Dağlık Karabağ, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki tarihsel bir ihtilafı temsil eden derin bir…
Dağlık Karabağ, tarih boyunca Azerbaycan ve Ermenistan arasında etnik ve toprak talepleri etrafında süregelen bir ihtilafın merkezinde yer…
Kafkasların Kalbindeki Derin Yara: Dağlık Karabağ Sorunu
Dağlık Karabağ, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki tarihsel bir ihtilafı temsil eden derin bir yara. Bu ihtilaf, yüzyıllar boyunca etnik ve toprak talepleri etrafında şekillendi ve son yıllarda önemli değişikliklere uğradı. Bu makalede, Dağlık Karabağ sorununun tarihi kökenlerine ve son güncel gelişmelere odaklanarak, bu karmaşık ihtilafın nasıl bir evrim geçirdiğini inceleyeceğiz.
Dağlık Karabağ, tarih boyunca Azerbaycan ve Ermenistan arasında etnik ve toprak talepleri etrafında süregelen bir ihtilafın merkezinde yer almıştır. Bu sorun, 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanır ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar çözümsüz kalmıştır. Temel sorun, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprakları içinde yer almasına rağmen, çoğunluğunu Ermeni nüfusunun oluşturmasıdır. Bu, etnik kimliklerin yanı sıra toprak hakları konusunda da bir anlaşmazlığı beraberinde getirmiştir. Fakat anlaşmazlıkları SSCB dönemi ile sınırlı tutmayıp demografik yapının bozulduğu ve siyasi dinamiklerin değiştiği 10 Şubat 1828 tarihinde Rus İmparatorluğu ile Kaçar Hanedanlığı arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile konuyu inceleyemeye başlayacağız.
Türkmençay Anlaşması ve Dağlık Karabağ Sorunu: Azerbaycan’ın Siyasi Evrimi
Türkmençay Anlaşması, 1828 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında imzalanan bir anlaşma olup, Azerbaycan’ın tarihsel gelişiminde ve sonrasında Dağlık Karabağ Sorunu’nun oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Türkmençay Anlaşması, Gülistan Anlaşması’ndan sonra imzalanan bir başka anlaşma olup, Azerbaycan’ın topraklarının büyük bir kısmının Rus İmparatorluğu’na devrini öngörüyordu. Bu anlaşma sonucunda Azerbaycan, tarihsel sınırları içinde önemli toprak kayıpları yaşadı ve bu, Azerbaycan’ın siyasi ve etnik yapısında köklü değişikliklere yol açtı. Türkmençay Anlaşması, Azerbaycan’daki etnik bileşimi de etkiledi ve Ermeni nüfusunun Azerbaycan topraklarında artmasına neden oldu.
Savaşın sona ermesinin ardından imzalanan Türkmençay Antlaşması, XX. ve XXI. yüzyıllar boyunca Azerbaycan’da, bir milletin ayrılığının sembolü haline gelmiştir. Bu anlaşma, Kuzey ve Güney Azerbaycan’ın ayrılığını temsil etmektedir. Azerbaycan edebiyatında, bu ayrılık temalı onlarca eser yazılmış ve bu eserler arasında Bahtiyar Vahapzade’nin “Gülistan” şiiri, Süleyman Rüstem’in “Tebrizim” şiiri, Sayman Aruz’un “Yüzyıl Devrim” romanı, Yusuf Vezir Çemenzeminli’nin “İki Ateş Arasında” romanı ve Halil Rıza Ulutürk’ün eserleri gibi örnekler bulunmaktadır.
