Çek Bi Letonya - FERHAT KIZILTAŞ
Sporun hikayelerini baz alarak gerçekleştireceğim röportaj serimin yeni konuğu: FERHAT KIZILTAŞ… Keyifli okumalar!
Çek Bi Letonya - FERHAT KIZILTAŞ

Sporun hikayelerini baz alarak gerçekleştireceğim röportaj serimin yeni konuğu: FERHAT KIZILTAŞ… Keyifli okumalar!
Seni bilenlerin şaşıracakları ve tanımayanlar için seni sana sorsak 3 kelimede nasıl anlatırsın?
Mücadeleci, sakin ve umutlu.
İlk Galatasaray anın nedir?
2002 Dünya Kupası sonrası kulüp düzeyinde Galatasaray’ı daha fazla idrak ettiğim zamandı, 8 yaşındaydım ve yavaş yavaş takip etmeye başlamıştım. UEFA Kupası zamanlarını çok az hatırlasam da asıl Galatasaray’ı tanımam 2002’den sonra oldu. Onun haricinde ilk kez 2006’da Ali Sami Yen’de bir maç izlemiştim; Galatasaray o sezonu şampiyon tamamlamıştı. Rakip Rizespor’du, gündüz 1 ve nisan maçıydı. Bir sonraki hafta Fenerbahçe’ye mağlup olmuştu 4–0 ama sezonu Galatasaray şampiyon tamamlamıştı. Orada Galatasaray’ı canlı izlemek müthiş bir duyguydu. Çünkü, eski Ali Sami Yen Stadı’nda çok az maç izledim. Bugün orada yaşadığım heyecanı maalesef yeni statta hala yaşayamıyorum. Çünkü, Ali Sami Yen bizim çocukluğumuzun unutulmaz bir değeriydi. Bugün hala orayı özlediğimi söyleyebilirim.
Muhabirlikte ‘bu da olmaz’ dediğin bir an var mı?
Muhabirlik aslında çok çeşitlendi ve farklı bir yapıya doğru gitti. Biz çocukken bu mesleğe heves duyduğumuzda sosyal medya ve dijital medya yoktu, bunu kabul edelim. Biraz daha geleneksel, ana akım medyada olan bir meslekti. Doğru haber net bir şekilde veriliyordu. Bugün günümüzün şartlarıyla, sosyal medyada maalesef çok fazla haber akışı var. Bazen doğru haberi vermek zorlaşabiliyor, bekliyorsunuz son ana kadar, bu sefer de haber kaçıyor. Bunun haricinde bu mesleği yapmanız için zaman kavramını iyi kullanmanız gerekiyor. Bu da olmaz dediğim bir an derken… Mesleğimin henüz başlarındayım ben de, 10 seneyi daha yeni yeni dolduruyorum. Profesyonel olarak da 6. Senemi geçiriyorum. Henüz öyle bir anım olmadığını düşünüyorum. Hayat uzun ama özellikle ben Victor Osimhen transferine çok şaşırmıştım. Bu transfer açıklandıktan sonra hava limanına gitmiştik, transferi takip etmek için. Çok şaşırmıştım yani inanılmaz, hiç anlam verememiştim. Çünkü, o günün şartlarında Napoli’nin Osimhen’den çıkması, bana hala bugünün şartlarında imkansız geliyor.
Bir muhabirin transfer döneminin son günü nasıl geçer?
Bir kere başarılı olmak isteyen bir muhabir, bence transfer dönemini iyi değerlendirmeli. Normal şartlarda 6 saat uyuyorsa, 4 saat uyumalı, 3 saat uyumalı bu dönemlerde. Tabi bazı günlerde bunu uzatabilir, o ayrı bir konu. Özellikle mesela, son örnekten vereyim; Derrick Köhn’ün Almanya’ya transfer olacağını, Union Berlin’e gideceğini ben gece 3’te öğrenmiştim. Sonraki gün bunu haberleştirmedim, biraz daha bekledim. Bir sonraki günün gece 1 sularında bu haberi kendi sosyal medya hesabımdan son dakika olarak vermiştim. O gün ben uyusaydım veya beklemeseydim bu haberi veremeyecektim. Sabah çünkü, 6–7 gibi başka muhabirler bu haberi verdiler. Sağolsunlar, onlar da bizim hakkımızı verdiler orada hani tebrik ettiler, ilk Ferhat verdi diye. Ben orada az uyumanın karşılığını aldım diyebilirim. Tabi ki son günler daha hareketli; doğru haber kaynağı, iletişim çok önemli. Bazen yazılmaması gereken şeyi yazmamamız gerekiyor. Çünkü, neden? Bir haberi yazarsınız evet, kendiniz belki orada bir etkileşim sağlarsınız ama bu transfer gerçekleşmediğinde kaynağınızla sorunlar da yaşayabiliyorsunuz veya başka bir haber kaynağıyla ilgili problemler de oluşabilir. O yüzden, karşılıklı güveni burada oluşturmak önemli. Özellikle transferin son günleri gerçekten ilk zamanlarından çok hareketli geçiyor. İnanılmaz haber akışı, bilgi akışı… Maalesef bunların içinde yalan haberler de oluyor, bunları ayırt etmek çok önemli. O yüzden buradaki sınırlamayı iyi yapmak muhabiri ön plana çıkarabilir.
