[COP31'e Doğru] 06 Ankara: Başkent Susuz Kalırsa
Ocak 2026. Ankara’nın barajlarında aktif doluluk yüzde 1'e düşüyor. Geçen yıl aynı tarihte oran yüzde 19,75'ti.
[COP31'e Doğru] 06 Ankara: Başkent Susuz Kalırsa

Ocak 2026. Ankara’nın barajlarında aktif doluluk yüzde 1'e düşüyor. Geçen yıl aynı tarihte oran yüzde 19,75'ti.
Barajlardaki toplam su 465 milyon metreküpten 194 milyona düştü. Aktif olarak alınabilecek su ise 277 milyon metreküpten 15 milyona geriledi. Kent günde 1,4 milyon metreküp su tüketiyor. Mansur Yavaş “hiç yağmur yağmasa 200 günlük suyumuz var” dedi. Neyse ki yağmurlar imdada yetişti. Fakat daha kaç “neyse ki!” kaldı?
Türkiye’nin başkenti, son elli yılın en ağır su kriziyle yüz yüze geldi. Ve bu kriz, bir gecede olmadı.
Ölü hacimden pompalama: Son çare
Durumu anlamak için biraz teknik bilgi gerekiyor. Bir barajdaki suyun tamamı şehre verilemez. Tabanında, fiziksel olarak borulara aktarılamayan bir miktar kalır. Buna “ölü hacim” denir. Normal koşullarda o suya dokunulmaz.
Ankara, Ocak 2026'da o suya dokunmak zorunda kaldı.
Çamlıdere, Eğrekkaya, Kavşakkaya ve Akyar barajlarına normalde ulaşılamayacak suyu da çekebilmek için yüzer pompa sistemleri kuruldu. Kesikköprü Barajı, kente adeta can suyu oluyor; günlük tüketimin neredeyse yarısı oradan karşılanıyor. Ama bu su kente gelirken ciddi bir enerji maliyeti de çıkıyor. Çünkü pompayla, uzun mesafeden, yükseğe basılıyor.
ASKİ, suyun özellikle gece saatlerinde “kontrollü” verileceğini açıkladı. Vatandaşlara bahçe sulama ve araba yıkama gibi “aşırı tüketimlerden” kaçınma çağrısı yapıldı. Güzel. Ama bir kentin su politikasının “araba yıkamayın” çağrısına indirgenmiş olması, yapısal sorunun boyutunu gösteriyor.
2025: Son elli yılın en kurak yılı
Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, Ankara’nın durumunu net özetliyor: “Ankara, kişi başına düşen yağış miktarı açısından Türkiye’nin en dezavantajlı illerinden biri.”
2025, hidrolojik veriler açısından son 50 yılın en kurak yılıydı. Aşırı sıcaklığa bağlı buharlaşma, kullanılabilir suyu yüzde 10 daha azalttı. Yıldız’a göre 2021–2030 döneminde yağışlarda ciddi azalma öngörülüyordu. Öngörüler doğru çıktı.
Ama mesele sadece yağış azlığı değil. İTÜ’den Prof. Dr. Ünal, kuraklığın meteorolojik bir süreç olarak başladığını ama “bir afete ya da susuzluğa dönüşmesinin yönetimsel tercihlerle ilgili” olduğunu vurguluyor. “Doğal su tutma kapasitesine sahip alanların kaybedilmesi ve artan yerleşim baskısı, barajların ve göllerin su bütçesini doğrudan olumsuz etkiliyor.”
Yani kuraklık bir tetikleyici. Ama susuzluğun asıl nedeni başka: plansız büyüme. Ankara 1994’ten beri plansız bir büyüme ile karşı karşıya geldi. Nerede yeşil bir alan varsa ya beton ya da asfalt ile kaplandı. Evlerin kendi bahçeleri bile kentsel dönüşüm sonrasında betona bulandı.
6 milyonluk kent, bozkırın ortasında
Ankara, coğrafi olarak su zengini bir kent değil, hiçbir zaman olmadı. Ankara’nın kuruluşu anlatılırken bile bu durumun hep altı çizilir ve bir mucize olduğu ifade edilir. İç Anadolu’nun yarı kurak step iklimine sahip, denizden uzak, büyük akarsuları olmayan bir noktasında Ankara. Cumhuriyet’in başkent ilanıyla birlikte planlı bir şekilde büyümeye başladı evet ama 1980 sonrası hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme ve rant odaklı inşaat politikaları kenti tanınmaz hale getirdi.
Bugün Ankara, kırka yakın üniversitesiyle, sürekli göç alan yapısıyla ve merkez ilçelerdeki yoğun konut üretimiyle 6 milyonu aşan nüfusa sahip. Artan nüfusla birlikte net su açığı daha da büyüyecek.
