YAVAŞLAMAK: YENİ LÜKS
Zamanın daha hızlı geçtiğini, bir günün asla yetmediğini, günün sadece iki veya üç saatinin gerçekten kendinizle vakit geçirdiğiniz…
YAVAŞLAMAK: YENİ LÜKS
Zamanın daha hızlı geçtiğini, bir günün asla yetmediğini, günün sadece iki veya üç saatinin gerçekten kendinizle vakit geçirdiğiniz zamanlar olduğunu düşündünüz mü hiç? Veyahut hepinize tanıdık gelecek o soruyu sorayım en iyisi: En son ne zaman saatin kaç olduğunu unutarak bir şeyler yaptınız? Hayır, çalışmaktan veya bir yerlere koşturarak yetişmekten bahsetmiyorum. En son ne zaman gerçekten kendinizle veya sevdiğiniz şeylerle zamanı unuttunuz? Bu soruları geçenlerde tesadüfen ben de fark ettim. Kendime sordum ve cevabını yine kendimde buldum. Yeni bir mekan popüler olmuş gitmeyenin hatrı kalır! Aaaa popüler diziyi nasıl izlemedin? E vaktim yok. Kendime vaktim yok. Sevdiğim şeylere vaktim yok. Sevdiğim şeylere vaktim yok?! O anda dank etti işte. Tamam çok güzel kendi paramı kazanıyorum , istediğimi alıyorum hoş da ben eskiden kimdim sahi?

Eskiden ben resim yapmayı çok severdim. Böyle mandalalar vardır , bilirsiniz. Desenleri karman çormandır ama o zihin dağınıklığında boyadıkça siz toparlanırsınız. Sonra benim sporum vardı. Düzenli giderdim. Maksat sağlık olsun derken baktım iyi geldi, devam ettim. Kitaplarım vardı okumayı çok sevdiğim. Görseniz böyle evde kütüphane var sanırsınız o derece bir okuma aşkı. Sonra? sonrası yok. Hobi masamdaki boyaların kurumaya yüz tuttuğunu, kitapların tozlandığını fark etmediğim o uzun, bitmeyen mesai saatleri.

Hah! burası tanıdık geldiyse size uzun zamandır unuttuğumuz bir kelimeyi hatırlatayım: “Yavaşlamak”. Modern deyişle “Anda kalmak”. Sizi bilmem ama ben kahve içerken bir saatleri kontrol eden bir noktaya gelmiştim. Acelem yoktu ama sanki hep bir şeylere yetişmek zorundaymışım gibi hissediyordum kendimi. Öyle olunca da sevdiğim şeylerden zevk almak bana bir nevi eziyet gibi gelmeye başlamıştı. O an kırılma noktam oldu işte. Neden bir şeyler için tedirgin yaşıyoruz? Belki de “kaçırma korkusu (FOMO veya fear of missing out), yaşamın tadını çıkarma arzusunun önüne geçtiği için. Ama unutmayın; en hızlı koşan, manzarayı en az görendir.

Peki yavaşlamak bir lüks müdür yoksa bir ihtiyaç mıdır? Bana sorarsanız ihtiyaçtır. İnsanca ve insana has bir ihtiyaç. Hayat zaten yeterince zor ve karmaşıkken kendimizi devamlı bir şeylere yormaya ve koşturmaya çalışmakla aslında anı kaçırıyoruz. Kendimizi kaybetmekle kalmıyor bir de geriye bakıldığında hatırlanmaya değecek çok az anı bırakıyoruz kendimize dair. Kendimize dair hatırlanmaya değecek çok az anı bırakıyoruz. Kabul edelim; bugünün dünyasında zaman, paradan daha pahalı bir sermaye. Kimileri için yavaşlamak iki iş arasında koştururken, faturaları yetiştirmeye çalışırken ya da hayatta kalma mücadelesi verirken ulaşılamaz bir “zengin şımarıklığı” gibi görünebilir. Evet, belki her anımızı yavaşlatmak bir lüks olabilir ama zihnimizin içindeki o durmaksızın dönen çarkları bir anlığına durdurabilmek, sadece bir tercih değil, hayati bir ihtiyaçtır

Bir düşünün…yıllar sonra bugünü hatırladığınızda zihninizde ne canlanacak? Bitirdiğiniz o acil rapor mu, ertesi gün katılacağınız toplantıda sunumu nasıl yapacağınızın gerginliği mi? yoksa pencerenin kenarında yağmuru izlerken içtiğiniz o huzurlu kahve mi? Yavaşlamak, hayatın hızına yetişemeyenlerin sığınağı değil hayatı tüm renkleriyle yaşamak isteyenlerin seçimidir. Belki de her sabah kurduğumuz o alarmlardan önce, ruhumuzun kendi ritmine uyanmasına izin vermeliyiz. Çünkü ancak yavaşladığımızda duyabiliriz kalbimizin neyi özlediğini, neyi boyamak istediğini veya hangi kitabın sayfasında saklandığını.

Hayat, bitirilmesi gereken bir görev listesi değil ki… Ama biz onu öyle yaşıyoruz. kontrol listesinde tik attığımız her madde bizi biraz daha eksiltiyor aslında. Hobilerimizi rafa kaldırdığımızda, bir kitabın sayfasında kaybolmayı “zaman kaybı” gördüğümüzde sadece meşgul olmuyoruz ;yavaş yavaş içimizdeki o meraklı çocuğu, o resim yapmayı seven, dünyayı hayretle izleyen insanı da sessizliğe mahkum ediyoruz.

Demem o ki bazen sadece bir an durmak ve nefes almak lazım. Bilgisayardaki o rapordan bir an uzaklaşmak, “acaba yarın…” kaygılarını bir an olsun kenara bırakıp kendine dönmek lazım. Bazen sadece dışarı çıkıp bulutları izlemek bile güzel. Hayatın her detayı güzel farkedene. Belki de asıl mesele, o güzelliği görecek kadar yavaşlamayı kendimize hak görmemekte. Bizler, hayatı bir yarış sanırken aslında bir maratonda manzarayı kaçıran yorgun koşucular gibiyiz. Oysa o bulutlar hep oradaydı, o kahve hep o kokuyu yayıyordu, o boya kalemleri kutusunda hep bizi bekliyordu. Ben bugün o saati durdurdum. Şimdi sıra sizde. Bir anlığına da olsa durun, derin bir nefes alın ve sadece “orada” olun. Çünkü dünya, siz yavaşladığınızda durmayacak ama aksine, ilk kez gerçekten parlamaya başlayacak.
메타데이터
- post_id
- 5331b1ed37ff
- slug
- yavaşlamak-yeni̇-lüks-5331b1ed37ff
- url
- https://medium.com/@holywicca/yava%C5%9Flamak-yeni%CC%87-l%C3%BCks-5331b1ed37ff
- canonical_url
- https://medium.com/@holywicca/yava%C5%9Flamak-yeni%CC%87-l%C3%BCks-5331b1ed37ff
- author_url
- https://medium.com/@holywicca
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-17 18:52:58