Bilme Arzusu Üzerine
Evinde bahçe bulunan şanslı azınlıktanım. Bahçe içimdeki doğa sevgisini ehlileştirmeme yardımcı oluyor ve şehirde yaşamı daha katlanabilir…
Bilme Arzusu Üzerine
Evinde bahçe bulunan şanslı azınlıktanım. Bahçe içimdeki doğa sevgisini ehlileştirmeme yardımcı oluyor ve şehirde yaşamı daha katlanabilir hale getiriyor. Bu yazıyı da bahçemden kaleme alıyorum. Şu anda attığım minderin üstünde kayısı ağacına yaslandım ve düşüne düşüne sakince notlar alıyorum. Evimizdeki ocaktan kendime bir fincan Türk kahvesi pişirdim. Düşüncelerimi netleştirmesi için ilk cümlemi kaleme almadan önce iki üç yudum içmem gerekti. Şimdi biraz daha net ve yazmaya hazır hissediyorum.
Geçtiğimiz hafta ailecek Çiçekli’ye doğaya gittik. Sonrasında doğayla bir sonraki buluşmamız için fırsat aradım. Doğaya her kavuştuğumda içim eşsiz bir mutlulukla kaplandı. Ateş için çalı çırpı ve odun topladım, ateş yaktım ve közde Türk kahvesi içtik. Şu anda içtiğim kahve ile doğada kendi emeğimle yapıp keyifle yudumladığım kahvenin aynı kahve olduğuna inanamıyorum. Bir şeyleri başararak, aşama aşama sonuca ulaşıldığından dolayı mı yoksa doğa ile iç içe olduğundan, o çam odunlarının özünün bir şekilde kahveye geçtiğinden dolayı mı bilemiyorum ama doğada pişirilen kahvenin tadı, şehirdekine göre çok büyük farklılıklar gösterir.
Sanırım doğa ile yaptığım bu ufak temaslar, ilkel atalarımdan genetik hazineme işlenmiş, derinlerdeki bazı duyguları harekete geçirmiş olacak ki; şu anda tek düşünebildiğim kendimi bir an önce doğaya nasıl atabilirim sorusuna yanıt aramak. Bulduğum yanıtları uygulayıp kendimi en kısa sürede doğanın şefkatli kollarına bırakabilmek isteğindeyim. Kendimi yanan ateşin çıtırtısına, akan derenin şırıltısına, ötüşen kuşların cıvıltısına, çam ağacının kendine has reçine kokusuna bırakmak istiyorum. Çam ormanının reçine ile dolu kokusunun tesirinde iken zihnimi hiç hissetmediğim kadar yaşamın birinci öznesi olarak hissediyorum.
Kendimi, doğanın kaotik görüntüsü içerisinde, bu uçsuz bucaksız ve başı sonu bilinmez işleyişi özümser üzere fark ediyorum. Kendimi şanslı azınlık olarak addetmeme vesile olan bahçemde oturmuş, bu güzel hisleri anımsayıp öykünürken, çok gerçek bir hasret ile kaotik doğaya hissettiğim özlemi, bahçemde düşündüğümü fark ediyorum.
