← Back to list

NESNELERİN FISILTISI VE İNSAN KALBİNİN RİTMİ: NAKANO ESKİCİ DÜKKÂNI

Merhaba sevgili okurlarım, nasılsınız?

Sebnem Teacher · 2026-08-08 20:57 · 10 claps · 4.2 min read
#hiromi-kawakami #the-nakano-thrift-shop #antique #relationships #love
Open on Medium ↗
Wiki topics: 💑 · Relationships

NESNELERİN FISILTISI VE İNSAN KALBİNİN RİTMİ: NAKANO ESKİCİ DÜKKÂNI

Nakano Eskici Dükkanı-Hiromi Kawakami-Domingo Yayınları

Nakano Eskici Dükkanı-Hiromi Kawakami-Domingo Yayınları

Merhaba sevgili okurlarım, nasılsınız?

Bazı kitaplar vardır; büyük olaylar anlatmazlar, kahramanları büyük mücadelelere sokmazlar, sayfalarında görkemli dönüşümler yaşanmaz. Ama kitap bittiğinde içinizde bir şey değişmiştir. Belki bir cümle takılıp kalmıştır aklınıza.

Belki bir karakterin sessizliği…

Belki eski bir eşyanın taşıdığı hikâye…

Ya da hiç fark etmeden içinizde büyüyen bir duygu. (Kim bilir?)

“Hiromi Kawakami’nin “Nakano Eskici Dükkânı” benim için böyle bir kitap oldu.

Modern Japon edebiyatının zarif ve kendine özgü seslerinden biri olan Hiromi Kawakami, 1958 yılında Tokyo’da doğdu. Edebiyata yönelmeden önce biyoloji öğretmenliği yapan Kawakami, 1996 yılında “Hebi o fumu” adlı eseriyle Japonya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Akutagawa Ödülü’nü kazandı. Onun anlatılarında büyük kırılmalardan çok, gündelik hayatın küçük ayrıntıları vardır. İnsan ilişkilerindeki mesafeler, yalnızlıklar, söylenemeyenler ve sıradan görünen anların içindeki tuhaf güzellik…

[embed]The Nakano Thrift Shop

“Nakano Eskici Dükkânı” bizi Tokyo’nun sakin bir mahallesindeki küçük bir eskici dükkânına götürüyor. Dükkânda eski eşyalar var. Ama aslında yalnızca eşyalar yok. Geçmişler var. Hatıralar var. Yarım kalmış hikâyeler var. Ve birbirlerinin hayatına sessizce değen insanlar var.

Antikacıları hep sevmişimdir. Çünkü yeni bir eşyanın henüz bir hikâyesi yoktur. Oysa eskimiş bir eşya, üzerinde zamanın izlerini taşır. Bir fincanın kenarındaki çatlak… Eski bir çakmağın üzerindeki çizikler… Bir sandalyenin aşınmış yüzeyi… Bunların her biri bir zamanlar birinin hayatının parçası olmuştur. Belki de bu yüzden romandaki eşyalar bana hiçbir zaman yalnızca eşya gibi gelmedi. Onların bir hafızası varmış gibi hissettim. Ve burada Japon estetiğindeki “wabi-sabi” düşüncesi aklıma geldi. Eksik olanın, kusurlu olanın, geçici olanın içindeki güzelliği görebilmek…

Modern hayat bize sürekli yeniyi, kusursuzu ve pürüzsüzü aramayı öğretiyor. Oysa “Nakano Eskici Dükkânı” sanki bize başka bir şey söylüyor: “Yaşanmış olmak da bir güzelliktir.”

Bir eşyanın üzerindeki çizik onun kusuru değil, hikâyesidir. Belki insan da böyledir. Kırıldığımız yerler, yaşadığımız hayal kırıklıkları, geçmişten taşıdığımız izler bizi eksiltmez.

Bizi biz yapan hikâyenin parçalarıdır.

