Bir CHP Öz Eleştirisi
CHP içerisindeki çözümlenmesi gereken konular
Bir CHP Öz Eleştirisi
22 yaşında ömrü AKP iktidarı ile geçmiş, mevcut düzene karşı mücadele eden CHP’li bir genç olarak partimiz içerisinde görmüş olduğum sorunları tespit etmek ve bunlara çözüm bulmak amacıyla düşüncelerimi sizlere ulaştırmak istiyorum. Yapılan birçok yanlışa yıllardır göz yumulup devam edilmesi iktidara gelip adil, demokratik ve halktan yana bir yönetim sergilememizin önündeki en büyük engeldir. Siyasette nitekim yeni sayılabilecek bir gencin farkında olduğu sorunların objektif şekilde bakıldığında fark edilmesinin pek de zor olmadığı kanaatindeyim. Şu ana kadar gözlemlediğim sorunların bazılarını altı başlık altında inceledim. Olaylara ilk bakış açımı halkın gözünden, çözümlerimi ise partili kimliğimle gerçekleştirdim. Umut ediyorum ki bizler parti politikalarını değiştirecek ve partiyi yönetecek konumlara gelene kadar bu sorunlara çözüm bulunmuş olur. Yıllar sonra hâlâ daha parti içi sorunlara değil ülkemizi ileriye taşıyacak çözümlere odaklanabiliriz.

Atatürk ve Emaneti
Dillere pelesenk olmuş ‘’Atatürk’ün emaneti’’ söylemini psikolojik ve siyasi propaganda açısından ele alacağım. Geçmişimize ufacık dönüp baktığımızda fark edeceğimiz mühim noktalardan biri Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran insanlarla ve değerlerle birlikte partimizin de kurulduğu, yeniden bir toplumun inşasında önderlik görevini üstlendiği olacaktır. Bu kadar kıymetli bir geçmişe, örnek şahsiyetlere ve ilkelere sahip iken bunu siyasi şov ve propaganda amacıyla kullanmayı pek de doğru bulmuyorum. Çünkü 100 yıl önce yapılanlarla sadece iftihar etmekle kalıyorsak eğer hiçbir ilerleme kaydedemeyiz. Diğer yandan CHP tabii ki Atatürk’ün, onun yol arkadaşlarının ve Cumhuriyetin partisidir. Bunu inkâr etmek ise tarihi yok saymak demektir. Burada kendimize sormamız gereken soru ise bu değerleri şu anda ne kadar doğru şekilde temsil ettiğimizdir.
Çıkmaza düştüğümüz ya da eleştiri aldığımız her an Atatürk’ün emanetini, geçmişe olan özlemi ve bağlılığı halka hatırlatmak bir kayboluşun ve gerçeklerden kaçışın göstergesidir. Bizler de ne yazık ki yıllardır devam eden bir kayboluş sürecinin içerisindeyiz. Altı okumuz, ilkelerimiz, kırmızı çizgilerimiz var ama bir düş gibi. 9 Eylül 1923'teki ruhun, ideallerin fazlasıyla gerisindeyiz. Asıl maksat vatandan, ülkeden çıkmış şahsi menfaatlere kaymış gibi gözüküyor. Siyasi büyüklerin -yıllardır partinin önemli konumlarında yer alan nitelikli veya niteliksiz kişiler- kendilerinin ve ekiplerinin çıkarlarını savunmaktaki azimlerini maalesef ki partimizin ya da ülkemizin geleceği için mücadele ederken göremiyoruz. Savaşlarla dolu zor bir dönemden geçerken 600 yıllık cihan imparatorluğundan yeni bir ulus devletini kurmuş iradeye sahip partimizin küllerinden gelen bizlerin, bu değerleri layıkıyla temsil etmesi gerekir. ‘’Atatürk’’ bizim için kaçış değil ulaşılması gereken bir yol olmalıdır.

