PLATONİK AŞK MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ DERSİ FİNAL NOTLARI
"Seni sevip çekildim, dedim dünya bu kadar."
PLATONİK AŞK MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ DERSİ FİNAL NOTLARI
"Seni sevip çekildim, dedim dünya bu kadar."

Sevmek istedin… Sevmek istemiştin… Sevmenin ne demek olduğunu bilmeden… Kendini bilmeden… Kendini sevmeden… Anlayabileceğin her şeyin, hayata dair ne varsa her şeyin hepsini yanlış anlayarak… Yanlış anladığını bilmeden, yanlış yaptığını bilmeden, neyi neden yaptığını bilmeden, aşkı bilmeden… Sevmek istemiştin…
“Aşk bir yanlış anlamadır.” dediler sana… İnsanlar duygularını yanlış anlar, insanlar ne istediğini yanlış bilir, insanlar yanlış anlar ve yanlış davranır, dediler… Yok dediler aşk için… Her şey baştan sona kalbimizin uydurması, her şey baştan sona kalbimizin aklımızı aldatması… “Sen sadece sanıyorsun.” dediler… Bu söylediklerinin hepsi bir yanılsama, aslında aşk yok, aşk bir yalan; hatta en eskisinden, en kuyruklusundan, en adisinden bir yalan… Hayatta sadece gerçekler var… Gerçekler ve onların kölesi insanlar var… Hayal kurmayı unutmuş, sevmeyi unutmuş, bir kalbi olduğunu unutmuş insanlar… Bu dünyada onlardan başka kimse yok… Boşa yorma kendini, boşa üzme, boşa arama; duygular sahte, kelimelerin içi boş, bu dünya külliyen yalan, aşkı da yalan…
İnanmadın onlara… Çünkü görmüştün… Birbirlerine aşkla bakan insanlar görmüştün… İki hayatı tek bir kareye sığdıran, iki ömrü bir yastıkta uyutan, yaşadığı hayata en azından bir şahit bulan insanlar görmüştün… Sen de istedin… Çok istedin… Aşkı hayata karşı bir sığınak bildin… Kendini korumak için, mutlu olmak için… Dertlerinden, hayattan, her şeyden sıyrılıp aşka kaçtın… Aşkın çetin bir meydan muharebesi olduğunu bilmeden… Aşk bir yanlış anlaşılma değildi ama sen aşkı yanlış anlamıştın… Çok yanlış anlamıştın…
“Aşk çabalamaktır.” dediler sana… Eğer aşkın için dağları delersen, eğer aşkın için çöl çöl gezersen, eğer aşkın için yedi düveli, yedi ceddine kadar karşına alabilirsen ve inanırsan, gerçekten inanırsan, gerçekten sever ve gerçekten sevileceğine inanırsan, her şey sapına kadar gerçek olursa, onsuz nefes bile alamayıp yaşayabilecek kadar seviyorsan bu iş olur, dediler... Fedakârlığı aşkın yakın bir akrabası görüyorlardı, sana da öyle söylediler…
Ama öyle değildi… Olmayacak olan, iki cihan bir araya gelse bile olmayacaktı… Olmayacak olan senin gözünün yaşına, boyuna posuna, aşkına, sözlerine, gözlerine, hiçbir şeyine bakmayacaktı… Sen onlar için bir hiçtin… Hiç var olmamış, tam teşekküllü bir hiç… Bunu sana söylemediler, bilmedin… Her defasında aynı yerden aşağı attın kendini, her düştüğünde daha çok güldüler… Sen düştükçe alıştın bir yerlerinin kırılmasına, yara bere içinde kalmaya; her düştüğünde daha çok sevdin. Bir yerden sonra sevmek, düşmek oldu senin için. Sakat bir kalple, koltuk değnekleriyle yürürken aşkı değil, aşkın verdiği acıya tutulmaya başladın… Elinde ondan başka bir şey de yoktu…
“Zaman her şeyin ilacıdır, yine seversin.” dediler… Yine sevdin… Sevmek açlığını düşünmeden sevdin… Her defasında kendini aşağı attığın o uçuruma bakmadan, kendini uçurumdan atmaya alıştırdığını anlamadan, tek bir şeyi hayatın biricik anlamı, her şeyin biricik varlık sebebi olduğunu zannederek; bıraksalar sandalyeden bile hoşlanacak bir mecnunlukla, koltuk değneklerine mahkûm bakarkör bir kalple aramaya kaptırdın kendini… Aramanın bulmak için tek anahtar olduğunu düşünerek, aramakla her şeyin bulunabileceğini kabul ederek… Kendini hâlâ sevmiyordun, bilmiyordun…
“Aşk nasip işidir.” dediler sana… Hâlâ da diyorlar… Eğer yazılmışsa yaşanacaktı… Yazılmış olan seni bulacaktı…
Peki yazılmamış olanlar ne olacaktı?
