İKARUS’TA AŞK
2010’lu yılların başlarında çiçeği burnunda İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisi olan bendenizin karşıt cinsim olan hanımefendi ve…
İKARUS’TA AŞK

2010’lu yılların başlarında çiçeği burnunda İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisi olan bendenizin karşıt cinsim olan hanımefendi ve İkarus marka otobüsle olan ilişkimi anlatan bir hikayedir bu. Burada İkarus’u da bir karakter olarak yazmamın sebebi ise aşkımın katili olarak İkarus’un bu hikayede bahsi geçen hanımefendiden daha önemli bir rol oynamasıdır.
Bahsi geçen hanımefendiyi tanıdığım zamanlar 2010’lu yılların başında yaşanan bir kış mevsimiydi. Aslında tam olarak ocak ayıydı. Ben o sıralar hayatımın baharındayken İkarus ise hayatının son demlerindeydi. Kendisinin “abi beni artık salın” diye bağıran iniltilerini, homurdanmalarını ve titreşimlerini duymamak elde değildi. Kulağımda kulaklık varken bile bu inlemeleri duyar ve ona acımayla beraber bir saygı duyardım. Bu saygının temel sebebi ise her gün beni, benim dışımda üç kişinin daha resmiyette yaşadığı ancak gerçekte kaç kişinin yaşadığını asla bilmediğim öğrenci evimle, bir şeyler öğrenildiğini iddia edenlerin bulunduğu üniversitem arasında beni tık demeden taşımış olmasıydı. Belki bir de İkarus gibi talihsiz bir adın kendisine verilmesi sonucu oluşan acıma duygusu vardı bende.
Hayatımın baharındaki kış günlerinden bir sabah asık suratla Samsun 216 sigaramı yeni yakmışken, İkarus’un sesini duydum. Kendisi daha gözükmemişti ancak sesi çoktan durakta bekleyenlerin kulaklarına ulaşmıştı. Yine “abi beni salın” diye bağırıyordu. Ancak kendisini bir beş yıl daha kimse salmayacaktı. İkarus gözüktüğü zaman ben de sigara yakma ve otobüs gelmesi durumları arasındaki korelasyonu düşünürken İkarus kulakları yırtan bir fren sesiyle otobüs durağının biraz ilerisinde durdu ve kapıları büyük bir “foss” sesiyle açıldı. İnsanların İkarus’a doğru koşuşlarını saniyenin onda biri kadar bir süre boyunca izledikten sonra ağzımda sigara hızlı sayılacak adımlarla onların arkasından İkarus’a doğru seğirttim. Çalışanların, öğrencilerin, sabahın o saatinde nereye gittiklerini hala çözemediğim teyzelerin itiş kakışı azalınca sigaramdan son bir nefes alıp asla engelli dostu olmayan yerden bir metre yukarıda olan İkarus’un vücuduna ayağımı uzattım. Sigarımın dumanını üflemek için kafamı çevirdiğimde duraktan yükselen sigara dumanı hala dağılmamıştı.
İkarus beni her zaman olduğu gibi iç organlarımı dahi titreten bir titreşimle karşılamıştı. Akbilimi basarken gözüm her zamanki gibi şoföre takıldı. Elimden gelen bir şey değildi, o devasa göbeğe herhangi bir gözün takılmama ihtimali imkansızdı. Her zaman direksiyonu göbeğiyle kontrol edip edemeyeceği sorusunun cevabını merak etmişimdir. Tabi ki bu soruyu soracak cesareti kendimde asla bulamadım. Zaten bu öykünün asıl meselelerinden biri de cesaretsizliğimdi. Ancak bu klasik bir cesaretsizlik değildi koskoca İkarus’u kontrol eden adama bu soruyu soramamak cesaretsizlik de değildi zaten. Şoför ona baktığımı fark edecek olmalı ki çatık kaşıyla selamladı beni. Kaşları da anormal bir şekilde kalındı. O sırada artık göbekle beraber odaklanacak bir şeyimin daha olduğunu ürpertiyle hissederek arkaya doğru ilerledim. Daha doğrusu ilerlemeye çalıştım çünkü o titreşim yürüme güdümün büyük bir oranda kaybolmasına neden oluyordu. İçerisi daha çok fazla yolcunun olmaması nedeniyle soğuktu. Zaten bu otobüslerin kışın soğuk yazınsa serin olduğu görülmüş şey değildi. Ben her zamanki yerime doğru yeni gelmişken şoförün vites değiştirip gaza basmasıyla İkarus’un da titreşimlerinin yerini gıcırtılar ve diğer garip sesler almaya başlamıştı. Bu seslerin arasında kendi düşüncülerini bile duymak mümkün değildi. Düşüncelerim, benim tarafımdan duyulabilmeleri için adeta bağırıyordu.