Dönemin CHP Genel Başkanı Ecevit, 1977de Urfada düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etmişti. (TRT)
Halka Ulaşma
Bu konuya bir akademik alandan bir de halk tarafından yaklaşmak gerekiyor. Akademik alanda yorum yapmaya şu andaki mevcut bilgilerim ne yazık ki imkân vermiyor. O yüzden açık bir şekilde hissettiklerimi, gördüklerimi, okuduklarımı, analiz ettiklerimizi sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu anlamda siyasi olarak ülkece nereden nereye geldiğimizi daha iyi anlamak için sizlere *Deniz Baykal’ın Siyasal Katılma - Bir Davranış İncelemesi* kitabını öneriyorum.
‘’CHP soyut değerlerle uğraşan toplumsal gruplara (entelektüel elitler) karşı hassas iken AP soyut değerlerle uğraşanlardan gelecek taleplere değil toplumun tabanından gelecek taleplere, baskılara karşı hassastır.’’
1970 yılında geçmişe bakılıp kurulan bu cümlenin 2024 yılında da hâlâ doğruluğunu koruması ne yazık ki bazı konularda pek de gelişim gösteremediğimizin açıkça kanıtıdır.
Bizler kendi siyasi kibirlerimizden ne zaman vazgeçeceğiz? Halkın %25'ini değil kendisini ne zaman temsil edeceğiz? Her gün yeniden düşünüyor insan, yapılmaması gereken bu yanlışlar göz göre göre neden yapılıyor sonrasında ise bu yanlışları düzeltebilmek için daha fazla gayreti neden sarf etmek zorunda kalıyoruz. Her şeyin en başında, sadece tahlilleri düzgün ve gerçekçi şekilde yapsak birçok sorunun çözümünü bulamaz mıyız? Özellikle darbeler sonrasındaki dönemde ülkemizde solun nasıl şeytanlaştırıldığının ve bunun halkta çok büyük oranda geçerliliğini sürdürdüğünün ne zaman farkına varacağız? İlk adımımız tam anlamıyla bunun farkına varmak olmalıdır. Sonrasında atacağımız adımlar ise uzun süredir devam eden bu algıya karşı neler yapabileceğimiz, bu algıyı nasıl kıracağımız olmalıdır. Sağ olarak nitelendirdiğimiz seçmenin temel olarak dikkat ettiği, kırmızı çizgisi olan konular nelerdir bunun tespitini yapmalıyız. Özellikle partimiz içinde dikkatimi çeken düzeltilmesi gereken hususlardan biri de üyelerin ve yöneticilerin davranışları. Halkın değerleriyle dalga geçmek ya da o değerleri küçümsemek belki de siyaseten yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir. Karşınızdaki halka sadece oy verecek seçmen olarak bakmamalısınız. Onları gerçekten anlayabilmeli yaşadıkları hayatı sosyolojik olarak iyi şekilde analiz etmelisiniz.
Halkımızın büyük bir kısmının ekonomik olarak yetersiz şartlar altında yaşadığını net verilerle birlikte biliyoruz. Bunun bilinçli bir iktidar politikası olduğunu da fark ediyor olmalıyız. Peki, buradaki iktidarın temel amacı nedir? Dine ve vatana bağlı olan seçmen üzerinde üç temel nokta üzerinde duruyor: Din, vatan ve şükür. Eğer bu üç ögeyi bir ülkenin tarihi ile de birleştirebilirseniz işte o zaman şu anki iktidarın yaptığı gibi etik olarak yanlış siyaseten başarılı bir propaganda gerçekleştirmiş olursunuz. Din elden gidecek, bunlar dinsizler gibi iktidarın argümanları nedeniyle muhafazakâr sağ seçmende kendini sol olarak tanımlamış partilere karşı açıkça bir bariyer var. Bunu kırabilmek partinin sahadaki çalışmalarına ve halkın önüne çıkardığı siyasi temsilcilerine bağlı. Son zamanlardaki en başarılı örneği ise herkesin malumu, Ekrem İmamoğlu. Bulunduğumuz noktada İmamoğlu’nun bu başarıya hangi profili çizip ulaştığını anlamamız gerekiyor. Halkın beklentisi belki de bizim tahmin ettiğimizden daha az olabilir. Her şeyi kusursuz şekilde yapmaktan ziyade onların değerlerini hakikaten anlamak ve saygı göstermek çözüm olabilir.
