu. Yazar olmak isteyen ancak sadece istemekle kalmıyıp bunu gerçekleştirmek için hem erkek arkadaşını hem de daha önce oturduğu Berkeley’i bırakıp New York’a taşınır. New York’a taşınmadan önce de şiirler yazıp dergilere göndermiş ve hatta birkaç şiiri bir dergide yayımlanmıştır. Dolayısıyla yazmayı seven ve bu işin içinde olan biri Johanna.
“Sıradan olmak istemezdim. Sıra dışı olmak isterdim”

Filmin ilk sahnesi Joanna’nın bir iş görüşmesi ile başlıyor. Bu görüşmede onun ağzından şunları dinliyoruz: “New York’un hemen güneyinde sessiz bir banliyö kasabasında büyüdüm. Özel günlerde babam beni şehre götürürdü. Waldrof ya da plaza’ya tatlı yemeğe giderdik. Etrafımızdaki insanları izlemeye bayılırdım. İlginç yaşamları varmış gibi gözükürlerdi. Onlardan biri olmak isterdim. Romanlar yazmak, Sıradan olmak istemezdim. Sıra dışı olmak isterdim. En iyi arkadaşımı ziyaret etmek için geçtiğimiz New York’a geldiğimde bütün anılar bir çığ gibi tekrar üzerime geldi. Sadece birkaç gün kalıp erkek arkadaşımın beni beklediği Berkeley’e dönecektim. Ama bir şeyler değişti. İlham aldığımız yazarlar da böyle yapmamış mıydı? ucuz dairelerde yaşayıp yazmadılar mı?.
Johanna’nın bu cümleleri benim içimde de bir şeylerin kıpırdanmasına neden oldu. Zira hayatımızın ilk zamanlarında belli belirsiz hedefler ediniriz .Ancak girdiğimiz ortamlar, edindiğimiz eğitim ve kültür bazen bizim kendimizi ve ne yapmak istediğimizi bize unutturabiliyor ya da biz çok kasıtlı olmasa da o arzularımızın üstünü çaktırmadan, örtmeye çalışıyoruz çeşitli sebeplerle. Ancak ilerleyen yıllarda herhangi bir kişi, bir olay veyahut bir mekan bize uzak bir geçmişte örtü çektiğimiz hayallerimizi hatırlatır. Ve aslında bize takip edeceğimiz bir yeni rota çizer. Joanna’nın da New York ziyaretinde tecrübe ettiği şey de buydu. Asıl yapmak istediklerini hatırladı ve cesurca bir karar alıp her şeyi ,herkesi bırakıp hayalinin peşine düştü. Terk ettiklerimiz, ardımızda bıraktıklarımız ve tercihlerimiz bizi biz yapmaktadır. Çoğu zaman cesurca adımlar atmaktan korkarız, çünkü bunu yaptığımız takdirde alışık olduğumuz yaşam tarzımız ve aşina olduğumuz yüzlerden kopup yepyeni bir hayata atılırız. Bu da insanın gözünü korkutan dev bir bilimezlik çukuru gibidir.
Film favorilerim arasına girdi diyebilirim. Çünkü yazmak, yazarlık, okuma ve yazma ile geçen sakin ve huzurlu bir hayat benim de hayallerimi süslemektedir. Edebiyatla, kitap ile ilgili daha önce “Bookshop”(Sahaf) filmini izlediğimde de benzer hisler uyanmıştı ben de .Tıpkı bir insanın canının bir yemeği çekmesi gibi o filmi de ara ara açıp izlemek istiyorum ve ruhen kendimi doymuş hissediyorum. İçimde bir şeylerin canlandığını, yenilendiğini ve yeniden başlamak için gereksinim duyduğum gücü, kuvveti tüm zerrelerimle birlikte hissediyorum . My Salinger da artık benim için “canımın çektiği” filmler kategorisine girdi.
