Kelebeklerin dansı
Bodrum, 17 Mayıs 2020
Kelebeklerin dansı
Bodrum, 17 Mayıs 2020

Canın sağ olsun Sarıkız, ama lütfen şu arabayı rahat bırak artık.
Bir kaç sene evvel evin önünde park etmiş arabamız Sarıkız’ın akşam yemeğine engel olunca, inek kızmış ve ön tamponu haşat etmişti. Ben de ona kızıp, haddini bildirmek için elime bir sopa alıp hışımla sokağa inmiştim ama karşımda yüzlerce kiloluk devle karşılaşınca da, içimdeki El Cordoba’yı ortaya çıkaramamış ve geri çekilip, savaşa taş atarak devam etmiştim. O gece Sarıkız taşlardan korkup kaçtı ama ben de ondan sonra arabayı duvardan bir inek mesafesinde açıp park etmeye başladım. O yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır.
Daha sonra ineklerle başımız hiç derde girmedi. İlişkimiz karşılıklı sevgi ve saygı içinde yürüdü. Biz arabayı duvardan açarak park ettik, inekler de sarmaşıkları afiyetle yediler. Tek sıkıntımız zaman zaman kapının önüne bıraktıkları gübreli mayınlardı. Bu malzeme ilk gün biraz kokar ondan sonra kurumaya başlar, üstüne basmayınca da zararsızdır. Temizleninceye kadar da üstünden atlayarak çıkarız evden. Dikkatli olmak gerekir, eğer o sırada yere bakmıyorsan, geçmiş olsun. Ülkenin genel şartlarından çok da farklı değil aslında bu durum. İnsan zamanla her şeye alışıyor, çaresiz giderek buna da alıştık, hatta kapının önünde mayın görmediğimiz zamanlarda sarı inek için endişelenmeye bile başladık. Ama endişemiz hiç bir zaman uzun sürmedi. İnekler de kedilere benziyor, hep aynı yere yapmayı seviyorlar. Bizim kapının önü de en favori noktadır. Bazen de arabanın tam şoför kapısının önüne yaparlar, inanamazsınız ne kadar zordur o şartlarda arabaya binmek. Bir kere ineklerin sahibine şaka yollu söyleyecek oldum, “heyvan bu beyim laf annataman ki, sen gel de bizim baaçeyi gör” dedi, ters bir ifadeyle. O kadar ineğin bahçede yaptıklarını hayal ettim, bir de bizim kapının önündeki iki mayına baktım hak verdim adama doğrusu. Keşke söyleyip de canını sıkmasaydım adamcağızın diye üzüldüm. Büyük şehirden kaçtık geldik medeniyetin çok fazla girmediği bir dağ başına, sessiz sakin ama işin bir de bu tarafı var.

Bodrum, Bodrum
Bodrum Bodrum, Nasıl anlatsam Nerden başlasam, Kaç kişiydik o zaman Kaç kişi kaldık şimdi
Şarkılara kapılıp Bodrum’a gelenler Şarkılara girmez işin bu tezek tarafı Oysa apayrı bir romantizmdir bu…
Bu inekler her şartta görürler işlerini, örneğin yürürken yapmayı çok seviyorlar, bütün yol öbek öbek işaretleniyor. Belki de dönüş yolunu böyle buluyorlardır, aynı Hansel ve Gratel gibi. Dartanyan, yani ineklerin sahibi, çizmeli kedi gibi silahşorlerin arkasından giderken olan bitenden hiç rahatsız olmaz. Bu durum da ülkenin halini hatırlatır bana. Her şey vardır bu karede, kendisini buraların sahibi sanan asık suratlı inek sahibi, bir türlü bitirilmeyen yol, öbek öbek pislikler, inekler ve bütün bunları sessizce seyredip bunun içinden mutluluk çıkarmaya çalışan biz.
Biz ineklerle böyle mutlu mesut yaşarken bir gün Füsun’un telefonu çaldı, arayan yandaki komşumuzdu. Arabamızın yan aynasının kırık olduğunu haber veriyordu.
Deja vu…
Bu telefon beni yıllar öncesine Cidde’ye götürdü ve üst kattaki Filistinli dostlarımızın telefonu ile uyandığımız günü hatırladım. O zaman da konu yine bizim arabaydı ama o günün haberi kırılan ayna değil çalınan tekerlekti. ‘Tekerlek Hırsızı’ öyküsünde bu olayı anlatmıştım. Bizim arabalara olanları komşular telefonla haber veriyordu.

