← Back to list

Görülmeyen Kanatlar: Maddi İmkansızlıkların Gölgesinde Özel Çocuk Olmak

Yoksulluğun en ağır, en dilsiz ve en yaralı hali, özel gereksinimli bir çocuğun mahkumiyetidir. Kendi kardeşimi her hafta özel eğitim…

zeynep ileri in Türkiye UP · 2026-04-17 18:04 · 62 claps · 5.0 min read
#otizm #down-syndrome #özel-çocuk #eğitim
Open on Medium ↗

Görülmeyen Kanatlar: Maddi İmkansızlıkların Gölgesinde Özel Çocuk Olmak

Yoksulluğun en ağır, en dilsiz ve en yaralı hali, özel gereksinimli bir çocuğun mahkumiyetidir. Kendi kardeşimi her hafta özel eğitim derslerine götürürken tanık olduğum o yoksul aile manzaraları, aslında buzdağının sadece görünen kısmıymış. Ayazda Kalanlar İyilik Derneği’nin paylaştığı o video ile hayatımıza giren Abdullah’ın hikayesi, bu ülkenin görünmez sokaklarında nelerin yaşandığını tokat gibi yüzümüze çarpıyor.

[embed]

Tam beş yıl… Karanlık bir odada, ‘kaçmasın’ diye ayağından zincirlenen yatalak bir çocuk. Sessizliğin içinde unutulmuş, dünyadan koparılmış bir can.bir insanın vicdanıyla bu durumu açıklayacak tek bir kelime yok. O zincirler çözüldüğünde Abdullah’ın ilk nefesiyle buzdolabına koşması, açlığın ve mahrumiyetin en çıplak halidir. O çocuk aslında sadece zincirlere değil; ilgisizliğe, bakımsızlığa ve yoksulluğun getirdiği o korkunç çaresizliğe mahkum edilmiş.

Abdullah şimdi güvende, artık sahipsiz değil belki ama bu çocuğun ciddi bir rehabilitasyona ihtiyacı var. Abdullah gibi daha bir çok çocuk var ve maalesef aileler çok bilgisiz ve maddi imkansızlıklar içinde.Kardeşimi götürdüğüm o merkezlerde gördüğüm; çocukları için bir parça daha iyi hayat dileyen ama maddi durumları elvermediği için ilaca, eğitime, rehabilitasyona ulaşamayan bir çok aile var. Yoksulluk bir çocuk için karanlıktır, ama özel gereksinimli bir çocuk için o karanlık, duvarları olan bir zindana dönüşür. Bakımsızlık ve ilgisizlik yüzünden sahip olduğu o küçücük potansiyeli de kaybeden, her geçen gün daha da gerileyen o ‘görülmeyen kanatlar’ bizim toplumsal vebalimizdir.

Bu çocuklar sadece ailelerinin değil, bu ülkenin evlatlarıdır. Onları görmezden gelmek, zincirlendikleri o odalarda unutulmalarına göz yummak, insanlığımızdan vazgeçmektir. Abdullah’ın zincirlerinden kurtulması bir hayra vesiledir, ancak asıl hayır; hiçbir çocuğun bir daha o karanlık odalarda, o buz gibi gerçeklerin arasında unutulmadığı bir dünya inşa etmektir.

Abdullah gibi çocukların maruz kaldığı fiziksel zincirler kadar ağır bir başka zincir daha var: Özel eğitim ve rehabilitasyon sektörünün bir kısmını saran o ‘ticarethane’ zihniyeti. Bu görüntülerin gerçek olduğuna inanmak ne kadar güç olsa da, maalesef bu acı gerçekle her gün yüzleşen binlerce aile var. Kendi kardeşimden ve bizim de bir zamanlar parçası olduğumuz o sömürü düzeninden biliyorum ki; çaresiz ebeveynlerin umudu, insafsızca bir kazanç kapısına dönüştürülmüş durumda.

Bu merkezlerin birçoğunda, ‘pekiştireç’ adı altında özel gereksinimli çocuklara şekerli ve paketli gıdalar veriliyor. Oysa bu çocukların, mümkünse tamamen şekersiz ve tertemiz bir beslenme düzenine ihtiyaçları var. Kendi kardeşimde şahit oldum; koruyucu katkı maddelerini kestiğimiz, özel diyetler ve sağlıklı beslenmeye geçtiğimiz günden beri yaşadığı ilerleme inanılmaz! Ancak acı olan şu: Bu sağlıklı yaşamın ve nitelikli eğitimin aylık maliyeti bugün 50 bin TL sınırına dayanmış durumda.