Türk futbolundan unutamadığın 3 lig ve 3 avrupa maçı…
Gerçekten kapsamlı bir alan aslında. Avrupa maçı olarak, hatırladığım kadarıyla söyleyeyim. Galatasaray’ın Real Madrid maçı, 3–2 biten Real Madrid maçı çok enteresan bir maçtı. Yani 4–1 olsaydı çok farklı bir alana doğru gidebilirdi, o maç bence çok farklıydı. Bunun haricinde geçmişten örnek verecek olursak, tabi ki Arsenal finali çok ayrı bir boyutta. Buna bir de milli takımlar düzeyinde Senegal maçını eklemek istiyorum. O Senegal maçını dün gibi hatırlıyorum; izlemiştim, inanılmaz bir duyguydu. İlhan Mansız o golü attığında biz sokağa çıkıp, o maçın heyecanını hala yaşıyorduk, çok garip bir duyguydu. Lig maçı olarak da, Galatasaray’ın 2012’de Fenerbahçe’nin sahasında 0–0 berabere kaldığı maç çok enteresan bir maçtı. Orada şampiyonun belirlendiği bir maç oldu, Galatasaray açısından çok önemliydi. Diğer taraftan, Beşiktaş-Fenerbahçe maçı 4–3 bitmişti mesela. Beşiktaş, Kadıköy’de galip gelmişti. Bir de Fenerbahçe tarafından 6–0’lık Galatasaray maçını söyleyebilirim. O da uzun süre unutulmayacak bir maçtı. Bu maçlar bence, özellikle üç büyük takımın kendi aralarında oynadığı maçlar arasında unutulmaz maçlar olarak tarih boyunca hatırlanacaktır.
Yazılı-görsel farklı mecralarda yer aldın ve şimdi en çok televizyonda ve dijital medyada görüyoruz. Hem sektör hem kariyerin nasıl ilerliyor?
Buna çok kapsamlı bir cevap vermek isterim ancak biraz daha bireysel yaklaşmak istiyorum. Ben, gazetelerde de çalıştım kısa bir dönem. 2013–2017 yılları arasında üniversitede bu bölümü okuduğumda, gazetecilik bölümünü; sonraki kısımlarda bazı gazetelerde staj yaptım, tvlerde çok kısa bir süre kaldım. Sonra biz öyle bir döneme denk geldik ki dijital medya çağı bir anda açığa çıktı. Özellikle son 4–5 yılda bu meslek, bu medya aracılığıyla biraz daha görünür olmaya başladı. İkisi arasındaki ayrımı yapmak çok önemli. Ben, bununla ilgili hatta yüksek lisans tezi de yazmıştım; hala bugün birçok kişi YÖK’ün sitesine girerek bunu okuyabilir. Geleneksel medya ve yeni medyaya geçiş sürecindeki farklılıklar, önemli bir konu aslında. Bu mesleği seçecek kişilerin artık yeni medyadaki gerçeklerden yola çıkması daha mantıklı olabilir ama eski, geleneksel medyadaki özellikleri de unutmaması gerekiyor. Çünkü, oradaki doğrular bazen yeni medyanın alanında önümüze çıkabiliyor. Bilgi akışı artık çok hızlandı, eskisi gibi değil. Düşünebiliyor musun? Bir transfer haberi verilirdi geleneksel medyada, bir gün sonra gazetede görürdünüz. Şu an, bir dakika sonra sosyal medya kanallarında yayınlanıyor. Birçok youtube gibi mecralarda canlı yayınlar yapılıyor, onu çabuk tüketiyoruz. Eskiden bu heyecan daha farklıydı. Biraz da zarar verdi maalesef bu sektör. Çünkü, bir oyuncu geliyor, transfer oluyor; bir gün boyunca onun keyfini süremiyorsunuz. Bir saatte bitirip, ertesi güne odaklanmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da bence futbolu daha fazla tüketilen bir hale getirdi ama bunun biraz yavaşlaması lazım. Maalesef dijital medya çağında da bu çok mümkün görünmüyor. Benim kariyerim de açıkçası… Şu an bir tv kanalındayım, Tivibuspor’da; çok iyi bir ekip var gerçekten. Zaman zaman youtube mecralarında olmaya çalışıyorum, zaman zaman kendi sosyal medya kanallarımı aktif kullanmaya çalışıyorum. İkisini bir arada götürmeye çalışıyorum. İkisinin de kendine göre farklı gerçekleri var, bunları ayırt etmek gerekir ama bulunduğum aşamadan memnunum. Bir anda çok gelişmekten ziyade doğru gelişmenin tarafındayım. Her zaman şunu savundum; sosyal medyada inanılmaz kitlelere hitap etmiyorum, önemli olan doğru kitlelere hitap etmek. Gerçeklik kaygısından uzak olup da birçok kişide farklı izlenim bırakmaktansa; daha küçük kitleye hitap ederim, daha doğru habercilik yaparım. En azından huzurlu bir şekilde bu mesleği yaparım anlayışı, benim bu sektöre giriş amacımdı ve çok şükür böyle de sürüyor.
