Yas Mantıklı Davranmaz..
Grief Is the Thing with Feathers
Yas Mantıklı Davranmaz..
Grief Is the Thing with Feathers

Kitapla ilgili yorumları, incelemeleri okudum, saçma bulan olmuş, yazmasa da olurmuş diyen hattâ çoğunluk oldukça ‘çocukça’ bulmuş. Oysaki bu metin zaten bilinçli olarak yetişkin gibi davranmıyor. Çünkü yas da öyle davranmıyor. Yas mantıklı, tutarlı, olgun bir süreç değil. Parçalı, garip, bazen komik, çoğu zaman da aptalca bir şey.
Çünkü benim babam öldü, aylar geçti.. Bir tarafım işe güce dalan, evde yemek yapan, faturaları ödeyen yetişkin bir kadın. Diğer tarafım benim babam öldü, alışamıyorum, diye diye ayaklarını yere vura vura ağlayan küçük bir kız çocuğu. Ve bu iki hâl aynı ânda yaşanıyor, ikisi de benim. Çocukça evet ama yas, insanın bütün savunmalarını söküp atıyor. Geriye çocukluk, ihtiyâç, temas isteği, korunma arzusu kalıyor. Yani en çıplak hâlin. Porter’ın kargası tam da bu bölünmüş hâli temsil ediyor.
O kitapta karganın konuşması, dilin kırılması, sahnelerin tuhaflığı.. Bunların hepsi yasın insanın aklını bozma hâlini taklit etmesi gibi tek bir şeyi yapıyor. Porter’ın karga karakteri bir canavar, bir koruyucu, bazen de bir saçmalık. Mantık arayan bir okur için bu anlamsız gelebilir, ancak o duygusal boşluğu yaşayan biri için bu karga en gerçek arkadaş. Çünkü yas da tam öyle, bazen seni kolluyor, bazen seni parçalıyor, bazen de tuhaf şakalar yapıyor ki gülmekten başka çâren kalmasın.
Ted Hughes Crow etkisi de var zaten açık referanslı. Hattâ bu sadece etki değil, neredeyse bilinçli bir diyalog. Crow Hughes’un en karanlık, en ilkel metinlerinden biri ve karga orada tam bir kaos figürü. Porter’da ise; aynı ânda hem rahatsız edici hem de tuhaf bir şekilde şefkatli bir yas refâkatçisi..
Joan Didion’un The Year of Magical Thinking’i ya da daha felsefî yas anlatılarıyla kıyaslandığında Porter’ınki daha ilkel ve bedensel kalıyor. Ama tam da bu ilkellik, yasın gerçekten nasıl hissettirdiğine daha yakın duruyor. Bence bu kitap akıllı değil, edebî değil, ama dürüst. Bu metin benimle o mutfak masasında, o enkâzın ortasında o yabanî dokusuyla oturuyor gibi hissettirdi.
Yas tutmayan biri o kitabı sâdece ilginç bir stil denemesi gibi okur, çok da haklılar.. Ama yaşayan biri için, evet, işte böyle saçma bir hâl bu dedirtir. Süsleme yok, felsefe yok. Sâdece bu. Ne tesellî ediyor ne de her şey geçecek diyor. Sâdece buradayım, bak ne kadar berbat bir şey bu diyor. Bazen en iyi arkadaşlık da bu oluyor ya zaten. Kitaptan altını çizdiğim bir pasajla bitireyim..
“Onu o kadar çok özledim ki uğruna ellerimle otuz metrelik bir anıt dikmek istedim. Onu Hyde Park’ta, devâsâ bir taştan sandalyede, manzarasının tadını çıkarırken görmek istedim. Yanından geçen herkes onu ne kadar özlediğimi anlardı. Özlemimin ne kadar fiziksel olduğunu. Onu o kadar çok özlüyorum ki özlemim koca bir altın prens, bir konser salonu, bin ağaç, bir göl, dokuz bin otobüs, bir milyon araba, yirmi milyon kuş ve daha fazlası. Bütün şehir benim ona özlemim.”
메타데이터
- post_id
- 38fbf40f9ea4
- slug
- yas-mantıklı-davranmaz-38fbf40f9ea4
- url
- https://mediumturkiye.com/yas-mant%C4%B1kl%C4%B1-davranmaz-38fbf40f9ea4
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/yas-mant%C4%B1kl%C4%B1-davranmaz-38fbf40f9ea4
- author_url
- https://medium.com/@eyigitg
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-16 19:09:56