Alien Serüveni
korkuyorum.
Alien Serüveni
korkuyorum.

Ellen Ripley
1. Alien (1979)

Poster
Yaratık diyoruz. Dünyalılar böyle söylüyor. Onu yakından tanıyanlar ise Xenomorph XX121 demeyi tercih ediyor.
Her şey, 1979'da Ridley Scott yönetmenliğinde başladı. Bu hikâyenin henüz öncesi yok(tu). Artık bir tane var desek yalan söylemiş olmayız. Muhtemelen onun da sırası gelir.
Ridley Scott, bu film için kuşkusuz en çok övgüyü hak eden isimdir. Scott, inanılmaz bir iz bırakmıştır fakat bu filmin arkasındaki isimleri ve onların bağlantılarını konuşulmaya değer buluyorum.
Filmin senaristi, Dan O’Bannon
Dan O’Bannon, Alien’ı yazmadan önce öğrencilik yıllarında Dark Star isimli bir film yazıyor. Yazdığı bu filmin yönetmeni John Carpenter. Filmde yaşananlar; dar koridorlarıyla, karanlık havasıyla adeta Alien’sız bir Alien gibi. Dan O’Bannon’ın Alien fikri, aslında bu senaryodan türüyor desek yanılmayız.


Dark Star (1974) ve John Carpenter
Bir telefon geliyor O’Bannon’a. Telefondaki kişi, ünlü yönetmen Alejandro Jodorowski. Dune projesi için O’Bannon’ı yanına çağırıyor. Projeyi konuşabilmek için Paris’e giden O’Banon, Paris’te neler olacağından habersiz.


Dan O’Bannon ve Alejandro Jodorowski
Orada Hans Rudi Giger isimli bir sanatçı ile tanışıyor. O sırada da tanıtımını Clive Barker’ın yaptığı, H.P. Lovecraft’tan esinlenilmiş “Necronomicon” isimli bir projesi var Giger’ın. O’Bannon ile birlikte çizimlere bakarken O’Bannon, çizimlere hayran kalıyor. Giger, kendi yaptığı bu çizimlerden korktuğunu söylese de O’Bannon, Giger’ı hafızasına atıyor.



Clive Barker’ın Hellraiser’ı & H. P. Lovecraft’ın Necronomicon’u
Dan O’Bannon aynı zamanda Total Recall’ın da senaristi. Total Recall gibi bir filmin de senaristi olması işleri bir hayli yukarıya çıkartıyor. Kafasında Alien senaryosunun ilk kısmı var fakat o sıralar kendisi de sette. Ama bu, ona bir engel olmuyor ve Total Recall gibi bir filmi yarıda bırakıp Alien filmi için çalışmalara başlıyor.

Total Recall (1990)
Tasarım için H.R. Giger, makyaj için Stan Winston, müzik için Jerry Goldsmith… Dan O’Bannon günümüzün tabiriyle bütün “network’lerini” bir araya getiriyor. Kaldı ki, doğrudan veya dolaylı yoldan yararlandığı insanlar ve unsurlar çok etkileyici gözüküyor; Jodorowski, Barker, Lovecraft, Carpenter… Alien’ın kerameti midir bilemem ama James Cameron da ikinci film olan Aliens’ı çektikten sonra Terminator gibi büyük bir serinin başlangıcına imza atıyor. Hepsi mi büyük insan? Evet, hepsi büyük insan. Ve donanım sahibi olan insanlar bir araya geldiğinde güçlü yapımlarla karşılaşmak mümkün oluyor.



H.R. Giger, Stan Winston & Jerry Goldsmith
Filmin Yönetmeni, Ridley Scott
Ridley Scott’tan önce tabii ki de birkaç tane yönetmenle görüşülüyor. Birtakım parasal sebeplerden ve ilgisizliklerden dolayı çoğuyla anlaşılamıyor.
Ridley Scott’ın reklam yönetmenliğindeki namı yayılmış, yönettiği reklamlar da son dönemde ses getirmiş. Ona götürülen bu teklif kabul edilince Ridley Scott, sete sert bir giriş yapıyor. Katı olmasının nedenini de şuna bağlar, Scott der ki:
“Yıllar sonra kimse sizi ‘ne kadar kibar bir adamdı’ diye anmaz. Ama iyi yönetilmiş bir film tarih boyunca konuşulur.”
Bilim kurgu filmlerinden nefret ettiğini dile getirdikten sonra Alien senaryosundan hoşlanması da bir garip oluyor. Ressamlık eğitimi aldığından dolayı görsellik konusunda da yetenekli bir yönetmen kendisi.
Oyuncularla olan iletişimi gayet iyi fakat psikolojik anlamda onları role hazırlamak için bazı taktikler uyguluyor. Örneğin, yaratığı oynayan Bolaji Badejo’yu biraz dışlar, hatta onun ekiple birlikte yemek yemesine izin vermez. Mesela Sigourney Weaver’a sert bir tokat attırır. Böylelikle silinmiş sahnelerde ise daha kötü bir tokat sahnesi yer alır.