Galatasaray’ın son dört yılında inanılmaz başarılar ve bu başarıların altında önemli isimler, unutulmayacak hikayeler var. Bugün baktığında, ‘3 doğru ve 3 yanlış’ diyeceğin noktalar neler?
Bu son 4 yıllık süreçte, o dönem tabi ki riskli bir karar olarak görünse de Okan Buruk’un göreve getirilmesi çok cesaretli bir karardı. Bugün Galatasaray karşılığını fazlasıyla aldı. Onu doğru olarak yazabiliriz. İkinci kısma da şunu ekleyebilirim, Galatasaray, Okan Buruk gelmeden önce sezonu çok kötü geçirmişti. O dönem, transfer döneminde Mertens ve Torreira gibi ana iskeleti tamamlayacak, net isimlerin gelmesini de doğru olarak sayabiliriz. Tabi buna bir de Icardi’yi eklemek lazım. Üçüncü kısma da şunu söyleyebilirim, Victor Osimhen’in Galatasaray’a geliş sürecinde herkes hatırlar; kadroda Icardi var, Batshuayi var… Zaman zaman bazı kenar oyuncularını da santraforda kullanabiliyorsunuz. Böyle bir denklemde Victor Osimhen’in maliyetinden korkmayıp, kadromuz dolu demeyip de bu fırsatın değerlendirilmesi çok doğru bir karardı ve nitekim Galatasaray bunun karşılığını aldı. Yanlış kararlara gelecek olursak… Bu süreçte tabi ki yanlış kararlar da verildi. Özellikle Galatasaray, taraftarların yaşatmış olduğu o baskıdan kaynaklı bazı yanlış transferler de yapıldı. Bunun haricinde mesela, o dönem Sacha Boey ayrılığı sonrası Galatasaray daha çok onun ayarında bir oyuncu alması gerekirken tarz olarak, daha farklı bir profile gitti. Doue’yi alacaktı Rennes’den, olmadı. Sonra 4. sıradaki Jelert alındı ama çok farklı profiller. Bence yanlış bir transfer politikası. Sonrasında Frankowski geldi, geri gönderildi. Belki de alınmaması gerekiyordu ama o dönem için çok doğru bir isim olarak lanse edilmişti. Birçoğumuz hatta övmüştük. Sonrasında bence yanlış olarak, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde yer aldığı sezonlarda, özellikle Okan hocanın 4. sezonunda çok kritik kadro hataları yapıldı ve Fenerbahçe, Beşiktaş veya Trabzonspor bu kadar kritik hatalar yapmasaydı, Galatasaray’ın 4. sezonunda yorucu bir şampiyonluk sonrası lig şampiyonluğunun gelmeme ihtimali yüksekti. Çok ciddi bir kadro eksikliği yaşandı, dar bir rotasyon yaşandı. Galatasaray tarihinin bu 4 yıllık süreçte, 4 yıllık şampiyonluk sürecinde son döneminde yapılan transfer hatalarına rağmen Okan Buruk’un yaşamış olduğu şampiyonluğun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Nispeten daha kolay görülen rakip ve turun cepte düşünülmesi gibi sebeplerle Galatasaray’ın kaybettiği ve başına bela açan bazı maç var: Zalgiris, Young Boys, Elfsborg, D. Kiev ve Alkmaar gibi. O maçları hatırladığımızda ve bu seneki Ajax, Juventus, Liverpool gibi maçlarla bu durumun epey değiştiğini söylediğimizde katılır mısın yoksa yorumların neler olur?
