105
Son Medium yazımdan bu yana tam 105 gün geçti. Garip bir şekilde, sadece bir ay geçmiş gibi hissediyorum; zaman gerçekten çok hızlı akıyor.
105
Son Medium yazımdan bu yana tam 105 gün geçti. Garip bir şekilde, sadece bir ay geçmiş gibi hissediyorum; zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Yazarken penceremden..
Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıda kendi hayatımı merkeze koymadım. Her zaman bilgilendirici, farkındalık kazandırıcı; felsefe ve psikoloji odaklı metinler üretmeye çalıştım. Ancak dürüst olmam gerekirse, yazdığım her kelimenin arkasında gizli bir amaç vardı: Daha çok beğeni almak, daha çok öne çıkmak ve bir şekilde o görünmez dijital yarışta yer edinmek.
Şu an bakıyorum da, artık içimde öyle bir niyet kalmadı.
Yaklaşık bir hafta önce, 1700 abonesi olan ve videoları 10 binlerce izlenen YouTube kanalımı tamamen sildim. Çünkü bu süreç beni yıpratıyordu. Başarma azmim vardı, evet; ama yanlış bir sahada, ruhuma uymayan bir yerlerde çabalıyordum. Bu uyumsuzluk sadece kariyer anlamında da değildi. Gerçek hayatımda da doğru yere koymadığım insanlar, ait hissetmediğim arkadaşlıklar ve o koca insan yığını beni yordu.
Artık sadece “içimi dökmek” için yazmayacağım. Eskiden yapılacaklar listemde her gün bir yazı yazma rutinim vardı. Yeni kitaplar okuyor, onları akıcı, sanatsal ve üzerine düşünülmüş cümlelerle hayatın anlamına dair metinlere dönüştürüyordum. Üzerine çok daha fazla düşündüğüm ama yazıya dökemediğim şeyler de vardı; Tanrı gibi, varoluş gibi…
Uçurumdan Düşmek
Bu 105 gündür buralarda olmayışımın nedeni, artık bu kavramlar üzerine eskisi gibi düşünmüyor oluşum. Belki buna “yerinde saymak” dersiniz ama ben biraz gerçek hayatı sindirmeyi, kabul etmeyi ve olanı anlamayı seçtim. Zihnimde yarattığım dünya çok mükemmeliyetçiydi ama pratik çabadan uzaktı. Sürekli zihinsel bir efor sarf ediyor ama iş anlamında, gerçek dünyada bir karşılık yaratmıyordum.
Sanki hayallerimle aramda devasa bir uçurum vardı ve ben o uçurumun kenarında bir sağa, bir sola gidip duruyordum. Bu 105 gün içinde o uçurumu azalttığımı sanmıştım ama aslında o uçurumdan aşağı düşmüşüm. Öyle bir düşüş ki bu, yere çakılmam bile bana yetersiz hissettiriyor. “Keşke daha iyi düşebilseydim” diyorum kendi kendime.
Standartların Otomatik Kabulü
105 gün önce kendi standartlarım, hayat görüşüm ve değerlerim vardı. Ancak sorgulamayı bıraktığım an, insanların ortak ve klişe standartlarını otomatik olarak kabul etmeye başladım. Herkesin ağzından aynı cümleler çıktığı için, kendimi o kadar yetersiz hissettim ki burada yazdığım 50 yazının bile gözümde bir kıymeti kalmadı. Burayı bile silmeyi düşündüm. Şu an bu satırları okuyabiliyorsanız, bu küçük bir kararın sonucudur.
Belki de bu yazının sizin için büyük bir değeri olmayacak. Sonuçta kendimden bahsediyorum; ufuk açıcı bir neden veya entelektüel bir tatmin bulamayabilirsiniz. Günümüzde insanlar acının da, komedinin de, bilginin de en “kaliteli” ve tüketilebilir olanını istiyorlar. Seçenek bol, rekabet sert. Ama dediğim gibi; artık bunu bir neden uğruna yapmaktan vazgeçtim.
Soyutun Gerçeklikle İmtihanı
Bir hafta önce kişisel web sitemi de sildim. Oradaki her şeyi yok ettim. Çünkü çok soyut şeyler üzerine uğraşıyordum ve bunların gerçek hayatta, sokaktaki insanda bir karşılığı yoktu. Herkesin içindeydim ama kimse benim gibi değildi. Bu bir “üstünlük” değil, bir uyumsuzluktu. Fakat dışarıdan bakıldığında sadece “egolu” bir izlenim yaratıyordu.