Bolaji Badejo R.I.P
Bu filmde, her zaman hissettiğim bir şey vardır: Karanlık insan geleceği. Geleceğe farklı açıdan bir bakış, bir pencere gibi. Birazcık makineleşmeye karşı çıkan bir film gibi de gözüküyor fakat Ridley Scott tam olarak bunları vermek istemiş olabilir mi, emin değilim.
Yaratığı filmde çok az göstermek istemiş. Bunun sebebi, herkesin de anlayacağı üzere biraz ortamı germek, seyirciyi sürüklemek, merak unsurunu tetiklemek. En nihayetinde koyduğu bu hedefi de başarmış oluyor.

Ridley Scott
Kadın İmajı
Ripley karakteri sanırım Hollywood dünyasının en sağlam kadın karakterlerinden birisidir. Fakat ilginçtir ki, mürettebatın içinde en sona kalan karakterin Ripley olmasını beklemeyen pek çok seyirci vardır. Bunun nedeni filmin her karakteri eşit derecede kadraja almasıdır. Belki de çoğumuz Dallas’ın bu arbededen sağa çıkacağını düşünmüşüzdür. Çünkü ezber budur, mürettebat ölür kaptan kurtulur. Gemiyi en son kaptan terk eder.
(henüz filmin başında bu tarz twist’ler yemeye başlayınca, yavaş yavaş toparlandığımı hatırlıyorum)
Mürettebatın tamamını burada analiz edemem ama iki farklı kadın karaktere sahip bu film, bunu görebiliyoruz. Birisi çok kararlı ve çizgisinde olan Ripley, diğeri ise çok çabuk telaşlanan ve korkup bağıran Lambert. Bu karakterleri, kıyaslamamız için koyduklarına yemin edebilirim. Bu olay, neden Lambert’ın lider olamadığını açıklayan bir örnek aslında.
Alien, kadınla ve kadınlarla ilgili içinde çok şey barındıran bir film. Biraz kenarını köşesini kurcalarsanız bunun farkına varabilirsiniz. Uzay gemisinin ismi, MU-TH-UR 6000. Yani Mother. Verilmek istenen mesaj bir annenin karnında olmak olabilir mi acaba?
Xenomorph’un tasarımı… Kafası tartışmasız bir penis imajı çiziyor. Kuyruğunu ise tam bir penis gibi kullanıyor. Avlarına tecavüz eden sadist bir yaratık aslında. Örneğin, yaratığa yakalanan ilk karakter bir erkektir. Erkek cinsiyeti rahatsız olsun diye özellikle yapılmış bir sahnedir bu. Yumurtadan “Facehug” çıkar, yumurtalarını bırakmak için avının suratına yapışır, sonra döller, daha sonra ise kurbanının karnını yırtarak “Chestburster” dediğimiz Alien doğar. Bu evrim süreci ve dahası, zaten bir Alien klasiği haline gelmiştir. Farkındaysanız bir doğum süreci anlattım size.
original evolution dediğimiz kavram, xenomorph evrimidir. diğer evrimler ilerleyen filmlerde ortaya çıkan farklı türlerin evrimi sayılır.

Alien: Evolution
Alien, vizyonuyla şaşırtıp tek bir karakterle bize yozlaşmış şirketleri de anlatıyor. Filmin bir kısmında, mürettebatı uzaya yollayan şirketin, mürettebatın yanına android ajan gönderdiğini öğreniyoruz. Şirket, mürettebata güvenmeyerek android yolluyor, android de mürettebata güvenmeyerek onların zekasını hafife alıyor ve narsistçe davranmaya başlıyor. Garip garip hareketleri olsa da, filme başka açılardan bakmamızı sağlayan bir etmen olmuş oluyor. Örneğin, Ripley ile ettiği kavgada Ripley’nin ağzına porno dergisi sıkıştırmaya çalışıyor. Çok aşağılık değil mi? Bu android’i kim programladı lan?
Sonunda ise Ripley ile baş başa kalıyoruz.
Zor Bir Film
Çizimleri gören yapımcılar, Giger’i neredeyse kovuyorlardı. Dan O’Bannon ikna etmese havaalanı yetkilileri, Facehug prototiplerini uçağa almıyordu. Ön gösterimde en ön sıradaki izleyiciler arka sıralara kaçıyordu. Girişinde Alien heykelleri sergilenen bir salonda, dinciler ‘şeytan bunlar’ diye salonu yıkıp yakıyorlardı. Gerçekten zordu.
2. Aliens (1980)