Ayrıca, Azerbaycanlı bestekar Ali Selimi, 1958 yılında Fərhad İbrahimi’nin “Ayrılık” şiirini besteleyerek bu tema üzerinde müziğin gücünü kullanmıştır. Aynı şekilde, Tebriz adı, Kuzey Azerbaycan’da Güney Azerbaycan’a duyulan özlemi ifade etmek için kullanılan yaygın bir erkek ismi haline gelmiştir. Azerbaycan halk şairi Halil Rıza Ulutürk, Karabağ Savaşı’nda şehit olan oğluna “Tebriz” adını vermiştir
Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan Türkleri ikiye bölünmüş ve bu sorun hala devam etmektedir. Günümüz siyasi yapısında Azerbaycan Devleti, Kuzey Azerbaycanı oluştururken İran sınırlarında yer alan Güney Azerbaycan ise Güney topraklarını oluşturur. Dünya Bankası Ülke Profilleri veri tabanına göre 66,1 milyonluk İran nüfusunun %42'sini Türkler oluşturmakta olup, bu oran da yaklaşık 25 milyonluk bir Türk nüfusu olduğu söylenmektedir. Bu Türk nüfusunun 15–17 milyonu Güney Azerbaycan Türkleri olduğu tahmin edilmektedir. Demografik yapı günümüzde bu şekildeyken Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni nüfusunun Rusya’nın antlaşmanın 15. maddesine dayanarak bölgeye göçmen Ermenileri yerleştirmesi, özellikle Revan ve diğer bölgelerde, İran’da, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve kendi topraklarında yaşayan Ermenilere dönüş izni vermesi gibi önemli bir soruna yol açmıştır. Bu göçler sonucunda, bölgedeki önceden çoğunluğu oluşturan Türk nüfusu azalmış ve bu durum Ermenistan Devleti’nin temellerinin atılmasına neden olmuştur.”
Azerbaycan Türklerinin hiçbir söz hakkı bulunmaması nedeniyle İran ve Rusya bir milletin kaderiyle oynamışlar, Azerbaycan Türkleri ve vatanları ikiye bölünmesine neden olmuşlardır. Azerbaycan Türklerinin birleşme iddiası Azerbaycan Devletinin “Bütöv Azerbaycan veya Vahit Azerbaycan” ülküsü olarak karşımıza çıkmaktadır.
“Bütöv Azerbaycan” ve “Vahit Azerbaycan” terimleri, Azerbaycan’ın tarihini, coğrafi sınırlarını ve etnik kimliğini anlama çabalarının bir parçasıdır ve Azerbaycan Devleti için tarihi ve kültürel öneme sahiptir. Bu terimler, Azerbaycan’ın tarihsel gelişimini ve ulusal bilincini şekillendiren önemli kavramlardır.
Türkmençay antlaşması sonra Azerbaycan topraklarında oluşan statüko Rusya için adeta bir fırsat haline gelmiştir. Ermenistan temellerinin atılması için Osmanlı coğrafyasındaki ve sair topraklardaki Ermeniler Azerbaycan Topraklarına yerleştirilmiştir.
I. Petro, Doğu ticaretinden yararlanmak amacıyla Ermenilerle temas kurmayı düşündü ve bu temasların sonucunda Çar, Ermenilere Rusya’ya yerleşme daveti yapmış ve dinî ve dünyevî her türlü imtiyaz ve garantiyi sunmaya hazır olduğunu iletmeyi taahhüt etmiştir.
Rusya’nın Kafkasya’yı Hıristiyanlaştırma veya Ermenileştirme çabaları 20. yüzyılın başlarına kadar sürmüş ve yaklaşık 1 milyon 300 bin Ermeni bölgeye yerleştirilmiştir.

