← Back to list

Kendi Yoluna Geri Dön

Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma, kollarını bana sarma kalamam oralarda.

Sinem Demirkan in Pandorium · 2026-05-06 13:03 · 225 claps · 6.8 min read paywalled
#aşk #psikoloji #film #love #kişisel-gelişim
Open on Medium ↗
Wiki topics: CUL · Culture & Media 💑 · Relationships 🎬 · Film & Television

Kendi Yoluna Geri Dön

Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma, kollarını bana sarma kalamam oralarda.

Image from: https://sadibey.com/2014/02/06/eylulun-kayip-bir-ayi-nereye-gitti/

Image from: https://sadibey.com/2014/02/06/eylulun-kayip-bir-ayi-nereye-gitti/

Medium üyesi değilseniz bu linkten ücretsiz okuyabilirsiniz.

İnsanların bizi görme şekli bizim kendimizi görme şeklimizle çoğu zaman aynı olmuyor. Çünkü ne yaşadığımızı ve ne hissettiğimizi biz biliyoruz ancak. Ve dışarıdan insanların gördükleri taraflar çoğu zaman bizim kim olduğumuzu tam anlamıyla göstermiyor.

Tam olarak olduğumuz gibi tanınmıyoruz. Çünkü bir şeyleri ifade etmek her zaman kolay olmuyor. Bizim kalbimizde olan şeyleri bizim kendimize ifade ettiğimiz kadar duymuyor kimse.

Bir de bahsettiğim gibi, birkaç önceki yazımda da bahsettiğim gibi değerler konusu var.

[embed]Değer Odaklı Bir Hayat Nasıl Oluşturulur? İstek, ihtiyaç ve değerler arasındaki farkları anlayarak değerlerimize hizmet eden bir yaşam kurmanın yolları.mediumturkiye.com

Aslında hayatımızda değerler hakkında oturup düşünmesek de işin içinde neyin bize iyi hissettirip neyin hissettirmeyeceğini biliyoruz. Ve bunu ifade etmek her zaman mümkün olmasa da fark etmeden aslında değerlerimize çekiliyoruz.

Değerlerimizin farkındaysak kendi yolumuzu çiziyoruz.

Eğer değerlerimizin farkında değilsek ya da sürekli değerlerimizin dışında bir hayat yaşamaya çalışıyorsak da bir hayatta kalma çabasının içine giriyoruz.

Ve hiçbir yere tam anlamıyla ait olamıyoruz.

Tabi bu kendimizi yargılamakla da alakalı. Eğer hissettiklerimizin önemli ve değerli olduğunu düşünmezsek belki de kendimizi yargılama döngüsünü kırıp özşefkatli bir alana ulaşamıyoruz bile.

Değerlerimiz ve kendimizi kabul etmek denilince aklıma gelen bir film var, defalarca çok severek izlediğim: Bir küçük Eylül meselesi.

Eğer izlemediyseniz izleyip yazının devamını öyle okumanızı ve benimle yorumlarınızı paylaşmanızı isterim.

Photo by Merve Kalafat Yılmaz on Unsplash

Photo by Merve Kalafat Yılmaz on Unsplash

Filmde iki karakter var, birbirinden çok farklı görünse de birçok anlamda aynılar.

Eylül kendi hayatı, kendi düşünceleri olan bir kadın ve düşüncelerini anlatırken çok net. Ne istediği ne istemediği çok belli ve sınırlarını kimsenin aşmasına izin vermiyor.

Başka ne kadar özgüvenli bir kadın diyorsunuz ama sonrasında karşısındaki insanlara alan açmadığını ve sürekli kendisine odaklı olduğunu gördüğünüzde aslında sınırları değil duvarları olduğunu görüyorsunuz.

Kendi standartlarına uygun bir hayat yaşıyor ve başkalarının hayatlarını da kendi hayatına göre yorumluyor, insanların onun standartlarını anlamasını ve ayak uydurmasını istiyor ama bir yandan da yalnızlıktan yakınıyor.