Sen hep olmayacak olanı düşündün… Sen hep kalbi garip kalan, gönül rızkından fukara olanlardan saydın kendini… Allah’ın sana ne garezi vardı sorusuna verecek bir cevabın yoktu ama onu Rahman’dan çok Cabbar bildin… O sana vermezdi, niye versindi ve vermeyecekti; buna inandın… İnanmayı seçtin…
Sevilmeye kafanı o kadar takmıştın ki… Onun sana olan sevgisini bile göremiyordun artık… Sana olan merhameti, seni yoktan var etmesi ve her daim senin yanında olması da onu Rahman olarak bilmene yetmemişti… Sen onu Cabbar sıfatıyla bilmekte ısrar ettin… Önce onu sevmen gerektiği hep aklında olsa da önce onu sevemedin… Onun yarattığına duyduğun kadar sevgiden fazlasını ona gösteremedin… Güzelin anlamını yitirdin… Ruhunu sakatladın, tedavi olman gerekiyordu… Belki de nasipsizlik senin şifandı… Bilmedin… Bilemedin… Kendini hâlâ sevmiyordun; kendinden razı değilsen Hakk’ı nasıl razı ederdin, düşünmüyordun… Kendini sevmiyordun… En önce gelmesi, en önce sevilmesi , en çok sevilmesi gerekeni nasıl seveceğini ise bilmiyordun… Yıllar geçiyordu… Yıllar devriliyordu…
“Aşk bir yansımadır.” dediler sana… Anlamadın… Anlayamadın… Aşkın, insanın içindeki sevginin dışarıya yansıyan ve hatta taşan bir duygu olduğuna kafanın basması için uzun yıllar geçmesi gerekecekti… Acıyla, öfkeyle, gözyaşıyla ve nefretle geçecek onca yıl… Yaşadın… Yanlış yöne gidiyorsun diyen onca insanın dur işaretlerine aldırmadan yaşadın… Yanlış yere bakıyorsun diyen insanların gösterdikleri yerleri umursamadın… Zaman her şeyin ilacı değildir, başka ilaçlar da vardır diyen insanların reçetelerine aldırış etmedin… Hayatta duvarlar kadar pencereler de vardır, dediler sana; zahmet edip kendine bir pencere açmadın… Kirli, pis düşüncelerinin rutubetinden nefes alamayan kalbini bir kez olsun havalandırmadın… Onca seneyi, içinde inanacak hiçbir şey bırakmayıp, kıra döke, taş üstünde taş koymadan yaşadın… Sonunda anladın ama artık geride sevebilecek bir kalp bırakmamıştın…
메타데이터
- post_id
- 39776f71d7db
- slug
- platoni̇k-aşk-mühendi̇sli̇ği̇ne-gi̇ri̇ş-dersi̇-fi̇nal-notlari-39776f71d7db
- url
- https://mediumturkiye.com/platoni%CC%87k-a%C5%9Fk-m%C3%BChendi%CC%87sli%CC%87%C4%9Fi%CC%87ne-gi%CC%87ri%CC%87%C5%9F-dersi%CC%87-fi%CC%87nal-notlari-39776f71d7db
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/platoni%CC%87k-a%C5%9Fk-m%C3%BChendi%CC%87sli%CC%87%C4%9Fi%CC%87ne-gi%CC%87ri%CC%87%C5%9F-dersi%CC%87-fi%CC%87nal-notlari-39776f71d7db
- author_url
- https://medium.com/@Repliksever
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-10 12:26:30