Üç Yapraklı Yoncalar
Çimenlerin üzerine oturmuş, elini yoncaların arasında gezdiriyordu. Toprağın nemini avucunda hissetti, hava sıcak olmasına rağmen toprak…
Üç Yapraklı Yoncalar

Photo by Beyza Hilal
Çimenlerin üzerine oturmuş, elini yoncaların arasında gezdiriyordu. Toprağın nemini avucunda hissetti, hava sıcak olmasına rağmen toprak hafif nemliydi, sabah yağan yaz yağmurundan diye düşündü.

Gözleriyle dört yapraklı bir yonca arıyordu. İnsanlar arasında şans demekti doğadaki bu anormallik. İlginçti… İnsan doğası içindeki anormallikler hiç şans diye görülmezken doğadaki bu tarz anormalliklere şans nazarıyla bakılması.
Birbirine yakın ne kadar çok yonca var. Bu kadar aynı renk ve desen cümbüşünün içinde farklı olan bir tane dört yapraklı yonca bulmak şans olabilir diye düşündü. Aslında yoncanın dört yapraklı olması değilde onu bulmaktı önemli olan. Peki bu bahçede bir tane bile dört yapraklı yonca yoksa ve bunu bilmediğinden saatlerce burada onu ararsa, şansız mı olurdu akılsız mı? Ben sadece yonca aramak için burada değilim ki diye düşündü. Zihnini biraz dinlendirmek için buradaydı, doğadan, yeşillikten, sakin denizden daha güzel zihni berraklaştıran ne olabilir di ki?
Yoncalar, üç yapraklı yoncalar… İçinde onlara karşı farkında olmadan beslediği bir sevgi vardı. Ne zaman yonca görse, aklına annesi gelirdi. Çocukluğunda bir gün annesiyle parkın kenarındaki yeşillik alanda oturmuşlardı, o zaman annesi söylemişti dört yapraklı yoncanın şansın simgesi olduğunu. Birlikte yoncaları incelemişlerdi, hiç aralarında dört yapraklı bir yonca var mı diye… O zamanlar bir tanesini bulmayı ne çok arzulamıştı. O bulamamıştı ama annesi bulmuştu, ne şanslı kadındı. Evet öyleydi, şanslı olmasa bile şansın getireceği huzura sahipti ve onu etrafa dağıtırdı, huzur dolu bir kadındı. Belki de öyle değildi ama o annesini hep öyle hatırlıyordu. Huzurlu… O günden sonra her yonca gördüğünde aklına geliyordu bu anı. Her seferinde usulca kendi şansını aradı ama bugüne kadar hiç bulamadı. Şanslı biri değilim diye düşündü ama boynu bükük, kırgın değildi bu düşünce, insanın kendi şansını kendi yaratacağına inanıyordu. Romantik hayat hikayelerinde olurdu şans, gerçekte ise çalışma ve strateji vardı. İnsan çalışarak ve bir strateji kurarak başkalarının şans dediği şeyi bulabilirdi.
Ne kadar olmuştu burada böyle oturup yoncalarla hemhal olalı. Zihni berraklaşmıştı, yeşil insanı sakinleştiriyordu. Yavaşça kalktı, karşısındaki denize baktı, engin deniz. Sonra bakışlarını yere, yoncalara doğru indirirdi, yürümeye başladı, yeşilliğin sonuna doğru ilerliyordu gözü yoncaların üzerindeydi. Az ileride tam kaldırımla toprağın buluştuğu yere doğru bakınca gördü onu, dört yapraklı bir yonca… Arkasını kaldırıma dayamıştı, kökleri topraktaydı. İnananamadı bunca yıldan sonra, bugün o dört yapraklı yoncayı bulmuştu. Gülümsedi, yere eğildi yoncayı parmaklarının arasına aldı, “Merhaba anormal şey!” dedi. Kendisini şanslıdan ziyade tamamlanmış hissediyordu.
메타데이터
- post_id
- 50fd3cc1d4a2
- slug
- yonca-50fd3cc1d4a2
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/yonca-50fd3cc1d4a2
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/yonca-50fd3cc1d4a2
- author_url
- https://medium.com/@beyzahilaldurak
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 10:24:52