Oyunu Eğitime Entegre Etmek, Eğitimde Oyunlaştırma
Günlük hayatımızın bir parçası haline gelen oyunları hepimiz severiz değil mi? Oyun oynamayı bir kaçamak olarak görenler, kafa dağıtmak ve…
Oyunu Eğitime Entegre Etmek, Eğitimde Oyunlaştırma
Günlük hayatımızın bir parçası haline gelen oyunları hepimiz severiz değil mi? Oyun oynamayı bir kaçamak olarak görenler, kafa dağıtmak ve gerçek hayattan biraz olsun uzaklaşmak için oynayanlar, eğlenmek için oynayanlar… oldukça popüler yani bildiğiniz üzere. Özellikle son yıllarda teknolojinin de gelişmesiyle fazlasıyla popülerleşmiş olacak ki “oyun bağımlılığı” diye bir kavram bile ortaya çıktı.
Peki biz bu oyunu sahiden eğitimde kullanabilir miyiz? Tabii ki kullanabiliriz, ki kullanılıyor da zaten, çook çok eskilerden beri hatta, bu zamanlardan örnek vermek gerekirse takdir teşekkür belgesi vererek bile biraz olsun oyunlaştırmışız okulu, dersleri bile.
Sahi, oyunlaştırdık dedim de, ne ki bu oyunlaştırma?
Oyunlaştırma; en basit haliyle, oyun mekaniklerini, oyun dışı alanlarda kullanmak olarak tanımlanabilir. Örneğin, belirlediğimiz hedefleri gerçekleştirme işlemini oyun haline getirmeye çalışıyoruz bir nevi. “Neden böyle bir şey yapmaya çalışıyorsunuz, telefonda, bilgisayarda oynadığınız oyunlar yetmiyor mu?” diyorsanız, yok, yetmiyor, ben ders çalışırken bile oyunlaştırarak çalışmak istiyorum.
Eee, tamam istiyorsun da, oyunlaştırma kullanılarak ders çalışmanın katkısı ne ola ki?
En başta dediğim gibi oyun oynamak bu yıllarda fazlasıyla popüler ve insanlar kafa dağıtmak için oyun oynuyor, eğleniyorlar dedim ya, işte tam olarak da olay bu zaten! Eğlendiğiniz bir şey yaparken hiç bırakasınız gelmez, sürekli devam etmek istersiniz. Oyunlarda mesela, “Şu görevi de bitireyim bu ödül süpermiş, kesin alma lazım onu!” ya da “Level atlamak üzereyim şuan, bu görevi de yapayım öyle çıkarım.” gibi cümleleri çokça duymuşsunuzdur, hatta söylemişsinizdir bile, arkadaş ortamında ise buluşunca oyun oynarsınız, saatlerin nasıl geçtiği anlaşılmaz, bir bakmışsınız ki 4–5 saat su gibi akıp geçmiş…bayağı eğlenceli yani, siz de katılırsınız buna diye düşünüyorum.
Ders çalışırken de olsa bu olay, harika olmaz mı sizce de? Ödevimizi oyundaki görevler gibi düşünsek, “Bu ödevi de bitireyim, öğretmen en iyi yapana ödül veriyormuş, benim almam lazım kesinlikle!” gibi, kaptınız mı ne demeye çalıştığımı, süper bir şey!
İyi de biz bunu nasıl entegre edeceğiz ki derse, ödev yapmak bayağı sıkıcı bir şeyken, değil mi? Bence burada öğretmenin rolü kesinlikle çok önemli, ilkokulu ele alalım, daha çok küçüğüz o yaşlarda, çocuklar oturup ders çalışmak, ödev yapmak falan istemiyor, kim istesin ki zaten masa başında oturup ezber yapmayı, zorla matematik öğrenmeye çalışmayı falan… hani küçüksün bir de zaten, yerinde duramıyorsun bile, odak süren de kısa, neden isteyesin ki? Çocuklar sevmez öyle şeyleri, çocuklar ne sever? Oyun sever tabii ki! Bayılırlar oyun oynamaya! Aman, çok dağıldık konudan demeyin sakın, hemen dönüyorum öğretmenlerin dersleri oyunlaştırmadaki rolüne.