İzlenmesi sadece muhalif kesime ait olan birkaç iktidar karşıtı televizyon kanalının karşısında halkın neredeyse her kesiminin izlediği iktidar destekli kanallar var. Bu durumda istediğiniz kadar muhalif kanallardan propaganda yapın 85 milyonu aşan ülkemizde başarılı olma ihtimaliniz neredeyse sıfır olacaktır. 20 yıllık bir iktidar eğer basına da tamamen sirayet etmiş durumdaysa geriye tek bir çözüm kalıyor. Bu çözüm her an halkla iç içe olup hissettikleri duygularına tercüman olmak, hak arayışlarını sessiz şekilde değil en gür seslerle sokaklarda aramaktır. Muhalefet olarak ülkemizde sosyal medyadaki algıyı sokağa aktarmaktan ziyade sokakta algıyı oluşturup sosyal medya ile birlikte güçlendirmenin daha etkili olacağı kanısındayım. Aslında yakın zamanda elimize çok büyük bir fırsat geçmişti, Anayasayı tanımayan düzenin üzerine gidip yapacağımız geniş kapsamlı ve ses getirecek bir mitingle birlikte kamuoyunu, sosyal medyayı az da olsa ele geçirmiş algıyı değiştirmiş olacaktık. Ancak bu kadar önemli bir fırsatı da heba etmiş olduk. Halka ulaşamama konusunda Lütfü Savaş örneği ise belki yıllar bile sonra hatırlanacaktır. Halkın görüşlerinin bir adaydan, belediyeden -31 Mart günü Savaş seçimi kazansa dahi kamuoyundaki ve halktaki algıyı aleyhimizde işletmiş olmak daha büyük bir kayıp olacaktır- daha büyük ve önemli olduğunu açıkça göstermeliydik. Fakat bizler ne yaptık? Anketler sonucunda halk Savaş’ı istiyor diyerek haftalar boyu gözümüz kapalı, kulağımız duymaz gezdik. 6 Şubat günü yapılan anmada ise halkın gerçekte ne dediği ortaya çıkmış oldu. Sonrasında Savaş’ın yaptığı açıklamalar ise adaya karşı olan duyguları daha da tetikledi. Her defasında kritik bir seçim olduğunu hatırlattığımız bir süreçte iken halkın isteklerine göre aday çıkartmış olsak ne kaybedecektik? Bir diğer önemli örneği ise tek cümleyle gözler önüne serebiliriz. Halkın umudunun zirve yaptığı fakat kaybedilen 14–28 Mayıs seçimleri sonrası ‘’aday doğruydu halk yanlıştı’’ diyen partili elitler. Tabii ki birkaç örnekle birlikte halka ulaşamamayı açıklamak yetersiz olacaktır. Fakat bugüne kadar yapılan birçok hatayla birlikte halkımız CHP’nin kendisini tam anlamıyla temsil ettiğini düşünmüyor. Şunu da unutmamak gerekir bizler dönülmez bir yolda da değiliz. İzlenecek politikalar ve karar mercindeki yöneticiler değişirse eğer daha güçlü bir hale gelip iktidar olmak çok da uzak olmayacaktır.

6 Şubat 2024, Hatay
Kürtlerin Temsili
Kısa vadeli çözümlerle ilerlemeye çalışınca uzun vadeli ilkelerimize sahip çıkamıyoruz. Her seçim özelinde küçük kazançlar için taviz vermektense uzun vadeli düşünüp ilkeli ve net bir duruş göstermek partimizin geleceği için daha parlak olacaktır. Kuruluşunda hiçbir ayrım gözetilmeyen güzel ülkemizde birçok parçaya ayrılmış durumdayız. Bunun bilinçli şekilde yapılmadığını düşünmek de açıkçası ahmaklık olacaktır. Peki biz buna karşı neler yaptık ya da yapıyoruz? Gerçekten doğru tarafta mıyız? İktidar cephesinden hiç düşündük mü? Güçlü bir iktidarın her zaman istediği karşısında bölünmüş bir muhalefet seçmenidir. Son seçimlerde ülkemizde bu seçmeni toplayacak olanın birçok partinin birleşmesi olmadığını da açıkça görmüş olduk. Demek ki bu partiler düzeyinde değil halk düzeyinde olmalıdır.