Poster
Aliens ile birlikte farklı bir atmosfere giriş yapıyoruz. James Cameron ve devam filmi… Bu ikili yan yana gelince manyak şeyler olabiliyor. Cameron, Rambo: First Blood Part II (1985) senaristlerinden birisi. Aslında dönemin iyi işlerinden bir tanesinde yer almış olması, Aliens’a büyük katkı sağlıyor. Cameron’ın da ilginç bağlantıları var.
Filmin Yönetmeni, James Cameron
Bir devam filmi yönetmek bana her zaman zor gözükmüştür. Her zaman ortaya çok da iyi bir şey çıkmaz. Böyle ihtimalleri vardır devam filmi çekmenin, risklidir. Hollywood’da pek çok örneği var bunun. Ama düşünsenize… Birinci filmi başkası çekmiş hatta filmin inanılmaz bir hayran kitlesi oluşmuş, böyle bir filmin devamını da siz çekeceksiniz.
İlk filmi olabildiğince anlamak zorundasınız, hayranlar ne ister bilmek zorundasınız… Birçok şeyin zorundasınız ve bence en zoru da, böylesi bir şeyi devam ettirmek olurdu. Cameron, tam olarak bunun üstesinden gelen bir yönetmen ve bunu sadece Aliens’ta yapmıyor. Aliens’ta ise hikayeye kademe atlatıyor.

James Cameron
Giriş
Alien filminde yaşananlardan 57 yıl sonrasını anlatan bir filmdeyiz aslında, 2179 yılındayız. Aşırı ‘amerikanvari’ bir açılış gerçekleşiyor. Aniden birtakım Amerikan askeri görmek ve onların klişe laflarına tanık olmak, belki de birçok insanı “Rambo” filminde gibi hissettirmiş olabilir. Cameron’ın bu klişeleri gözümüze sokması, Amerikan ordusunun ne kadar da aptal olduğunu göstermesi inanılmaz bir cesaret göstergesi olabilir.

Rambo First Blood Part II (1985)
Kadın İmajı
Kaldı ki Amerikan ordusunun bulunduğu yerde bile Ripley’nin ne kadar da iyi bir lider olduğunu, ne kadar da güçlü bir kadın olduğunu göstermek veya gösterebilmek büyük yetenek. Aslında yeteneğin haricinde çok güzel bir fikir bu. Ripley güçlü bir karakterken onu daha da güçlendirmek, onun karakter gelişimine fayda sağlıyor. Kısacası, zekice bir hareket.
“Anne” kavramı bu iki yapımda öne çıkan kavramlardan birisi. Vurgulanmasa da, belli edilmese de anlatılmak isteneni bu kavram üzerinden anlatmaya özen göstermişler.
Ripley, ilk filmde çok kararlı ve çizgisi olan bir karakter fakat yaratığın gelişiyle birlikte kendisini bir belirsizliğin içinde bulması, amaçsızlığı da beraberinde getiriyordu. Karaktere ‘yok etme’ amacı dışında bir amaç verilmiyordu. Aliens, bir bakıma bunu da değiştiriyor. Newt’i koruma, kurtarma amacı yükleniyor. Burada tabii ki de bir annelik içgüdüsü söz konusu fakat bence yarı yarıya. Sebebi de, Ripley’nin -zaten- dost canlısı bir karaktere sahip olması. Bunu, sadece ilk filmdeki kediye bakarak anlayabiliriz.
Ripley vs. Queen sahnesinde de aslında büyük bir ‘Anne’ tablosu çiziliyor. Her ikisi de korumacı tavrını sergileyerek, delirmişçesine bir kavgaya tutuluyorlar. Biz de değişik bir pencereden iki annenin savaşını izliyoruz. “Giyilebilir Mekanik Robot” (Power Loader) olayını söylemiyorum bile. Efsane bir ‘suit’ diyebilirim.

Power Loader Suit
Hikâye
Yaratığı sorgulama ve yaratığın yaşam döngüsüne dair edindiğimiz bilgiler, yumurtalar ve queen… Hepsi, hikâyesel olarak baktığımızda çok şey katıyor evrene. Bu filmle birlikte Ripley ve Yaratık arasındaki ilişki, kişisel bir intikam öyküsüne dönüşüyor. Yaratıkları, biyolojik silah olarak kullanma fikri ortaya atılıyor vs.
İlk filmde bir belirsizlik vardı ama bu filmle sayesinde belirsizliği biraz açtık. Bence bunun güzel olan tarafı şu: Evet, bu filmle birlikte bilgi akışı sağlanıyor. Önemli olan o belirsiz kısmı devam ettirebilmesi, yine de her şeyin açıklanmaması, derinliği sağlaması, oradan oraya sürüklüyor olması… Ki hâlâ sürüklemeye devam ediyor.
İlk filmdeki yoğun gerilimin aksine burada yoğun bir aksiyon var. Sırf bu yüzden Alien hayranları bana göre ikiye ayrılır ama ayrılmasına da gerek yoktur. Çünkü Alien demek, her zaman gerilim demektir bence.
Özellikle Aliens’da “Askeri Bilimkurgu” teması görülüyor. Oysaki Alien (1979), hiç de öyle değil. “Starship Troopers” belki de bu türün çok sevileni gibi gözükebilir fakat Aliens zamanında bu türün esintilerini vermiştir.