Ben bu şekilde ayakta durmaya çalışırken ve inince, ders saatine kadar bir sigaralık daha süremin olup olmadığını hesaplamaya çalışırken iki durak daha yol almıştık. İkarus garip sesler çıkarmaya ve arada titremeye devam ediyordu. Ardından onu ve omuzlarında biten kuzguni siyah saçlarını gördüm. Otobüse binenler arasındaydı ve gözümü ondan alamıyordum. Midemde bir kasılma hissettim, bu aşktan olabileceği gibi İkarus’un iç organları titreten titreşimlerinden de olabilirdi tabii olarak. Ama yok hayır, bu aşktandı emindim. O, tüm bu asık suratların arasında o harika gülüşüyle etrafı ısıtıyordu. En azından benim içim ısınmıştı. Tüm yol boyunca gözümü ondan alamadım. Ancak rahatsız etmekten de korkuyordum. Dediğim gibi cesur biri değildim. Benden iki durak önce inmişti. Kimdi, neyin nesiydi hiçbir fikrim yoktu. Onu daha önce bu hatta hiç görmediğime de emindim. Belki de yeni taşınmıştı. Bilmiyordum. Hala da bilmiyorum.
O günden sonra İkarus yolculukları ve sabah dersleri hep gözüme daha güzel gözüktü. O emekliliği gelmiş otobüs beni en mutlu eden şeylerden biri olmuştu artık. Ancak onunla konuşacak cesareti bir türlü bulamamıştım. Sadece bir kere göze göze gelmiştik ve gülümsemişti. Ta ki o sıcak mayıs gününe kadar. Normalden daha sıcak olan o mayıs sabahında yine sigaramı yakmış ve durakta otobüsü bekliyordum. Onu göreceğim için heyecanlıydım. Ancak yine de sıradan bir gündü benim için. Yine sigaramın yarısına gelmeden İkarus’un sesi uzaktan duyulmuştu. Şimdi aranızda sigaranı o zaman içme diyen olacaktır. Ancak çoğu kişi bilir ki o sigara yakılmazsa o otobüs gelmez.