Ülkemizde yüz yıllardır aynı çatı altında yaşadığımız Kürt kardeşlerimizin neden sığındığı en büyük liman şimdiki adıyla DEM Parti oluyor? Bizler herkese adalet getirdiğimizi, ezilenin hakkını savunduğumuzu, bu ülkeyi kuran akıldan geldiğimizi gururla söylemiyor muyuz? Peki neden batıdaki seçmene daha iyi ulaşabilirken aynı topraklarda yaşadığımız Kürt seçmene istediğimiz şekilde ulaşamıyoruz? Yoksa her seçimde kolaya mı kaçıyoruz? DEM Partinin hâkimiyetine mahkûm bırakılmış Kürt seçmenin oylarını almak için partiler düzeyindeki bir yakınlaşmayı halkımızın çoğunluğu doğal olarak kabul etmeyecektir. Bunu anlamak için değişen birçok ismiyle birlikte DEM Parti’nin bugüne kadar uyguladığı politikalara ve söylemlere dikkatli şekilde bakmak, incelemek gerekiyor. Bunlar kurucu değerlerimizle, milliyetçi duygularımızla ve düşüncelerimizle ne kadar uyuşuyor yoksa çoğu zaman zıt yönlerde mi kalıyor? Belki de uyguladıkları politikalarla birlikte birçok noktada Kürtlerin ülkemiz içerisinde daha da ayrıştırılmasına yol açıyordur.
Bu büyük sorunun çözümünün ortak tarihe vurgu ve ulus devlet anlayışının halkın her kesimine doğru şekilde anlatılmasından geçtiğini düşünüyorum. Eğer uzun vadeli politikalarımızı ve planlarımızı bu yönde yapabilirsek gireceğimiz her seçimde halkın her kesimine ulaşıp hiçbir partiyle yakınlık kurmadan hedeflerimize ulaşabiliriz.

Gezi, 2013
Olaylara Hızlı ve Doğru Reaksiyon Verme
Yaşadığımız zamanın bize getirdiklerini iyi kavramamız gerekiyor. Özellikle de sosyal iletişim araçlarını. Televizyonun ve sosyal medyanın gücü hiç olmadığı kadar fazla. 20. yüz yıldaki gibi olaylara bir süreç içerisinde tepki vermeniz artık halk tarafından pek de hoş karşılanmıyor. Olay yaşandıktan sonra reaksiyon vermediğiniz her saniye sizin aleyhinize işliyor. Ancak iş sadece olaylara hızlı şekilde tepki vermekle de bitmiyor. İktidar baskısının dorukta olduğu bir ülkede muhalefetteyseniz eğer o tepkinin ne kadar tutarlı ve doğru olduğu da büyük bir önem arz ediyor. Olaylara en hızlı şekilde doğru reaksiyonu verebilmenin yolu ise ilkeli duruşu her daim sergileyebilmekten geçiyor. Yıllar önce atmış olduğunuz bir tweet ile bugün yaptığınız açıklama arasında ufacık bir çelişki olduğunda verdiğiniz tepki doğru olsa bile halk nezdinde kabul görmeyecektir. Bu nedenle çıkarlarınız doğrultusunda, değişen her durum karşısında farklı bir görüş sergilememeniz gerekiyor.