Starship Troopers (1997)
Alien³ (1992)

Poster
Yönetmen belli değilken setlerin kurulduğu, senaryo belli değilken her şeyin hazırlığının yapıldığı bir dönemdi bu. Alien³, senaryo üzerine senaryo yazılarak dahil oldu evrene. Her gelen bir şeyleri değiştirdi, çok oynandı, çok karışıldı. İşte bu film David Fincher’ın ilk uzun metraj filmiydi.
Filmin Yönetmeni, David Fincher
Kendisine çok bulaşılsa da, günün sonunda iyi bir iş çıkarmış denilebilir. Çünkü, bazı sahnelerini “birilerine rağmen” çekmiş. Örneğin, senaryonun karmaşıklığı… Sürekli oradan oraya bir atlama var. Bu film, evrene ne katıyor, yenilik olarak ne getiriyor, senaryo tutarlı mı, önceki ve sonraki filmler için kapısı var mı gibi soruları yanıtlamaktan kaçınıyor. Bazen de yanıtlıyor fakat boşlukları seyirci dolduruyormuş gibi geliyor bana.
Alien³ atmosfer olarak serinin en karanlık filmi olabilir. Karanlıktan kastettiğim, kasvetli bir ortam gibi değil ama ton olarak diğerlerine nazaran daha karanlık bir hava. Bu karanlık ton, filmin konusuna da yedirilmiş, karakterlerine yedirilmiş. Hep gizem varmış gibi bir hava yaratılmış. İçerideki deli insanlar da bu söylediklerime dahil tabii ki.

David Fincher
Hikâye
En anlam veremediğim kısım şu: Aliens filminin sonunda Ripley, allem ediyor kallem ediyor birkaç kişi kurtarıyor ve onlarla yola çıkıyor. Peki Alien³ filminin başında ne oluyor? Ripley’nin kurtardığı kişiler ölüyor. Film, bize bunu söylüyor. Onlar ölmüş, hatta Ripley harici herkes ölmüş. Sadece Ripley hayatta kalmış. Fincher bu şekilde başlayınca, bana göre eksiyle başlamış oluyor. Tabii onun hatası mıdır, onun düşüncesizliği midir, orasını bilemeyeceğim.
Delilerin arasına atılmış bir Ripley var. Tımarhane gibi olan bu gezegende, yine kadınlık ile ilgili bir şeyler gizli. Onca yaratık yetmiyormuş gibi bir de onca ‘deli’ erkeğin arasında kalmak, tam Ripley’nin başına gelebilecek bir durum. Bu açıdan güzel bir göndermesi var bence. Fakat bunu ne kadar iyi işleyebiliyor diye sorarsak ‘eh, meh’ diyebiliriz.
Yaratık, film boyunca Ripley’nin karnında olmasına rağmen o gerilimi biz bir türlü yaşayamıyoruz. Yani “kural olarak” bir yaratık karnındaysa biz seyirciler gerim gerim gerilmeliyiz. Bence bu gerilimi iyi verememiş. Hatta gerilimi daha çok Clemens üzerinden kurmuş, ne alakaysa? Ripley, “öldür beni” demesine rağmen onu öldürmüyor veya mantıklı bir cevap vermiyor ya da bizi terse düşürecek yanıtlar bulunmuyor. Bu da, hikâyenin dümdüz ilerlemesine sebep oluyor. Sanırım doğru şeyler yazılmasına rağmen çoğu zaman yanlış tercihler yapılmış.
Ripley ile burun buruna gelen Yaratık sahnesi herhalde bu filmin en akılda kalıcı sahnelerindendir. En dehşet verici, gerilmemizi sağlayan sahnelerden olmuştur. Hatta o kadar popülerdir ki, Alien’ı arattığımızda karşımızda o sahneyi görmemiz mümkündür.

Alien³ İconic Shot
Yenilikler
Alien³ ile birlikte gelen bir facehugger’ımız var. “Royal Facehugger” ismini taktıkları ve külliyata geçirdikleri bu yaratık, daha önce gördüğümüz facehugger’ların biraz daha büyük ve kanatlı versiyonu. Külliyata bir ‘tür’ eklemiş gibi oldu diyebiliriz.
Bir de filmin önemli sekanslarında bulunan “Runner”lardan bahsedelim. Runner ismini taktıkları bu Alien türü, filmin neredeyse tamamında var. Alien³ denildiğinde Runner’lar akla geliyordur muhtemelen. Runner, facehugger’ın bir köpeğin içine embriyosunu bırakması sonucu oluşan bir Alien türüdür. Alien³ ile birlikte gelen bir kuraldır bu: Facehugger embriyoyu hangi canlıya bırakırsa, doğan Alien da ona benzer.
Fincher’ın kendi tarzıyla ortaya koyduğu bir Alien var aslında. Bunlar biraz daha zeki Alien’lar. İlk iki filmle kıyasladığımızda daha zeki varlıklarmış gibi davranıyorlar. Halbuki şu noktaya gelene kadar sadece zevk için öldüren, üremek için öldüren yaratıklardı. Bu zeki yaratık fikrinin güzelliği de kişiden kişiye değişir sanırım.
Alien Resurrection (1997)