Tüm bu özlem ve arzu dolu duygular ile bir sevgilinin sevdiğine kavuşmasını bekler gibi, kendimi bayıra çayıra vuracağım bir sonraki randevumuzu sabırsızca bekliyorum. Bekliyorum çünkü doğanın önceki yazımda da bahsettiğim gibi zihnin çok daha berrak bir biçimde işlemesine vesile olan eşsiz bir düzeni mevcut. O huzur halindeyken insan bir de yalnızsa kendi başına kalıyor. Doğada tek başına iken kendini her şeyin birinci öznesi gibi hissedebilirsin. Zihninle bir yürüyüşe çıkıp saatler boyunca kendini ona yoldaş olarak görebilirsin. Her ritmik adımında vücudun yaptığı hareketleri algılamadan yapar ve bir çeşit trans halinde bu ritüele çıkabilirsin. Doğada yalnız olduğumuz an aslında en kalabalık olduğumuz andır. Bugüne kadar o veya bu şekilde zihninde yer etmeyi başarmış tüm fikirler her adımımızda bizlere yoldaşlık eder. Bu yazıyı yazmamı; sevgili okuyanım, senin de okumanı sağlayan yegane etmen zihnimizdir. Zihnimizi daima temiz tutmalı ve kendisinin bir konu hakkında ne fikirler üretebileceğini görmek adına bu yolculukları alışkanlık haline getirmeliyiz. Doğadaki her şey gibi zihnimiz de “İşleyen demir ışıldar.” mantığıyla çalışır. Evrimsel süreçte de kullanılmayan organlar körelirken, kullanılan organlar gelişmiştir. Dolayısıyla zihnimizin, kavrayışımızın dünden daha iyi olmasını istiyorsak, zihnimizi daima kullanmalı, işlemeli ve aktif tutmalıyız.
Zihnimizin işleyişi hakkında sayısız makaleler ve kitaplar yazılmıştır. Şüphesiz ki vücudumuzun en mistik parçası olan beynimizin keşfetmemiz gereken çok yanı mevcuttur. Bir konu hakkında düşünmek istediğimizde zihnimiz bize bir yol açar. Fakat çoğu zaman doğadaki bu uzun yürüyüşlerde zihnimizde istem dışı bellek olarak tanımladığımız hafıza türü devreye girer. Ayağımızın bir taşa takılması, bir odunun çıtırdaması ile daha evvel yaşadığı ve belki genetik mirası içerisinde en derinlerde bulunan gün yüzü görmemiş deneyimleri anımsayarak başka bir özüt oluşturma imkanı tanır. Bu sayede istem dışı olarak tanımlanan, modern hayatın akışında varlığının farkında bile olamayacağımız fikirler vücut bulur ve istemli hale gelir. Hiç düşünmeyeceğimiz, düşünmeyi hayal bile edemeyeceğimiz fikirleri istemli bir şekilde düşünmeye başlarız. Belki de bu şekilde en ilkel halde yaşarken modern topluma katkı sağlayabilecek fikirlerle donatılırız. Fikirlerin bir özütünü hemen not alır, bu notlar ile fikirleri ölümsüz hale getirir ve üzerinde düşünmeye değer olanlar ile vaktimizi huşu içinde geçiririz. Modern koşullara geri döndüğümüzde notları şöyle bir kurcalar ve o yoğunluklu fikirlerin içerisinden bir akış yakalayıp bu notlar hakkında daha uzunca yazılar yazarak fikirlerimizi beyan etme fırsatı yakalarız.

Yine bu uzun yürüyüşlerimden birinde istem dışı hafızam, bir fikri istemime getirdi ve düşünmeye başladım. Zihnime şu soru takıldı: Biz insanlar, diğer canlılardan farklı olarak düşünebilme yetisiyle donatılmış olan yaratıklar, bilgiye neden kıymet veriyoruz?
