Neolitik Yaşam (II): Hayvanların Evcilleştirilmesi
Öncelikle hayvanların evcilleştirilmesi (ehlileştirilmesi) ve terbiye edilmesi (uysallaştırılması) arasındaki farkı netleştirmek…
Neolitik Yaşam (II): Hayvanların Evcilleştirilmesi
Öncelikle hayvanların evcilleştirilmesi (ehlileştirilmesi) ve terbiye edilmesi (uysallaştırılması) arasındaki farkı netleştirmek gerekmektedir.
Yani filler savaşlarda birer tank işlevi görmüş, sirklerde bir eğlence aracı haline getirilmiştir. O filleri insanlar beslemiş, bakımlarını yapmış ve eğitmişlerdir. Nitekim bu bir evcilleştirilme değildir; belirli bir filin benzer fillerle melezlenmesi söz konusu değildir. Filler yaban hayatına tekrar salındığında, o hayata kısa sürede adapte olabilir. Evcilleştirilmiş bir koyun sürüsünün ise yaban hayatta soyunun devamlılığını sürdürebilmesi çok da olası gözükmemektedir.

War elephant illustration, army of Carthage. Acrylic illustration. By Lunstream
İlk evcilleştirdiğimiz memeli hayvanın köpek olduğu tahmin edilmektedir. Elbette bu hayvanın evcilleştirdiğimiz hali köpek değil kurttur. Kurdun evcilleştirme süreci sonunda köpek alttürüne (Canis lupus familiaris) dönüşmesi birden olmamıştır.
Hayvanların evcilleştirilmesi, bitkilerin evcilleştirilmesinden çok önce gerçekleştirmiştir. Laurent A. F. Frantz ve ekibine göre günümüz köpek benzeri türün ilk örneklerine ~16.000 yıl önce rastlanmaktadır. Bu köpekler Avrupa ve Orta Asya bölgesinde evcilleştirilmiştir.

SCIENCE 3 Jun 2016 Vol 352, Issue 6290 pp. 1228–1231 DOI: 10.1126/science.aaf3161
Köpekler ile duygusal bağımızın geliştiği ve onları sadece bir araç-çıkar amaçlı kullanmadığımıza dair en eski kanıt ise Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Oberkassel-Bonn bölgesinde bulunmuştur. Luc Janssens ve ekibine göre Bonn-Oberkassel köpeği öldüğünde 7 aylıktır ve 2 insanla birlikte gömülü bulunmuştur. Mezarın içindeki eşyalarda, başka bir ikinci köpekten bir azı dişi bulunmuştur.

Kaynak: https://doi.org/10.1016/j.jas.2018.01.004
Janssens, “Köpek hastayken iş görebilen bir hayvan olarak kullanılamazdı” diyor ve ekliyor: “Bu, köpekler, sahipleri olduğunu varsayabileceğimiz insanlarla birlikte gömülmüştür. Bu da, 14.000 yıl kadar önce, insanlarla köpekler arasında benzersiz bir bakım ilişkisi olduğunu göstermektedir.”
Peki, günümüzün köpekleri ya da geçmişin kurtları ile nasıl bu kadar ortak bir paydada buluşup karşılıklı bir bağ kurabildik? Bir açıklama şunu söylemektedir: karşılıklı fayda. Bu ne anlama geliyor? Şöyle ki, insanlar ve kurtlar aynı av için rekabet eder ve ekip olmak her ikisi adına da faydalı ve avantajlıdır. Kurtlar için insan zekâsı ve silah kullanımı daha fazla sayıda besin anlamına gelir, insanlar için ise kurdun hızı ve yırtıcılığı yeni bir silahla eşdeğerdir. Her iki tür de grup olarak avlanmaktadır, bu da birbirlerine uyum sağlamalarını kolaylaştırmıştır.
İlk bakışta bu yanıtın oldukça makul olduğu görülüyor. Ne var ki dikkatli zihinler için ortada ciddi bir problem bulunmakta: Bu karşılıklı bağ neden ilk kez köpeklerle kuruldu da, örneğin tilkiler ile kurulmadı? Tilkiler de (insanlar gibi) grup halinde avlanır, insanların peşinde koştuğu avları hedefler ve insanın kullandığı silahlar onlara da yardımcı olur. Bu kadar benzer durum var iken neden kurtlar evcilleştirilmiştir de tilkiler yabani kalmıştır?
Jared Diamond bu durumu Anna Karenina İlkesi olarak ifade ettiği bir prensibe bağlıyor (Tolstoy’un aynı adlı romanında mutlu-mutsuz evlilik üzerine söylediği sözden hareketle). Diamond’a göre: “Evcilleştirilebilen hayvanların hepsi birbirine benzer, evcilleştirilemeyen hayvanların hepsinin ise evcilleştirilememe nedeni farklıdır.” Bu söz aslında şu açıklamayı içermektedir: Bir hayvanın evcilleştirilebilmesi için birçok etmenin aynı anda bir arada olması gerekmektedir, ne var ki bu etmenlerden sadece ama sadece birisinin yokluğu o hayvanın ehlileştirilememesi için yeterli olacaktır.
Bu ilkelerin ne olduğuna geçmeden önce tilkilerin neden evcilleştirilemediği ya da evcilleştirilse de ne tür sonuçlarının olduğunu gösteren bir deneye, Rus Çiftliği-Tilki Deneyine, değinmemiz yerinde olacaktır.