Elbette ki olaylara verdiğiniz tepkilerin niteliği, zamanı ve yeri de önemli. Verdiğiniz tepkiler, iktidarın istediği çizgiler içerisinde olduğu sürece bu ne yazık ki halk nezdinde bir anlam ifade etmiyor. Bu yüzden propagandanızın sınırlarını kendiniz belirlemelisiniz. Baskıcı bir iktidara karşı sadece Twitter’dan yapılan birkaç satırlık açıklamalar ya da kısa ve anlamsız videolarla muhalefet yapıp sesinizi duyuramazsınız. Unutmayın ki hâlâ daha kırsalın çoğuna sosyal medya ve telefon nitelikli şekilde ulaşamıyor. Yani şu anda sizin verdiğiniz tepkilerin birçoğunu halk görmüyor, duymuyor. Bunun halka ulaşması için ya televizyonu ya da fısıltı gazetesini kullanmaya mecbursunuz. Fakat bunları başarılı şekilde kullanmak da tam olarak çözüme ulaştırmıyor. Nasıl ülkemizde büyük bir kutuplaşma varsa aynısı iletişim araçlarında da geçerli. Kişiselleştirmenin çok kolay olduğu bu araçlarda insanlar kendilerine ne hoş geliyorsa neyi doğru buluyorlarsa yanlış bile olsa onu tercih ediyor. Yani muhalif sadece muhalif medyayı iktidar yanlısı ise sadece yandaş medyayı okuyor, dinliyor ve izliyor. Bunu aşabilmenin yollarını düşününce akla ilk gelenlerden biri sokağa çıkıp gece gündüz demeden çalışıp -seçim dönemleri dışında da- toplumu harekete geçirerek sesini duyurmak oluyor. Ancak bu kadar baskıcı bir rejim altında halkı ve hakkı savunanları buna ikna etmek kolay olmayacaktır. Bu yüzden farklı neler yapılabileceği konusunda fikirler ortaya konulmalı tartışmaya açılmalı ve uygulanmaya başlanmalıdır. Sadece bekleyerek bir yere maalesef ki varılmıyor.

38. Cumhuriyet Halk Partisi Olağan Kurultayı, 4 Kasım 2023
Parti İçi Demokrasi
4 Kasım 2023 tarihindeki kurultayımızda büyük bir demokrasi şöleni yaşayarak adil bir yarışla genel başkanımızı değiştirdik. Aslında bunu ülkemizde pek de eşine rastlanmayan şekilde seçimle gerçekleştirdik. Şimdi ise hedefimiz parti içerisindeki demokrasiyi sağlamak olmalıdır. Fakat bu yazıldığı kadar kolay olmayacak gibi duruyor. Yılların getirdiği güç dengeleri ve farklı siyasi anlayışlarla beraber partimizin içerisi aslında tam da ülkemiz gibi. Farklı grupların kendisi arasında kümeleşip dışarıya kapalı olduğu, liyakatten ziyade kendinden olmaya baktıkları, parti içi güç savaşının döndüğü bir ortam içerisindeyiz. Bunun en temel sebebi ise net bir ideolojik ve etik alt yapıya ne yazık ki ulaşamamış olmamız. Bizi bir araya toplayan değerler sadece güç, iktidar karşıtlığı ve seçim zamanları olmamalı. Gerçekten bir amaç uğruna önce partimizin içerisinde mücadele vermeli ve o mücadelenin içinden eskisinden daha güçlü şekilde çıkan fikirlerle ve liderlerle iktidar olmalıyız. Siyasi etik ve demokrasiden bir haber olarak da yaşamamalıyız. Sadece kürsülere çıkıp konuşarak demokrasinin sağlanmadığını öğrenmiş olmalıyız. Kapılar arkasında kendi şahsi menfaatlerini düşünen insanların sonrasında söyledikleriyle yaptıkları ne kadar uyumlu ne kadar çelişiyor bunu iyi analiz edip hak ettikleri karşılık neyse onu vermeliyiz.
Demokrasiyi gökten gelecek bir mucizeymiş gibi de görmemeliyiz. Eğer parti içerisindeki adaletsizlikten şikâyet ediyorsak buna karşı dimdik durarak mücadele etmeliyiz. Kaybedilen mücadeleler içinde var olacaksak bile her daim doğrunun ve adaletin tarafında olmalıyız.
