← Back to list

Bir Entelin Doğuşu

Entel: Entelektüel olmaya özenen ancak bunun için gerekli olan niteliği kazanmamış (kimse)(TDK,2026).

Büşra Ergül in Türkiye Yayını · 2026-02-09 06:09 · 481 claps · 5.5 min read paywalled
#türkçe #hayat #hikaye #entelektüel #medium-turkiye
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🧘 · Spirituality

Bir Entelin Doğuşu

Entel: Entelektüel olmaya özenen ancak bunun için gerekli olan niteliği kazanmamış (kimse)(TDK,2026).

Yazımın tamamını okumak için buraya tıkla.

Başlamasına bir dakika vardı. Omuzları çökük bir hâlde sandalyenin ucunda oturdu. Ahşap masasındaki laptopunu açtı. WhatsApp'tan atılan Zoom görüşmesi linkine tıkladı. Kalbinin atışlarını nefesinde hissediyor, nefes alması güçleşiyordu. Vücudunda ıslaklık vardı. Koltuk altlarından ve ellerinden geliyordu. Katılacağı ilk görüşme olmamasına rağmen çok heyecanlıydı. Karşısında film kulübü ekibi vardı. Bu sefer iki konuk da (A Hanım, B Bey) vardı. Kendisi ve iki konuk dahil 7 kişiydiler. İki konuk yıllarca görüntü yönetmenliği alanında çalışmış, kısa film ödülleri kazanmış, deneyimli (profesyonel) kişilerdi. Kulüpçe belirlenen film hakkında sohbet edilecekti. Kendisi filmi izlemiş olsa da, filmi izlerkenki hissettiği duyguları ve düşünceleri anlatmanın ne önemi vardı? Hele ki o iki konuk varken. Çok fazla yerli ve yabancı film izlememişse, filmler hakkında okumaları yoksa, filmlerle ilgili sorgulamalara girmemişse, film sektöründe çalışmamışsa ne katkısı olacaktı ki?

ChatGPT’den…Tam O’nu yansıtmış. O da böyle ağzı açık dinliyor kulüptekileri :)

ChatGPT’den…Tam O’nu yansıtmış. O da böyle ağzı açık dinliyor kulüptekileri :)

Görüşmenin moderatörü, "Arkadaşlar, hepiniz hoşgeldiniz! Bomba gibi, fişek gibi, zıpkın gibi geceyle beraberiz..." diyerek sohbete giriş yaptı. Konuklar söyleyeceklerini söyledikten sonra moderatör, ekipten ilk O’na film hakkındaki düşüncelerini sordu. Kendisine soru yöneltilmesi karşısında O afalladı: "Iıııı...Eee...Şeeyy...Ya ben...A Hanım gibi düşünmedim. Filmin müzikal olması daha çok hoşuma gitti. Gerçeklikten kopardığını düşündürmedi. Renklerin kullanımı güzeldi, hoşuma gitti. Beni daha diri tuttu. Klasik aşk filmi değildi. Sonu mutlu olmaması güzeldi. "

O, bunları söyledikten sonra içsel düşünceleri : 'Yani şimdi ne demiş oldun? Güzeldi müzeldi. İnsan filmdeki detaylara dikkat eder. Mesela: Neden mor rengi kullanılmış, bi bahseder. Ya da görüşmeye gelmeden önce filmle ilgili araştırma yapar. Cık cık. Ayıp ya ayıp. A Hanım, B Bey var. ' Huzursuz oldu. Konuştuğuna bin pişmandı.

İlerleyen dakikalarda kendisinden sonra ekibindeki diğer arkadaşları konuştu. Onlar da teknik detaya inmemişlerdi. Onlar da, "film güzeldi, beğendim ya da beğenmedim" dediler. Hatta birisi filmdeki müzikleri Spotify’dan dinlediğini söyledi. O anda aklına başka herhangi bir şey gelmediğinde konuşmalarını bitirdiler. Fakat daha sonrasında birisi bir şey söylediğinde, o söylenilenle başkası da aklına bir şey geldiğinde çekinmeden uzun uzun ifade etti. A Hanım ve B Bey olmasına rağmen.