Dmitri Belyaev, Mart 1984'te evcilleştirilmiş tilkilerle birlikte. Dr. Belyaev, evcilleştirilmiş ve insanlardan korkmayan tilkiler yetiştirdiğini iddia etti. ©Sputnik
Rus araştırmacı Dr. Dimitri Belyaev, Leo Frank adlı Kanadalı bir tilki çiftliği sahibinden 1928 yılında 130 tilki sipariş etti. Rusya’da bu tilkiler için bir çiftlik kuran Belyaev, Charles Darwin’in evcilleştirme sendromu dediği olguyu test etmek istiyordu. (Hayvan) evcilleştirme sendromu, bir hayvan türü evcilleştirildiğinde, davranış ve görünümde bir takım değişikliklerin birlikte meydana geldiği fikridir. Belyaev 1950’lerde deneyine başladı. Tilkileri seçerken ise tek bir kritere odaklanıyordu: ‘korku’. Tilkilerin bulunduğu kafeslere parmağını sokuyor, hangi tilki ürkmüyor ya da çekinmiyor (yani insan canlısı davranıyor) o tilkileri birbirleri ile çiftleştiriyordu.
10 jenerasyon tilki üretimi yaptıktan sonra, Belyaev, 1979 yılında, bu deneylerine ilişkin bir makale yayınladı. Makalede şu ifadeler geçiyordu: “Bu tilkiler –köpekler gibi– yakın buldukları insanlar ile temas kurmaya, onlara yakın olmaya ve ellerini ya da yüzlerini yalamaya başladılar.” Belyaev daha sonraki bulgularında ise jenerasyonlar artıkça tilkilerin kulaklarının sarkık olmaya ve kürklerinin yapısında (özellikle renginde) değişiklikler yaşanmaya başladığını ileri sürdü. Bu değişim, açıkça, Darwin’in de söylediği gibi ‘evcilleştirme sendromu’ için bir örnek teşkil etmekteydi. Belyaev’e göre tilkiler evcilleştirilmişti.
Evcilleştirme kavramının neleri kapsadığı ise tartışmalıdır. Kathryn A. Lord ve ekibi 2020 makalesinde Belyaev’in fotoğraflarının bir delil teşkil etmediğini, keza tilkilerin değişen fiziksel özelliklerinin (kürk rengi ve kulaklar) doğrudan evcilleştirmenin bir göstergesi sayılamayacağını savundular.