Söyledikleri ve davranışları arasında bazı tezatlıklar var ama onları yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Çünkü dışarıya karşı ‘’ben tek başıma mutluyum, kimse beni hak etmiyor’’ tutumu olsa da içten içe duyulmayı ve anlaşılmayı beklediğini görebiliyoruz.

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Aslında her şey Eylül’ün Bozcaada’ya gitmesiyle başlıyor, arkadaşının iş seyahati için geldiği bu yerde ne kadar yabancı gibi göründüğünü ilk o zaman anlıyorsunuz.

Geldiği yer onun yargıladığı ve statü olarak düşük olarak gördüğü bir yer oluyor daha ilk adaya geldiği anda. Gördüğü manzaranın güzelliğini değil de kusurlarını görmesinden anlıyorsunuz gözündeki yargı filtresini.

Tek’le tanıştığında da bu filtre devam ediyor. Onun kafasında ‘’çirkin’’ olarak adlandırdığı birisi oluyor direkt, daha onu tanımaya alan bile açmıyor.

Bilmediği şey ise Tekin’in yani kısaltmasıyla Tek’in onun sırf çizimlerine bakmak için satın aldığı gazetedeki illüstratördür. Fakat Eylül kafasındaki Tekin Bulut ve Tek’in aynı kişi olduğundan habersizdir uzun bir süre.

Bunun temelinde Eylül’ün insanları görmemesi yatar, Eylül insanları etiketlemeyi ve onları kategori olarak ayırmayı sever, bu ona hem kontrol verir hem de kendi çıtasında görmediği insanlardan uzak durmasını sağlar.

Photo by Helmuts Rudzitis on Unsplash

Photo by Helmuts Rudzitis on Unsplash

Burada da onun gurur duyduğu güçlü personanın aslında benliğini gizleyen bir maske olduğunu görüyoruz. Eylül kendi ihtiyaçlarıyla ve kendisiyle yüzleşemediği için o yargı döngüsünden çıkamıyor.

Çünkü kendini kabul ettiğinde, ihtiyaçlarını kabul ettiğinde, kendinin gölge yanlarını kabul ettiğinde gidip başkalarının hayatını eleştirecek bir halde olmuyorsun.

Ama Eylül kendisini kabul edemiyor, daha doğrusu kendisiyle yüzleşemiyor bile. O persona kendisini korumak için bir savunma mekanizması ama tam da hayatı yaşamasının önünde engel oluyor.

Dışarıya karşı güçlüsünüz, her şeye sahipsiniz ama içeride bir şeylerin eksik olduğunu biliyorsunuz. Bu bazen acı çekmek bazen can sıkıntısı ama bir anlamsızlık haline dönüşüyor. Orada bir boşluk var ve siz onunla yüzleşmek yerine hissettiğiniz şeylerin sebebini hep başkalarına bağlıyorsunuz.

Ve başkalarını suçlarken daha ileriye gitmiyor hayat. Siz mutlu olduğunuza kendinizi ve çevrenizdekileri inandırmaya çalışırken aslında bir senaryonun içinde gibi davranıyorsunuz.

Ta ki birisi o senaryoyu fark edene kadar.

Photo by Merve Kalafat Yılmaz on Unsplash

Photo by Merve Kalafat Yılmaz on Unsplash

Tek aslında Eylül’ün kendini kabul edemediği taraflarına ışık vuran, onun karanlık taraflarını tetikleyen kişi oluyor. Ve Eylül onu tanırken kendisini tanıyamıyor. Bir gün aynaya bakıyor ve kendisini tanıyamıyor, diyor ki: ‘’Bu kim? Bu kadın kim?’’

Orada aslında bir kırılma anını görüyoruz, gecikmiş bir yüzleşmeyi.

Biz birisine aşık olduğumuzda, birisine kendimizi gerçekten gösterebildiğimizde bir kırılma noktası oluyor ve onunla yüzleşemezsek o ilişki de bitiyor.

Hani vardır ya birisinin bir sırrını öğrenirsiniz ve artık o insana başka bir bakış açısıyla bakmaya başlarsınız. O gözünüzdeki filtre değişmiştir ve eğer bunu tahammül etmeyi öğrenmezseniz o insanla olamazsınız.