Her zaman olduğu gibi itişmeler kakışmalardan sonra otobüse bindim. Şoförün devasa göbeğine ve kaşlarına istemsizce baktıktan sonra, titreşimi iliklerime kadar hissederek otobüsün ortalarına doğru ilerledim. İkarus’un içerisi cehennem gibi sıcaktı. Hatta burada gibi kullanmak mütevazılık olur. Direk cehennemdi ve egzoz dumanı bir şekilde içeri giriyordu. İkarus’un da klasik sesi bu kötü durumu biraz daha arttırıyordu. Onun bindiği durağa gelince durum iyice kötüleşmişti. Camların açılması lazımdı ancak bu kutlu göreve kimse gönüllü olmuyordu. Çünkü bilen bilir bu görevde nice yiğitler harcanmış ve rezil olmuştu. Arthur’un kılıcı taştan çıkarması gibi bir şeydi bu. Sadece ilahi güce sahip seçilmiş kişiler bunu becerebiliyordu. Ardından o bindi ve bana yakın bir yerde durdu. Nefes almakta zorlanıyordu ancak yine de göz göze geldiğimizde bana gülümsemişti. İşte o an kararımı verdim. O kutlu kişi, bu İkarus’un Kral Arthur’u ben olacaktım. Kendimden emin bir şekilde yakınımda bulunan cama doğru uzandım. Herkes nefesini tutmuş bir şekilde beni izliyordu ya da bana öyle geliyordu. Camı açmak için tüm gücümle yüklendim ve bir andan içeri temiz hava doldu. Başarmıştım. Nice gençlerin telef olduğu bu yolda ben telef olmamıştım. O sırada tüm özgüvenim yerimdeydi. Arkamda bir alkış duydum, alkış sesi İkarus’un gıcırtıları arasında zorlukla duyuluyordu. Gülümseyerek bu kadirşinas kişiyi görmek için arkamı döndüm. Oydu. Gülümseyerek bana bakıyordu. Artık zamanı gelmişti, gülümseyerek yanına gittim ve ismini sordum. Hem de tam iki kere, çünkü İkarus’un sesinden dolayı konuşulanları tam anlamıyordum. Adı Selinay’dı ve öğrenciydi. Hangi okulda okuduğunu ve bölümünü de söylemişti ancak anlayamamıştım. Yine de salak gibi gözükmemek için ikinciye soramamıştım. Aptal kafam. Selinay’ın durağına yaklaşıyorduk ve bugün onun okulunun son günüydü ardından hafta sonu memleketine dönecekti yaz tatili için. Neyse ki bunları İkarus’un sesine rağmen anlayabilmiştim. Anlayacağınız ya şimdi ya da asla durumuydu. Az önce kazandığım özgüvenimin yardımıyla da telefon numarasını istedim. Ve verdi. Ancak sesi İkarus’un acı dolu gıcırtılarına karışıyordu. İki kere daha sormak zorunda kaldım. Ancak İkarus her seferinde arıza çıkarıyor ve anlamamı engelliyordu. Ancak sonunda başardım. Ben ona numaramı veremeden durağına gelmiştik. Vedalaşarak indik. Ya da ben öyle sandım çünkü İkarus sağ olsun sadece ağzının açıp kapamasını görebilmiştim. Ancak bu benim moralimi bozamazdı. Hayallerim gerçek olmuştu ve ilişkimize giden yolda büyük bir adım atmıştım.
O gün akşamın hemen olmasını tüm yüreğimle, her zamankinden fazla istemiştim. Çünkü akşam onu arayacak ve hafta sonu için İstiklal’de her zaman takıldığımız bara çağıracaktım onu. Akşam eve gider gitmez ilk iş olarak onu aradım. Telefon çalmaya başladığı zaman kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Telefonu bir erkek açtı, Selinay’ı aradığımı söylediğimde telefonun yanlış olduğunu kendisinin Seyfettin olduğunu Beyoğlunda berber olduğunu söyledi. İkarus’un o isyan eden gıcırtıları arasında bir rakamı yanlış duymuştum. O gün ağlayarak aklıma gelen tüm kombinasyonları deneyerek aradım. Şimdi anladınız mı İkarus’un neden aşkımın katili olduğunu. Başlayamayan aşkların katiliydi o.O günden sonra ne Selinay’ı ne İkarus’u ne de o heybetli göbekli şoförü görmedim. Eylül’de okula döndüğümde otobüsüm artık bir yeni bir Mercedes’ti. Ancak Seyfettin abiye gittim sonrasında berberim oldu kendisi. Bu hikayenin tek kazanı o oldu.
메타데이터
- post_id
- 3a3df24528cc
- slug
- i̇karusta-aşk-3a3df24528cc
- url
- https://medium.com/@cant./i%CC%87karusta-a%C5%9Fk-3a3df24528cc
- canonical_url
- https://medium.com/@cant./i%CC%87karusta-a%C5%9Fk-3a3df24528cc
- author_url
- https://medium.com/@cant.
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-27 03:31:02