“…işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
neşenin faydaları say say bitmiyor. bakıyorsun gri mi gri, dümdüz duvarların arasından arkada bir yerde rüzgarla sallanan bir yaprak…
“…işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa?...” — Adnan Yücel
neşenin faydaları say say bitmiyor. bakıyorsun gri mi gri, dümdüz duvarların arasından arkada bir yerde rüzgarla sallanan bir yaprak görüyorsun ve gülümsetiyor seni. dikenli tellerle ayırmışız toprağı betondan ama toprak durmamış sarmaşıklarla süslemiş telleri, yapraklar böceklere yuva olmuş, gölge olmuş, ve hatta belki de bizdeki kafe benzeri toplaşma yerleri. Bence onların da hakkı 2 ayakları üstüne kalkıp önlerindeki bar tezgahına minik yumruklarını geçirip “garson bana bir bira!” demek. sesleri de ince ince çıkar fkdja. çok içip tersleri üstüne düşer, kalkamazlar ayağa falan. “ağzınla içicen abiiii” derler birbirlerine ayıkken, sonra sabah hepsi kabuklarının üstünde uyanıp debelene debelene zor kalkarlar bunaltıcı düşlerinden. güzel hayal hee.
güneş vurur çimenlere gözüm kamaşır, oturduğum kafe mis gibi kahve kokar mest olurum, arkadan makinelerin uğultusu gelir, sözleri bana “avimbaveyya avimbaveyya” gibi gelen neşeli bir şarkı çalar radyodan. sonra reklamlar başlar, konuşan kişinin sesini tanırım ama yüzü gelmez gözümün önüne bir türlü. karnım guruldar. ne zaman karnım guruldasa, sınav gibi sessiz bir yerde değilsem eğer neşelenirim. aklımdan onlarca yemek ihtimali geçer, tüm dikkatim dağılır, bir bakmışım ki dakikalar geçmiş. ankara’dayım şimdi ve yemek konusunda bütün ihtimaller aspava. şavurmacının kapandığına üzülürüm yine. bu ömrüm oldukça sürecek bir yas. poğaça kokusu için ömrümden bir gün verebilirim o an. Pohaça, poaça yazılı camekanlar gelir gözümün önüne, içimden kahkaha atarım ama yüzümü bozmam. Uçak sesleri gelir bangır bangır. Bol bol geçerdi eskiden de, gelen sesler eskiyi hatırlatır bana o an. Sabah mediko’nun ordan teknokente kadar yürürken de bol bol andım eski günleri ama eskisi gibi olmadığını düşündüm daha çok. Eskiyi hatırlatan hiçbir şey eskisi gibi değil. Yoklukları anımsatıyor varlıklarını artık. Eski kelimesini eskitirim ana ana. Çiçekler, otlar her yanı sarmış. Uzun zamandır biçilmemişler belli ki. Pandemi onlara yaradı. İnsanların yokluğunda egemenliklerini ilan ettiler. Belki de ataları gibi. Ayaklarıma dolandılar yürürken. Bacaklarıma süründüler, içim gıcıklandı, bir hoş oldum. Kiraz yedim önüme çıkan ağaçtan. Halbuki o kadar sene okudum ama bir kere bile elimi uzatıp bir tane alıp denememişim, ağaçların ne ağacı olduğuna bakmamışım, hepsi birmiş, yalnızca yeşilmiş benim için. Farkında olmadığım her an için üzülürüm yine, gözümün kapalı olmasından farkı yok. Aslında bu yüzden seviyorum bulunmaktan keyif aldığım yerlere birkaç senede bir yeniden gitmeyi. Ne de güzel değişiyor, büyüyoruz. İçimde bas bas sevinç nidaları.
Hacettepe’yi tarif edilmez biçimde özlemişim. Ankara’yı eh işte. Burdaki tanıdıklarıma olan sevgimin izahı yok. Mükemmel hayatlar yaşıyoruz di mi ya? Şans bu biraz da bence. 2 adım ötemizde anlaşılmaz şeyler yaşanıyorken şükür ki şikayet ettiğim birçok konuda acayip mutlu ve şanslıyım aslında.
Duygusallığımdan ve özlemimden ne diyeceğimi şaşırdım vallahi, okuldaki tahta banklar bile konuşuyor benimle resmen. Kiloyla yemek aldığımız restoran, akşamları koşu için çıkmaya can attığım ama o sıralar korktuğum köpekler yüzünden tırsa tırsa gittiğim saha, her ekipte bir adet bulunan Antepli, Urfalı kategorisinden arkadaşın yaptığı çiğköfte partileri, çığlıklar ata ata oynadığımız konserler, iptal edilen şenlikler, ülkenin gitgide tadının tuzunun ve de keyfinin kalmayışını fark edişimiz, yılların geçişi ama çakılan kazıkların izlerinin derinleşişi, hala daha hiç anlamadığım ve de anlamak istemediğim siyasete atıfta bulunan cümleler kuruşum. Ülkenin kaderi. Neyse. Velhasılıkelam Ankara güzeldi. Ve hatta yine çok güzel bir ilginçlikle de taçlandırdım gidişimi, böyle kelli felli cinsinden. Ama düşündükçe komiğime gidiyor, duysanız gülerdiniz. Ve beni tanısanız şaşırmaz, göz devirir geçerdiniz. Ben de galiba böyle yapıcam. Öf beee sinirler laçka dgsggsgs Hata gibi görünen trajikomedimden saptım, yola devaaam.