Young Boys gibi takımlara karşı yaşanan kayıplar tabi ki çok üzücü ve hayal kırıklığı. O dönem şunu hatırlayın, Galatasaray’ın bek oyuncularının alternatifi Kaan Ayhan ve Berkan’dı. Bu çok tartışılır, çünkü, oraların oyuncuları değillerdi. Bu sefer o oyunculara karşı haksızlık yapılıyor. Burada iyi bir futbol aklı yönlendirmesi olsaydı Galatasaray, Sparta Prag ve Young Boys tarzı maçlarda bu durumu yaşamazdı. Özellikle AZ Alkmaar maçı da öyle. Galatasaray’da kötü planlamanın sonucuydu o tarz maçlar. Diğer taraftan, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’inde oynadığı kritik maçlarda aldığı galibiyetler de, burada farklı oyuncuların motivasyonunu da sayabiliriz ama ikisi arasında yoğun farklılıkların oluşmasını motivasyona da bağlıyorum. Şampiyonlar Ligi’ne çıktığınızda oyuncunun motive olması, odaklanması çok farklı bir boyuta geçiyor. Bu, seyirciye bile yansıyor. UEFA Avrupa Ligi ile Şampiyonlar Ligi arasındaki maç farkını statta atmosferde çok net bir şekilde ayırabiliyorum. Şampiyonlar Ligi müziği çaldığında oradaki duygu farklı noktalara doğru gidiyor. Sonra lige döndüğünde bazı oyuncuları da motive edememe sorunu yaşanıyor. Bunu birçok kişi yaşayabiliyor. Düşünebiliyor musunuz? Çok iyi bir kulvarda maç yapıyorsunuz, sonra dönüyorsunuz lige geliyorsunuz daha düşük seviyeli bir takıma karşı maç yapıyorsunuz. Aynı istek ve arzuda oynamama durumu yaşanıyor ama ben buna biraz da doğru kadro çeşitliliği olarak bakabilirim. Çünkü, iyi bir kadro rotasyonu oluşturursanız, iyi bir senkronizasyon yaratırsanız bunun önüne kısmen geçebilirsiniz. Bir futbolcu veya bir yedek kulübesindeki oyuncu kadronun aşağı yukarı aynı olduğunu gördüğünde bazı problemler yaşanabilir. İstediği kadar oyuncunun performansında dalgalanmalar olsun, kadro rotasyonu darsa, kendini orada garanti görürse kendisiyle de yarışmaktan belli bir zamandan sonra geri çekilir. O yüzden bunun biraz hatalı olduğunu düşünüyorum.
Tam da transfer dönemindeyken medyada konuşulan ama Galatasaray’a gelmesini hiç beklemediğin isim ya da isimler var mı?
Transfer dönemi çok uzun bir dönem. Geçmişten bir örnek vereyim, 2004–2005–2006 yıllarında River Plate forması giyen Gallardo’yu -şu anda teknik direktörlük yapıyor- Galatasaray formasıyla görmeyi çok isterdim. Aynı zamanda Ze Roberto vardı mesela, çok isterdim gelmesini; o dönem olmamıştı. Lincoln’ün gelmesini çok istiyordum, Lincoln transferi gerçekleşmişti. Şu an günümüze dönecek olursak, Bruno Fernandes transferinin zor olduğunu düşünüyorum; maliyeti olarak. Çünkü, Galatasaray 40 milyon Euro’nun üzerine çıkacaksa bunun bir sonraki satışından mümkün olacağı isimlere gideceğini duydum; özellikle bu da Can Uzun olacak gibi duruyor. Bruno Fernandes kaliteli, Manchester United’da gerçekten son zamanlarda çok da iyi oynuyor. Yakın zamanda 32’ye girecek, üst düzeyde birkaç yıl daha kalmasını bekleyebiliriz. Galatasaray bu maliyetlere çıkacaksa Bruno Fernandes’in şu an mantıklı bir yanı olur mu bu maliyetlerle? Bence zor. Çünkü, Can Uzun daha sıcak Galatasaray’da. 20 yaşında, Bayern Münih’in takip ettiği, Napoli’nin izlediği bir oyuncu. Milli takımda da belki şans bulsaydı bu rakamları bile konuşamazdınız. Can Uzun daha gerçekçi. Bruno Fernandes’in Galatasaray ihtimalini çok daha zayıf görüyorum.
Galatasaray’da iki mevkiye iki isim transfer edilecek. Konuşulan isimlerden ya da oyuna uygun olacağı düşündüğün isimlerden kimler olurdu?
Galatasaray santrafor arkasına net bir isim alacak. Mertens’ten sonra orası bir türlü doldurulamadı. Çünkü, İlkay Gündoğan tercih edildi, Yunus Akgün oynadı, Sara oynadı. Bazen çift forvet denendi, olmadı. Can Uzun transferi orada olabilir. Çünkü, Okan hoca, Galatasaray’a katılması halinde kendisini ilk 11’de doğrudan düşünüyor. Kolay değil, 35–40 milyon Euro maliyetler konuşuluyor ki şu anda kulübü 45 milyon Euro’nun altına inmedi. Onun haricinde, santraforda mutlaka bir hamle gerekecektir. Bu da şöyle olmalı; Osimhen yüksek ön alan baskısı yapan, şiddetli koşular yapan çok farklı bir profil ama Osimhen’in bitiriciliği Mauro Icardi’den çok iyi mi mesela? Bunun olduğunu söyleyemeyiz ama oyun iştahı çok farklı bir seviye. Galatasaray’ın Osimhen’i yedeklemek için benzeri değil de Osimhen’i çeşitlendirecek, farklı oyunları sahaya sunabilecek bir santrafora gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela, Ponomarenko bunlardan bir tanesi olabilir. Genç oyuncu almak istemiyorum diyorsanız, biraz daha yüksek seviye bir isme gidecek olursanız da Sörloth’u ben isterdim. Maliyeti evet yüksek, 30 yaşına geldi, geçiyor ama Sörloth tarzında bir oyuncu da Galatasaray açısından daha iyi olabilirdi. Kesinlikle ilk oynayacak oyuncu da ön hatta Osimhen olacaktır. Osimhen’in yedeğinin ona benzerlikten ziyade ondan biraz daha farklı bir profil olması gerektiğini düşünüyorum.