Olaya evrimsel süreçten ve mağarada yaşayan atalarımızın bakış açısından bakacak olursak süphesiz ki bilgi bizleri bazı belalardan koruduğundan ve hayatını mevcut durumu içerisinde az öncekinden daha rahat yaşama imkanı sağladığından dolayı son derece kıymetli bir olgu haline gelmiştir. Örneğin bulutların gökyüzündeki renginin koyuya çaldığını, ve gökyüzünden daha önce çokça kez duyduğu tuhaf homurdanmaları fark eden birisi daha önceki deneyimlerinden yola çıkarak kısa bir süre sonra yağmur yağacağını ve eşyalarını, ateşini ve kendini korunaklı bir yere atmazsa kısa bir süre sonra ıslanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı çıkarımını yapabilir. Veya en eski zamanlarda bile hangi çeşitteki iki taşı birbirine çarpınca bir kıvılcım çıkacağını, bundan ateş elde edip gerek ısınacağını gerekse yemeklerini pişireceğini bilmek kıymetlidir. Bu bilgilere sahip kişilerin de yaşadıkları toplumda önem gördüklerini düşünmek sanırım çok hayalci bir fikir olmayacaktır. Bu tarz bilgilere tecrübeye dayalı, tecrübi bilgi denir. Üstelik tecrübeye dayalı bilgiler sadece bizde değil pek çok hayvanda bulunmaktadır. Yağmurdan, korunma refleksi de şüphesiz ki o ıslaklığın bizlere hastalık ve sıkıntı getirdiği tecrübesine dayalı olarak gelişen bir reflekstir. Bunu pek çok hayvanda da gözlemleyebiliriz. Veya insanlarla ortak bir şekilde yaşamaya alışmış olan kedi, köpek gibi hayvanlar insanlara hangi şekilde yaklaşırsa, nasıl bakarsa, nasıl oturursa yemekle ödüllendirileceğini fark etmiş ve karnını doyurmak için bu hareketleri yaparak yaşamayı deneyimlemişlerdir. Avını nasıl yakalayacağını kendi atalarından öğrenen hayvanların sahip oldukları bilgiler de tecrübeye dayalı bilgilere örnek olarak gösterilebilir. Bu da o hayvanların tecrübeye dayalı bilgileri neticesinde yaptıkları eylemlerdir. Bu bilgiler sayesinde karınlarını doyurur, hayatta kalır veya daha konforlu bir hayat yaşama imkanına sahip olurlar.
Peki ya bilmek neden son derece önemli bir olgu olarak insanlığın tarihi boyunca olagelmiştir?
Bilgi, insanın hayatta sahip olduğu en değerli varlıklardan biridir. Bilgi, bireyin dünya hakkında anlayışını derinleştirir, perspektifini genişletir ve yaşam kalitesini artırır. Düşünen insan düşünmeyenlere kıysala yaşadığını, hayata bir şeyler kattığını hisseder ve yaşamını bir anlam içerisinde geçirdiği duygusuyla huzurlu bir şekilde yaşar. Bilmenin insanlara kattığı değerler arasında öğrenme sürecindeki deneyimler, kişisel gelişim, toplumsal katkılar ve geleceğe olan hazırlık gibi önemli unsurlar bulunmaktadır.
İnsanlar bilgi edindikçe, dünya hakkında daha fazla şey öğrenirler ve bu da onların yaşam deneyimlerini zenginleştirir. Farklı kültürler, tarihî olaylar, sanat eserleri ve bilim dalları hakkında bilgi sahibi olmak, insanın dünya görüşünü genişletir ve çeşitli bakış açılarına açık olmasını sağlar. Bu da bireyin kendini daha iyi ifade etmesine, çevresiyle daha derin ilişkiler kurmasına ve yaşamdan daha fazla keyif almasına olanak tanır.
Bilgi ayrıca kişisel gelişim için de önemli bir araçtır. Yeni bilgiler öğrenmek, insanın zihinsel kapasitesini geliştirir, problem çözme becerilerini artırır ve yaratıcılığı teşvik eder. Ayrıca, bilgi insanın özgüvenini artırır ve kendini daha etkili bir şekilde ifade etmesini sağlar. Bu da bireyin kişisel ve mesleki başarısını olumlu yönde etkiler.

Bilgiye sahip olmak, topluma katkıda bulunmanın bir yolu olarak da görülebilir. Bilgi, insanları daha bilinçli ve sorumlu vatandaşlar haline getirir. Toplumsal sorunlara çözüm bulmada ve toplumun gelişimine katkıda bulunmada bilgi büyük önem taşır. Ayrıca, bilgi paylaşımı toplumun daha iyi bir gelecek için işbirliği yapmasını sağlar ve toplumsal dayanışmayı güçlendirir.