Ve aslında Eylül orada kendisiyle yüzleşemeyeceğini fark ettiği için kaçıyor, gördüğü kişiden aslında kendisinden korkuyor ve aşktan değil kendisinden kaçıyor.

Tam da bu yüzden kendimizi ifade etmek çok önemli. Çünkü bazen yıllardır aslında hissetmek istediğin şeyi buluyorsun ama senin düşündüğün şekilde olmayınca, senin kendine bile göstermekten korktuğun taraflarını bir başkası görünce ne yapacağını şaşırıyorsun.

Kaçmak istiyorsun, orada olmak istemiyorsun, yönetemiyorsun bunu.

Çünkü birisi senin karanlık taraflarını görünce, kendinle bile yüzleşemediğin taraflarını görünce çok kırılgan hissediyorsun.

Ve duygusal dayanıklılık tam burada gerçekten ortaya çıkıyor.

Sen görünmesini istemediğin bir tarafın göründüğünde nasıl tepki veriyorsun? Bunu yönetebiliyor musun? Yoksa kaçıyor musun?

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Yine de o ilişkide olmamayı seçebilirdi ama kaçmak bambaşka bir şeydi.

Burada Tek, Eylül’ün bir aynasını oluşturuyor aslında, ikisi de bir zıtlığın içinde ama birbirlerinden çok farklı değiller.

Tek hayatı yaşayamayan, hayattan korkan ve kendi yarattığı dünyada var olmaya çalışan bir sanatçı.

O hayatta sevilmenin yakışıklı olmak, zengin olmak gibi standartlarla geldiğine inanıyor ve asla sevilmeyeceğine kendini inandırmış.

Adada yaşayan ama yüzmeyi bilmeyen biri.

Var oluyor ama yaşamaya izin veremiyor.

Her şeyden korkuyor.

Kendi için kurduğu güvenli bir hayatı var, fakat Eylül’ün varlığı o ‘’hayatı’’ tetikliyor. Ve aslında yaşamanın var olmaktan daha fazlası olduğunu ona gösteriyor.

Aslında birbirlerini çok tetikledikleri bir ilişki olduğu için ikisinin de anlam veremediği bir şey oluyor. Çünkü Eylül, ‘’Tek gibi birisine’’ yani kendi standartlarının bu kadar dışında olan birisine bir şeyler hissetmekten dolayı utanç duyup kendisini yargılıyordu.

Tek için ise ‘’Eylül gibi’’ güzel ve statü sahibi birisinin ona aşık olması bir mucizeydi ve bu mucizeyi kaybetmemek için onun yanında tüm kırılganlıklarını sergiliyordu.

Ama kırılganlık dozunda ve doğru yerde olmazsa güç dengesizliğini oluşturuyor ve tam da o duygusal anlarda Eylül duygusal bakım veren bir kişiliğe dönüşüyor ve kendisinde bastırdığı bu duygusallığı Tek’de görünce bu süreci yönetemiyor.

O ufak kırılma anları yargıladığı bu adamı tam anlamıyla kabul etmese bile izin verdiği anlara dönüşüyor.

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Ama günün sonunda bir gerçek var, hepimizin farklı yolları var ve ortak bir yolda buluşamazsak ne hissedersek hissedelim o hislere alan açamıyoruz ve bizi bir araya getiren o hislerken bizi ayıran şey de onlar oluyor.

Tek için Eylül sadece hissettiği aşk değil de bir kimlik aslında. Hiçbir yere ait olamayan ve sürekli toplumdan dışlanan birisi olarak ilk defa birisine aşık olup onunla var olmaya çalışıyor ama Eylül kendi elini bile tutamayan birisi olarak Tek’in elini sadece belli koşullarda tutuyor.

Aslında tetikledikleri şeye dönüp bakabilseler ikisini de iyileştirecek konuları fark edecekler ama onları yaşama döndürecek şey tam da tersine ikisinin de sonu oluyor.

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Photo by Mert Kahveci on Unsplash

Burada şunu görüyoruz: Hepimizin kendi yolu var.