Open Access Published: December 03, 2019 DOI: https://doi.org/10.1016/j.tree.2019.10.011
Evcilleştirmenin tanımını vermek kolay değildir ve evcil olan hayvan ile olmayan arasında net bir ayrım yapabilmemiz hususu halen tartışmalıdır. Yine de sorabiliriz: Tilkiler evcilleştirilmiş midir? Muhtemelen hayır çünkü Belyaev’in kendi ifadelerine göre jenerasyonlar içinde halen korku ve telaş içerisinde olan tilkiler mevcuttur. Kaldı ki bu tilkilerin zaten Kanada’daki bir tilki çiftliğinden (yani kısmen evcilleştirilmiş tilkilerin bulunduğu bir yerden) alındığı kabul edilirse, durumun evcilleştirme dediğimiz fenomenden biraz uzak olduğu söylenebilir.
Bu noktada Anna Karenina İlkesi olarak adlandırılan ilkelerden birini (yani korku ve telaş eğilimini) anmış olduk. O halde eğer yabani bir hayvan (korkmayan ve telaşlanmayan bir hayvanı düşünelim) itina ile yapay seçilse bile, ondan doğacak yeni yavruların benzer özelliklere sahip olacağının garantisi yoktur. Bitkiler dünyasında meşe ağacı, gerçi tilki gibi korkmasa da, benzer bir ehlileştirme sürecinden, tam da bu sebeple geçememiş ve insan için besin kaynağı olamamıştır.

Anna Karenina’nın ilk baskısının baş sayfası — Public Domain
Şimdi diğer ilkelere bir göz atalım:
Beslenme: 500 kilogramlık bir inek yetiştirmek için yaklaşık 5.000 kilogram mısır gerekir. Fakat 500 kilogramlık bir etobur yetiştirmek isterseniz onu 50.000 kilogramlık mısırla beslenmiş 10 adet 500 kilogramlık inekle (ya da herhangi bir otoburla) beslemek gerekir. Bu verimsizlikten dolayı gıda olarak (köpek ve kedi hariç) hiçbir etobur evcilleştirilememiştir. Kaldı ki köpek ve kedi yiyenler son çare olarak onları yemiştir ve bir aslanla örneğin kıyaslandığında yeme miktarı kompanse edilebilir. Kedi ve köpeklerin sadece etle beslenmediklerini de eklemek gerekir.
Büyüme Hızı: Evcilleştirmek istediğiniz hayvanın çabuk büyümesi iyi olacaktır. Örneğin goriller beslenme ilkesini başarılı bir şekilde geçerler çünkü adeta yemek ayırt etmezler. Diğer taraftan etinden faydalanılacak bir gorilin büyümesi için 15 yıl gereklidir. Bu süre çok uzundur.
Bir Yere Kapatmak: Bazı hayvanlar (tıpkı bizler gibi) başkalarının önünde üremek için gerekli olan aktiviteyi gerçekleştirmek istemez. Erkek çita, ormanda, dişisinin peşinden günlerce gider. Bu süreç içerisinde erkek ile kurlaşan dişi ilişkiye hazır olma ve yumurtalarını oluşturma gibi safhalardan geçmektedir. Bu ritüel kapalı bir ortamda mümkün değildir. Çitaların üreme yüzdesi böyle bir ortamda elbette son derece düşük olacaktır.
Kötü Huylu Olma: Yeterince büyük memeliler insanları öldürebilir. Örnek olarak bozayı gösterilebilir. Zebralar da kötü huylarından dolayı evcilleştirilemezler çünkü yaşları büyüdükçe iyice tehlikeleşen bu hayvan ısırdığı an hiçbir koşulda bırakmaz. Birleşik Devletlerde bulunan hayvanat bahçelerinde çalışan bakıcılar kaplanlardan çok zebra tarafından yaralanırlar.
Toplumsal Yapı: Evcilleştirilmiş memeli hayvanların çoğu kendi içinde belirli bir organizasyona sahip sürüler halinde yaşar. At sürüsü, örneğin, 1 aygır, 5–6 kısrak ve o kısrakların yavrularından oluşur. En kıdemli kısrak en önde ve arkasında tayları, ondan bir derece kıdemsiz kısrak hemen taylarıyla onun arkasında ve en sonda da aygır sürünün hiyerarşisini oluşturur. Yaban hayatta koyunlar, keçiler, inekler de bu türden bir önder bellemiş sürülerdir. Bu nedenle çobanı ya da çoban köpeğini izlemekte hiç beis görmezler. Nitekim buna alışkındırlar. Buna alışkın olmayan türleri evcilleştirmek imkânsıza yakındır. Örneğin antiloplar buna iyi bir örnek teşkil eder. Antiloplar genellikle sürü halinde yaşasa da birbirlerine tahammül edemezler ve stabil bir hiyerarşileri yoktur.
Evcilleştirme işine kalkışmanın evcilleştirilen hayvandan tek bir fayda sağlamak için başladığını söyleyebiliriz. Ancak zamanla evcilleşen hayvan insan hayatına birçok fayda sağlamıştır.
Örneğin M.Ö. ~3.000 yılında Çin’de, yerli bir ipek güvesi (*bombyx mori*), insanın amaçları için yapay seçilmiştir ve tamamen evcilleştirilmiş tek böcektir (arıdan farklı olarak, vahşi doğada yaşayamaz ve vahşi bir biçimi de bilinmez). İpek güvesi uçma gücünü kaybetmiştir ve tırtılı kendine dut yaprağı bulamaz. Bu türün hala var olması ve hayatta kalması insanların ‘ipek sevdası’ yüzündendir.
Evcilleştirdiğimiz birçok hayvanın tamamı neredeyse Neolitik dönemde evcilleştirilmiştir. Modern dönemde bütünüyle evcilleştirdiğimiz tek hayvan devekuşudur. Devekuşu on dokuzuncu yüzyılın ortalarında sadece ‘tüyü’ için evcilleştirilmiştir. Devekuşu’nun, örneğin, yumurtası yenir ancak tavuk yumurtası ile kıyaslandığında oldukça pahalıdır. Bir yumurtanın bedeli ortalama $30 olarak saptanmıştır.