Geleceğe hazırlık açısından bakıldığında, bilgi insanları daha donanımlı hale getirir. Hızla değişen dünyada, bilgi teknolojik ve ekonomik gelişmelere ayak uydurmayı sağlar. Yenilikçi düşünme ve adaptasyon yetenekleri kazandırır. Ayrıca, bilgi insanların kariyer hedeflerine ulaşmalarını ve rekabetçi bir iş gücüne dahil olmalarını sağlar.
Sonuç olarak, bilgi insanlara birçok değerli şey katar. Öğrenme sürecindeki deneyimler, kişisel gelişim, toplumsal katkılar ve geleceğe hazırlık gibi faktörler, bilginin insan yaşamındaki önemini vurgular. Bu nedenle, bilgiye erişim ve öğrenmeyi teşvik etmek, bireylerin ve toplumların refahı için kritik bir öneme sahiptir.
Tecrübeye dayalı bilgilerin yanında bir de mantığa dayalı bilgiler mevcuttur. Bu da bizi hayvanlardan ayıran ve bilebildiğimiz evrende bizi diğer canlılardan eşsiz kılan özelliğimizdir. Yani tecrübeye dayalı evrende bir karşılığı olmayan, ancak ve ancak zihnimiz vesilesiyle kavrayabildiğimiz mantıksal yapılar bütünüdür. Sokrates’in bu önergesinde mantığa dayalı ilk bilginin örneğini görürüz. “Tüm insanlar ölümlü ise, Sokrates de bir insan ise, öyleyse Sokrates de bir ölümlüdür.” İnsanlar bu mantıksal düşünme yolculuğunda tümdengelim ve tümevarım yöntemlerini geliştirmişler ve mantıksal olarak derin yolculuklara çıkmışlardır.
Peki ya insanlar tarih boyunca neden mantıksal bilgiye kıymet vermişlerdir? Kıymet veren kişi ve toplumlar neden vermeyenlere göre sivrilmiştir?
İnsanlar tarih boyunca mantıksal bilgiye değer vermişlerdir. Çünkü mantık, insanın hayatta karşılaştığı sorunları çözme ve düşünme yeteneğini geliştirme konusunda temel bir araçtır. Mantıksal düşünme, bilgiyi analiz etme, çeşitli seçenekleri değerlendirme ve doğru sonuçlara ulaşma sürecini yönlendirir. Mantığa dayalı bir yaklaşım, insanların yaşam kalitesini artırır, daha etkili kararlar almalarını sağlar ve toplumsal gelişmeye katkıda bulunur.
Mantıksal bilgiye değer veren kişi ve toplumlar, problem çözme yeteneklerini güçlendirerek başarı elde etmişlerdir. Mantığa dayalı düşünme, bilim, felsefe, sanat ve teknolojinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Bilim insanları, mantıksal düşünme ilkelerini kullanarak yeni teoriler geliştirmiş, teknolojik yenilikler gerçekleştirmiş ve toplumsal ilerlemeye öncülük etmişlerdir. Bu da mantığı önemli bir değer haline getirmiştir.
Ayrıca, mantıksal bilgiye değer veren kişi ve toplumlar, iletişim ve işbirliği süreçlerinde avantaj elde etmişlerdir. Mantıksal düşünme becerileri, insanların fikirleri daha net bir şekilde ifade etmelerine ve tartışmalarda daha etkili bir şekilde savunmalarına yardımcı olur. Ayrıca, mantığa dayalı bir yaklaşım, çatışmaları çözme ve ortak çözümler bulma sürecini kolaylaştırır. Bu da bireylerin ve toplumların daha işbirlikçi ve barışçıl bir ortamda yaşamasını sağlar.