Okan Buruk’un oyun sistemi genellikle hızlı oyun ve önde baskı temelliydi. Önümüzdeki sezonla birlikte bunun değişeceği düşünülüyor. Oyunun evrimi ve bu anlamda değişmesi gereken isimler hakkında ne düşünüyorsun?
Yeni sezonda ön alan baskısının her maçta olacağını ben de çok düşünmüyorum. Çünkü, bu oyunu uygulamak çok zor. Takım iskeleti şu an kısmen bazı noktalarda aynı. İçerideki Liverpool, Atletico Madrid, Juventus maçlarında olduğu gibi her takıma aynı derecede aynı iştahla oyunu oynayamazsınız. Bu biraz da yüksek tahribatlar yaratabilecek bir oyun. Bunu avrupada Galatasaray gerçekten çok başarılı oynadı. Galatasaray’ın içerideki Liverpool, Juventus maçları çok iyi ama dışarıdaki maçlara bakın… Atmosfer biraz daha farklı olduğunda, biraz daha farklı bir oyun arayışı olduğunda işlerin ne kadar kötü gittiğini görebiliyorsun. Avrupada deplasmandaki birçok maçı yerinde izlemiştim; özellikle Liverpool maçı, Galatasaray’a farklı bir profilin ihtiyaç olduğunu getirmişti. Nedir bu profil mesela? Ön tarafta, Galatasaray’ın orta sahasında şu an transfer edilen Lesley ayarında bir alan kaplayan, mücadele gücü yüksek, top kapmayı seven oyuncu ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştı. Lemina ve Torreira biraz o noktalarda sıkıntılar oluşturmuştu. Orada boy olarak uzun bir oyuncunun olması savunma emniyeti bakımından önemliydi. Lesley’nin kalitesi tartışılır, o ayrı bir konu. Belki oraya çok farklı bir profil gelecekti, Magassa gibi isimler de düşünüldü ama Lesley en azından doğru bir profil. Gidilen profil senin de dediğin gibi Okan Buruk’un oyun çeşitliliği anlamında farklı düşündüğü bir alan. Bir de her rakibe karşı özellikle Süper Lig’de Galatasaray ön alan baskısı zaten çok fazla oynamayacaktır. Çünkü, rakip senden çekiniyor. Ön alan baskısı yapacaksın ama top sana geçtiğinde nasıl kullanacaksın? Bu da yetenekli orta sahalardan geçiyor. Mesela, Mertens döneminde Galatasaray bu yerleşimleri çok iyi yapıyordu. Mauro Icardi en iyi döneminde bitiriciliği çok iyiydi. Şimdi biraz da yetenek işine bakacak takım. O yüzden Galatasaray’ın mutlaka santrafor arkasına alacağı yetenekli oyuncu transferinde, Can Uzun olur, Bruno Fernandes olur veya bir başka isim olur; bu ayardaki orta saha oyuncusunun bağlantısını yapacağı ismin santraforla çok iyi bir şekilde uyumlu olması lazım. Bu da Galatasaray’ın özellikle Süper Lig’deki kendisine göre düşük seviyeli takımlara karşı kilit açmasında önemli olacaktır. Sizin Şampiyonlar Ligi 11’iniz bazen Süper Lig’de oynayacağınız maçlarda pozisyon üretmekte zorluk yaşayabilir. Sen orada önlem alıyorsun ama burada da sana önlem alıyorlar. İkisi arasındaki çeşitliliği Okan Buruk’un bu sezon çok iyi şekilde yapacağını düşünüyorum. Çünkü, Şampiyonlar Ligi’nde geçen sene deplasman maçları bunun elzem olduğunu göstermişti.