Kuzey ve Güney Azerbaycan
SSCB Etkisindeki Dönem
1917 Bolşevik İhtilali’nden sonra, Karabağ, hukuki açıdan Azerbaycan’a bağlı bir bölge olarak kabul edilmesine rağmen, fiilen bağımsız bir konuma gelmiştir. Bu durum, Sovyet yönetiminin 1920 yılında kurulmasına kadar sürmüştür. İhtilalin ardından, bölgedeki karışıklıklardan bunalan ve ayrılıkçı Ermenilerin baskısından rahatsız olan bölge halkı, Osmanlı Devleti’nden yardım talep etmiştir. Osmanlı Devleti, yardım talebini kabul ederek 15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’ye girmiştir. Böylece, Karabağ da dahil olmak üzere dört idari bölüme ayrılan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti resmi olarak kurulmuştur. Ancak, Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması gereği bu topraklardan çekilmek zorunda kalmış çekildiği sıra Nuri Paşa İngilizler tarafından Batum’da tutuklanmıştır ve bölge İngilizlerin denetimine geçmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İngilizler Kafkasya’yı terk etti. Bu siyasi boşluk, Ruslar için bir fırsat oluşturdu. Azerbaycan ordusunun önemli bir kısmı, Karabağ’daki Ermeni isyanını bastırmak amacıyla çaba gösterirken, Ruslar 27 Nisan 1920 tarihinde Bakü’yü işgal etti.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’yü, 15 Eylül 1918'de Ermeni çeteleri ve Bolşevik birliklerinden kurtaran, Kafkas İslam Ordusu komutanı Nuri Paşa, Kurtardığı Bakü’nün daha sonra Bolşevikler tarafından işgal edilmesi, Paşa’yı derin bir üzüntüye boğdu ve şöyle bir serzenişte bulunmuştur:
“Ağabeyimin (Enver Paşa) şehit olması kalbimi ne kadar sızlattıysa, Azerbaycan’ın istilası kalbimi ondan daha çok sızlattı. Ağabeyim bir faniydi. Fakat Azerbaycan’daki Türklük ebedidir. Keşke hayatımı kaybetseydim de Azerbaycan Türklüğün dışında kalmasaydı.”
Yıllar geçtikçe, Azeri ve Ermeni tarafları arasındaki gerginlik giderek çatışmaya dönüştü. Azeri üyelerin katılımı olmaksızın, Dağlık Karabağ Yerel Konseyi’nin bölgeyi Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden ayırarak Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne katılmasını onaylaması, Azeri-Ermeni çatışmalarının asıl başlangıcı olarak kabul edilir.
Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı silaha başvurmasının ardından(Ermenilerin Erivan’da yaptığı gösteri sonucunda 32 Azerbaycan Türkü yaşamını yitirirken 197 kişide yaralanmıştır.) Azerbaycan Halk Cephesi (AHC), kendi halkının haklarını koruma amacıyla liderlik yapmaya başladı. Bu bağlamda, AHC, halkın haklarını savunmak için mitingler düzenledi, grevler yaptı ve ülkenin Ermenistan ve Gürcistan ile bağlantısını kesmek amacıyla demiryolu ağını tahrip etti. Bu olayların ardından, 1990 yılında Sovyet ordusu Bakü’yü işgal etti. Rusların Bakü’yü işgali, AHC’yi etkisizleştirmekten başka bir amacı olmayan bir harekatti. Bu durumda, zaten teşkilatlanma ve silahlı güç konusunda Ermenilere göre geride olan Azerbaycanlılar daha da zayıflatılmış oldu.
Temmuz 1990'da, Gorbaçev, Sovyetler Birliği’nde tüm paramiliter grupların silahlarını Sovyet otoritelerine teslim etmeleri gerektiğini belirten bir bildiri yayınladı. Bu hükme uymak zorunda kalan herkes, Karabağ Ermenileri lideri Ter-Petrosyan’ın, Moskova’nın anlayış göstermesini sağlayarak ellerindeki silahları teslim etmediği bir dönemde bu kurala uymak zorunda kaldı. Dahası, Ter-Petrosyan, Ermeni birliklerini organize ederek Ermeni Milli Ordusu’nu kurdu. Moskova’nın bu hoşgörüsü ve yardımları sayesinde Ermenistan’da düzenli bir ordu kurulurken, Azerbaycan, güçlü bir düşmanla karşı karşıya olmasına rağmen, henüz milli bir ordu kurma aşamasına ulaşamamıştı.
SSCB Sonrası Dönem
Sovyetler döneminde, Birliğe üye iki devlet arasındaki Karabağ sorunu, bir iç mesele olarak kabul ediliyordu. Ancak devletler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, bu sorun tüm bölgeyi etkileyen küresel bir meseleye dönüştü. İran’ın Ermenileri durdurmakta aciz kalması ve hatta onları desteklemesi nedeniyle, Azerbaycan’ın Ayaz Muttalibov yönetimi, uluslararası topluma başvurmak zorunda kaldı. Bölgeye yakından ilgi gösteren Batılı kurumlar, bu talep üzerine Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde çalışmalar başlattılar.