Öğretmen, öğrencileri arasında çok kolay bir şekilde iş birliği ve rekabet, mücadele ortamı oluşturabilir aslında. Örneğin, öğretmen en basitinden bir tablo oluştursa sınıfta, böyle kocaman bir şey, sınıf kapısında hemen girişte asılı, girerken hemen görüyorsunuz. Sınıftaki herkesin ismi yazılı orada, bütün öğrencilerin, gelen geçen herkes bakar kesin, ilgisini çeker, “Bu ne ola ki sınıfın girişinde kocaman asılı?” diye. Gelelim şimdi bu tabloyu nasıl kullanabileceğimize, herkesin adının altında 15'er tane küçük küçük yıldızlar olduğunu düşünün, hafta içi 5 gün okul var ya, her gün için 3 yıldız gibi düşünün, bu 3 yıldızı herhangi bir oyundaki 3 adet günlük görev gibi düşünün, her gün yenileniyor bu görevler.
Yıldızlardan 1'i önceki gün verilen ödevden gelsin, yapılıp yapılmama durumuna göre öğretmen, öğrencinin bir adet yıldızı boyamasına izin versin, herkesin önünde hem de! Bir gururlanır, bir havalanırsınız işaretlerken o yıldızı, hoşunuza gider bayağı, öğrenci o yıldızı herkesin gözünün önünde boyamak ister, her gün motive bir şekilde gelir okula, ödevlerini elinden geldiğince düzgün yapmaya çalışır.
Bir diğer yıldız ise o gün, öğrencinin bir sorun çıkarıp çıkarmadığına göre verilsin. Bir kavga çıkarmadıysa, kimseye bulaşmadıysa vs. kapsın hemen o yıldızı, gün içindeki tutumundan gelsin yani.
Üçüncü, son yıldızımız da kesinliği olmayan bir yıldız olsun bence, yani diğer iki yıldız gibi normal bir öğrenci olarak öğrencilerin alabileceği bir yıldız olmasın. Nasıl alalım mesela… Mesela, gün içinde gerçekleşme zorunluluğu olmayan durumlarda, öğrencilerin bu duruma karşı tutumlarından gelsin. Ne demek şimdi o dediğinizi duyar gibi oldum. En basitinden örnek vereyim, ilkokul zamanlarında herkes birbirini çok zorbalar değil mi, yere düşersin gülerler, dalga geçerler örneğin, hapşırırsın, tıksırırsın takma ad takarlar sümüklü falan diye. Bunu okuyan ebeveynler varsa “Ay benim çocuğum öyle değil, ne alaka?” falan demeyin lütfen, sizin çocuğunuz öyle olmasa bile sürüye ayak uydurma her yaşta olduğu gibi küçükken de var, demeye çalıştığım şey; birisi başlatır, öbürü devam ettirir, sonra da herkes yapar ve böyle durumlar ilkokullarda da çok söz konusu maalesef, küçük kardeşim daha yeni ortaokula geçti oradan biliyorum ben de, onu da geçtim kalemimizin rengine kadar bile dalga geçerlerdi ben küçükken. :(
Yine hafiften dağıldık sanırım konudan, yani demeye çalıştığım şey, üçüncü yıldız, öğrencilerin bu tarz olaylara olan tutumlarından verilmeli bence, doğru olanı yapmasından, yere düşenin ayağa kalkmasına yardım etmesinden, kendini gerektiği yerde savunabilmesinden, haksıza “Sen haksızsın.”, yanlışa “Sen yanlışsın.” diyebilmesinden verelim bu yıldızı, her zaman topluma ayak uydurmaması gerektiğinin bilincine varmasını da sağlarız bu şekilde.
Şimdi, bu yıldızları neden topladığımıza geçelim, öğrenciler sadece yıldız toplamak için bile motive olur ama bir süre sonra bu normalleşir değil mi, o yüzden şimdi bir ödül sistemi ve öğrenciler arasında iş birliğini, paylaşımı ve gruplar arası rekabeti dahil etmenin sırası.