Onların da konuştuklarını görünce "Al işte n’oldu? Değdi mi kendini üzdüğüne, kendini huzursuz ettiğine? " dedi kendi kendine. Huzursuzluğu da pişmanlığı da kaybolmuştu. Bu sayede ilerleyen dakikalarda iki konuğa ve kültür-sanat birikiminin azlığına rağmen O da rahatça konuşabilmişti. Tıpkı kulübün diğer görüşmelerinde olduğu gibi. Rahatça konuşabilmesinde moderatörünün payı büyüktü. Çünkü moderatör önceliği tanısa da profesyoneller diye o iki konuğa fazladan söz hakkı vermemişti. Hatta şaşırmıştı fazladan söz hakkı vermemesine.

O'nun zihni geçmişe uzanmıştı. O, lisedeyken bir gün bir şair okula konuk olarak gelmişti. Bunun üzerine edebiyat öğretmeni şaire sorması gereken soruları hazırlamıştı. Sonrasında edebiyat öğretmeni şaire sorması gereken soruları O'na vermişti. Ne de olsa O liseliydi, şaire ne soracağına bilemezdi. Şaire soru sorsa ayıp olacaktı. Sonuçta şair onca işini gücünü bırakıp okula gelmişti. Liseli O'nun edebiyat öğretmeni kadar edebiyat bilgi birikimi yoktu. Şaire soru sormaya hakkı yoktu. Sadece edebiyat öğretmeninin sormaya hakkı vardı.

Elbette A Hanım’ın ve B Bey’in mütevazılıkları yadsınamazdı. Görüntü yönetmenliği eğitimini almış, yıllarca sektörde çalışmış. Film sektörüne hâkimdiler. Filmlerle ilgili en çok konuşması gerekenler onlar iken söz hakkının çok fazla verilmemesine içerlenmediler. Kendi egolarından sıyrılmaları şaşılacak şeydi. Zoom görüşmesinde epeyce kaldılar. Hatta uygun zamanlarında yine katılmak istediklerini söylediler.

Üçüncü tekil şahısla anlattığım hikâyemsideki "O" kahramanı benim. Birebir aynısını yaşamadım, çokça uydurma var. Konu bütünlüğünü sağlamak için böyle yapmak durumunda kaldım. Fakat gerçeklik payı var. Anlattıklarım yaşayabileceğim şeyler çünkü.

Bilgilerle tanışmam okul yıllarında başladı. Öğretmenler vesilesiyle okumayı ve yazmayı öğrendim. Ama yıllar boyunca bilgileri sadece yazdım, ezberledim, sınavda puan aldım, mezun oldum ve okul hayatım bitti. Ya sonrası? Sonrasında birtakım bilgiler beynimde yüklense de, içimdeki var oluşsal problemlerimle baş edemedim. Onunla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Baş edebilmek için kişisel gelişim ve psikoloji kitaplarını bolca okudum. Videolar izledim. Belirli noktada iyi gelir gibi oldu. Ama içimdeki sıkışmışlığı yok etmeye yetmedi. Çünkü var oluşsal problemlerimin çözümü okul vasıtasıyla ilişkilendirdiğim (psikolojik) bilgilere değil, insan ilişkilerine dayanıyordu. Yıllar sonra anladım. Çekingen yapım nedeniyle yıllarca sosyalleşmekten kaçtım. Ne zaman kafası zehir gibi çalışan, genel kültürlü insanları görsem yaklaş(a)mazdım. Korkardım onlardan. Çünkü onların konuşacak çok şeyi vardı. Üstelik roman da okuyorlardı. Romanlar benim travmam. İlkokuldayken öğretmen hikâye kitaplarının özetini çıkarıp anlatmamızı isterdi. Anlatamazsak dayak yerdik. Roman okusam 'yazılanlar aklımda kalmıyor' korkuları... O korkuları yaşamaktansa okumayayım daha iyi. Romanlardan da kaçtım anlayacağın. O yüzden romanlar hakkında da bilgim yok. Eee?... Benim kendimden başka konuşacak bir şeyim yok. Zaten çekingen de biriyim. Konuşsam ne yazar, beni dinlemezler zaten. Yıllarca konuş(a)masam da, roman okumasam da, romanlardan ve insanlardan kaçsam da içimden geldiği gibi habire günlük yazdım. Nasıl olsa okuyan kimse yok, yazdım yazabildiğim kadar.