Sovyetler Birliği’nin resmen dağılması, Azerbaycan’ı tamamen savunmasız bıraktı. 1992 yılı boyunca Ermeni ve Rus askeri birlikleri, sınır boyunca Azerbaycan köylerini yağmalayarak burada yaşayan masum insanlara büyük zulümler yaptılar. Ermeni vahşetinin en dehşet verici örneği, 26 Şubat 1992'de Karabağ’ın Hocalı kentinde yaşandı. Bu korkunç katliamda 33 çocuk, 106 kadın olmak üzere toplam 335 kişi acımasızca katledildi. Ayrıca, bu katliam sırasında 150 kişi de kayboldu. Bu insanlık dışı olaylar uluslararası hukuka aykırıydı ve derin bir insanlık trajedisini temsil ediyor.
Bu katliamın ardından Azerbaycan’da bir yönetim değişikliği yaşandı. Ayaz Muttalibov, Moskova’ya kaçarken, Azerbaycan’da Halk Cephesi iktidara geldi. Temmuz 1992'deki seçimlerle başa geçen Abulfaz Elçibey, ilk olarak Azerbaycan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çıkmasını sağladı. Maalesef dönemin karışıklığı içerisinde Elçibey iktidar da kalamadı. Elçibey döneminde uluslararası arenada uyuşmazlık çözülmeye çalışılırken Ermeniler sağlanan ateşkesi ihlal ederek, her geçen gün Karabağ’ın etrafındaki Azerbaycan topraklarını işgal etmeye devam etti.
Batılı ülkelerin soruna dahil olması Rusya’yı rahatsız etmesi üzerine Rusya, doğrudan müdahalede bulunarak tarafları 19 Eylül 1992'de Soçi’de bir araya getirdi. Bu görüşmeler sırasında geçici bir ateşkes sağlanması ve bölgeye gözlemcilerin gönderilmesi konularını içeren bir belge imzalandı. Ancak Erivan’ın Karabağ ve Nahçıvan’a yönelik yeni saldırıları, görüşmelerin sonuçsuz kalmasına neden oldu.
1993 yılında Gence’de yapılan darbecilerin yardımıyla iktidara gelen Aliyev, işbaşına gelir gelmez Azerbaycan’ı tekrar BDT’ye katılmasını sağlamakla birlikte gerekirse taviz verilmek üzere ateşi durdurma yolunu tercih etti. Azerbaycan’ın yetersiz askeri yapısı dönemin koşullarında Erivan yönetimine karşı bu tutumu gerektirmişidir. 1993 yılında Azerbaycan topraklarının %20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiş oldu.
2005 yılından itibaren Azerbaycan’ın uluslarası arenada diplomatik başarısı ve haklı tezleri sonucu bazı olumlu gelişmeler oldu. Strazburg’da kabul edilen kararda, ilk defa Ermenistan saldırgan bir devlet, Yukarı Karabağ ise ayrılıkçı bir rejim olarak nitelendirildi. Bu gelişme illeri yıllarda yaşanacak gelişmelerin habercisi oldu ve Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 822, 853, 874, ve 884 sayılı kararları Azerbaycan’ın haklı davasını teyitleşmişlerdir.
Günümüzde Dağlık Karabağ Azerbaycan’ın Terör operasyonları
Dağlık Karabağ sorununa barışçıl bir çözüm bulunması amacıyla 24 Mart 1992 tarihinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Minsk Grubu’nu oluşturdu. Bu özel grup, Rusya, Fransa ve ABD tarafından eş başkanlığını üstlenildi. Sorunun çözümüne yönelik önemli bir girişim olan AGİT Minsk Grubu, şimdiye kadar istenen sonuca ulaşamamıştır.