Poster
Ağlayacağım. Adında ‘Resurrection’ geçen filmlerin iyi olamama gibi bir laneti var. Bkz. The Matrix Resurrection (2021) & Halloween: Resurrection (2002). Baştan söyleyeyim, bana kalırsa serinin en sıkıcı filmi. Üçüncü filmden sonra böyle bir geri dönüşe gerek var mıydı, emin değilim açıkçası. Alien serisi hikaye olarak zaten çıkmazdayken, gidişatı daha da kötüleştiren ve bu serinin yolunu zorlaştıran bir iş diyebilirim.


Halloween: Resurrection (2002) & The Matrix Resurrection (2021)
Filmin Yönetmeni, Jean-Pierre Jeunet
Serinin Fransız yönetmeni, aynı zamanda Amélie (2001) ve Delicatessen (1991) filmleriyle de daha önceden adını duyurmuş bir yönetmen. Jeunet, Alien’ı çektiği zamanlarda Amélie daha ortalarda yok. Fakat kendisi zaten o dönemde de popüler bir kimliğe sahip. Yönetmenle ilgili tek ve en büyük sorunum şu: Korku unsurunu iyi yansıtamıyor. Hatta o kadar iyi yansıtamıyor ki, “galiba yönetmen diğer filmleri izlememiş” diyorsunuz… Ya da sadece ben böyle diyorum.

Jean-Pierre Jeunet
Başlangıcın Saçmalığı
Şimdi, hikâyenin başlangıcına bakmak için üçüncü filmin son sahnesine gidiyoruz. Film, alevlere atlayan Ripley’nin karnından son saniyede chestburster’ın ‘pırtlamasıyla’ sona eriyordu. Yok efendim, chestburster sayesinde Ripley tam ölmemiş de, DNA parçası alınmış da, klonu da yapılmış da… Yersen.
Yersizlik ve Katkı
Yani bu kısımlar zaten hiçbir şekilde bana geçmiyor. Klon muhabbeti daha çok canımı sıkıyor çünkü izlediğimiz kişi Ripley değil, Terminatör gibi bir şey. Üzerine bir de, Sigourney Weaver’ı seksi gösterme çabaları var ve bu çok anlaşılıyor. Bunu da geçtim, ‘uzay korsanı’ fikri varmış belli ki ellerinde fakat bunu bile abartı bir korku ve komiklik içinde işlemişler. Örneğin, uzay korsanları acayip absürt, acayip klişe duruyor.


Alien: Resurrection, Ellen Ripley Clone
Bu şekilde bitmiyor tabii ki de. ‘Newborn’ isimli yeni bir tür kazanmış oluyor seri. Bu tür, bir insan ve Xenomorph melezi. Hatta Queen yerine Ripley’i annesi olarak görüyor, aslında onun DNA’sı sayesinde var olduğunu biliyor. Tabii humanoid bir morfolojisi olduğundan dolayı duyguları olan bir Xenomorph tanımış oluyoruz.
Bu arada, -gittikçe teknoloji de geliştiği için- efektler daha çok tercih edilip iyileştirilmiş diyebilirim. Bu film hakkında bu kadar bilgi yeter.
Prometheus (2012)

Poster
Android. Bu kavram seride ilk defa ortaya çıkmadı ama Prometheus ile birlikte daha çok yaygınlaştı. Ridley Scott’ın tekrardan projenin başına geçmesiyle, seriyi sahiplenmesiyle seri devam etti fakat belli ki Ridley Scott’ın içinde bir şeyler ukde kalmış. Mesela, android fikrini daha fazla ön plana çıkarmayı düşünmüş desem yalan olmaz herhalde.
Prometheus, Alien’ların nereden geldiğini anlayacağımız bir film. Günün sonunda anlıyor muyuz, orası muamma ama ben yine de anlatayım. İşte evrenin yeni kurallarıyla karşınızda Ridley Scott’ın Prometheus’u.
Giriş
Açılışta ‘mühendisler’ diye anacağımız üstün bir ırk karşılıyor bizi. “Her şeyin başında bir yaratılış var” metoduyla giriş yapıyoruz. Gizemli bir açılışın yanı sıra bir de ardından David isimli bir android, uyuyanları uyandırınca maceramız başlıyor. Sene 2012, görsellik şahane, kapalı mekan tercihleri hoş tabii.


