← Back to list

İz Bırakan Bir Kitap: Göğü Delen Adam

1900’lü yıllarda Avrupa’dan ayrılıp ‘düşler ülkesi’ Samoa’da yaşamaya başlayan Erich Scheurmann’dan, 2000’li yıllarda okunduğunda da…

Çiğdem Bilgin · 2020-06-01 12:49 · 51 claps · 2.5 min read
#erichscheurmann #papalagi #kitapyorumu
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🎮 · Gaming

İz Bırakan Bir Kitap: Göğü Delen Adam

1900’lü yıllarda Avrupa’dan ayrılıp ‘düşler ülkesi’ Samoa’da yaşamaya başlayan Erich Scheurmann’dan, 2000’li yıllarda okunduğunda da okuyucunun üzerinde büyük etki bırakan bir kitap ‘Göğü Delen Adam’. Samoa’daki kabile reislerinden Tuiavii’nin görüşlerine yer veren kitabın yıllar geçse de çarpıcılığını ve okuyucu üzerinde bıraktığı kuvvetli tesiri, belki de yazıldığı zamanın üzerinden geçen yıllara rağmen aynı düzende yaşamaktan başka türlüsünü bilmeyen insanoğlu ya da kızının, bunu düşünmeye cesaret bile edemezken — okumaya devam edebilirse eğer — sayfalar boyunca çaresizliği ile karşılaşmasıdır belki.

Kitap boyunca ‘Papalagi’ olarak adlandırılmış Avrupa insanı. Çevirisine bakıldığında ise, Samoa’ya yelkeni ile gelen ilk misyonerin, ufukta yelkeni ile yarattığı deliğin yerli halk tarafından göğü delip geçmesi olarak çıkıyor karşımıza. Bu doğrultuda kitabı elimize aldığımızda şu konuda cesaretli olmamız gerektiğinden bahsetmeden olmaz; kişiliğimizi oluşturan değerlerimiz, inançlarımız ve bu doğrultuda hayatımızın bütününü oluşturan seçimlerimize şöyle uzaktan baktığımızda ufak tefek delikler açabileceğimizden haberdar edeyim sizi. Hayat da tam olarak böyle bir yolculuk değil mi zaten, süprizlerle dolu değişimler içeren, yumurtanın ya dışardan ya içerden kırıldığı bir serüven.

Kabile şefi Tuiavii, seyahati sırasında farklı konularda gördüklerini anlatarak kabilesini uyarmaya çalışıyor kitap buyunca. Papalagi’lerin Tanrı’yı yoksullaştırmaları, zaman kavramları, sahip oldukları tüm “şey”leri ya da hiç bir “şey”leri, makineleri, meslekleri, hastalıkları, metal ve kağıt paraları gibi bölümler, Tuiavii’nin duru yorumları ile çıkıyor karşımıza. Tuiavii’nin gözleri Avrupa seyahati sırasında insanları öyle müthiş bir yalınlık gözlüğü ile gözlemlemiş ki, tam da burada “Yalınlık hakikatın mühürüdür” diyen bir eski ve saygıdeğer deyişin akla gelmemesi pek de mümkün değil.

Tuiavii Papalagi tarafından kandırılmamak için kabile halkını uyarırken, bir yandan da içten içe üzülür zavallılıklarına beyaz adam ve kadınların. Büyük Ruh’un hiçbirimizi yeryüzüne yuvarlak metal ve ağır kağıtla getirmediğini (para kastediliyor) ancak Papalagi’lerin ruhlarını bu metal ve kağıda adadıklarını, kimseye kötülük etmeden, haksızlık yapmadan yaşamak amacı yerine hep daha fazlasına sahip olmak, sonra da sahip olduklarını ne pahasına olursa olsun korumaya çalışmak gibi kendi türünün yarattığı yalan bir dünyada yaşayıp gitmesine acıyor. Kabile halkına göre maddi açıdan daha varlıklı olanlarının gözlerinde neşe, güç, yaşam parıltısı göremediğini sönük, solgun ve yorgun kaldıklarını anlatıyor halkına. Para ile hiç kimseye yardım edilemeyeceği gibi para sayesinde sahip olunan “şey”lerin de Papalagi’leri kurtulamadıkları bir esarete sürüklediklerinden bahseder ve belki de kitap boyunca daha onlarcası olan çarpıcı görüşlerinden bir tanesini yine tüm sadeliği ile söyleyiverir: “Eğer insan çok fazla şeye gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir.”