Gustav Klimt, Siyah Tüylü Şapka Giyen Kadın, 1910
Koyunlar, tavuklar, keçiler, sığırlar ve domuzlar ise insanın en çok faydalandığı evcil hayvanlardır. Modern insan bu hayvanların gübresinden etine, sütünden yumurtasına kadar birçok özelliğinden faydalanmaktadır. Uygarlığın tetiklediği endüstrinin çeşitlenmesi sebebiyle bu hayvanların neredeyse hiçbir parçası boşa gitmemektedir. Şirketler hayvanın hiçbir parçasının boşa gitmemesini sağlamak için yenilikçi yollar bulmaktadır. Örneğin sığır neredeyse hiçbir parçası boşa gitmeyen bir hayvandır.
Spor malzemeleri üreten firmalar, yerel mezbahalardan tonlarca sığır bağırsaklarını toplamaktadır. Bu bağırsaklar dünyanın en iyi tenisçilerinin tercih ettiği türden raket tellerine dönüştürülür. Bir rakette bulunan telleri üretmek için 3 sığır bağırsağı temizlenir ve kimyasal işlemlerden geçirilir.
Sığır toynakları birçok kaliteli mutfak gerecinin yapımında kullanılmaktadır. İnce porselenlerde sığırın toynaklarının toz haline getirilmiş parçaları bulunmaktadır. Son yıllarda toynaklardan elde edilen keratin proteini, Birleşik Krallık’taki havaalanı yangın ve kurtarma ekipleri tarafından kullanılan özel bir yangın söndürme köpüğü yapmak için kullanılmıştır. Sığır boynuzları ise bıçak kabzasından, gömlek düğmesine kadar birçok ürünün ana malzemesini oluşturmaktadır. Sığır yağından otomobil lastiği, derisinden otomobil koltuk kılıfı ve pankreasından da insülin ilacı yapılmaktadır.
Hayvanların yaşamımıza dâhil olması kimi zaman zaferlere, kimi zaman da bozgunlara sebebiyet vermiştir. Atları bedenlerinin bir parçası olarak kullanan Moğolların en güçlü silahı okları değil, at üstündeki mobiliteleridir. Kuş gribi, Sars ve Mers pandemileri ise hayvanlarla olan münasebetimiz kaynaklıdır. Avantajları ve dezavantajları ile hayvanlar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve olmaya da devam edecektir.
메타데이터
- post_id
- 53b7bb5b3d4d
- slug
- neolitik-yaşam-ii-hayvanların-evcilleştirilmesi-53b7bb5b3d4d
- url
- https://medium.com/@efeates/neolitik-ya%C5%9Fam-ii-hayvanlar%C4%B1n-evcille%C5%9Ftirilmesi-53b7bb5b3d4d
- canonical_url
- https://medium.com/@efeates/neolitik-ya%C5%9Fam-ii-hayvanlar%C4%B1n-evcille%C5%9Ftirilmesi-53b7bb5b3d4d
- author_url
- https://medium.com/@efeates
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-19 08:06:33