Evlendim, çocuğum oldu. Fırtınaya yakalandım. Duygularımda boğuldum. Fırsat buldukça yazdım. Ya yazıyorsun da sorunların mı çözülüyor? Sen evlisin, günlük yazmak da neymiş? Ergence şeyler... Senin evdeki işlerle ve çocuğunla ilgilenmen gerekir, başka işin yok mu? Dediler. Varlığımı en rahatça hissettiğim yer yazmak. Sarılıyorum ona sımsıkı. Ana kucağı gibi. Ruhuma iyi geliyor. Bilen bilir. Ev işlerinden sorumluyum ama ev hanımıyım diye yazmaya hakkım yok mu benim? Karadeniz inadı var bende. O şeye sıkıca tutundum mu bırakmam, kim ne derse desin, umursamam yaparım. Ben de yazmaya devam ettim.

Her nasılsa şansıma Medium'u keşfettim. Medium'da yazmaya başladım. Bu sefer de dediler ki: Yazılarının iyi olmasından değil, Medium'da herkes birbirini tutuyor, ondan yazılarına beğeni ve yorum geliyor. Ayrıca bu kadar çok kendini anlatman doğru değil, yazacaksan kitaplar veya filmler hakkında yaz.

Ya arkadaşım, zaten bilgim olsa kitaplar ve filmler hakkında yazardım. Belli ki yazamıyorum, zaten yazmak da istemiyorum. Burası bilimsel makalelerin sunulduğu alan değil. Yazan yazıyor. İstediği gibi. Ben de kendimi anlatmak istiyorum. N'olmuş yani? Ahlak kurallarına aykırı mı? Yazdıklarım mükemmel değil. Kabul. Buna rağmen, yazdıklarımı genel kültürü yüksek insanlar da okudu. Okuyup uzun uzadıya, düşündürücü yorumlar da yaptılar. Emek verdiler. Kendi yazılarının beğenileri için yazılarımı okusa "yazınız güzel, beğendim" diyip geçerlerdi.

O küçümsedikleri basit günlük tadında Medium'da yazmaktan, Medium Türkiye Yayını ve İlkgüz ekibiyle tanışmaya; kitap kulübüne katılmaktan kurgu yazmaya, oradan da film kulübüne katılmaya vardırdım işi. Hatta yüz yüze görüşmediğim, internetten ekip vasıtasıyla tanıştığım insanlardan üçüne ayrı ayrı en az 2 sayfalık mektup bile yazdım. Bana da o ekipten mektuplar geldi. Bir ömür boyu saklayacağım. Nereden nereye? Vay canına...

Şu anda ben: Aklımda kalmayacak korkusuyla geçmişte okumaktan kaçtığım romanları okuyorum. Okumakla kalmayıp roman hakkında rahatça sohbet edebiliyorum. Geçmişte kendimden üstte gördüğüm, Tanrılaştırdığım genel kültürlü insanlarla. Hatta kimi zaman onları bile düşündürecek sorular bile sorabiliyorum. Romanlardan kendimle ilişki kurabiliyorum. Romanlardan kendime bir dünya, bir hikâye yaratabiliyorum. "Kitaplar insanın en iyi dostudur" lafının ne demek olduğunu anlıyor, yaşıyorum. Düşüncelerim, kelimelerim, cümlelerim büyüyor ve olgunlaşmaya doğru gidiyor. Daha önce benim yazılarımı okuduysan fark etmişsindir.