Sanki birisi aynayı sivri bir şeyle kırmıştı. Taş da isabet etmiş olabilirdi ama bizim burada sokakta oynayan çocuk pek yoktur.
Bu güne dönünce aşağı inip baktım. Yan aynanın sadece aynası tuz buz olmuş parçaları yerde duruyordu, ama aynanın kasası sapa sağlamdı, darbe almamış, kapanmamış veya açılmamıştı. Sanki birisi aynayı sivri bir şeyle kırmıştı. Taş da isabet etmiş olabilirdi ama bizim burada sokakta oynayan çocuk pek yoktur. İlk şaşkınlığımı atınca hatırladım, aylar evvel aynı ayna yerinden oynamaya başlamış serviste yapıştırmışlardı. Belki de yapıştırıcının ömrü bitmiş çözülmüş ayna da düşüp kırılmıştı. Her neyse bu sefer yapıştırmakla kurtulamazdım, tüm ayna kasası ile değişecekti belli ki, kısa günün zararı dedim kendi kendime.
Bunları düşünürken gözüm kapının üst kısmında bir grup sarı tüye takıldı. Yaklaşıp baktım, kısa ve sert tüylerdi bunlar. Bu yükseklikteki tüy ancak bizim mayıncı Sarıkız‘a ait olabilirdi, renkler de tutuyordu. Bu iri hayvan, tüyleri kapıya yapışacak kadar sert bir şekilde arabaya çarpmış, ayna yerinden oynayıp düşmüş, ama garip bir şekilde kaportaya da bir zarar vermemişti. Sarıkız’ın ön ayağı arka ayağına biraz bol bir iple bağlıdır, belki de ipe dolandı, tökezledi ve arabaya vurdu diye düşündüm. Çözmek anlamak zordu ama ayna kırılmıştı ve sarı tüyler de oradaydı. Bu işin içinde bir inek vardı ama konuşturamazdım, sahibine şikayet etsem söyleyeceklerimin “Hiç bir şey olmasa bile mutlaka bir şey olmuştur” söyleminden pek bir farkı olmazdı. Çaresiz Olay Yeri İnceleme olarak aynayı daha fazla düşünmeden, ülkemizde artık adet haline gelmiş olduğu üzere, deliller ortadayken faili meçhul olarak rafa kaldırdım.

Başta bizi gördükleri zaman korkup kaçıyorlardı ama daha sonra bize de aldırmaz oldular, açlık her şeyin önündeydi.
Eve çıkarken, geçen sene bazı geceler üstümüzdeki ormandan çıkıp sürüler halinde gelmeyi adet eden domuzları düşündüm. Hayvanlar açtı ve çöp tenekelerini yağmalamaya başlamışlardı. Başta bizi gördükleri zaman korkup kaçıyorlardı ama daha sonra bize de aldırmaz oldular, açlık her şeyin önündeydi. Sadece domuzların değil bir çok canlı türünün derdi aynı. Aslında Sarıkız ve sahibi de bizden önce burada özgürce yaşıyordu, onun için adam bana ters cevap vermişti. Kimse ineklerin pisliğinden, sesinden şikayet etmiyordu, suları yetiyordu, hava ve deniz temizdi, mandalina önemliydi, rant diye bir şey yoktu. Bizler buralara gelip yerleşince birlikte yaşamak yerine onların yaşam alanlarını da işgal ettik. Oysa amacımız gittiğimiz yeri ele geçirip değiştirmek değil, oraya uymak olmalı. Aksi taktirde tüm yerel değerler yok olur, oluyor da zaten. AVM, trafik, hava kirliliği, yüksek sesli müzik, aşırı tüketicilik gibi modern hayatın olumsuzlukları ile birlikte geliyoruz buralara, o zaman da rüzgarın sesi, denizin kokusu, doğanın güzelliği giderek yok oluyor, yıldızlar azalıyor, buradaki hayatın dingin temposu değişiyor, en kötüsü de etrafı pişmiş et kokuları kaplıyor. Buradaki insanlar da bizimle gelen ekonominin cazibesine kapılıp bize benzemeye başlıyorlar. Sonuçta buradan da yeni yerlere kaçıp oraları bozuyoruz. Kısacası bu döngüyü durdurmak için Sarıkız’la birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Onun için canın sağ olsun Sarıkız, ama lütfen şu arabayı rahat bırak artık.

En öndeki bana döndü, kanatlarını iki yana açtı ve “perde” dedi.
Dün sabah kalktığımda etraf sessiz, hava da çok güzeldi, kedilere mama verdikten sonra ön taraftan korkuluğa yaslanıp biraz koyu seyretmek istedim. Öndeki kekik iyice çiçeklenmişti, yaklaştığımda bir anda içinden bir sürü kelebek fışkırdı. Hiç bu kadar çok kelebeği bir arada görmemiştim. Kekiğe meraklı olduklarını da bilmiyordum. Bir bulut gibi yükseldiler, kuşlar veya balıklar gibi birlikte hareket etmiyorlardı. Sürü değildiler çünkü, her biri bir yıldızdı, her biri Nureyev’di. İşte o zaman anladım neden her kelebek gördüğümde içimde bir ferahlık hissettiğimi, özgürlüğü çağrıştırıyordu kelebekler. Kısacık ömürlerinde bireyselliği keşfetmişlerdi. Sabahın bu erken saatinde doğanın nasıl değiştiğine şahit oluyordum. Koya bakmak yerine geri çekildim, bir süre bu bale gösterisini izledim. Kendilerini güvende hissedince birer birer kekiğe kondular, en öndeki bana döndü, kanatlarını iki yana açtı ve “perde” dedi.
메타데이터
- post_id
- 458afeac7f2f
- slug
- kelebeklerin-dansı-458afeac7f2f
- url
- https://medium.com/@enginyucel48/kelebeklerin-dans%C4%B1-458afeac7f2f
- canonical_url
- https://medium.com/@enginyucel48/kelebeklerin-dans%C4%B1-458afeac7f2f
- author_url
- https://medium.com/@enginyucel48
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 15:41:11