AGİT Minsk Grubu, belirli aralıklarla her iki ülkeyi ziyaret ederek yerel yetkililerle görüşmeler yapmıştır. Ancak Minsk Grubu eş başkanları, bu ziyaretler sırasında genellikle taraflara ateşkes ihlali yapmamaları konusunda uyarılarda bulunmaktan öteye gidememiştir.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı, 19 Eylül tarihinde Dağlık Karabağ’da ‘terörle mücadele eylemlerine’ başlandığını duyurdu ve bölgede barışa giden tek yolun Ermeni ordusunun Karabağ’dan tamamen çekilmesi ve Hankendi’deki rejimin sona erdirilmesi olduğunu vurguladı.
Ayrıca, Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Karabağ’daki silahlı kuvvetlerinin Ağdam yönündeki mevzilerinin Ermenistan ordusunun yoğun ateşi altında olduğunu açıkladı. Öte yandan, Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan’ın başlattığı operasyonu Karabağ halkına yönelik bir saldırı olarak nitelendirdi. Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Karabağ’daki durum nedeniyle Ermenistan Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sözcüsü Peskov ise Rusya’nın Karabağ sürecini siyasi ve diplomatik bir yaklaşımla çözmeye çalıştığını belirterek Bakü ve Erivan’ı imzalanan anlaşmalara uygun davranmaya davet etti. Dağlık Karabağ’ da halihazırda Ermenistan geri çekişmiş olsa da yıllarca birikimi yapılmış ve Ermenistan Ordusundan kalma silah sistemleri bulunmaktadır. Azerbaycan’ın operasyon isminin bir terör uygulaması olduğunu belirtmesi karşısındaki milis gruplarını tanımadığını ve haklı Dağlık Karabağ davasındaki kararlığının bir yansımasıdır. Fakat yukarıda belirttiğimiz gibi Dağlık Karabağ’da yer alan teröristler adeta konvansiyonel harpa mukabil bir ordu gibi militan birliklerinden oluşmaktadır. Yapılan Operasyonun boyutunu anlatabilmek için bölgedeki teröristlerin elinde bulunan teçhizatları şöyle sıralayabiliriz:
· Topçu sistemleri
· Uçak savar sistemleri
· Tanksavar silah sistemleri
· Tank ve elektronik harp sistemleri
· Zırhlı Personel taşıyıcıları
Azerbaycan ordusu, Dağlık Karabağ operasyonu kapsamında Salı akşamı yaptığı açıklamada, 60'tan fazla Ermeni mevziisini ele geçirdiğini duyurdu. Azerbaycan Ordusu karşısında yer alan militanların bir düzenli ordu olabilecek kadar kabiliyete olduğunu varsayarsak Şanlı Türk Ordusunun büyük bir başarı elde ettiğini söyleyebiliriz. Bölgede 10.000 silahlı insanın olduğu ve yer alan kişilerin profesyonel ordu geçmişi olan ve dışarıdan gelen kişiler olduğu öne sürülüyor.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı ateşkes anlaşmasına ilişkin bir duyuru yaptı:
Karabağ’ın Ermeni sakinlerinin temsilcilerinin Rus barışı koruma birliği aracılığıyla talebi dikkate alınarak, 20 Eylül 2023 günü saat 13.00'te aşağıdaki koşullar altında yerel terörle mücadele tedbirlerinin askıya alınması konusunda anlaşmaya varıldı:
1-Karabağ’daki Ermenistan silahlı birlikleri silah bırakıyor, mevzilerden çıkıyor, tam şekilde silahsızlandırılıyor.
2-Buna paralel olarak tüm silahlar ve ağır ekipmanlar teslim ediliyor.
3- Yukarıda belirtilen süreçlerin Rus barış gücü birliği ile koordineli bir şekilde yürütülmesi sağlanmaktadır.

Azerbaycan’ın üç koldan yaptığı operasyonu Hilal Taktiğine benzetebiliriz.
Operasyon Sonrası Karabağ
Yapılan operasyon Anti-Terör Operasyonu olmasına rağmen Ermenistan müdahale etmediğini belirtse dahi operasyon sonrası yapılan ateşkeslerin sadece bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz. Dağlık Karabağ arazi yapısının gayrinizami harp yapısına oldukça uygun olması nedeniyle şuan düzenli ordu gibi savaşan militanların ateşkese rağmen Karabağ merkezlerinden ayrılıp dağ ve ormanlarda terör faaliyetleri yürütebilirler. Savaşı Azerbaycan devletini yıpratma ve ekonomik olarak zora düşürmek amacıyla faaliyetler yürütülecektir.