Engineers
Yapmacık Tavırlar
Filmin en önemli karakteri, sanırım Arkeolog Elizabeth Shaw. Ve onun eşi. Daha ilk dakikalardan “abi taş varmış, kaya varmış, işaretler varmış, orada kesin bir şeyler var” klişesine girilince -e arkeolog klişesi- ben, olumsuz anlamda bayılıyorum. Diğer karakterleri düşünmeye gerek bile yok. Ölmek için gelmiş bir avuç salaktan başka bir şey değiller, kaptan hariç. Kaptana spin-off bile çekilirdi -abartıyorum tabii ki- Garip garip twist’ler var. “Sürüden ayrılanı kurt kapar” misali bir şey yapmışlar mesela. Filmin en az kötü twist’i bu. Çeşit çeşit karakter var ama anlam yok.
David: Bir Android
David, Alien serisinin en önemli karakterleri arasında yer alıyor bence. Filmin David üzerine inşa edilmiş olduğunu da çok geçmeden anlıyoruz. Daha önceden de söylediğim gibi, David bir android. Sürekli onunla dalga geçiliyor, şakalar yapılıyor, duygusunun olmamasıyla ilgili konuşuluyor. Yüzünden de anlayacağımız üzere David, bu tür durumlara sinirleniyor.
Peki, David neden kötü? Bu sorunun cevabı, “onu zorbaladıkları için” olmamalı ama bunun dışında da bir şey göremiyoruz filmde. Bir Alien filminde Alien’ın olmaması haneye eksi yazıyorken, en mantıklı yazılmış karakter için de, önemli bir soru kafamızı kurcalıyor. Bir yandan da çok fazla bileşen var ve felsefi bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Zor.

David
Sonuç
Sonucumuz şu: “Bazen yenisini yaratmak için eskisini yok etmek gerekir.”
Uyanan mühendis, böyle diyordu.
Üstün bir ırka, hem insanı hem de yaratığı yaratmış bir mühendisin yanına gitmek ve onunla dost olmayı istemek, barış istemek, ne haddimize!
Biz insanların artık yoldan çıktığını söyleyen ve bizi ‘helak’ etmek isteyen bir Tanrı ile karşılaştık. Görüyor musun Tanrı’nın işini?
Aramıza Katılanlar
Prometheus ile birlikte küçük solucanların “black liquid” sayesinde ‘Hammerpede’ isimli bir Alien türüne dönüştüğünü görmüş olduk. Solucan gibi bir canlıdaki karşılığının Hammerpede olması korkutucu.
Bu arada ‘Engineer‘ diye bahsettiğimiz varlık, yaratık tarafından yok ediliyor. Mühendis diye öve öve bitiremediğimiz adamın karnından ‘Deacon’ fışkırıyor. Deacon da yeni kardeşimiz.
Alien: Covenant (2017)

Poster
Prometheus, Alien dışında bir hikaye anlatmak istiyordu. Övenler övdü, gömenler gömdü ve Alien severler arasında fikir ayrılıkları başladı. Bana göre bunu çözecek olan film ise Covenant’dı. Prometheus’un devamı niteliğindeydi sonuçta.
İlk Otuz
Filmin ilk otuz dakikasını atsaydık hiçbir şey kaybetmezdik diye düşünüyorum. Kötü bir ilk otuz dakika demiyorum fakat hikâyeye hiçbir hizmet sağlamıyor. Bu otuz dakika içerisinde yeni ekibi de tanıyoruz ama ekip, öncekinden daha vasıfsız.
Bir anda iki farklı yerde vaka gerçekleşiyor ve bu olaylar, seyirciyi hemen ekrana kilitlese de, seyircinin alışmadığı bir ‘çabukluk’ içeriyor. Ekibin yarısı yine ölmek için gelmiş ve büyük bir aksiyon da gerçekleşmiyor günün sonunda. Sadece ilerletmek, zaman geçirmek için, oyalamak için yapılmış birtakım teknikler görünce, ne yalan söyleyeyim, düşüyorum.
Walter: Bir Android
Walter da aynı David gibi bir android. Yine Michael Fassbender canlandırıyor, çünkü ‘üretim yeri’ aynı. David gibi içinden kötülük planları yapabilen bir android değil -ki David de bir noktaya kadar kötü değildi- aksine Walter, daha iyimser bir android.
Çevresindekiler bile o kadar iyimser ki, David ile karşılaştıklarında ona güvenebiliyorlar. Şirket sayesinde, David’in neler yaptığından herkes haberdar. Walter dahil, bütün androidler ve insanlar Prometheus’da yaşanan olayları biliyorlar. Kısacası David’in nasıl ‘mimlendiği’ biliniyor. Fakat gel gelelim ki, bunlara rağmen David gibi bir android’e güveniyorlar.
Düşünüyorum… Daniels karakteri ne kadar güçlü? Alien serisinde ‘güçlü kadın imajı’ hep vardı diye biliyoruz biz. Daniels karakteri ne kadar saf, fark edildi mi mesela? Tabii ki şart değil böyle bir imajın bulunması ama bir düşündüm.
David ile Tekrardan
David, yaratıcı olmak istiyor. Gücü elinde bulunduran her kişi gibi o da, en yükseğe çıkmak istiyor. Yaratmak, oynamak, dağıtmak istiyor. Belki de filmin en güzel sahneleri ona ait olabilir.
David, mühendislerin yaşadığı gezegene artık ‘black liquid sıvısı’ mı, bilmem ne tozu mu -her ne ise onu- serpiştiriyor. Bütün mühendislerin yok olduğunu görüyoruz ama sadece orada bulunan mühendislerin yok olduğunu görüyoruz. Başka bir yerde başka bir ırk var mı, hiçbir bilgi yok. Merak edilesi bir soru bence.
Toz demişken… Serinin kendi içinde belli bir kuralı varken, bu muhabbet nereden çıktı bilmiyorum. Küçük bir toz parçacığı adamın burnundan giriyor ve içinde yumurta oluşmaya başlıyor. Saçma. Saçmalığın da bu kadarı derler, çünkü bir de chestburster karnından değil sırtından çıkıyor. O da yetmiyor, chestburster olarak çıkmıyor. Açıkçası gerçek Alien izleyicisi, buna sadece gülebilir.
Geri Kalan
Mühendislerin oradan oraya kaçışması olsun, Walter ve David’in birbirlerine girmesi olsun, bir tane “Protomorph”un koşuşturması olsun aksiyon anlamında bol malzeme veriyor. David’in ‘mahzeni’ sanırım tasarım açısından çok şey taşıyor. Duvarlarda Giger dokunuşları görüyoruz. Bir anlık da olsa seyirci olarak eskiye gidiyoruz.
Bu mahzende Elizabeth Shaw’u bir kez daha görüyoruz. Kendisi ölü bir bedende, üzerinde deneyler yapılmış şekilde yatıyor. Onu bir kraliçe olarak görüyor David. Hiçbir şekilde açıklanmasa da, ilk Queen’in Shaw olduğunu düşünmekteyim ve Xenomorph’ların da buradan türediklerini söylüyorum kendimce.