Ön Seçim Muamması
Her ilçe ve il kongresinde hatta kurultayda bile ortak olarak verilen tek bir vaat vardı, o da ön seçim. Peki bu gerçekten sağlıklı şekilde sağlanabilecek miydi? Cevap açık şekilde ‘’hayır’’ oldu.
Her aday insanları kendi adaylığı altında konsolide etmek amacıyla üyeler bazında heyecan uyandırıp sorununa değindiğini düşündüğü vaatleri kolaymış gibi veriyor. Sonrasında ise sonuçlar pek de iç açıcı olmuyor. Tam olarak planlaması yapılmamış ve tutulması zor vaatlerin parti içi seçimlerde verilmemesi kanaatindeyim. Çünkü bu, iktidar mücadelesini hep birlikte verdiğimiz partililerimizi açık şekilde kandırmak oluyor. İçerideki rekabet ortamı ile dışarıdaki ortamı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Peki ön seçimi hangi koşullar altında yapabiliriz? Nitelikli ve başarıya ulaştıracak bir ön seçimi gerçekleştirebilmek için öncelikle üyelerin katılım oranının ve oy tercihlerinin doğru şekilde tespit edilmesi gerekiyor. Ulaşımı sağlayıp daha çok üyeyi seçime ulaştırmak, oylarını baskıyla ya da maddi güçle almak gibi yöntemleri özellikle de yerelde kullanan adayların, önde bitirdiği seçimleri yaşamamak adına kesinlikle farklı ve yapıcı önlemler alınmalı. Bu önlemleri almanın yolu ise basit ve kısa süreli olmayacaktır. Üyelerin oy tercihlerini, partiyi ileriye taşıyacak olan adaylardan yana yapması için genel ve yıllar süren bir bilinçlendirme projesi yapılmalıdır. Bu projelerin içinde eğitim programları, üyelik bilincini kazandıracak çalışmalar vb. olmalıdır. Projelerin sonucunu almak ise belki yıllar sürecektir. Süreç içerisinde ise alternatif yöntemlerin düşünülmesinin, dünyadaki uygulamalardan örnek alınmasının daha yararlı olacağını düşünüyorum.

İnönü ve Ecevit, 1960
Yöneticiler ve Niteliği
Bunu iki başlık altında incelemek istiyorum. İlki gençlik kollarından yıllar içerisinde yetişip gelenler, ikincisi ise sonrasında uygun ortam sağlandığı zaman gelenler. Buradaki ayrımın bizden olanlarla olmayanlar gibi algılanmasını istemem, yazının devamında neden farklı ve önemli olduğunu birlikte anlayacağız.
1. Gençlik Kollarından Yetişenler
İlk dikkat etmemiz gereken konu gençlik kollarını kimin oluşturduğudur. 18 yaşını doldurmuş herkese elbette ki partimizin kapısı açıktır. Çünkü bir parti içerisinde herkesin üstlenip başarıyla gerçekleştirebileceği görevler vardır. Burada dikkat çekmek istediğim konu ise ileride yönetici olma potansiyeli taşıyan gençlerimiz. Bizler gerçekten üniversitelerdeki ya da ondan sonraki yaşamdaki nitekim nitelikli olarak adlandırabileceğimiz gençlere ne kadar başarılı şekilde ulaşabiliyoruz? Hayatının önemli bir kısmını CHP’ye ve siyasete vermesi için gerekli ortamı sağlayabiliyor muyuz? Yoksa aksine içerideki kaostan ve liyakatsizlikten ötürü susturup partiye küstürdükten sonra yolun başında o parlayan ışıkları söndürüyor muyuz?
