← Back to list

İnsan Tortusu

Peyk’ten Bana Kalan

Tolga Pınar in Türkçe Yayın · 2026-03-16 07:07 · 43 claps · 1.8 min read
#deneme #türkçe #peyk #goya
Open on Medium ↗

İnsan Tortusu

Peyk’ten Bana Kalan

Francisco Goya, Tristes presentimientos de lo que ha de acontecer, 1814

Francisco Goya, Tristes presentimientos de lo que ha de acontecer, 1814

Uzun süredir ve sık sık dinliyorum bu şarkıyı. Bir şarkının “Duyan mı var?” diyerek başlaması, başlı başına tutuklayıcı zaten.

Şarkıları hep, sözlerini daha önemseyen biri olarak dinlemişimdir. O yüzden bir sürü albenisi olan, her seferinde başka bir yerinden, başka bir cümlesini sevdiren bir şarkı oldu bu benim için.

“Yalnız gölgeler” mi?

Gölge zaten ne ki? Etrafta gölgemi arıyorum hemen. Karanlıkta gizlenmiş olsa gerek. Görüşemiyoruz. En yalnız halim diye düşünüyorum. Gölgemiz, bütün ilişkilerimizden arınmış halimiz. Detaysız, renksiz, boyutsuz; birinin çocuğu, kardeşi, arkadaşı sevgilisi olmayan halimiz. Paylaşıldıklarımızdan geriye kalan. Sıfatsız, yalın, yalnız. İnsan tortusu.

“Biri masada sızmış. Kimi unutuyor, kim bilir.”

Unutamamanın hazzını yaşamak için içmiş biriyle edilen, tatlı bir alay. Çünkü çoğumuz, aşık olduğumuzu; unutmaya çalışırken, unutmamaktan aldığımız keyifle, düşünüp, keşfettik ve tabi ki öyle olduğunu da sandık. Bu sefer kim? Kim bilir…

[embed]

“Yıkıldı buluştuğumuz odalar.”

Cidden.

Bak bu metafor değil. Benim en öğrenci olduğum yıllarda yaşadığım evin odaları, duvarları yer yer yıkılarak pide salonuna çevrildi. Küçük basket toplarıyla eğlendiğimiz odalar. Dağınık, pis, sorumsuz öğrenci odalarımız. Gencecik odalarımız. Hiçbir ailenin tasvip etmeyeceği odalarımız. Sofralar kurup, aç kaldığımız odalarımız. Gün be gün yetişkinliğimizle buluştuğumuz odalarımız, şu an bir pideciye aile salonu olarak hizmet ediyorlar.

Bir sürü anı biriktirdiğiniz yerde başkalarının oturması ve oraya hiç gidememeniz daha kötü olabilir aslında. Şimdi ara ara gidiyorum eski evime. Bir pide söylüyorum. Bu sefer bir uygulamadan değil. Kendi odamda, bir garsonun yüzüne, doğrudan söylüyorum. “Hemen abi’ diyor. Çok geçmeden de getiriyor. Bütün gerçeklik algımı yitiriyorum. Evimden çıkarken hesap ödemeyi tarif edemiyorum kendime.

Cidden dediğim de bu yani. Şair Nedim’e çıkınca, Can marketin önünden evime bakıyorum. “Artık hiçbir şey aynı değil. Sesim boşa gidiyor. Vardım. oradaydım ben.”

“Kime lazım eski anılar?”

Bazı şeylerin ne kadar eski olduğunu fark ediyorum tam burasında şarkının. Bir süre en çok burası hüzünlendiriyor beni. Sonra ilk fark ettiğim anın bile eskidiğine şahit oluyorum. Şarkı akıp gidiyor.

“Varmıyor dilim konuşmaya.”

Er geç geliyor bu kısım. Yaş alındıkça, konuşmaktan da avaz avaz vaz geçiyor insan. Kalp kırmaktan da, gönül almaktan da. Zaman azalıyor. Çünkü zaman, “bize yazılan kadar” ve hiçbir fikrim de yok, bir kalbi kırınca, gönlünü alacak kadar vaktim olacak mı?

“Severdin tanısan beni.”

Beni gerçekten tanımadığı için seven de onlarca insan var aslında. İşte bunu düşünündükten sonra geliyor bana, sanki bin yıl süren bu his.

“Kaybolmam lazım kendimden. Kimse bulmadan beni.”

Bazen, gece uyandığımda kendimi bu şarkının ıslığını çalmaya çalışırken buluyorum. Sonra da bu nefessiz ıslığımı “duyan mı var?” diye en başa dönüyorum. En baştan, içimden söyleye söyleye uyuyorum geri.

Bu sefer kalktım oturdum.

“Yine sabah oluyor ve niye hala uykum yok.”


메타데이터
post_id
4564ecf3f67f
slug
i̇nsan-tortusu-4564ecf3f67f
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87nsan-tortusu-4564ecf3f67f
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87nsan-tortusu-4564ecf3f67f
author_url
https://medium.com/@tlgpnr
status
ok
fetched_at
2026-06-20 20:29:01