Transfer demişken, bu dönemde hoca yahut oyuncu olarak çok iyi hamle yaptığını düşündüğün takımlar vardır sanıyorum ki…
Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor çok iyi hamleler yaptı. Bunun yanında Galatasaray’ın da hamleleri olacaktır. Kısmen diğer takımlara karşı biraz daha zamana ihtiyacı var, biraz daha sık eleyebilecek durumda ama hızlı harekete geçilmesi doğru olacaktır. Mesela, Trabzonspor’un transferlerini çok beğendim. Saviolo yeni sezonda farklı bir performans gösterecektir. Cabral geldi, çok merak ediyorum Yeşil Burun Adaları’ndan. Yine sağ bekte vatandaşı var Pina. Trabzonspor’un hamlelerine bakıldığında Oulai, Felipe Augusto gibi satışların yeni sezonda devam edebileceğini bizlere göstermiş oldu. Burada taraftarın da beklentisi önemli. Trabzonspor ekstra bir şampiyonluk baskısı altında değil, bu hamleleri yapabiliyorsunuz. Beşiktaş’ın Italiano tercihi bence çok başarılı ama burada gereken sabır önemli. Çünkü, 2007’den beri sen de biliyorsun, Zico’dan sonra yabancı bir antrenör şampiyonluk yaşayamıyor; bu zor bir durum gerçekten. Şu an Beşiktaş’ın yaptığı hamleler çok enteresan. Salih Özcan kulüp düzeyinde geçen sene 70 dakika oynadı, çok kötü diyebiliriz ama Süper Lig temposunu kaldırabilecek bir oyuncu ve Orkun’un yanında istediği bir oyuncuydu. Bakıldığında, Trossard, Arsenal’da şampiyonluk yaşadı. Premier Lig şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi finali ve Dünya Kupası’nda Belçika ile çok iyi oynadı. Yakın bir zamanda 32’ye girecek, en olgun çağlarında ve Süper Lig de kalitesini fazlasıyla sunabileceği bir ortama sahip. Bir de Salah transferi yaşanırsa Beşiktaş’ın gerçekten çok enteresan bir transfer dönemi oluşmuş olacak. Bunun yanında santrafor da gerekiyor. Acaba Salah, Oh yeterli olur mu düşüncesi de var. Çünkü, sağ tarafa Salah’ın yazılmama ihtimali de varmış. Bunun yanında Fenerbahçe’nin Greenwood hamlesi gerçekten kritik, yetenekli bir oyuncu. Muriç’in Süper Lig’in santraforu olduğunu düşünüyorum. Nathan Ake de çok tartışıldı, geçmişteki sakatlık sorunları ama Süper Lig ayarında bakıldığında Fenerbahçe’nin yararlanabileceği bir profil ama sürekli oynar mı soru işaretlerim var. Galatasaray’ın da yakın zamanda harekete geçeceğini düşünüyorum. Beşiktaş ve Trabzonspor’un hamleleri çok enteresan, bu kadar iyi bir transfer dönemi beklemiyordum.
Ligimize özellikle son yıllarda çok kaliteli ve çeşitli oyuncular-hocalar geldi. Beklenen etki üzerinden en uygun olduğunu düşündüğün kimler var?
Çok uygun oyuncular da hocalar da geldi ama başarılı olamadı. Fenerbahçe’de Jorge Jesus’un gerçekten bu lige çok uygun olduğunu düşünüyordum. Çünkü, önde oynatıyor; büyük takım önde oynar mantığı var burada. Avrupada da çok iyiydi, Sevilla maçını hatırlayın, gayet iyi performans göstermişti. Olmadı yani, Jesus çok iyi bir Galatasaray dönemine denk geldi. Bir de Brezilya milli takımı iddiaları devre arasından sonra kafasını karıştırmıştı. Oyuncu olarak da Mauro Icardi, bu ligin santraforuydu. Transferi çok sürpriz bir şekilde tamamlanmıştı ve ilk senede çok iyi katkı vermişti. Greenwood da İsmail Kartal döneminin önemli isimlerinden olabilir. Çünkü, Greenwood topla oynamayı seven, hücum etmeyi seven bir takımla oynamak isteyen bir oyuncu. İsmail Kartal’ın da Fenerbahçe dönemlerinde hep hücum oynadığını gördük. Özelllikle son sezonunda 99 puan toplamıştı, 99 da gol atmıştı; Fenerbahçe çok golcü bir takımdı. Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntısı ligin seviyesinde üst düzey bir Galatasaray’a denk gelmesiydi. Italiano için de şunu söyleyebilirim, Beşiktaş baskıyı biraz düşük tutmuştu imza töreninde Önder Özen’le beraber. Italiano avrupa liglerinde, özellikle Fiorentina ile Konferans’ta 2 kere üst üste final oynadı ama kaybetti. Burada finali de getirmesi gerekiyor. İtalya’da bir kupa başarısı var, Milan’a karşı. Beşiktaş’ta doğru bir kadro bulduğunda kendisi açısından da bir lig şampiyonluğu getirebilmesi olabilecek bir durum. Taraftarın ilk puan kaybından sonra vereceği tepki çok önemli. Burada yabancı hocalar çok sert bir şekilde eleştiriliyor. Uygun olmayacak oyuncular bakımından… Roberto Mancini, Galatasaray’a geldiğinde aşağı yukarı böyle bir tablo bekliyordum. Aynısını Prandelli için de söyleyebilirim. Ligi tanıyana kadar, rakibiniz güçlüyse ligi bitirebiliyor nitekim de öyle olmuştu. Yeni sezon devam etmemesini de çok doğru bulmuştum. Süper Lig dinamiklerine bakıldığında Galatasaray’da da Okan Buruk’un çok doğru bir hoca olduğunu düşünüyorum. Bugün çok tartışılıyor, Şampiyonlar Ligi başarısı deniyor ısrarla ama Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’inde çok uzun yıllardır yoktu. En son gruptan çıktığında eski formata göre Mancini vardı ve İstanbul’da Juventus maçında kar yağmıştı. Okan Buruk’la siz tekrar o başarıya gelmeye çalıştınız, kolay değil. Okan Buruk ayarındaki hocaların Süper Lig’in kurdu olduğunu düşünüyorum.