Peki, bu parayı ödeyemeyen binlerce aile ne yapacak? Devletin sağladığı kısıtlı özel ders süreleri, bu çocukların gelişimi için okyanusta bir damla bile değil. Bu çocuklar resmen ‘kayıp çocuklar’ kategorisine itiliyor. Kurumlar, bir yandan aileleri sömürürken diğer yandan öğretmenleri de üç kuruşa çalıştırarak onların emeğini gasp ediyor. Zavallı yavruların üzerinden devasa karlar elde eden bu düzene artık bir dur denilmeli.

Özel eğitim ve rehabilitasyon süreçlerine sıkı denetimler ve ücret sınırları getirilmeli; eğitimcilerin emeği bizzat devlet eliyle korunmalı ki bu kutsal görev, birer ‘kar-zarar’ tablosuna hapsolmasın. Bu çocuklar görmezden gelinemeyecek kadar kıymetli, hayalleri ise birer ticari meta olamayacak kadar kutsaldır.

Kendi kardeşim için verdiğimiz bu mücadelede gördüğüm bir gerçek var: Eğer arkasında duran, hakkını arayan ve imkanlarını zorlayan bir ailesi yoksa, bu çocuklar adeta yok sayılıyor. Biz bugün kardeşimiz için en iyi diyeti, en kaliteli eğitimi ve en sağlıklı yaşamı sağlamak için her ay servet değerinde bedeller öderken, aklıma hep o soru düşüyor: Peki, Abdullah gibi kimsesiz olanlar ne yapacak?

Arkasında onu savunacak bir ablası, cebinde eğitimini karşılayacak parası olmayan; o derme çatma evlerin rutubetli köşelerinde unutulmuş binlerce ‘özel’ canın vebali kimin omuzlarında? Abdullah’ın ayağındaki o zincir sadece bir ailenin çaresizliği değil, sahipsiz bırakılan her özel çocuğun toplumsal mahkumiyetidir. Eğer nitelikli bir eğitim ve sağlıklı bir beslenme sadece ‘parası olanın’ ulaşabileceği bir ayrıcalıksa, biz hangi fırsat eşitliğinden, hangi sosyal devletten bahsedebiliriz?

Bu çocuklar sahipsiz değil, bu ülkenin en emanet canlarıdır. Onların kaderi, insafsız rehabilitasyon merkezlerinin kar hırsına ya da karanlık odaların sessizliğine bırakılamaz. Devletin ve toplumun görevi, sadece zincirleri çözmek değil; o zincirlerin hiç vurulmadığı, her çocuğun ‘insanca’ gelişebildiği bir düzeni inşa etmektir. Çünkü biz sustukça, bir yerlerde bir Abdullah daha sessizliğin içinde geriliyor, bir çocuk daha görmezden gelindiği için kaybolup gidiyor.

Artık görmezden gelmeyi bırakıp, bu ‘kayıp çocukların’ sesi olma vaktidir. Çünkü bir toplumun medeniyeti, sadece zenginliğiyle değil; en kimsesiz, en özel ve en savunmasız evladına nasıl baktığıyla ölçülür.

Toplum olarak en büyük günahımız, acıyı görmezden gelmeyi bir ‘hayatta kalma becerisi’ sanmamızdır. Abdullah gibi, zincirlere mahkum edilen ya da rutubetli bir odada sessizce gerileyen o çocuklar; bizlerin pırıltılı storyleri, bitmek bilmeyen tüketim hırsları ve ‘her şey yolunda’ illüzyonları arasında yok sayılıyor. Ama acı gerçek şu: Onlar oradalar. Derme çatma bir duvarın ardında, ayağında paslı bir zincirle, ya da sömürü düzenine dönmüş bir rehabilitasyon merkezinin soğuk koridorunda…

Bu çocukları toplumdan dışlamak, onları varlıklarından bile haberimiz yokmuş gibi karanlığa terk etmek, sadece o ailelerin değil, hepimizin ortak utancıdır. Onlara hiç yoklarmış gibi davranarak, ‘en azından benim başıma gelmedi’ diyerek konforlu hayatlarımıza devam edemeyiz. Bir toplumun kalitesi; en zenginini ne kadar yücelttiğiyle değil, en savunmasız evladını o karanlıktan çekip çıkarıp çıkaramadığıyla ölçülür.

Abdullah’ın buzdolabına koştuğu o anı, kardeşimin sağlıklı beslenmeyle kazandığı o inanılmaz mucizeyi ve binlerce yoksul ailenin çaresizliğini görmezden gelmek; insanlığımızdan her gün biraz daha vazgeçmektir. Artık başımızı çevirme lüksümüz yok. Bu çocuklar varlar, buradalar ve bizden sadece ‘yardım’ değil, ‘onurlu bir yaşam hakkı’ bekliyorlar. Onları görmezden geldiğiniz her gün, o zincirin bir halkasını da kendi vicdanınıza vuruyorsunuz.