Elizabeth Shaw
Ne Anladık?
“İnsanın yarattığı şey, günü gelince kendisine zarar verecek” mesajı var. Film sonunda yine Alien’lık bir durumun olmaması sadece ekrana baktırıyor.
Mühendis, insanı yaratıyor ve mühendis aynı zamanda insanları yok etmesi için Alien’ı yaratıyor. İnsan android’i yaratırken, android ise önce hizmet ediyor. David, düzene karşı çıkıyor ve kendi yaratıcısının yaratıcısını -yani mühendisleri- yok ediyor. Mühendisleri ortadan kaldırırken mühendislerin yarattığı bir diğer ırk olan, Alien’ları kullanarak yapıyor. Oysaki Alien’lar, insanları ortadan kaldırmak için yaratılmıştı ama… Kime niyet, kime kısmet işte. Belki de bu, ‘yaratıcısını yaratanın yarattığını yaratıcısı’ sayesinde geliştiren bir android’in öyküsü.
Anladınız mı?
Alien: Romulus (2024)

Poster
Alien filmleri, kronolojik bir sıralama ile resmi olarak birbirine bağlanmıştı. Bir şeyler olsun, bir şeyler değişsin diye bekleyenler vardı. Tabii bu söylemlerin ardında buna kararlı, buna hazır bir ekip de vardı. Bir Romulus heyecanı vardı.
Filmin Yönetmeni, Fede Álvarez
Yakın zamanda çektiği Evil Dead (2013) ve Don’t Breathe (2016) gibi filmler ona biraz popülerlik kazandırmıştı. Romulus için Álvarez’in olması büyük bir fırsat oldu. Korkuyu, özellikle gerilimi çok iyi geçirebilen bir yönetmen olması ayrı, Alien filmlerini seviyor olması ayrı bir fırsattı.



Evil Dead (2013) & Fede Álvarez & Don’t Breathe (2016)
Kaynak materyale o kadar sadık kalıyor ki, bir Alien seyircisiyseniz başından itibaren şaşırırsınız. Temellerin üzerine merak edilen cevapları yerleştiriyor, inşa ediyor mesela.
‘Jackson’s Star’ isimli bir maden kolonisini görüyoruz. Başka bir gezegen, başka insanlar ve bu insanlar halkın ta kendisi, dünyaya bilmem kaç ışık yılı uzakta bir yerdeler… Açılışı böyle yapmak herhalde sadece Fede’nin aklına gelmiş. Gerçi, senaryoyu yazarken Alien Isolation (2014) oynayan bir adamdan bahsediyoruz.