Fark ettim ki; insanların sözlerinin sizin nezdinizde hiçbir kıymetinin olmaması gerekiyor. Size yorum yaptıklarında, ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, bazen sadece “sus” demek gerekiyor. Eğer o sınırı çizmezseniz, zihniniz “madem itiraz etmedin, o zaman karşı taraf haklı” demeye başlıyor.
Şu an çoğunlukla sessizim. Her şeyi sindirmeye çalışıyorum. Ama insanların birbirlerinin arkasından konuşmaları, iki yüzlülükleri, bencillikleri ve en yakın arkadaşımın bile beni çekemediğini görüp bunu kabul etmesi… Bunlar gerçekten garip tecrübeler. İnsanlar o kadar somut ve sığ düşünüyorlar ki, kendimi bazen Orta Çağ’da bir zihniyetteymişim gibi hissediyorum.
21 Yaşında Bir Belgesel İzleyicisi Olmak
Bir insan hiç mi soyut değerlere kıymet vermez? Benim yaşımda (21) değerleri, saygıyı ve sevgiyi bu kadar sorguluyor olmam gerçekten anormal mi? Bazen felsefe etkinliklerine katılıyorum; oradaki insanların farklı bir enerjisi oluyor. O enerji bana tanıdık geliyor.
Sorgulayan insanlar, kendi hayatlarının başrolündeler. Diğerleri ise bir belgeseli izler gibiler; ya yiyecekler ya da yenilecekler. Dikkat çekici olan tek şey, hayatta kalma mekanizmaları. Ama normal hayatta insanların çoğunun hayatta kalma mekanizması bile toksik. Acıyla baş etme stratejileri, yalnızlıkla başa çıkamamaları… Bunlar aslında basit şeyler değil ama ben toplumun geneliyle bir doku uyuşmazlığı yaşıyorum. Onlar beni severler belki ama ben onların o bağıran, çağıran, isyan eden, “şeytani” taraflarıyla karşılaştığımda sadece susuyorum. Onları yok sayıyorum.
İnsan, her şeyin kendi kontrolünde olduğunu zannediyor ama aslında duygularının ve arzularının ne kadar yoğun bir esiri olduğunu fark edemiyor. 105 gün önce hayatın anlamını tartışan ben, şu an sadece insanlardan şikayet ediyorum. Çünkü yaşamak ve iletişim kurmak beni yordu.
Kendi Kendinin Ustası Olmak
Eğer “ortalama bir insan neye hayranlık duyar?” diye soruyorsanız, cevabı basit: Güce ve güzelliğe. Bu hayranlık size bir fayda sağlamaz, aksine sizi yetersiz hissettirir. Bir keresinde bir felsefe etkinliğinde 16 yaşında bir kız çocuğu bana “Cahillik mutluluktur” demişti. O bile hissetmişti insanların neye hayranlık duyduğunu. Farklı oluşun, hayranlık uyandırmadığı bir dünyadayız.
Karıncalar yuvaya yemek götürmeye odaklanır ve sadece yemek götüren diğer karıncaları görmek isterler. Bazıları ise durup “Biz neden tüm gün kurumuş çekirdek taşıyoruz?” diye sorar. Ben o soruyu soranlardanım ve bu şekilde yaşadığım için pişman değilim. Pişmanlığım, sadece kendi kafama uygun birini bulamamış olmak.
Sokrates’in idamından önce kendisine bu sonu hazırlayanlara hayranlık duyamayacağı gibi, biz de bizi bu hale getiren sığlığa hayranlık duymamalıyız. Kurduğumuz hayaller, başkaları için sadece “somut bir ev” inşa etmekten ibaret olabilir. Herkesle aynı hızda bir ev yapabiliriz belki ama o evin içindeki sevgiyi ve ruhu herkes oluşturamaz.
Avrupa’da yaşasaydık belki değer verdiğimiz şeyler daha farklı olurdu. Ama önemli olan nerede olduğun değil; kendi kendinin ustası, kendi kendinin sevgisi ve saygısı olabilmektir. Kendine yetebilmektir.
Uzun bir süre kendime yetemedim. Artık sadece kendimleyim. Ve bu iç döküşle, bir süreliğine sizinleyim.
메타데이터
- post_id
- 390f8f1007c3
- slug
- 105-gün-sonra-390f8f1007c3
- url
- https://mediumturkiye.com/105-g%C3%BCn-sonra-390f8f1007c3
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/105-g%C3%BCn-sonra-390f8f1007c3
- author_url
- https://medium.com/@saidkocu
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-27 18:20:27