Sormaktan kendimizi alamadığımız o en ağır soru burada asılı duruyor: Çocukların ihtiyacı olan tek şey koşulsuz sevgi, merhamet, özenli bir bakım ve samimi bir ilgiyken; kendi vatanımızın çocuklarına bunu çok görmek ne demektir? Bu çocuklar da bu vatanın evladı değil mi?

Aynı bayrağın altında, aynı topraklarda büyürken; birilerinin çocukları en lüks imkanlarla kanatlanırken, Abdullahların ve nicelerinin kanatlarının daha açılmadan kırılması hangi adalete sığar? Vatan sevgisi sadece sınırları korumak değil, o sınırların içindeki en savunmasız canı, en özel evladı korumak ve ona ‘sen değerlisin’ diyebilmektir. Bir çocuğu sevgiden, bakımdan ve onurlu bir gelecekten mahrum bırakmak; sadece o çocuğu değil, toplumsal vicdanımızı da öksüz bırakmaktır. Onlar bizim evlatlarımız, onlar bizim yarınlarımız; ve onlara borcumuz sadece bir koli yardım değil, koşulsuz bir merhamet ve adil bir dünyadır.

Toplum olarak üzerimize düşen en büyük sorumluluk; bu çocukları yok sayma alışkanlığımızdan vazgeçip, onların varlıklarını tüm kalbimizle kabul etmektir. Onların hayatı, bizlerin hayal bile edemeyeceği kadar ağır, dik ve engebeli bir yokuşken; bizlerin görevi o yolu bir nebze olsun düzlemek, hayatlarını daha da zorlaştırmak yerine kolaylaştırmak için elimizden gelen her şeyi yapmaktır.

Ancak bu sadece bireysel bir merhamet meselesi de değildir. Bu çocuklar ve aileleri için eğitim, sağlık ve bakım masrafları konusunda acilen köklü bir düzenleme getirilmesi kaçınılmazdır. Özel eğitimin bir ‘ticari sömürü’ çarkına dönüşmesine izin verilmemeli, her çocuğun ihtiyacı olan o kaliteli eğitim ve sağlıklı beslenme devlet güvencesiyle erişilebilir kılınmalıdır. Çünkü hayatları zaten yeterince zor olan bu çocukları ve ailelerini, bir de ‘geçim derdi’ ve ‘eğitime ulaşamama’ karanlığına mahkum etmek, toplumsal adaletin bittiği yerdir.

Bu vatanın her evladı; zincirlerden uzak, merhametle sarmalanmış ve hakkı olan eğitimi alarak büyümeyi hak ediyor. Onların hayatını kolaylaştırmak bizim lütfumuz değil, onlara olan en büyük insanlık borcumuzdur.

Bazı görüntüler vardır ki; insanın nefesini keser, bildiği tüm kelimeleri boğazına düğümler. Abdullah’ın o videosunu ilk gördüğümde, sadece bir ekranın karşısında değil, insanlığın bittiği o karanlık odanın tam ortasında hissettim kendimi. Hüngür hüngür ağlarken içimden geçen tek bir şey vardı: Oraya ışınlanmak, o çocuğu o paslı zincirlerinden çekip çıkarmak ve ona sadece sarılmak, sımsıkı sarılıp ‘geçti’ demek… Onu öpüp koklamak, dünyanın sadece o karanlık odadan ibaret olmadığını ona hissettirmek istedim. Kalbim parçalandı; çünkü bir çocuğun en büyük ihtiyacı olan şefkatin yerini, o soğuk metal zincirin almış olması bu dünyanın en büyük ayıbıydı. Bu yazı, sadece o gözyaşlarının değil, o gün Abdullah’ın şahsında tüm sahipsiz bırakılmış çocuklara verdiğim bir sözün sonucudur.


메타데이터
post_id
460dff2cae6c
slug
görülmeyen-kanatlar-maddi-i̇mkansızlıkların-gölgesinde-özel-çocuk-olmak-460dff2cae6c
url
https://turkiyeyayini.com/g%C3%B6r%C3%BClmeyen-kanatlar-maddi-i%CC%87mkans%C4%B1zl%C4%B1klar%C4%B1n-g%C3%B6lgesinde-%C3%B6zel-%C3%A7ocuk-olmak-460dff2cae6c
canonical_url
https://turkiyeyayini.com/g%C3%B6r%C3%BClmeyen-kanatlar-maddi-i%CC%87mkans%C4%B1zl%C4%B1klar%C4%B1n-g%C3%B6lgesinde-%C3%B6zel-%C3%A7ocuk-olmak-460dff2cae6c
author_url
https://medium.com/@zeynepsudeileri2580
status
ok
fetched_at
2026-06-09 15:37:30