Kitabı okurken beni en çok düşündüren karakterlerden biri Bay Nakano oldu. Ve özellikle onun sık sık kullandığı o ifade: “Demem o ki…” Ne kadar küçük bir cümle. Ama ben bu cümlenin Bay Nakano’nun bütün iç dünyasını taşıdığını düşündüm. Çünkü sanki Bay Nakano’nun içinde sürekli bir konuşma var. Kendi kendine düşünüyor. İnsanları gözlemliyor. Yaşadıklarını yorumluyor. Belki geçmişe dönüyor, belki geleceği düşünüyor. Ama bütün bunları karşısındaki insanla paylaşmıyor. Diyaloglarında kafasından geçenleri uzun uzun anlatmıyor. Sanki zihninde uzun bir yolculuk yaptıktan sonra, o yolculuğun yalnızca küçük bir özetini dışarı bırakıyor: “Demem o ki…”

Ve gerisi yine kendisinde kalıyor. Bu yüzden ben “Demem o ki” ifadesini yalnızca bir konuşma alışkanlığı olarak görmedim. Bay Nakano’nun insanlarla arasına koyduğu mesafenin bir işareti gibi geldi bana. Söylemek istiyor ama tamamen söylemiyor. Yaklaşmak istiyor ama kendisini bütünüyle açmıyor. Belki de hepimizde biraz Bay Nakano var. İçimizde uzun uzun konuştuğumuz hâlde dışarıya yalnızca birkaç kelime söylediğimiz zamanlar… Birine söylemek istediğimiz onlarca cümleyi zihnimizde kurup, karşısına geçtiğimizde sadece: “Boş ver.” dememiz…

İşte bu yüzden “Demem o ki” bana aynı zamanda nostaljik bir duygu hissettirdi. Sanki eski zamanlardan kalmış bir konuşma biçimi… Eski eşyaların arasında dolaşan eski bir cümle… Dükkândaki nesneler nasıl geçmişi taşıyorsa, Bay Nakano’nun cümleleri de sanki geçmişten bir şeyler taşıyor. Söyleyemediklerimiz.

Aynı zamanda kitapta altını çizdiğim ve aklımdan çıkmayan beni en çok etkileyen cümlelerden biri ise şu oldu: “Söyleyemediğimiz şeyler içimizde çürürken, nihayet söylemeye karar verdiğimizde o insan artık orada olmayabilir.”

Bu cümlede uzun süre kaldım. Çünkü ne kadar tanıdık bir gerçek… Kaç kez “Sonra söylerim.” dedik?

Bir teşekkürü…

Bir özrü…

Bir sevgiyi…

Bir özlemi…

Bir itirafı…

İnsan nedense zamanın hep kendisine yeteceğini düşünüyor. Sanki sevdiğimiz insanlar hep orada olacakmış gibi. Sanki bir gün mutlaka konuşacakmışız gibi. Oysa hayat bazen bize o “sonra”yı vermiyor. Ve söylemeye karar verdiğimizde, gerçekten de o insan artık orada olmayabiliyor.

Belki de insanın en büyük yalnızlığı, söyleyecek sözleri olduğu hâlde onları zamanında söyleyememesi.

“Nakano Eskici Dükkânı” bana aynı zamanda yavaşlamayı hatırlattı.

Bugünün dünyasında sürekli bir yerlere yetişiyoruz. Bir şey başarmamız, üretmemiz, tüketmemiz, ilerlememiz gerekiyor. Hayatın her anını anlamlı ve verimli hâle getirmeye çalışıyoruz. Oysa bu kitapta hayat öyle akmıyor. Büyük bir son için acele etmiyor. Büyük bir olayın peşinden koşmuyor.

Sıradan günlerin içinde kalıyor. Birlikte yemek yemek… Konuşmak… Susmak… Bir dükkânda çalışmak… Bir insanı merak etmek… Birini özlemek… Bir duyguyu anlamanın zaman alması…

İşte hayat belki de çoğu zaman tam olarak böyle. Büyük hikâyelerden çok küçük anlardan oluşuyor.

Kawakami de bize bunu hatırlatıyor:

Dur.

Etrafına bak.

Sıradan sandığın şeylerin içindeki güzelliği fark et.

Çünkü belki de hayatın kendisi, bizim “önemsiz” diye geçtiğimiz o küçük anların toplamından ibaret.

İnsanların Arasındaki Sessiz Bağ

Hitomi, Takeo ve Bay Nakano…

Her biri kendi dünyasında yalnız.

Birbirlerine duygularını açıkça söylemekte zorlanıyorlar.

Ama yine de aralarında bir bağ oluşuyor.

Bazen konuşarak değil.