Kendi yolumuzu göz ardı edip başkasının yolunda var olmaya çalıştığımızda birinin hayatına tutunmuş oluyoruz ve elimizi ne zaman bırakacağı belli olmuyor.

Hatta bazen elimizi tutan bile olmuyor ama biz olduğuna inanıyoruz.

Aslında içten içe bir şeylerin farkındayız, ‘’bir şeyler yolunda değil’’ hissini göz ardı ettikçe bilinçten uzaklaşıyor ve hem kendimize hem de başkalarına zarar veriyoruz.

Bu film bana kırılma noktalarının ne kadar ufak başlayıp birikince ne kadar acı verici ve dönülemez sonuçları olduğunu gösteriyor.

Aynada gördüğümüz yüzle yüzleşebildiğimiz kadar var olabiliyoruz.

Photo by Mick Haupt on Unsplash

Photo by Mick Haupt on Unsplash

Bazen hayatta istediğimiz şey hiç beklemediğimiz yerlerde olabiliyor. Ama bizim onu yaşamaya cesaretimiz var mı?

Yani o istediğimiz şeyi yaşamak için kırılmamız, belki de paramparça olmamız gerekiyor.

Sen paramparça olmayı kaldırabilir misin? Sen kendini bile görmekten korkarken başkası tarafından görülmeyi kaldırabilir misin?

Gerçekten başkasının hayatına bakıp ‘’ne kadar güzel bir hayat yaşıyor” dediğimiz insanlar bizim yapmadığımız şeyleri yaptıkları için o noktadalar.

Peki sen bunları yapmayı göze alabilir misin?

Çünkü aşk da böyle bir şey. Aşkta hiçbir kural yok. Sanıyorsun ki ben bunu istiyorum ve öyle olacak. Hiç öyle beklediğin gibi olmuyor. Hiç beklemediğin birisi, hiç beklemediğin bir zamanda senin hayatının tüm yönünü değiştirebiliyor.

Peki sen tanımadığın yüzlerinle karşılaşmaya hazır mısın? Yoksa kendi bildiğin yoldan mı gitmek istiyorsun?

Photo by dan carlson on Unsplash

Photo by dan carlson on Unsplash

Bazen ne istediğimiz bellidir fakat oraya gidecek cesaretimiz yoktur.

Bazen hazır olmadığımızı düşünürüz.

Bazen orayı seçmeyiz. Sebebi ne olursa olsun, seçtiğimizde bile o şeyin devam edeceğine dair bir garanti yoktur.

Çünkü konu duygular olunca mantık yola devam etmek için yeterli değildir.

Burada çok temelde hepimizin bildiği iletişim konusu da devreye giriyor.

Çünkü ikisinin de kendi korkuları var ve ikisi de kendi doğrularını kenara bakıp birbirlerini tam anlamıyla görüp duyamıyorlar.

Çünkü ikisinin doğrularının bir kesişim noktası yok ve birbirlerine yaklaşmaya çalıştıkları anlar bir yandan birbirlerinden en çok uzaklaştıkları alan haline geliyor.

O yüzden hem çok güzel bir şey yaşarken hem de birbirlerine çok zarar veriyorlar.

Aşk gerçekten böyle bir şey mi? diye sorgulatıyor ama gerçekte de aşıkken yapmamamız gereken birçok şey yaptığımız için çok gerçekçi şekilde sunulduğunu düşünüyorum.

Peki sizce aşk kaybettiklerimize değiyor mu?

Ve bu filmi izlemiş miydiniz, izlediyseniz hislerinizi duymak isterim.

[embed]


메타데이터
post_id
61fe8fe0eea8
slug
kendi-yoluna-geri-dön-61fe8fe0eea8
url
https://medium.com/pandorium/kendi-yoluna-geri-d%C3%B6n-61fe8fe0eea8
canonical_url
https://medium.com/pandorium/kendi-yoluna-geri-d%C3%B6n-61fe8fe0eea8
author_url
https://medium.com/@sinemdemirkan
status
ok
fetched_at
2026-06-10 18:44:10