Hiç bir şey bilmemek, ah ne mutlu bir yaşam!
Salgınlar, savaşlar, depremler, ekonomik krizler, sel felaketleri ve bitmeyen cinayetler, cinnetler.. son dakika gelişmeleri ve bunlara…
“Hiçbir şey bilmemek, ah ne mutlu bir yaşam!” — Erasmus
Salgın haberleri, savaş söylentileri, deprem riskleri, ekonomik kriz beklentileri, siyasi kriz zırvaları, sel felaketleri ve bitmeyen cinayetler, cinnetler.. son dakika gelişmeleri ve bunlara dair her türlü negatif haber bombardımanı altında ezilen dimağlar…
Photo by Mahbod Akhzami on Unsplash
Cehalet mutluluktur ya da başka bir deyişle Bilmemek/haberdar olmamak mutluluktur sözünü eminim duymayanınız yoktur. Bu söz üzerine felsefî bir analiz yapmak değil niyetim. Kaldı ki böyle bir analiz yapabilecek donanıma sahip miyim bilmiyorum. Ama yalan-yanlış her türlü kirli bilgi ve habere maruz kaldığımız günümüzün “ekran cenneti” dünyasında bu sözün akla getirdiği birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum.
Dijital dünyanın bize bir hediyesi olsa gerek, ağır bir bilgi ve haber bombardımanı altında yaşıyoruz. Nasıl mı? Dört bir yanımız ekranlarla çevrili ve ekranlarla barışık bir hayat sürüyoruz. Telefonlarımıza ve tabletlerimize düşen bildirimler, son dakika gelişmeleri, istisnasız herkesin — mecburmuşçasına- takip ettiği haber bültenleri ve diziler ve diğer TV programları, sosyal medyadan takip ettiğimiz kişiler, gelir getirici yönleri sebebiyle sürekli artan sayıda kişinin bir şeyler paylaştığı Yotube videoları.. Facebook grupları ve WhatsApp mesajları, aile ve arkadaşlarımızın paylaşımları.. tıpkı bir dijital esaret…
*“İnternetten enformasyona erişmek, itfaiye vanasından su içmeye benziyor.” — Mitchell Kapor*
Aşırı doz bilgi ve haber bombardımanının bizler üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğine küçük bir örnek vermek gerekirse: hatırlayın, daha düne kadar Covid-19 virüsünden her gün kaç insanın hayatını kaybettiğini ekranlardan endişeli gözlerle takip ediyor ve saatlerce yine aynı ekranlarda “uzmanların” bu konudaki görüş ve tartışmalarına kulak kesiliyorduk. Yetmezmiş gibi sosyal medya üzerinden birçoğu gerçek dışı ve abartılmış, salgınla ilgili çeşitli haber ve videoları yutkunarak okuyor, izliyor ve inanılmaz bir endişe ve korku iklimi altında ne yapacağımızı bilmez bir halde bekliyorduk.
Hiç sorgulamadan, mecburmuşuzcasına, kabullenerek ve hatta benimseyerek ya da benimsetilerek yaşadığımız bu dijital esaret ve beraberindeki aşırı doz haber, paylaşım ve bilgi bombardımanı bizlerde zihin dağınıklığı yaratıyor, dikkat süremizi kısaltıyor, psikolojimizi darmadağın ediyor. Bilhassa olumsuz haber akışına maruz kalmak, sanki her an kötü bir şey olacak hissini körükleyip bizleri daha kırılgan ve kaygılı bireyler haline getiriyor. Antidepresan kullanımının inanılmaz boyutlara ulaşmasında bu bahsettiklerimizin de bir nebze payı olsa gerek. Yetişkinler bir yana, böyle bir dönemde çocukların o masum dimağlarında çok ciddi yaralar açıyor. Hatta çocuklarda artan dikkat eksikliği ve odaklanma sorunlarının da bu konuyla bir şekilde ilintili olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Bu zaviyeden bakınca “Cehalet/bilmemek mutluluktur” sözü sanki ete kemiğe bürünüyor. Duyduğumuz ve gördüğümüz her şeyin bizler üzerinde duygusal ve psikolojik bir etkisi var. Bir düşünün.. hastaneye gittiğinizde hissettiklerinizle sahile gittiğinizde hissettikleriniz aynı mı? Elbette aynı değil. O açıdan, yalan-yanlış her türlü bilgi ve haberin kol gezdiği bugünün dünyasında, psikolojimizi ve duygu durumumuzu koruyabilmek için bir filtre uygulamamız gerektiği kanaatindeyim. Ne izlediğinize, ne duyduğunuza, ne okuduğunuza dikkat edin ve bunları bir süzgeçten geçirin. Neyi ne kadar izlediğinize ve neye ne kadar maruz kaldığınıza bir bakın ve asla dozunu kaçırmayın.
Aşırı doz bilgi ve habere maruz kalmış bir “gündemzede” olarak hayatınızı yaşamak zorunda değilsiniz. Başkalarının belirlediği gündemi takip ederek pasif bir hayat yaşamak zorunda da değilsiniz. Dayatılan alışkanlıkların aynısını kendi hayatınıza aksettirmek zorunda değilsiniz.
Kumanda sende mi, yoksa ekran mı seni kumanda etmeye başladı?
Rutinimiz o kadar kemikleşmiş bir halde ki birçoğumuz farklı bir ihtimalin varlığından bile habersiz yaşıyoruz. Sanki mecburmuş gibi ekrandan ekrana savrularak, bilerek ve isteyerek, kendimizi ağır bir bilgi ve haber bombardımanının içine atıyoruz. Hatta, ne gariptir ki birçok insan midesine girecek gıdalara filtre uyguladığı kadar bile zihnine girecek şeylere maalesef çoğu zaman hiç önem vermiyor, her davetsiz misafire “buyur geç” diyor. Her türlü psikolojik ve duygusal bakteri ve virüsün zihninde cirit atmasına gönüllü olarak müsaade ediyor.
Kastım, etrafımızda olup bitenlerden habersiz, mutlak cehalet içerisinde veya duyarsız bir insan gibi yaşamayı özendirmek değil. Ama en azından midemize giren gıdalara dikkat ettiğimiz kadar mental olarak neye, ne dozda maruz kaldığımızın farkına varıp gerektiği ölçüde zihnimiz için de bir filtre ve perhiz uygulamamız gerektiği fikrini dikkate almaya değer buluyorum.
“Hiçbir şey bilmemek, ah ne mutlu bir yaşam!” — Erasmus
메타데이터
- post_id
- 3dac5a9b5622
- slug
- cahil-ve-mutlu-3dac5a9b5622
- url
- https://mediumturkiye.com/cahil-ve-mutlu-3dac5a9b5622
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/cahil-ve-mutlu-3dac5a9b5622
- author_url
- https://medium.com/@Cevirmen
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-16 02:41:41