Şu anda ben: Film kulübü aracılığıyla film görüntü yönetmeniyle aynı masada (Zoom'da da olsa) oturabiliyorum. Ya ben kim? Görüntü yönetmeniyle aynı masada oturmak kim? Benim film birikimim sıfır ya sıfır. Nornalde ne işim var? Film sektöründe stajyer bile değilim. Ama buna rağmen internetin ve o sevgili ekibin gücüyle birikimi yüksek olan birinin karşısına da çıkmaya hakkımın olduğunu gösterdiler.

Sandığım gibi, sanatsal faaliyetleri (kurgu yazmak, roman okumak gibi) yapabilmek için, denemek için, ilgilenmek için belirli bir birikime, belirli bir sınıfa ait olmaya gerek yokmuş. İstediğim takdirde bir yerden başlarım, öğrene öğrene ilerlerim zaten. Ayrıca sanatsal faaliyetlerde mesele birikimden ziyade hissetmek, yaşamak, keyif almak. Karınca misali o faaliyetlerle ilgilenmek, o ekiple sohbet etmek benim ruhuma, benim benliğime çok iyi geliyor.

Şu anda benim yaptıklarıma ve yaşadıklarıma baksana!... Evde çocukla ilgilenip fiziksel olarak çok fazla uzaklara gitmememe rağmen. Az buz şeyler mi? Medium’da yazmaya başlamasaydım bunların hiçbirisini yapamayacaktım.

Şu sıralar Medium’da yazmıyordum. Bazen ara vermek lazım. Ama başka yerlerde, telefonda, İnstagram’da yazmaya devam ediyorum. Yazmayı bırakmadım yani. Diğer taraftan, KPSS’ye hazırlanıyorum. KPSS genel kültürde tarih, coğrafya, vatandaşlık çalışıyorum. Sınav vesilesiyle hayatımdaki sıfır genel kültürümün temellerini atıyorum. Algılarımı genişletmeye çalışıyorum. Yavaş yavaş aynı konular etrafında burada seninle sohbet etmekten kurtaracağım kendimi. Az kaldı. Hissediyorum…

Anlayacağın "entel"im. TDK sözlüğünde tanımlandığı gibi, entelektüel olmak için gerekli niteliklere yüzde yüz sahip değilim. Dünyanın bunca kötülüğüne karşılık yapmam, öğrenmem, okumam gereken daha çok şey var. Başkalarına göre çok gerideyim. Biliyorum. Fakat şu an gücümün yetebildiği kadarını yapabiliyorum. Aşırı tembelliğe kaçmamaya özen gösteriyorum. Kendimi aşırı hırpalamanın ne kendime ne de kimseye faydası var. Ama entelektüel olmaya özeniyorum. Hatta gönülden arzuluyorum da...Burası kesin! Yoksa Medium için, kulüpler için ve KPSS için neden bu kadar çok çaba göstereyim? Gider sabahtan akşama kadar AVM gezer, gün oturmalarına katılır, İnstagram reelslerde, TV kadın programlarında ve dizilerde gezinip dururdum. En azından bunların hiçbirisini yapmıyorum. Bu da bir şeydir.

Niyetim entellikten entelektüelliğe (aydınlığa)...Ömrüm yeterse...Allah nasip ederse....


메타데이터
post_id
6aefb305e11e
slug
bir-entelin-doğuşu-6aefb305e11e
url
https://mediumturkiye.com/bir-entelin-do%C4%9Fu%C5%9Fu-6aefb305e11e
canonical_url
https://mediumturkiye.com/bir-entelin-do%C4%9Fu%C5%9Fu-6aefb305e11e
author_url
https://medium.com/@busraboran61
status
ok
fetched_at
2026-07-08 19:15:55