Doyumsuz Papalagi’lere, yalnızca para ya da maddi varlıklarının tamamı olaran tanımlanan “şey” ler dışında, elle tutamadığı, gözle göremediği “zaman” da yeterli gelmez hiçbir zaman. “Güneşin doğuşu ile batışı arasında kullanamadığı hiçbir zaman kalmasa yine de yetmez Papalagi’ye” der. Her birimizin yılda en az bir kez kurduğu bir cümle gelmez mi burada hemen akıllara: “Keşke 24 saatten fazla olsa gün…” Tuiavii zamanı çok sıkı tutulduğu için ıslak elden kayıp giden yılana benzetmiştir. Bu betimlemesinin ne kadar da haklı olduğunu düşünürken, hemen ardından şaşırtıcı bir bakış açısı ile daha tanıştırır okurunu. Zamanın sessiz ve uysal oluşundan, güneşin altındaki döşeğine uzanıp yatmak istediğinden bahseder. Ancak ölümü ile hayatına mana bulan insanın, sınırlı şekilde sahip olduğunu bildiği zamanı gözünde canlandırması, zamanın ihtiyaçlarının neler olabileceğini düşünmesi, ona sahip olmaktan çok yalnızca içinden hakkıyla geçip gidebilmeyi düşünmeyi ve bu durumu kabul edebilmeyi bilmesini okuruz satır aralarından. Papalagi’nin Tanrı’yı yoksullaştırması bölümünde ise, şu sözlerle bir kez daha altını çizer belki faniliğin: “Doğru düşünseydi, elimizle sıkı sıkıya tutamadığımız hiçbir şeyin bizim olmadığını bilmemiz gerekirdi. Aslında hiçbir şeyi sıkı sıkıya tutamadığımızı da.”

Papalagi’nin mesleklere ve yolun kaybedilişine dair ifadeleri ise, bu dönemin okuyucuları için tam bir ızdırap niteliğinde olabilir. Kabilesine meslek kavramını anlatmaya başlarken “aslında çok istenmesi gereken ama hiç istenmeyen bir şey gibi” diyerek başlıyor söze. Bu cümle bile okuyucu olarak zaman zaman kendi başınıza düşündüğünüz ve mesleğiniz olarak tanımladığınız işe farklı bir boyutta bir eleştiri getirileceğinin habercisi gibi. Meslek sahibi olmak yalnızca tek bir şeyi yapmak ve de bunu artık gözü kapalı yapabilmek olarak tanımlanmış. Esas tehlikenin de tam olarak burada olduğunu söylüyor Tuiavii, “Sürekli aynı şeyi yapmak kadar hiçbir şey zor gelmez insana” diye ekliyor.


메타데이터
post_id
65f5ecac9cd7
slug
i̇z-bırakan-bir-kitap-göğü-delen-adam-65f5ecac9cd7
url
https://medium.com/@cigdem78900/i%CC%87z-b%C4%B1rakan-bir-kitap-g%C3%B6%C4%9F%C3%BC-delen-adam-65f5ecac9cd7
canonical_url
https://medium.com/@cigdem78900/i%CC%87z-b%C4%B1rakan-bir-kitap-g%C3%B6%C4%9F%C3%BC-delen-adam-65f5ecac9cd7
author_url
https://medium.com/@cigdem78900
status
ok
fetched_at
2026-06-29 01:02:39