Kent büyüdükçe su için daha uzağa gitmek gerekiyor. Başka illerin, başka coğrafyaların suyu (ç)alınıyor. Gerede sistemi, Çamlıdere Barajı, Kızılırmak Kesikköprü Barajı… Su artık yüzlerce kilometre öteden, yüksek enerji maliyetiyle pompalanıyor. “2050'ye kadar Ankara’nın su sorunu olmayacak” denilerek hayata geçirilen Gerede Tüneli’nden 2025'te yalnızca 72 milyon metreküp su sağlanabildi. Tünel var, ama içinden yeterli su akmıyor. Zaten 2050’de Gerede’nin dışarıya verecek suyunun olacağının garantisi var mı?
Mogan ve Eymir: Kentin son nefes noktaları
Ankara’nın güneybatısında, bozkırın ortasında iki göl var: Mogan ve Eymir. 226 kuş türü kaydedilmiş Mogan’da. Eymir, ODTÜ’nün 1960'larda rektör Kemal Kurdaş’ın çabalarıyla ağaçlandırdığı arazinin içinde… Bozkırın ortasında bir yeşil mucize.
Bu iki göl, Ankara’nın nefes aldığı son noktalar. Ama onlar da tehdit altında.
Mogan ve Eymir’in su toplama havzası içinde bir kömür ocağı projesi onay aldı. Hem de kim verdi bu onayı? COP31’e başkanlık edecek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı! Faaliyete geçerse bölgedeki su kıtlığı artacak, yeraltı su sistemi bozulacak ve gölleri besleyen derelere karışacak atık sular iki gölün birden kirlenmesine yol açacak. TEMA ve köylüler dava açtı. Hukuki süreç devam ediyor.
Eymir’de son dönemde toplu balık ölümleri yaşandı. ODTÜ Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Meryem Beklioğlu, gölde artan sazan popülasyonunun oksijen seviyesini düşürdüğünü ve turna balıklarının toplu ölümlerine yol açtığını belgeledi. Çarpık kentleşme, göl kıyısının kötü kullanımı, iki göl arasındaki alanın çöp döküm sahasına dönüşmesi… Hepsi ekosistemin çöküşüne katkıda bulunuyor.
Ankara’nın bir bozkır kenti olarak en kıymetli doğal varlıkları olan bu iki gölü ve çevresindeki yeşil alanları da kaybedersek, geriye sadece beton ve toz kalır.
Hava: Çukurdaki başkent
Ankara bir çukurda oturuyor. Dağlarla çevrili bir havzada, havanın doğal sirkülasyonu zayıf. Bu sebeple kış aylarında kirli hava kentin üzerine bir kapak gibi kapanıyor. Biraz uzaktan Ankara’ya baktığınızda bu kirli kapağı gözünüzle görebilirsiniz.
1990'ların sonunda doğalgaza geçişle hava kirliliği önemli ölçüde azalmıştı. Ama son yıllarda artan trafik, “medeniyetin göstergesi” gökdelenlerin hava akımını kesmesi ve çevre ilçelerdeki düşük kaliteli kömür kullanımı kirliliği yeniden artırdı. 2022 Çevre Sorunları ve Öncelikleri Raporunda Ankara’da hava kirliliği, öncelikli sorunlar arasında ikinci sırada gösterildi.
Bir başka önemli nokta da kentsel ısı adası etkisi: beton, asfalt ve cam yüzeyler gündüz ısıyı emiyor, gece geri veriyor. Ankara’nın merkez ilçelerinde yaz geceleri, çevre ilçelerden 3–4 derece daha sıcak. Yeşil alan kaybı bu etkiyi artırıyor. Atatürk Orman Çiftliği arazisinin parça parça yapılaşmaya açılması, kentin en büyük yeşil tampon bölgesinin erimesi anlamına geliyor.
Rant şehri
Ankara’nın ekolojik krizinin altında bir kentleşme modeli var: rant odaklı, düşey büyüme. Her boş arazi potansiyel konut projesi. Her yeşil alan potansiyel imar değişikliği. Sevgi Vakfı arazisinin üniversiteye devri, Çiğdem Mahallesi’ndeki orman alanının tehdit altına girmesi, AOÇ’nin parça parça kaybedilmesi ve daha bir çok örnek ortada net bir model olduğunu gösteriyor.
Kentsel dönüşüm adı altında mahalleler yıkılıyor, yüksek katlı lüks konutlar dikiliyor, eski sakinler kent çeperlerine itiliyor. “Dönüşüm” deniyor ama gerçekte olan soylulaştırma: yoksullar dışarı, sermaye içeri. Ve her yeni beton blok, kentin su ihtiyacını, enerji tüketimini, ulaşım yükünü biraz daha artırıyor.