güzelliklere odaklanıp, koşa koşa derse giden, dönüşte açlıktan gözünde dönerler uçuşan, yemekhane sırasını görünce keyfi kaçıp sırada yanına kaynayabileceği tanıdık birini arayan, kütüphanede sevdiği yeri kapmak için heyecanla koşturan, sabahın köründeki derslerde bile arkadaşlarını görünce keyfi yerine gelen, akşamları yürüyüş için köpeklerin olmadığı saatleri gözleyen, yurda her girişinde kafenin kokusuna dayanamayıp içeri çekilen ve küçük de olsa nefsini doyuran, seven, sevilen, bağıran, fısıldayan, şarkı söyleyen, topluluklara konuşmalar yapan, kalabalıklarda susan, heyecanlanan, üzülen, sakinleşmek için ağaçlar arasındaki köşesine çekilen, ödevlerden derslerden gına gelen, okul bitmeyecek diye senelerce ağlayan ama bir şekilde mezun olan ve hatta şimdi aynı bölümde yüksek lisans yapan, defalarca aşık olduğunu sanan, bir başkasını görünce öncekini unutan ama kızlara herbirini aynı heyecanla anlatabilen, okulun tenha yerlerinden haberdar olan ama birçoğuna gitmeye maalesef ki fırsat bulamayan (bir adet beyim olduğunda gerçekleştireceğim fantezilerimden biridir dhdhdh), sessiz yürüyüşe katılıp kafasına taş yemekten son anda kurtulan, fikri olmadan zikir edinen, kütüphanede sabahlamaya, sabahlarken de uyumaya bayılan, sezonlarca diziyi odadan çıkmadan 2 hafta içinde, uyumadan, yemeden içmeden izleyip Chuck’a dönen, oda arkadaşıyla okulun ilk senesinde bazlama içi tereyağı, kaşar ve tencere tencere makarna yemekten dobiş olan o bilgeyi hatırlamak istiyorum. Hafıza mükemmel bir yeti!!! muhteşemdi, muhteşem!
hem bu yerlere motorla gittiğim için keyiften ve gururdan da içim içime sığmıyor şu an. sonunda cesaret edebildim! bu bir başlangıç. bu yazın ve sonrasının böyle geçmesini istiyorum. mobil halde. oturmadan. ilk adım oldu ankara. uzun yol yapabilir miyim görmek istedim. ve toplamda yaklaşık 12 saat bana baya bir şey öğretti. mesela bolu dağı soğuk olurmuş yaz gününde bile. ve yağan yağmurun her bir damlası 120 ile giden motorda iğne etkisi yaparmış insanın üzerinde. ense donar, önündeki cam alçaksa göğsüne yediğin rüzgarlara hayata göğüs gerdiğin gibi göğüs germen gerekirmiş. titriyorsan, duramıyorsan ve dikkatin de dağılıyorsa, otobanda olsa bile yine de önüne kırma gereği duyan bir hanzoya laf yetiştircem derken şeritten çıkma tehlikesi geçirirmişsin. kalbinin çarpıntısından, kulaklarının uğultusundan, bağıra bağıra söylediğin ama kimsenin duymadığı, aklına bile nasıl geldiğini şaşırdığın şarkılardan mest olurmuşsun. 2 saat yağmurda sürdükten sonra, dikkatin dağılmasın diye pörtletip yola diktiğin gözlerin yorulur, bedenin bağıra çağıra mola ver derken, son 30 dakika ha gayret diye kendini gazlar, vücudunun son enerjisini hayatta kalmaya gömer, motora küçük tövbeler ederken bir yandan da daha sıkı sarılırmışsın. Hadi ha gayret kara şimşek dermişsin, ha gayret!
ilginçti. yorucuydu. acayip keyifliydi. yolda yediğim tost ve içtiğim çay bile özeldi. tamam tamam yaptığım tuvaletle ilgili yorumda bulunmuyorum tamaaaaam dakdba.
öyle işte. uzun yol deneyimim hayırlı olsun. Geçmişe yolculuk müthişti! Yediğim boka rağmen yanaklarımı sıkıyorum, güzel hayat vesselam. yine de eninde sonunda güzel.
Hayat boyu iyi yolculuklar diyır pesincırsssss Bus bus buseler.
“…Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu, henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz... …
ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga…”
Adnan Yücel
메타데이터
- post_id
- 42ede05799f4
- slug
- işte-yüzünde-badem-çiçekleri-saçlarında-gülen-toprak-ve-ilkbahar-42ede05799f4
- url
- https://medium.com/@bilge-k/i%C5%9Fte-y%C3%BCz%C3%BCnde-badem-%C3%A7i%C3%A7ekleri-sa%C3%A7lar%C4%B1nda-g%C3%BClen-toprak-ve-ilkbahar-42ede05799f4
- canonical_url
- https://medium.com/@bilge-k/i%C5%9Fte-y%C3%BCz%C3%BCnde-badem-%C3%A7i%C3%A7ekleri-sa%C3%A7lar%C4%B1nda-g%C3%BClen-toprak-ve-ilkbahar-42ede05799f4
- author_url
- https://medium.com/@bilge-k
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 05:13:04