Ülkemizdeki bu mücevherleri ortaya çıkarmak, onlara bir yol çizmek ve bu yolda onlara nasıl ilerleyebileceklerini göstermek partimizin temel görevlerinden biri olmalıdır. Bizler sadece 4–5 senelik iktidarlarla kendimizi tatmin mi edeceğiz yoksa yıllar sürecek projelerimizle birlikte geleceğin inşasını, toplumsal düzenini ve siyasi ortamını mı oluşturacağız? Artık buna net şekilde karar verilip ona göre bir yapılanma, düzen ve örgütlenme oluşturulmalıdır. Anlık duygularla ve geçici heveslerle hayallerimizi gerçekleştiremeyiz. Daha kapsamlı ve planlı olmalıyız. Bunu sağlayabilmenin temeli de eğitimden ve alan açmaktan geçiyor. 18 yaşında bir genç partimize adım attığında ilk nelerle karşılaşıyor? Siyasi çıkarlar, bayrak ve afiş asımları, stant çalışmaları ve daha birçok benzer işle. Peki siyaset ya da ideoloji bunların neresinde kalıyor? Bu genç ne zaman siyaset adına bir şeyler öğrenebilecek? Belki de hayatının sonuna kadar sadece büyüklerinden ne gördüyse onu uygulamaya, anlatmaya çalışacak. Düzen bu şekilde devam ettiği sürece de partimizin içerisinden nitelikli ve vizyonlu siyasetçi çıkarmamız zora girecek. Bu olanlara karşı çıkıp Gençlik Kollarını hakikaten siyasi yetişme alanına çevirebilirsek eğer o zaman başarıya çok da uzak olmayız. Birçok farklı çözüm yoluyla da bunu gerçekleştirebiliriz. Önemli olan ise temel noktaları iyi anlayıp buna yönelik çalışmaları ortaya koyabilmek. Yıllar içerisinde eğitimini almış ve önüne açılan alanları iyi şekilde değerlendirmiş gençlerin yönetici olduğu bir CHP muasır medeniyetler seviyesine elbet bizi çıkaracaktır.
2. Nüfuz ya da Nitelik Sahibi Olup Siyasete Atılanlar
Aslında tanımladığımız bu kesim güçlü temsil ve iş yapma kapasitesiyle beraber partimizin gücünü artırabilecek insanlardan oluşuyor. Burada ise hemen birkaç soru işareti ile karşılaşıyoruz. Gerçekten partiyi ve ilkelerini benimsemiş insanlar mı? Partili olsalar bile genel siyasi ve iletişim bilgileri ile siyaset yapabilme kapasiteleri ne kadar? Bu iki soruya vereceğimiz cevaplarla birlikte nasıl bir yol çizilebilir açısından önemli göstergeleri bulmuş olacağız.
Bu nitelikteki insanların partiye katılmaları her zaman teşvik edilmelidir. Ancak parti içerisindeki görevlere talip olmadan önce belirli bir eğitimden geçmeleri gerektiğini savunuyorum. Temel siyaset bilgisi, iletişim, parti tarihimiz, programımız, tüzüğümüz, sosyal demokrasi ve propaganda üzerine eğitimler verilerek istenilen düzeye çekilmeli. Eğer bunu başarabilirsek CHP’yi yöneten insanların nitelik düzeyini ve siyasi anlayışını üst seviyelere çıkarmış oluruz. Belirli bir örneğini başarılı ancak yeterli olamayan şekilde CHP Parti Okulu gerçekleştirmeye çalışıyor. Çok kıymetli hocalarımızın verdiği eğitimler ve yetiştirdiği insanlar sayesinde ileriye gidiyoruz. Fakat hızımız bize yeterli olacak seviyede ne yazık ki değil. Geliştirilebilecek ve desteklenmesi gereken çok fazla noktası var. Partimizin ve ülkemizin geleceğini düşünen insanların bu konu üzerinde daha çok düşünmesi, fikirler ve projeler üretmesi gerekiyor.
메타데이터
- post_id
- 4304fbe102cf
- slug
- bir-chp-öz-eleştirisi-4304fbe102cf
- url
- https://medium.com/@nitel/bir-chp-%C3%B6z-ele%C5%9Ftirisi-4304fbe102cf
- canonical_url
- https://medium.com/@nitel/bir-chp-%C3%B6z-ele%C5%9Ftirisi-4304fbe102cf
- author_url
- https://medium.com/@nitel
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-24 09:38:12