Yerli ve yabancı olmak üzere futbolu bırakmış hangi isimleri bugün geri döndürmek isterdin?
Süper Lig’de Sneijder’ın tekrar olmasını isterdim. Fenerbahçe’de Alex De Souza mutlaka olmalıydı. Bugün attığı golleri yeniden idrak ettiğimizde ne kadar önemli işler yaptığını görebiliyoruz. Beşiktaş’ta da Mario Gomez’i herkes geri döndürmek isterdi, yanında Quaresma’yı sayabiliriz, çok farklı bir isim. Trabzonspor’da çok beğendiğim Yattara vardı, Nwakaeme de en az onun kadar. Hatta Nwakaeme kimine göre onu geçti. Anadoludan da oyuncular var tabi ki, Bursaspor’dan Batalla çok önemli işler yaptı. Yerlilerde de bugün Hasan Şaş ayarında bir kanat kolay kolay çıkmıyor. Arda Turan mesela ilk çıktığı zamanlarda inanılmazdı. Fenerbahçe’de Tuncay Şanlı’yı sayabilirim, inanılmaz bir yetenekti. Beşiktaş’ta Sergen Yalçın ön plana çıkacaktır. Trabzonspor’da da Fatih Tekke’nin yeniden gelmesini isterdim. Özellikle Gökdeniz Karadeniz’le birlikte çok yetenekli bir ikiliydiler.
Mauro Icardi, Galatasaray için çok özel bir oyuncu. “Galatasaray zaten çok büyük ama daha da büyük yapacağız.” sözleri ona ait ve bu gibi çok önemli açıklamaları oldu. Bu hislerle birlikte, Icardi’ye artık veda edildi ve geride bir miras var. Galatasaray & Icardi birlikteliği için neler söylemek istersin?
Icardi en çok gelmek istediğim konuydu zaten. Mauro Icardi ve Galatasaray birlikteliği tesadüfen başladı, inanılmaz bir hissiyata dönüştü. Okul bahçelerinde çocukların şarkılarını söylediği bir yıldız oldu. Herkesin dediği gibi bir neslin Galatasaraylı olmasında önemli payı var. Çünkü, çocukların büyüme döneminde, futbola ilgi duyduğu zamanlarda bir kahramana ihtiyacı vardı ve Mauro Icardi o kahramanı doldurmuştu. Tabi ki ilk 2 sene çok iyi, 3. sene sakatlık, 4. sene Osimhen’in biraz arka planında kalması… Ondan dolayı da taraftarla arasındaki bağ yavaş yavaş kopma derecesine geliyordu. Buradaki ayrılık da kaçınılmazdı ama cesaret edilmesi de zor bir ayrılıktı. Galatasaray’da 4 sezon geçirdi ve bu süreçte o kadar önemli goller attı ki şampiyonlukta da büyük payı oldu. En çok tartışıldığı son döneminde bile Süper Lig’de kendisinin 14 golü var, toplamda da 16 gol attı. Bitiricilik olarak dünya futbolundaki o safkan golcülerin son örneğiydi Icardi. Özel hayatındaki durumlar, bazen mental seviyesinin düşmesi yeteneğini de köreltme noktasına getirdi. Fiziksel durumu çok tartışılıyordu. Bu ayrılığı doğru buluyorum ama keşke Muslera ve Mertens ayarında bir coşkuyla yapılsaydı. Sezon bittiğinde aşağı yukarı birçok kişi Mauro Icardi’de ayrılık sürecini bekliyordu, sürekli uzatıldı. Transfer döneminin ortasında bir videoyla paylaşıldı ve Icardi buna hala cevap vermedi, bu da enteresan. Ne kadar duygusal ve kırgın olduğunu da buradan görebiliyoruz. Bu vedanın doğru ama yapılma şeklinin eksik kaldığını düşünüyorum. Yeni bir dönüşüme ve güncellemeye ihtiyaç var, zamanı geri getiremiyorsunuz. Mauro Icardi hiçbir zaman 2023’teki Icardi olmayacak. Artık 2026–2027 sezonuna giriyoruz, futbolun kendine göre farklı gerçekleri var. Mauro Icardi için hayırlısı olsun. Galatasaray tarihinde uzun zaman hatırlanacaktır. Hagi’nin rekorunu geride bıraktı, bunun daha üstü var mı? Bir avrupa şampiyonluğu yakışırdı Mauro Icardi’ye, vizyon oydu senin dediğin gibi. Bu da çok nasip olmadı. Maalesef Şampiyonlar Ligi takımları ve bizim kendi takımlarımızın farkları birkaç transfer dönemiyle kapanacak seviyede değil, aramızda anlayış farkı da var. Icardi’nin Galatasaray serüveni, bu hikayenin oluşması her yönüyle fantastik bir kariyer dönemiydi kendisi açısından.