Mantıksal bilgiye kıymet vermeyen kişi ve toplumlar ise genellikle geri kalmış veya çatışma içinde olan yapılar olarak sivrilmemiştir. Mantıksız düşünme, yanlış kararlar alınmasına, iletişim sorunlarına ve toplumsal huzursuzluğa neden olabilir. Bu da kişilerin ve toplumların başarı ve refahını olumsuz yönde etkiler. Dolayısıyla, mantıksal bilgiye değer vermemek, kişi ve toplumların gelişimine engel olabilir ve sivrilmelerini zorlaştırabilir.
Sonuç olarak, mantıksal bilgiye değer vermenin insanlar ve toplumlar için önemli bir rol oynadığı açıktır. Mantıksal düşünme becerileri, problem çözme, iletişim ve işbirliği gibi hayati alanlarda insanların başarılı olmasını sağlar. Bu nedenle, mantıksal bilgiye değer vermek, bireylerin ve toplumların gelişimi için önemli bir öncelik olmalıdır.
Fakat vermiş olduğum tüm bu bilgileri bir kenara koyarsak, bunun ilk başta sorduğum soruya bir yanıt olmadığını hatırlatmak isterim. Sorum; insanlar neden bilmeye, bilene kıymet verir şekilde evrimleşmişiz?
Üzerinde durduğum ve sorduğum şey insanlıkta bu refleksin neden geliştiği ile alakalıydı. Esas kafamı kurcalayan şey buydu.
İlk başlarda bu sorunun yanıtını düşünürken şimdi geriye dönüp baktığımda yanlışlığından emin olduğum bir bakış açısı ile bu soruya cevap aradım. Bu bakış açısı ise şu anda içerisinde bulunduğumuz toplumun ve olduğumuz insan kişiliğinin en doğru ve mükemmel toplum ve kişilik olduğuydu. Bu şekilde düşündüğümde bu mükemmele yol açan şeyin ne olduğunu bir türlü yanıtlayamıyor ve işi bir bilene sorma ihtiyacı duyuyordum. Konuyla alakalı kişilerin fikirlerine başvurduğumda da tatmin edici bir yanıt alamıyordum. Felsefeye ucundan köşesinden biraz ilgili olduğuna inandığım ve fikirlerine kıymet verdiğim kişilere aklımı kemiren bu soruyu sorduğumda da tatmin edici bir yanıt alamıyordum. Konuyla alakalı yazılan makalelere göz attım. Yine de insanların düşünme refleksinin neden geliştiğiyle alakalı zihnimdeki soruyu yanıtlar nitelikte tatmin edici bir cevap alamadım. Dolayısıyla bu sorunun cevabını kendim aramalıydım.
Bu sorulara yanıt ararken düşünüş şeklimi değiştirmeyi deneyince fikirlerim daha bir netleşti. Çünkü sonradan durup düşündüğümde duruma bakış açımın son derece yanlış olduğunu fark ettiğimi itiraf etmeliyim. Bakış açımdaki çarpıklık şuydu: Tüm olan bitenileri olması gereken bir lineer çizgi olarak değerlendirmiştim. Tarihin bilinmeyen en eski zamanından bugüne kadar olan yolculuğu adım adım olması gereken mükemmel bir düzenin parçası olarak algılamıştım. Tüm paralel evrenlerde insanlar bu tarihte bugünkü mükemmellikte olmalı diye düşünmüştüm.
Oysa ki bu kaotik evrende gerek insanlık, gerekse insanlığın ortaya çıkmasında önemli rol oynayan insansı atalarımız bu şekilde evrimleştikleri için bizler mantıksal bilgiye kıymet veren varlıklar haline geldik. Bilgiye değer verdikçe hayatta kalma ihtimallerinin, kendi sınırlı yaşam standartlarının arttığının ayırdına varsalar da varmasalar da bu yol üzerinde yürüdükleri için bizler bilgiye kıymet veren toplumlar inşa ettik. Hayattaki kelebek etkilerine inanırım. Nasıl ki bir kelebeğin kanat çırpışı sonu gelmez ve durdurulamaz olayları tetikleyip sonunda kimsenin engel olamayacağı büyük bir kıyameti tetikliyorsa, insanların da mantıksal düşünmesinin arkasında bir iki basamaktan geriye doğru gitmemizin tarihsel bilgimiz anlamında imkansız olduğu birbirini tetikleyen olaylar dizisi yer alıyor.