TMMOB, taşkınların nedeninin yalnızca yağış olmadığını, asıl belirleyicinin arazi kullanımındaki değişim olduğunu vurguluyor. Kent betonlaştıkça yağmur suyu toprağa sızamıyor, yüzeyde akıyor. Ankara, hem susuz kalıyor hem de sel riski altında bir kent. İklim krizinin bu paradoksu, plansız kentleşmenin ders kitabı örneği.
“Kırmızı kara” gerçeği
Ankara’nın simge futbol takımlarından Gençlerbirliği’nin tezahüratlarında “kırmızı kara” kullanılır. Bozkırın, tozun, kuru soğuğun ve sert rüzgârın kenti. Bu bir şikâyet değil, bir kimlik. Ankara, kolay bir coğrafyada kurulmadı. Su azdı, toprak çoraktı, kış acımasızdı. Ama Cumhuriyet, burada bir başkent yarattı. Planlı, ağaçlandırılmış, AOÇ’li, bulvarlı bir Başkent.
Bugün o planlı kentin izleri siliniyor. AOÇ eriyor, barajlar boşalıyor, göller kirleniyor, hava koyulaşıyor. Başkent, kendi coğrafyasıyla savaşıyor ve coğrafyayla savaşan her kent gibi kaybediyor.
İklim krizi bu savaşı daha da zorlaştıracak. Yağışlar azalacak, sıcaklıklar artacak, buharlaşma hızlanacak. Ve Ankara, 6 milyonluk nüfusuyla, yarı kurak bir bozkırda, suyu ve yeşili tüketerek büyümeye devam edemez.
COP31'e not
Ankara, COP31'e ev sahibi ülkenin başkenti olarak, iklim krizinin kentsel boyutunu en çıplak biçimde sergiliyor.
Birincisi: su güvenliği. Bir başkentin barajlarında aktif doluluk yüzde 1'e düşmesi, iklim diplomasisinde kullanılabilecek en güçlü “bu kriz gerçek” argümanı. Ama bunun inandırıcı olması için, Ankara’nın kendi su yönetimini düzeltmesi gerekiyor. Yerel yönetimlerin birkaç proje kapsamında hayata geçirdikleri ufak tefek yağmur suyu toplama, gri su kullanımı, kademeli tarifeler ve yeşil altyapı düzenlemelerinin geniş çaplı hayata geçmesi gerekli.
İkincisi: kentsel iklim adaptasyonu. Ankara, “iklim değişikliğine dirençli kentler” söylemini kendi evinde test ediyor. (Testin sonucunu söylemeye gerek var mı?) Yeni yapılan deprem konutlarının sel suları altında kaldığına tanık oluyoruz, TMMOB’un hatırlattığı gibi. Dirençli kent söylemi, rant odaklı kentleşme modeliyle bir arada var olamaz.
Üçüncüsü: sembolik boyut. Türkiye COP31'e ev sahipliği yaparken, başkentinin susuz kalma noktasına gelmiş olması, küresel kamuoyunda nasıl bir mesaj verir? “İklim kriziyle mücadele ediyoruz” derken kendi başkentinin barajlarından ölü hacim pompalaması, inandırıcılığı zedeler. Merkezi hükümetin, yerel yönetime yönelik sürdürdüğü savaşa kurban edilemeyecek kadar önemli bir durum bu.
Ankara’ya su şimdilik geri geldi. Şubat’ta yağışlar barajları kısmen doldurdu. Ama Dursun Yıldız’ın uyarısı geçerliliğini koruyor: “2030'a kadar yağışların azalması bekleniyor.” Unutmayalım Ankara, her sonraki kuraklıkta, bir öncekinden daha az suyla başlayacak.
Kırmızı kara, susuz kalırsa, sadece bir kent değil, bir ülkenin iklim iddiası da kurur.
메타데이터
- post_id
- 45dcf070f2b9
- slug
- cop31e-doğru-06-ankara-başkent-susuz-kalırsa-45dcf070f2b9
- url
- https://medium.com/@yesilpolitikanotlari/cop31e-do%C4%9Fru-06-ankara-ba%C5%9Fkent-susuz-kal%C4%B1rsa-45dcf070f2b9
- canonical_url
- https://medium.com/@yesilpolitikanotlari/cop31e-do%C4%9Fru-06-ankara-ba%C5%9Fkent-susuz-kal%C4%B1rsa-45dcf070f2b9
- author_url
- https://medium.com/@yesilpolitikanotlari
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-23 03:48:11