Bazen yalnızca aynı ortamda bulunarak.

Bazen bir fincan çay eşliğinde.

Bazen hiçbir şey söylemeden.

Bu da bana insanın her zaman büyük sözlere ihtiyacı olmadığını düşündürdü.

Bazen birinin yanında sessizce durabilmek de bir yakınlıktır. Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri belki de yalnızca sevilmek değil; anlaşılmak. Ve bazen anlaşılmak, birinin bizi çözmesi değil, bizi değiştirmeye çalışmadan yanımızda kalmasıdır.

Son Söz: Eski Bir Eşyanın Hatırlattığı

“Nakano Eskici Dükkânı” bende tozlu bir rafın arasında eski bir fotoğraf bulmuşum hissi bıraktı.

Bir an durup bakmak…

Geçmişi hatırlamak…

Biraz hüzünlenmek…

Sonra o fotoğrafı yeniden yerine koymak.

Çünkü hayat devam ediyor.

Eşyalar eskiyor.

İnsanlar değişiyor.

İlişkiler dönüşüyor.

Bazı insanlar hayatımıza giriyor, bazıları çıkıyor.

Ama geriye bir şey kalıyor:

Söylenmiş ya da söylenememiş cümleler.

Belki de bu yüzden kitap boyunca Bay Nakano’nun “Demem o ki…” deyişi zihnimde kaldı.

Çünkü bazen bir insanın bütün hayatı, söyleyemediği cümlelerin etrafında şekilleniyor.Ve belki de hepimizin içinde küçük bir eskici dükkânı var.

Geçmişten kalan eşyaların…

Yarım kalmış konuşmaların…

Sakladığımız anıların…

Söylemeye cesaret edemediğimiz cümlelerin durduğu bir yer.

Arada bir o dükkânın kapısını açıp içeri bakıyoruz.

Bazı şeyleri yeniden elimize alıyoruz.

Bazılarını bırakıyoruz.

Bazılarını onarıyoruz.

Ve bazılarına artık başka gözlerle bakıyoruz.

Belki de büyümek biraz da bu.

Geçmişte sakladığımız şeylerin değerini anlamak ve hâlâ zamanımız varken söylememiz gerekenleri söylemek. Çünkü zamanın bir eskicisi yok. Geriye dönüp hiçbir şeyi yeniden satın alamıyoruz. Bu yüzden… Seviyorsak söyleyelim. Özlediysek arayalım. Teşekkür etmek istiyorsak teşekkür edelim. Çünkü bazı cümleler vardır; söylemek için bekledikçe ağırlaşır. Bazı duygular vardır; sakladıkça içimizde çürür. Ve bazı insanlar vardır; onlara söylemek istediğimiz şeyi söylemek için yarını beklememek gerekir. Belki de “Nakano Eskici Dükkânı” bana en çok bunu fısıldadı.

Eşyaların da bir zamanı var. İnsanların da. Ve hayatın bütün o sakin, sıradan akışı içinde bize kalan en kıymetli şey belki de şudur: Tam zamanında söylenmiş bir cümle.

Burada yazımı sonlandırırken siz değerli okuyucularım yazımı okuduktan sonra alkış atarak ve paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Bir sonraki yazıma kadar sevgiyle ve şükürle kalın.


메타데이터
post_id
3bc74a08085e
slug
nesneleri̇n-fisiltisi-ve-i̇nsan-kalbi̇ni̇n-ri̇tmi̇-nakano-eski̇ci̇-dükkâni-3bc74a08085e
url
https://medium.com/@sebnemstoryteller/nesneleri%CC%87n-fisiltisi-ve-i%CC%87nsan-kalbi%CC%87ni%CC%87n-ri%CC%87tmi%CC%87-nakano-eski%CC%87ci%CC%87-d%C3%BCkk%C3%A2ni-3bc74a08085e
canonical_url
https://medium.com/@sebnemstoryteller/nesneleri%CC%87n-fisiltisi-ve-i%CC%87nsan-kalbi%CC%87ni%CC%87n-ri%CC%87tmi%CC%87-nakano-eski%CC%87ci%CC%87-d%C3%BCkk%C3%A2ni-3bc74a08085e
author_url
https://medium.com/@sebnemstoryteller
status
ok
fetched_at
2026-08-20 12:55:18