30 sene sonra yeniden Dünya Kupası’nda oynadık. Aslında oynadık demeye de dilim varmıyor ancak Montella döneminde ne bekledik ne bulduk?
Son dünya kupamızı hatırlıyorum, 2002. İnanılmaz işlere imza atmıştık. Ondan önce de 1954’te gitmişiz, sokaktaki çok az insan hatırlar. Bizim için 2002 çok farklıydı. 2002’nin şampiyonu Brezilya’ya karşı iki tane önemli ve güzel maç yapmıştık, yarı finalde bizden korkmuşlardı ama olmadı. Sonra play-offlar oynadık, gidemedik. Montella ile gittik, Dünya Kupası’na kadar karnesini çok başarılı bulan biriyim. Bu Dünya Kupası performansı inanılmaz kötü ve skandaldı, hiç hazır gelmemiş. Bizi küçümseyici tavırlarda bulundu. ABD maçında alınan prestijli galibiyet önemliydi ama 1000 maçtan daha büyük bir zafer kesinlikle değildi. Bu takımın sadece Brezilya’ya karşı oynamış olduğu yarı final maçı bile ABD’deki maçın etkisinden büyüktür. Montella’nın bunu iyi idrak etmesi gerekirdi. İtalyan kafasındaki Montella’nın milli takımda kalmasını isterim, iyi bir uyum getirdi. Çok fazla kulüpçü anlayışının da zarar verdiğini düşünüyorum. Guardiola bile Haaland tarzı gerçek golcülere döndü. Bizim de ona uyumlu bir oyun şablonu geliştirmemiz gerekiyor. Turnuva odaklı, çok fazla ön tarafta üretemeyen ve tüm skor katkısını kanatlara yığan… Kenan, Arda, Barış gibi isimlere yıkmaya çalışan bir oyun anlayışının çok uzun vadede sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Dünya Kupası’nda gerçekten çok üzüldüm, beklentilerim vardı. Kolay değil, heyecan da vardı ama hataların çok fazla yapıldığı bir Dünya Kupası oldu. Paraguay’ın başarısı, Yeşil Burun Adaları’nın başarısını gördükten sonra… Fas Milli Takımı çok farklı bir kulvarda, onu saymıyorum bile. Bu tarz hikayeleri görünce kendi milli takımımıza karşı yaşadığımız hayal kırıklığı çok fazla artabiliyor. Yeni sezon nasıl olacak merak ediyorum. Uluslar Ligi başlayacak; Belçika ve Fransa gibi takımlara karşı oynayacağız. Montella’nın mutlaka bir dönüşüm yapması lazım bazı bölgelerde. Aksi halde Montella’nın milli takıma çok uzun vadeli yararlı olacağını düşünmüyorum. Çünkü, kafa olarak da birçok taraftarımız ondan uzaklaştı gibi hissediyorum.
Son olarak… Eklemek istediklerin var mı?
Gerçekten soruların çok güzeldi. Ben de elimden geldiğince cevap vermeye çalıştım. Çok uzun cevaplar vermek istemedim, okuyucuları da sıkmak istemedim. Emeğine sağlık, çok kapsamlı bir soru hazırlığın olmuş. Umarım senin için de bu sektörde çok güzel işler yaşanır, emeğinin karşılığını aldığın bir dönem olur inşallah.
메타데이터
- post_id
- 5a24c001071a
- slug
- çek-bi-letonya-ferhat-kiziltaş-5a24c001071a
- url
- https://medium.com/@sportifdirektor/%C3%A7ek-bi-letonya-ferhat-kizilta%C5%9F-5a24c001071a
- canonical_url
- https://medium.com/@sportifdirektor/%C3%A7ek-bi-letonya-ferhat-kizilta%C5%9F-5a24c001071a
- author_url
- https://medium.com/@sportifdirektor
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-20 10:53:30