Ödüllere en son değineceğim, ilk 3 hafta bu yıldızları toplayalım mesela, her ayın son haftasına başlarken öğretmen bu yıldızların sayısını toplasın ve öğrencileri gruplandırsın. 30 öğrenci olduğunu varsayalım sınıfta, bu öğrencileri yıldız sayılarına göre 3e bölelim, liderlik sıralamasında 1–10, 11–20, 21–30 gibi, elimizde 10'lu 3er grup oluyor, bu 10'lu grupları da kendi aralarında yıldız sayıları eşit ya da çok yakın olacak şekilde 2'ye ayırsak 5'er 5'er ve bu yıldız sayıları birbirine yakın olan beşli grupları birbirlerine rakip yapsak bir takım projelerde, nasıl olurdu?
Bence harika olurdu! Bu öğrenciler 3 haftadır kendi kendilerine yıldız topluyorlar çünkü değil mi? Hiç grup projesi yok, yardımlaşma yok ve bu yaşlarda öğrenmesi çok önemli şeyler bunlar. İşte tam bu noktada 4. haftada, öğretmenin oluşturduğu başarı seviyeleri birbirine eşit ya da çok yakın gruplar birbirlerine karşı öğretmenin seçtiği konularda rakip olsalar, bir mücadeleye girseler ve kendi grup içlerinde ise ortak bir şekilde görev bölünmesi yapsalar, birbirlerine yardım etseler harika bir ortam oluşabilir.
Münazarayı ele alalım örneğin, “İlkokul için çok erken, bu acele ne?” diyor olabilirsiniz belki, biz 2. sınıftan itibaren münazara kadar ciddi olmasa da bu tarz etkinlikler yapmaya başlamıştık, hala daha unutamadığıma göre bunlardan ne kadar etkilendiğimi ve eğlendiğimi anlarsınız.
Demem o ki, münazara gibi etkinlikler ya da grup projeleriyle, öğrenciler birbirleriyle yardımlaşarak grupça bir mücadeleye girebilirler, bu da bilgi paylaşımı sağlar, öğrenciyi daha sosyal yapar, iletişimi güçlendirir…bu süreç de bayağı heyecanlı olur aslında bir ilkokul öğrencisi için.
İlk 3 hafta düşünürsün, “Ay kiminle aynı takıma düşeceğim?”, “Ay karşıma kim gelecek?” gibi, heyecanlanırsın. Sonra öğrenci ilk gruplara girebilmek için çabalamaya başlar, daha çok yıldız almak için, daha iyi bir grupta olmak için, skor tablosunda üstlerde olmak için, gurubuyla kazanmak için…öğrenci daha ödül sistemini bile dahil etmeden güzel bir şekilde motive oldu değil mi?
Hadi şimdi bir de ödül sistemini dahil edelim. Aslında öğrencilerin kazandığı yıldızlar bile içsel ödüle dahil edilebilir baktığımızda, bunlar oyun içi puanlarımız çünkü, başlı başına bir ilkokul öğrencisini motive etmeye yetebilir derecedeler ama içsel ödül kadar dışsal ödüller de değerli biliyorsunuz, yani başarılı olan öğrencilerin eline fiziken bir şey geçmesi gerektiğini düşünüyorum ben. Bunun maddi olarak çok büyük bir değeri olması gerektiğini söylemiyorum bu arada, ilkokul öğrencilerini öğretmeninin yaptığı minik bir origami bile çok mutlu edebilir, şahsen ben üniversite okuyorum ben bile çok mutlu olurdum bana böyle bir şey verilse bir öğretmenim tarafından. Ben ilkokulda okurken öğretmenim ödevlerini yapan öğrencilerin kağıtlarına gülen yüz yapıştırırdı, onu almak için bile inanılmaz çabalardık biz.