Evrimsel süreçte tecrübeye veya mantığa dayalı bilgiye ve bu bilginin kaynakları olan kıymetli kimselere önem veren toplumlar, gereken(?) önemi vermeyen toplumların yanında sivrilmişler ve gereken(?) Önemi vermeyen toplumlar belli bir süre sonra kendilerini tarihin tozlu raflarındaki bir detay olarak yerlerini almışlardır. Burada her gerekmek eylemini kullandığımda soru işaret kullanmamın sebebi, gerekliliklerin ne kadar görece ve kişiye özgü olgular olduğudur. İnsanlar için gereklilik olan veya insanlar içinden herhangi biri için olmazsa olmaz bir gereklilik olan bir şeyin diğer canlılar ve belki de diğer insanların nazarında bir kıymeti olmayabilir. Bilmenin sağladığı avantajlar, belki o çağda bunun ayırdına varamamış insanlar tarafından sağlanmış olsa da nihayetinde bir gün bu bilgiler neticesinde fark yaratacığını anlayan insanlık, bilgiye kendi nazarlarında gereken kıymeti verir olmuşlardır. Belirli bir süre sonra da bilgiye gereken kıymeti veren ve vermeyen insanlar, toplumlar arasında boynu uzun olup yukarıdaki dallardan beslenip soyunu devam ettirebilen ve boyunun kısalığı sebebiyle yeteri kadar beslenemeyip, nihayetinde soyunu devam ettiremeyen zürafalar gibi bir korelasyon mevcuttur. Evrimsel süreç insanlar arasında bilgiye kıymet veren kimselerin lehine işlemiştir. Fakat evrimsel süreçte her şeyin olması gerektiği gibi olduğu fikrini özümsemeli ve bir doğru veya yanlışın olmadığını fark etmeliyiz. Çünkü böyle düşündüğümde bakış açımdaki yanlışlık sürece şu şekilde bakmamı engelliyordu: Tüm bu olan bitenin ardından bizler bu soruyu soruyorsak şüphesiz ki bu soruyu sorabilme kapasitesine sahip bir zihnimiz olduğu için bu soruyu sorabiliyoruz. Yani tıpkı mükemmel bir otomobile binmeyen birinin, mükemmel bir otomobile binme tecrübesi olmadığından dolayı, bu tecrübeye özlem ve hasret duyamayacağı gibi bizler de zihnimizin daha farklı olduğu koşullara öykünemeyiz. Kendi arabası dışında başka bir arabanın varlığından haberdar olmayan o kişi için nasıl ki arabası dünya üzerindeki en iyi arabaysa, farklı koşulların ne olabileceği hakkında fikre sahip olmayan bizler için de zihnimiz, bilgiye kıymet gösteren halimiz ve dünyayı algılayış biçimimiz, en harika düzeyinde. Çünkü diğer algılayış biçimlerinden, düşünce setlerinden bihaber şekilde yaşamak zorundayız. Dolayısıyla bu bakış açısının yanlışlığı “Bilgiye kıymet veren zihin yapımızı gelmiş geçmiş ve gelecek en mükemmel zihin yapısı olarak algılamak” ile ilgilidir. Bu düşünce yapısı son derece yanlıştır. Bigiye kıymet veren zihinler evrimsel süreçte hayatta kaldıkları için bilgiye kıymet vermek önemli olagelmiştir.