Alien Isolation (2014)
‘Her şeyden biraz biraz’
Alien (1979) filminden tanıdığımız Ash karakteriyle karşılaşıyoruz. Ash’in yeni ekibe gemide olup bitenleri anlatması, hem yeni seyirciyi yönlendiriyor hem de eski seyirciye ‘wow’ dedirtiyor. Mükemmel bir tercih çünkü.
Romulus’ta silahlı aksiyonun azami seviyede olduğunu fark ediyoruz ama herhangi bir silah kullanıldığında çok estetik sahneler meydana getiriyorlar. Bu da beni, Aliens’a (1980) götürüyor. Sanki sıra sıra filmlere selam çakıyormuşuz gibi hissediyorum.
Fincher, bu seride korku unsurunu iyi yansıtan yönetmenlerden birisiydi. Romulus’ta bir sahne var, harika. Ve hepimiz, Alien³'teki (1992) o ikonik sahne olduğunu biliyoruz aslında. İnanılmaz iyi bir gönderme yapıyor burada Álvarez.

Alien: Romulus, Alien³ Reference Scene
Alien: Resurrection’ı (1997) da unutmamışlar. Film sonuna melez bir yaratık ekleyerek de aslında Resurrection’a selam göndermek istemişler.
Gönderme yapmak için gönderme yapmıyorlar. Bu referansların en güzel olayı, bağlamdan kopmamaları. Her şey, hikâye ile uyumlu gidiyor. Dev bir bebek var ve çok rahatsız edici bir görüntüye sahip, annesini yiyor falan… İnanılmaz bir tür. Çok çabuk büyümesi belki eksidir ama orasına çok da takılmadım açıkçası.
Övümler
Aşık olunası, oyundan fırlama bir asit sahnesi yaratılmış. Tekrar tekrar başa sararsın, izlersin ve teknik detaylara hayran kalırsın. ‘Öyleli’ bir sahne yaratılmış ve daha önce böyle bir şey gördüğümü -en azından bu seride- hatırlamıyorum.
O ‘vajinamsı’ sanatsal tasarımlar, her yerdeler. Neden buna bu kadar yükseliyoruz? Çünkü neredeyse ikinci filmden bu yana göremediğimiz unsurlar bunlar. Aslında bu materyaller, Alien serisinin kendisini oluşturan materyaller.
Facehugger, diğer filmlere nazaran daha ön planda. Posterde bile bir facehugger var ve poster aslında güzel bir ‘spoiler’ içeriyor. Facehugger’ları gerilim unsuru olarak kullanmak en nihayetinde basit bir fikir ama çok etkileyici. İlk defa onları bu kadar fazla ve bir arada görüyoruz.
Güçlü kadın imajı diye ağlarken yanılmıyormuşuz mesela. Bize Rain karakterini verdiler ve aksi bir şey olmazsa net olarak yeni bir Ripley’miz var artık. Zeki, hızlı ve güçlü bir yapıdan bahsediyoruz. Umuyorum ki, Cailee Spaeny’i de farklı filmlerde izleme şansına sahip oluruz. Örneğin, Sigourney Weaver’ı “Avatar” serisi gibi bir seriyle hatırlamak hoş değil bence.


Cailee Spaeny, Alien Romulus Red Carpet
Andy, bir sentetik. Kendisi android’lerin altında bir zekâya sahip. Romulus’ta android yerine bir sentetiğin kullanılması fikrinde, belki çok zorlarsak Prometheus gibi, Alien: Covenant gibi filmlere de bir gönderme içerdiğini düşünebiliriz. Çünkü farklı olarak sentetik tercih edilmesi, yine ‘temellerin üzerine bir şeylerin inşa edilmesi demek’ diye düşünüyorum ben.
Herkesin oturup izleyebileceği iyi bir uzay filmi yapmak, herkesin harcı değildir.

Andy
Bu seri bildiğiniz üzere resmi bir Timeline’a sahip. Culture Crave’in de yayınlamış olduğu Timeline’a buradan göz atabilirsiniz:

Alien: Timeline
Kaynaklara Göre Yaratık Varyasyonları:


Xenomorph Variations
Şahsi Tiermaker ve Letterboxd Sıralama Listelerim:


Tiermaker Ranked & Letterboxd Ranked List
INFO: Bu arada, 26 Nisan ‘Alien Day’ olarak kutlanır.
(haberiniz olsun diye)z

26.04 Happy Alien Day!
Copilot ile ürettiğim bazı Xenomorph görselleri:
İyi okuduysanız kapatıyorum dükkânı. Sizi Ripley ile baş başa bırakıyorum, ilk filmde olduğu gibi…


Ellen Ripley
(Alien: Earth henüz yayınlanmış değil)
메타데이터
- post_id
- 5c92a5bf30bd
- slug
- alien-serüveni-5c92a5bf30bd
- url
- https://medium.com/@evkedisi/alien-ser%C3%BCveni-5c92a5bf30bd
- canonical_url
- https://medium.com/@evkedisi/alien-ser%C3%BCveni-5c92a5bf30bd
- author_url
- https://medium.com/@evkedisi
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-20 20:29:01