Aslında başından beri yapması ne kadar da basit bir şey anlatıyorum, değil mi? Ders çalışmayı, sınıf ortamında doğru davranmayı minik bir oyuna çevirdik, hedeflerimiz var, görevlerimiz var, ödüllerimiz var, ödülü kazananlar var, kaybedenler var, öğrenci artık evinde zorunlu olduğu için ders çalışmıyor, artık bir motivasyonu var, kazananlar bir daha kazanmak için, kaybedenler hırslanıp kazanmak için motive oluyor. Öğrenciler artık isteyerek ve severek çalışıyor.
Unutmadan söyleyeyim, siz de farkındasınız zaten, buraya kadar öğretmene bağlıydık ve olayların çoğu sınıf içinde yaşanıyordu, sınıf içi olmayan tek kısım öğrencinin evde ders çalıştığı kısım, değil mi? Eh, yine de ders çalışmak çok eğlenceli değil ama bu sefer öğrenci isteyerek yapıyor en azından. Ama bakın ne söyleyeceğim şimdi, teknolojinin hayatımıza girmesinden bu yana ders çalışırken kullanabileceğimiz birçok uygulama da geliştirildi internette, ben ilkokul-ortaokul zamanlarında “Morpa Kampüs” ve “Okulistik” gibi platformlar vardı, ben deli gibi ders çalışıyordum bu uygulamalara girerek. Biraz bahsedeyim bu uygulamalardan;
Bu ikisini ele alalım mesela, müfredatla tamamen uyumlu olan bu ders platformları, çok güzel görselli konu anlatımları ve bu konu anlatımlarının içerisinde minik minik sorular, eşleştirmeler bulunduruyordu, her doğru bildiğinde “Tebrikler, çok başarılısın.” gibi şeyler söylüyordu ve ben çok keyifleniyordum bu cümleleri duyarken, ücretsiz sınav kısımları vardı, süreliydi bunlar, diğer kullanıcılarla yarışabiliyordunuz, ödüller kazanıyordunuz, bayağı tatlıydı yani ve nereden baksanız öğrenciyi çok motive ediyordu bu ders çalışma platformları, durmadan çalışasınız geliyordu.
Bu aralar çok fazla kullandığım “Duolingo” var bir de, bence oyunlaştırmanın en güzel kullanıldığı dil öğrenme uygulamalarından birisi kendisi, şahsen 87. streakimdeyim bugün :).
Özellikle liselerde kullanılan ama üniversitede de nadiren rastladığım “Kahoot” ve “Gimkit” de var, öğretmenin hazırladığı quizi yüklediği bu uygulamaların derslerde kullanımının kesinlikle yaygınlaşması gerekiyor bence üniversitelerde. Öğrencinin derse olan odağını büyük ölçüde arttırıyor, dersi minik bir yarışa, oyuna çeviriyor adeta.
Eh, sona geldik artık, çok konuştum zaten… Kısacası bir üniversite öğrencisi olarak hayatımın neredeyse %90'ı ders çalışarak ve okulda bulunarak geçti, ben de bu serüvenime dayanarak oyunlaştırmanın aslında öğrenci psikolojisini, özellikle bir ilkokul-ortaokul öğrencisinin psikolojisini pozitif olarak ne kadar ve nasıl etkilediğini ve etkileyebileceğini biraz kendimce açıklamak istedim, oyunlaştırma konusunda henüz profesyonel olmasam da öğrenci olmak konusunda kesinlikle profesyonelim sonuçta, oyunla kalın. :)
메타데이터
- post_id
- 58cab9477ca8
- slug
- oyunu-eğitime-entegre-etmek-eğitimde-oyunlaştırma-58cab9477ca8
- url
- https://medium.com/@adatuana/oyunu-e%C4%9Fitime-entegre-etmek-e%C4%9Fitimde-oyunla%C5%9Ft%C4%B1rma-58cab9477ca8
- canonical_url
- https://medium.com/@adatuana/oyunu-e%C4%9Fitime-entegre-etmek-e%C4%9Fitimde-oyunla%C5%9Ft%C4%B1rma-58cab9477ca8
- author_url
- https://medium.com/@adatuana
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-22 13:31:12