Bilgi son derece kıymetli bir olgudur. Bunun aksini iddia eden insana karşı bu fikri yanlışlamak adına bütün mücadelemizi veririz. Fakat demek istediğim şey bilginin kıymetli olarak algılanmasına vesile olan şey de bu kaotik evrenin sonsuz ihtimaller dizisinin neticesinde karşımıza bir “gerçeklik” olarak çıkan, diğerlerinden daha kıymetli ve kıymetsiz olmayan, sıradan, bir ihtimalden ibaret olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Ömürlerimiz boyunca en azından hayatımızı idame ettirebileceğimiz, sevdiklerimizle birlikte mutlu ve huzurlu vakit geçirebileceğimiz kadar para kazanmamız gerekiyor. Para da tıpkı mantıksal düşünmek gibi insanlar nazarında son derece kıymetli bir nesnedir. İnsanların, paranın yokluğunda çok yüksek sıkıntılarla mücadele etmesi gerekirken, onun varlığında refah içinde yaşayabilir. Fakat bildiğimiz tüm canlılar arasında, insanlar dışında, paraya kıymet veren, o kağıt parçasını elde edebilmek için gününün en iyi ihtimalle üçte birini, kişinin en kıymetli hazinesi olan zamanını kiralayan başka bir canlı yoktur. Dolayısıyla tıpkı para gibi bilmenin de, bilmek arzusunun da insanlar dışında başka canlılar tarafından kıymet görmemesi, onu kıymetsiz bir şey yapmayacağı gibi, biz insanları bir sonraki aşamaya götürdükleri bir gerçektir. Bilebilmek, mantıksal düşünebilmek sayesinde arabalarımızı, kıyafetlerimizi, bilgisayarlarımızı, cep telefonlarımızı icat ettik. Bildiklerimizi, öğrendiklerimizi diğer insanlara yayma isteğiyle matbaa makinelerini icat edip insanlara kitaplarla bilgi vermeyi amaçladık. Bu sayede düşünen insanların sayısını artırmayı, gelişim hızımızı ivmelendirmeyi hedefledik. Faydaları doğrultusunda kullanılırsa insanlığın hayatını son derece kolaylaştıran sayısız makineler icat ettik. Bunların hepsini de mantıksal düşünebilme becerisine borçluyuz. Geldiğimiz noktada içerisinde yaşadığımız dünyanı algılama arzusu son derece kıymetli bir istektir. Fakat bizlerin bunu kıymetli olarak değerlendirmesi neticesinde bu arzu kıymetli hale gelmiştir.
Yani sözün özü biz insanlar düşünmeyi, algılamayı, bilmeyi öğrendiğimiz için, yaşadığımız hayatlar dışında hayatlar kurgulamayı, bu kurgular ile zihnimizin sınırlarını zorlama isteğinde olduğumuz için, bilmeye, mantıksal düşünmeye kıymet verir şekilde gelişmişiz. Bu olgulara kıymet veren atalarımız vermeyenlere oranla daha çok hayatta kalmışlar ve bizler tam olarak o kimselerin torunları olduğumuz için bu şekilde düşünmekteyiz. Bilebildiğimiz diğer canlıların hiçbirinde var olmayan özelliklerle donatıldık. Beynimizin vücudumuza olan kütlesinin oranı, diğer canlılar ile mukayese edilemeyecek biçimde farklılık gösteriyor. Dolayısıyla dünyayı algılayış biçimlerimiz, fikirlerimiz bilebildiğimiz diğer canlıların tahayyül edemeyeceği kadar eşsiz bir noktada.