Savaşın sona ermesi ve bölgenin yeniden düzenlenmesi sürecinde insan hakları ihlalleri yaşanabilir. Özellikle savaşın ardından yerinden edilmiş kişilerin durumu, zorla yerinden edilmeler ve mültecilerin dönüşü gibi konular önemli bir risk oluşturabilir.
Ayrıca bölgede sivillerin dahi silahlandırıldığı bu yetmezmiş gibi 1 milyon üzerinde mayının olabileceği tahmin edilmektedir. Bundan sonraki safa PKK terör örgütünün yaptığı gibi Ermeni milislerin Ermeni köylerini basıp Uluslararası Kamuoyunda Azerbaycan’a tuzaklar kurulabilir.
Dağlık Karabağ’ın tam hakimiyeti konusundaki anlaşmazlıklar, gelecekteki toprak taleplerine ve çatışmalara yol açabilir. Bölgedeki coğrafi sınırların çizilmesi ve tanınması zor bir süreç olabilir.
Türkiye’nin Azerbaycan’ a Desteği
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu’ndaki hitabında “Artık herkesin kabul ettiği gibi Karabağ, Azerbaycan toprağıdır. Bunun dışında bir statünün dayatılması asla kabul edilmeyecektir. Ermeniler dahil herkesin Azerbaycan topraklarında barış içinde yan yana yaşaması öncelikli hedefimiz olmalıdır. ‘Tek millet, iki devlet’ şiarıyla hareket ettiğimiz Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü korunma yönünde attığı adımları destekliyoruz.” ifadelerini kullanmıştı.
Bunun üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Birleşmiş Milletler (BM) 78. Genel Kurulu’ndaki hitabında Azerbaycan’a desteğini ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti. Bu gelişmeler yaşanırken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Azerbaycan’a yaptığı çağrıda, Dağlık Karabağ operasyonuna derhal son vermesini istedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı da operasyonu “kabul edilemez” olarak nitelemişti.
Bu iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkisi, özellikle son yıllarda Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ı geri alma mücadelesinde Türkiye’nin sağladığı güçlü destekle daha da güçlenmiştir.
Türkiye, Dağlık Karabağ’daki sivillere yardım etmek amacıyla insani yardım malzemeleri gönderdi ve savaşın ardından bölgenin yeniden inşası için destek verdi.
Türkiye’nin Azerbaycan’a olan desteği, tarihi bağlar ve ortak çıkarlar üzerine inşa edilmiş güçlü bir ilişkiyi yansıtır. Bu destek, iki ülke arasındaki dayanışmanın bir göstergesi olarak önemli bir rol oynamış ve bölgedeki istikrarın korunmasına katkı sağlamıştır.
2020 yılında Türkiye ve Azerbaycan, ikili ilişkilerini daha da güçlendirmek amacıyla “Kardeşlik ve İttifak Anlaşması”nı imzaladılar. Bu anlaşma, iki ülke arasındaki askeri, siyasi ve ekonomik işbirliğini daha da güçlendirmeyi hedefliyor.

DağlıkKarabağ #Azerbaycan #Ermenistan #TürkmençayAntlaşması #KarabağSorunu
메타데이터
- post_id
- 3ecf27f24a0e
- slug
- kafkaslarınkalbindekiderinyara-dağlıkkarabağsorunu-3ecf27f24a0e
- url
- https://medium.com/@barisokyay7/kafkaslar%C4%B1nkalbindekiderinyara-da%C4%9Fl%C4%B1kkaraba%C4%9Fsorunu-3ecf27f24a0e
- canonical_url
- https://medium.com/@barisokyay7/kafkaslar%C4%B1nkalbindekiderinyara-da%C4%9Fl%C4%B1kkaraba%C4%9Fsorunu-3ecf27f24a0e
- author_url
- https://medium.com/@barisokyay7
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-21 19:46:05