Film zamansal olarak 1995 yılı Sonbahar mevsiminin eşsiz görüntüleriyle akmaktadır. Johanna New York’a taşındığında ilk başta bir süreliğine arkadaşında kalıyor . Arkadaşının ilerleyen teknoloji ve dijitalleşme ile ilgili söylenmelerini izliyoruz öncelikle .Söz gelimi iş arkadaşlarının öğlen yemeğine ne zaman gideceklerini e-posta ile sormaları Johanna’nın yakın arkadaşı için rahatsızlık nedeni olmaktadır. Ve bu durumun geçici bir trend olmasını temenni etmektedir. Nitekim tekonolojiye karşı bu olumsuz bakış açısını biz Joanna’nın çalıştığı edebiyat ajansında da görmekteyiz. Patronu onun daktilo kullanmasını istemekte, bilgisayarların işleri uzatmaktan ve çokça vakit almak dışında başka bir işe yaramadığını düşünmektedir.
“Bir edebiyat ajansının ne olduğunu henüz bilmiyordum ama yazarların dünyasına bir adım daha yaklaştığımı hissetmiştim.Edebiyat dünyasının ilahi isimleri ile kuşatılmak üzereydim. Yakınlarımda olmalarının yazmamı etkileyeceğine hiç şüphem yoktu.
Yukardaki alıntı Joanna’nın J.D. Salinger’in edebiyat ajansında işe başlamasıyla etrafı gözlemlerken yaptığı monologdan bir kesit. Ajansa yazarlık hayaliyle gelen Joanna’nın görevi aslında orayı J.D. Salinger adına yöneten patronu Margaret’in asistanlığını yapmaktan ibaretti. Buna göre Salinger’ın hayranlarından gelen mektupları okuyup, standart cevaplar verecek ve mektupları imha edecekti. Ayrıca Salinger’dan gelen telefonları patronuna bildirecekti. Asla mektuplara kendi cevaplarını yazmamalıydı. Ancak mektuplardan çok etkileniyor ve onlara cevap vermekten kendisini alıkoyamıyor Joanna. Bu mektuplar ve vereceği cevaplar üzerine düşünüp yazmaktan Joanna nihayetinde kendi sesini keşfediyor. Yazmaya yeniden başlıyor.

“Yazmayı gerçekten sevmek zorundasın. Dünyadaki her şeyden çok istemelisin. Dolap dolusu güzel elbiselerden, herkesin kıskandığı gösterişli bir işten daha çok. Bir partiye davet edildiğin zaman hayır diyebilmelisin.”
Joanna’nın yazmaya yeniden başlamasında J.D. Salinger’in kendisiyle yaptığı telefon konuşmalarında verdiği tavsiyeler de çok etkili olmaktadır. Nitekim aralarında şöyle bir diyalog geçmektedir:
- Salinger: Her gün yazıyor musun?
- Jo: Çoğu günler yazıyorum. Bana burada daha fazla sorumluluk verdiler, taslakları okumaya başladım.
- -Salinger: Joanna sen bir yazarsın, değil mi? Temsilci ya da sekreter değil.
- Jo: Bilemiyorum.
- Salinger: Sabahları 15 dakika bile olsa yaz. Bu mabedi koru tamam mı?Joanna telefonlara cevap vermeye saplanıp kalma. Sen bir şairsin!
Filme garip olan Joanna’nın daha önceden Salinger’in hiçbir kitabını da okumamış olmasıdır. Hayranlarının mektuplarında kendilerini bu kadar neyin etkilediğini merak edip onun kitaplarını okumaya başlıyor. Artık kendi gözleriyle bu etkiyi deneyimlemek istiyor. Böylelikle Çavdar Tarlasındaki Çocukları eline alıp okuyor .Bu okumalar eşliğinde aslında yazarla gerçek anlamda tanışmış oluyor. Salinger’ın hiç de onun düşündüğü gibi biri olmadığını, acımasız ve eğlenceli olduğunu. Bu özelliklerin kendisini ona hayran bıraktığını fark ediyor.
메타데이터
- post_id
- 37bf41e84bbb
- slug
- bohem-yaşama-övgü-my-salinger-year-salinger-yılım-37bf41e84bbb
- url
- https://medium.com/@nesringul9/bohem-ya%C5%9Fama-%C3%B6vg%C3%BC-my-salinger-year-salinger-y%C4%B1l%C4%B1m-37bf41e84bbb
- canonical_url
- https://medium.com/@nesringul9/bohem-ya%C5%9Fama-%C3%B6vg%C3%BC-my-salinger-year-salinger-y%C4%B1l%C4%B1m-37bf41e84bbb
- author_url
- https://medium.com/@nesringul9
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-24 22:51:32