Kenarda köşede bir yerlerdeki bir kemik parçasının insan için hiç bir kıymeti yokken bir köpek veya kedi için kıymetli bir nesneyse, veya kendimizi bir yaylaya bıraktığımızda bir inek gibi ağzımız sulanmıyorsa; bu o olguların bizim için kıymetsiz olduğunu gösterir. Ama bizim gözümüzde herhangi bir önemi olmayan tüm bu nesnelerin onların nazarındaki kıymetinden bir şey götürmez. Bizim dışımızda hiç bir canlının vermediği kıymeti verdiğimiz bilgi de bizler için, türdaşlarımız için hayati derecede kıymetli bir olgudur. Soruya baştaki yanlış bakış açım diğer tüm canlılar hatta cansızlar için bilmenin ne kadar kıymetli olduğuyla alakalıydı. Oysa ki dünyayı bir insanın algılayışı ile kavradığımdan dolayı düşüncelerim de bir insanın bakış açısından farklılaşamaz. Bir inek gibi, bir kedi veya köpek gibi düşünmeyi algılayamam. Onların hareketleri ile ne istediklerini neyi amaçladıklarını bilebilirim ama hayatımda deneyimlediğim ve deneyimleyebileceğim tek vücut şu anda içinde var olduğum, belki de bir anlamda içine hapsolduğum bu insan vücudu. Dolayısıyla ömrümün sonuna kadar insana özgü olan şeyler düşünüp, insana özgü olan şeyler üreteceğim. Değer yargılarım bir insanın değer yargıları olacak. Güldüğüm, üzüldüğüm, haz aldığım, mutlu olduğum, kızdığım şeyler bir insanın hissettikleri neticesinde verdikleri tepkiler olacak. Türdeşlerimle çok benzer düşünce yapısına sahip olmaktan hiçbir zaman kaçamayacağım. İnsan gibi yaşayıp insan gibi öleceğim.
Doğada, insanlıktan, toplumdan en uzak kaldığım anlarda, insanlığın varoluşundan itibaren diğer canlılardan farklılaşmasına vesile olan şeyler hakkında kendimi düşünürken buluyorum. Bu yalnızlık içerisinde içimde, en derinlerimde bulunan fikirlere projeksiyon tutma imkanı buluyorum. Gündelik yaşamın bütün o debdebesi ve sorumluluklarından bir parça uzaklaşma imkanı bulduğumda kendimin en kıymetli düşüncelerimi hissediyorum. Böyle gelmiş böyle gider diye teslimiyetçi bir bakış açısını bir kenara bırakarak neyin neden böyle olageldiği konusunda fikirler üretiyor ve yaşadığımı hissediyorum.
Fikirlerimle çıktığım bu yolculuklar neticesinde özümsediklerimi kaleme alıp onları aktarmaya çalışıyorum. Bir insan gibi, bir insana yaraşır şekilde bildiklerimi veya bildiğimi zannettiklerimi çevremedekile istifade etmeleri amacıyla sunuyorum. Düşündüklerimin yanlışlığını fark edince o fikrin kölesi olmaktansa fikirleri kölem yapmaya ve kendime yeni perspektifler katmaya gayret gösteriyorum. Tüm bu fikirsel yolculuklar neticesinde ne olur bilinmez ama bu şekilde yaşamayı, varlığı hissetmeyi çok seviyorum. Kesinlikle düşünürken, yazarken, çizerken ve tasarlarken mutlu olduğum işi yapıyorum.
Doğanın; insanlardan, yaşadığım toplumdan uzaklaşmanın ve uzaktan baktıkça netlik kazanan fikirlerime bakıyor, üzerine düşünüyorum. Bana sağladığı tüm bu netliğe, fikirlerime erişebilmeme imkan sağlamasına büyük bir minnet duyuyorum. Bir sonraki kavuşmamızı kendi fikirlerimle buluşabilme imkanını dört gözle bekliyorum.
메타데이터
- post_id
- 68c48b4b0b2f
- slug
- bilme-arzusu-üzerine-68c48b4b0b2f
- url
- https://medium.com/@ahtctn/bilme-arzusu-%C3%BCzerine-68c48b4b0b2f
- canonical_url
- https://medium.com/@ahtctn/bilme-arzusu-%C3%BCzerine-68c48b4b0b2f
- author_url
- https://medium.com/@ahtctn
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-22 17:23:21